Camın Tarihi


Bronz Çağ

Cam yapımı, büyük olasılıkla M.Ö 3. bin sonlarına doğru Bronz Çağ'da keşfedilmiştir. Arkeolojik kanıtlar, bu keşfin Mezopotamya'da meydana gelmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Bu keşif, hiç şüphesiz, yöre boncuklarında, duvar fayanslarında, seramiklerde ve diğer nesnelerde kullanılmış cam gibi sır üretimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu en erken dönemde cam, yarı değerli ve değerli taşlara alternatif olarak üretilmiştir. Bu nedenle, hemen hemen tüm erken dönem camları şaffaf değildir ve oldukça parlak renklerde üretilmişleridir. Cam her ne kadar bu dönemde silindir mühür, çubuk, bazı küçük objelerin üretiminde ve kakma olarak kullanılmışsa da, en çok boncuk üretiminde kullanılmıştır. Tüm erken dönem boyunca, cam soğukken işlenmiş ve taşçılar tarafından kullanılan tekniklerle kesilmiştir.

Camdan yapılmış kaplara ilk olarak MÖ 16. yüzyıl sonlarına doğru rastlanılır. Her ne kadar, tarihlendirilebilir en erken örnek bugünkü Türkiye - Suriye sınırı yakınlarındaki Amik Ovasında yer alan Atchana (antik Alalakh) yerleşiminde bulunmuşsa da, buluntuların dağılımı en erken cam kapların kuzey Mezopotamya'da Mitanni Krallığı sınırları içerisinde üretilmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kapların hemen hemen hepsi aynı şekilde iç kalıplama yöntemiyle küçük şişe, bardak ve kadeh olarak üretilmiştir. Camın sıcakken işlenmesini gerektiren kap üretimi, cam teknelojisi için oldukça önemli bir aşamadır. Kaplar arasındaki yakın benzerlikler, bunların olasılıkla birbiriyle yakın temas halinde bulunan birkaç merkezde üretilmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Atölyeler çoğunlukla büyük yerleşim merkezlerinde veya cam üreticilerini himaye eden hükümdarların veya dini liderlerin yaşadığı merkezlerde kurulmuşlardır. MÖ 16. yüzyıl sonları ile, 14. yüzyıl arasında üretilmiş kapların biçimleri arasında oldukça az değişiklik vardır. Bu durum camın Geç Bronz Çağ toplumunda oynadığı dini ve geleneksel rolün bir göstergesi olarak ele alınabilir. İç kalıplama yöntemiyle üretilmiş ilk kaplardan çok kısa bir süre sonra, cam üreticileri mozaik camdan bardak, kase ve plaka üretmek üzere ayrı bir kalıplama yöntemi geliştirmişlerdir.

İç kalıplama yönteminde olduğu gibi, mozaik kalıplama yöntemi de Kuzey Mezopotamya'nın Hurrilerle ilişkili bölgelerinde kullanılmıştır. Cam kaplara ek olarak boncuk, mühür, sallantılı süs eşyaları, mücevher, mobilya kakması ve hatta küçük figürinlerin olmak üzere birçok değişek nesne üretilmiştir.

Mezopotamya'da üretilmiş cam eserler ve yapım teknikleri, çok kısa bir süre içerisinde Geç Bronz Çağ medeniyetini oluşturan diğer merkezlere ihraç edimiştir. Bu merkezler içinde en önemlisi Mısır'dır. Her ne kadar Mısır cam endüstrisini faaliyete geçiren ilk güç dışarıdan gelmişse de, yerli zanaatkârlar kısa bir süre içerisinde kendilerine özgü cam eşya tiplerini geliştrimişlerdir. Bu endüstri tam olgunluğa MÖ 14. yüzyılın ilk yarısında firavun III. Amenhotep'in himayesinde erişmiştir. Bu döneme ait arkeolojik bulgular geniş ölçekli bir üretime, yüksek bir teknolojiye ve yerleşik atölyelere sahip olduğunu göstermektedir. Mısırlılar ağır ve korkusuz bir madde olarak camın doğal özelliklerinin tamamen farkındaydılar. Bu nedenle çoğunlukla yassı şişeler, sürahiler, amphoriskoslar, kavanozlar ve rastık koymaya yarayan tüpler gibi küçük ve kapalı kaplar ürtemişlerdir. Tüm bu kaplarda, Mısır'ın seramik, fayans ve sert çömlek kaplarının geleneksel formları örnek alınmıştır. Bu kaplar kokulu yağların, vücut merhemlerinin ve kıymetli tütsülerin korunması amacıyla kullanıldığı gibi, kozmetik ve ilaç muhafazası gibi gündelik amaçlarla da kullanılmışlardır. Mısır cam endüstrisi kaplara ek olarak, mobilya, cenaze eşyaları, kutsal yerler ve büyük mimari birimlerin dekorasyonu amacıyla, çoğunlukla opak renklerde olmak üzere kakmalar ve çeşitli cam nesneler üretmiştir.

Geç Bronz Çağ boyunca Doğu Akdeniz'in diğer bölgelerinde gerçekleştirilmiş olan cam eşya üretimiyle ilgili kanıtlardan henüz kesin bir sonuç çıkarılamamıştır. Suriyeliler ve Kıbrıslılar, Mısır'da üretilmiş olan eşya tiplerine çok benzeyen eşyalar üretmemiş olsalar bile, ham camın üretiminde ve külçe cam ve bitirilmiş eşya ticaretinde aktif bir rol oynadıkları tahmin edilmektedir.

Diğer taraftan Miken Döneminde Yunanlıların, başlıca ürünü kalıpta şekillendirilmiş aplikeler olan, yerli bir cam endüstrisine sapih oldukları kesindir.

Demir Çağ

MÖ 11. yüzyılda Akdeniz'in doğu ve Asya'nın batı bölgeleri karanlık bir dönemin etkisi altına girmiştir. Bu dönemde, ulaşılmış olan medeniyet seviyesinde ve refahda çok önemli bir düşüş gözlenmiştir. Bunun sonucu olarak ticarette gözlenen düşüş cam endüstrisini de oldukça etkilemiştir. Geç Bronz Çğ'ın önemli İmparatorluklarının yıkılmasından sonra, hem Mezopotamya'daki hem de Mısır'daki cam üretimlerinde uzun bir duraklama olmuştur. Elimizde Erken Demir Çağ'da cam üretimini kanıtlayan kesin kanıtlar bulunmamaktadır. Arkeolojik kayıtlardan tamamiyle silinmemiş olmakla birlikte, MÖ 12. ve 8. yüzyıllar arasında cama oldukça seyrek rastlanılmaktadır. Fakat bu hiçbir zaman camın bu dönemde bilinmediği anlamına gelmemektedir. Hem çivi yazısı ile yazılmış Orta Babil Dönemi tabletlerinde, hem de Asur Niniveh tabletlerinde konuyla ilgili bilgilere rastlanılmaktadır. Bu metinlerin, arkeolojik kayıtlarda gözlenen dört asırlık boşluğu doldurduğu varsayılmaktadır. MÖ 9. yüzyıl sonlarında tahrip edilmiş Hasunlu Kalesi'nde bulunan mozaik camdan yapılmış kırık bardakların da gösterdiği gibi, bu dönemde de cam eserler nesilden nesile intikal eden değerli eşyalar olarak saklanmışlardır.

Cam üretiminin yeniden ortaya çıkmasıyla birlikte, birçok değişik formda, değişik amaçlar için ve değişik tekniklerle üretilmiş cam eser ortaya çıkmıştır. Bununla beraber günümüzde Mezopotamya'da veya Batı Asya'nın diğer bölgelerinde kurulmuş cam atölyelerinin varlığını ortaya koyan çok az delil vardır. Nimrud Sarayının kuzeybatısında türkuvaz renkli, opak ve segmental (tepesi düz, tabanı dışbükey olan yuvarlak külçe) bir cam külçesi bulunmuş ve MÖ 7. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Fakat, yine Nimrud'da bulunmuş kırmızı, opak cam parçaları büyük olasılıkla Akamenid Dönem'den daha öncesine ait degildir.

Camın ilk defa büyük ölçekte kullanılması Fenike'de MÖ 1. binde fildişinden yapılmış eşyalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Cam, fildişi üzerine kakma yöntemiyle işlenmiş ve dekoratif amaçlarla kullanılmış çeşitli figürlerin ve çiçek desenlerinin detaylarını vurgulayabilmek ve fildişine çok renkli bir görünüm vermek amacıyla kullanılmıştır. MÖ 8. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmiş olup bu camlar, hem tek renkli, hem de mozaik cam kakmalardan oluşmaktadırlar. Fildişleri üzerine işlenmiş tek renk cam kakmaların fildişi ustaları tarafından mozaik camların ise belli bir beceri ve eğitim gerektirdiği için cam ustaları tarafından üretilmiş oldukları önerilmiştir. Ancak, tek renkli cam kakmalar ile mozaik cam kakmaların Fenikeli ustalarca yöresel imkanlarla mı, yoksa hammadde veya işlenmiş olarak dışarıdan ithal edilmiş camdan mı yapıldıkları henüz kesinlik kazanmamıştır.

Camın fildişi üzerinden kakma olarak kullanılmasından kısa bir süre sonra, cam kapların tekrar üretilmeye başlandığı görülmektedir. Bu yeniden başlama, Mezopotamya'da Geç Bronz Çağ boyunca kullanılmış olan iç kalıplama yönteminin tekrar canlanmasıyla MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelmiştir. İç kalıplama yöntemiyle biçimlendirilmiş olan kapların, aşağıda anlatılacak olan kalıplama yöntemiyle ve kesilerek biçimlendirilmiş kaplar değerli olmadığı, bunlara krallığa ait yerleşim birimleriyle ilgili mekanlardan çok, özel mezarlarda rastlanılmasından anlaşılmaktadır. Bu kaplar MÖ 7. yüzyılda İran'a ihraç edilmişlerdir. Susa'da yerel Geç Elam endüstrisi tarafından üretilmiş olan sayısız kap ise, Mezopotamya'da üretilmiş olan kapların gerçek birer kopyasıdır.

İç kalıplama yöntemiyle üretilmiş diğer kaplar ise, Urartu yerleşim birimi Karmir Blur'da ve Suriye ve Filistin'de bulunmuşlardır. İç kalıplama yöntemiyle üretilmiş önemli miktarda alabastronlar ise Rodos'da bulunmuştur. Bu kapların Mezopotamya'da üretilip, daha sonra Rodos'a ihraç edilmiş olmaları mümkün olduğu gibi, Rodos'a göç etmiş Mezopotamyalı ustalar tarafından üretilmiş olmaları da olasıdır. Fakat, her durumda Rodos MÖ 6. yüzyıl ortalarında iç kalıplama yöntemiyle cam kaplar üreten önemli bir merkez haline gelmiştir. Daha sonra bu zanaat Akdeniz ve Karadeniz bölgelerine büyük olasılıkla buradan yayılmıştır.

Şimdiye kadar incelenmiş olan Demir Çağa ait kaplar arasında gerek teknik, gerek dekorasyon ve gerekse gerçek değer açısından en ilginç grubu kalıplama yöntemiyle üretilmiş ve kesilmiş kaplar oluşturmaktadır. Bunlar Bronz Çağ kaplarında hem görünüş, hem teknik açıdan belirgin bir açıdan belirgin bir şekilde ayrılırlar. Bu kaplar kalıplama yöntemiyle ve en çok da balmumundan yapılmış veya balmumu sürülmüş tek parça bir dış kalıba üretilmiş camın dökülmesi anlamına gelen "lost - wax" tekniği ile şekillendirilmişler, daha sonra taş üreticileri tarafından kullanılan, taşlama, kesme delme ve cilalama yöntemleriyle bitirilmişlerdir. Kıymetli metallerden ve taştan yapılmış olan kaplar, hem biçim hem süsleme teknikleri açısından bu eserlere örnek teşkil etmişlerdir. Daha erken dönemlerde yapılmış olan cam eserlerden farklı olarak, Demir Çağ eserleri çoğunlukla renksiz veya açık yeşil, şeffaf cam olmak üzere tek renk olarak çalışılmıştır. Bu dönemde cam üreticilerinin kaya kristali veya yarı değerli diğer şeffaf taşları taklit ettikleri anlaşılmaktadır. MÖ 2. binyılda ustaların dikkatini çekmiş olan lapis veya türkuvaz gibi mat taşlara önem verilmemiştir. Bu dönemde şeffaf cam üretiminin tercih edilmesini, ustaların camın şeffaf ve gözeneksiz olması gibi özel niteliklerini farketmiş olmalarına bağlayabiliriz.

Kalıplama yöntemiyle üretilmiş en önemli ve en kalabalık buluntu grubu Nimrud'da bulunan Asur saraylarından ele geçirilmiştir. Her ne kadar, Nimrud parçalarının büyük bir kısmı MÖ 612 yılında meydana gelmiş tahribatın döküntü tabakasından bulunmuşlarsa da, Sargon Vazosu MÖ 715 yılının, kalıplama yoluyla üretilmiş ve kesilmiş cam kapların başlangıç yılı olarak kabul edilmesi için terminus ante quem sağlamaktadır. Düz kaselere ek olarak, çark ile dekora edilmiş oldukça nadide parçalara da rastlanılmaktadır. Kakma yöntemiyle süslenmiş, boyalı bir kaseye ait iki parça ise, bir başka kaseye kanıt oluşturmaktadır. "Lost - wax" kalıplama yöntemi ile kesme, boyama ve mozaik cam kakma yöntemlerinin birarada kullanıldığı bu iki parça, cam üreticilerinin o dönemde erişmiş oldukları mükemmel ustalık derecesini göstermektedir. Bu parçaların yanı sıra Filistin Megido'da bu derecede de mükemmel işçiliğe sahip olmasalar da, birkaç cam kozmetik paleti bulunmuştur. Bunlar bu bölgede oldukça yaygın olarak kullanılan taş paletlerin ki, bu taş paletlerden yalnız Megido'da 35 adet bulunmuştur, çok yakın benzerleridir. Diğer taraftan MÖ 8. Yüzyıl ile arasında Filistin'de cam üretildiğini gösteren herhangi bir kanıt yoktur. Fakat bu paletlerin yapımında kullanılan cam ile, yukarıda anlatılmış olan kapların yapımında kullanılmış olan cam aynıdır. Bu nedenle, taş ve bazen de fayansdan yapılmış paletler de olduğu gibi, bunların da Fenikeli ustalar tarafından üretildikleri tahmin edilmektedir.

Her ne kadar bu kapların tutarlı bir grup oluşturdukları ve kronolojilerinin de iyi tanımlandığı uzun zamandan beri kabul edilmekteyse de, bu kapların kesin üretim yerleri hakkında ortak bir görüş bulunmamaktadır. Bu endüstrinin Fenike'ye veya Nimrud parçalarında olduğu gibi Asur saraylarında çalışan Fenikeli ustalara arfedilmesi gereklidir. Böylece Fenikeli ustaların Demir Çağ cam üretiminde oynadıkları önemli rol de ortaya konmuş olmaktadır. Çeşitli merkezlerden ve sistemlerden derlenmiş olan Fenike cam sanatı, değişik pazarlar için lüks cam eserler üreten Fenikeli cam ustalarının kabiliyetinde son şeklini almıştır.

Klasik Dönem

MÖ 6. ve 1. yüzyıllar arasında üretilmiş cam eserler arasında en büyük payı, iç kalıplama yöntemiyle üretilmiş kaplar almaktadır. Bunlar çoğunlukla kokulu yağlar, merhemler, parfüm ve kozmetik ürünler koymak için yapılmış küçük şişelerden oluşmaktadır. Bu şişeler ve içerikleri gündelik hayatın birer parçası olarak evlerde, kutsal mekanlarda tanrılara adak ve cenaze törenlerinde ölüyü yağlamak için kullanılmıştır. Biçim olarak Yunan kapları özellikle taklit edilmiştir; fakat parlak renkleri ve canlı motifleriyle cam şişeler her zaman ön planda olmuşlardır.

Birbirini izleyen üç üretim dönemi saptanmıştır. Her dönemin yeni bir form grubu, süsleme motifleri, kulp biçimleri ve renk kombinasyonları vardır. Akdeniz'i çevreleyen ülkelerde yaygın olarak gözlenmelerine rağmen, kesin üretim yerleri henüz saptanamamıştır. Rodos, Kıbrıs, güney İtalya ve Fenike'nin kıyı şehirleri olası üretim merkezleri olarak önerilmiştir; ancak, özgün cam üreten birkaç merkezin varlığı daha olası gözükmektedir.

MÖ 5. yüzyılda, balmumundan yapılmış veya balmumu sürülmüş tek parça bir dış kalıba erimiş camın dökülerek şekil verilmesi anlamına gelen "lost - wax" tekniğini kullanan yeni bir endüstri, Perslerin himayesinde üretime başlamıştır. Modellerini dönemin madeni eşyalarından kopya eden bu endüstri, çok özenle yapılmış lüks sofra takımları üretmiştir. Bunların büyük çoğunluğu renksiz camdan, kaya kristali taklit edilerek yapılmıştır. Pers Dönemine ait cam eserlerden oluşan en büyük buluntu grubu, Persepolis'de MÖ 331 yılında Büyük İskender'in Akamenid Krallığını zapt etmesi sırasında tahrip edilmiş olan sarayın hazine dairesinden ele geçirilmiştir. Diğer örnekler ise, birbirlerinden oldukça uzak ve farklı özelliklere sahip yerleşimlerden elde edilmiştir. Bu nedenle, bu endüstrinin İran toprakları içerisinde mi, yoksa batı eyaletlerinden birinde ve hatta İmparatorluğun en dış sınırında yer alan Yunan şehirlerinden birinde mi faaliyet göstermiş olduğunu belirlemek oldukça güçtür. Bununla beraber, Pers gümüş takımları ile aralarındaki yakın benzerlikler, bu endüstrinin nerede kurulmuş olursa olsun, Akamenid yöneticilerin himayesinde faaliyet göstermiş olduğunu ortaya koymaktadır.

Helenistik Dönem

Helenistik Dönemde cam üreten başlıca iki önemli merkez vardır. Bunlardan ilki, Suriye sahil şeridinde bulunan şehirler, diğeri ise Mısır Ptolema Krallığının başşehri İskenderiye'dir. Suriye'de iç kalıplama yöntemiyle üretilmiş geleneksel merhem şişelerinin üretimine MÖ 1. yüzyıla kadar devam edilmiştir. Bunlara ek olarak, yine kalıplama yöntemiyle oldukça çok sayıda kase üretilmiştir. Kaseler çoğunlukla çizgi ve yiv bezelidir. Daha geç dönemlerde ise, yumrularla veya kısa kaburgalarla da bezenmişlerdir. İskenderiye'de üretilmiş olan cam eserlerin ise, daha gelişmiş bir teknikle üretilmiş ve daha zarif görünümlü olduklarını görüyoruz. Kalıplama yöntemiyle üretilmiş ve kesme yöntemiyle bezenmiş bu kaplar aynı zamanda çok değişik biçimlerde üretilmişlerdir ve sanatsal yönleri de ağır basmaktadır. Bu dönemde İskenderiyeli cam ustaları mozaik üretebilecek ve iki cam tabaka arasına altından yapılmış bir levha ("sandwich gold - glass") koyabilecek ustalığa ve bilgiye sahiptiler. Tüm bu eserler, Kanosa Grubu olarak bilinen ve MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirebilecek cam sofra takımları ile temsil edilmektedir. Bunların, antik cam üreticileri tarafından planlanarak, tam set halinde üretilmiş ilk yemek takımları olduğu iddia edilmektedir. Akamenid Dönem camlarında olduğu gibi, bu takımların üretiminde de, o günlerin seramik ve madeni eşyalarında yaygın olarak kullanılmış biçimler kopya edilmiştir. Bu dönemden başlamak üzere camın, özellikle gümüş yemek takımlarına ve kadehlere karşı daha cazip ve renkli bir alternatif olarak daha çok tanınmaya ve önem kazanmaya başlamış olduğu açıkça belli olmaktadır. Suriye ve İskenderiye'de üretilmiş olan cam eşyalar, her ne kadar, İtalya Güney Rusya ve Küçük Asya'yı içine alan geniş bir alan üzerine yayılmışlarsa da, üretimleri oldukça emek ve masraf gerektirmekteydi. Bu nedenle, cam eşyalar diğer mallarla kıyaslandıklarında her zaman için daha kıt ve pahalı mallar olarak kalmışlardır. Üretimleri de, etkin Yunan şehirlerinin zengin mensuplarının veya Helenistik Dönem kral ailelerinin himayesinde sürmüştür.

Roma Dönemi

Roma Dönemi cam endüstri, Helenistik cam üreticilerinden alınan ilham ve tecrübe ile kurulmuştur. Zaman içerisinde gelişerek bağımsız, yeniliklere açık ve camcılık sanatını Batı Avrupa yerleşimlerine tanıtan bir endüstri haline dönüşmüştür. Cam, bu endüstrinin gelişmesiyle bağlantılı olarak ilk defa daha ucuza ve büyük miktarlarda üretilmeye başlanmıştır. Endüstriye hız kazandıran kuvvet, cam üfleme tekniğinin tesadüfen fakat uygun zamanda bulunmuş olmasıdır. Bununla beraber, camın çok az bulunan lüks bir meta olmaktan çıkıp yaygın olarak kullanılmaya başlanması yalnızca bu teknolojik gelişmeyle açıklanamaz. Bu hızlı gelişmede bazı diğer faktörlerin de önemli rolü olmuştur. Bu faktörlerin ilki, erken İmparatorluk döneminde ticaret faaliyetlerinin, Augustus tarafından tesis edilmiş barış ortamıyla birlikte oldukça önemli derecede artmış olmasıdır. İkincisi ise, MÖ 1. yüzyılda Romalılar tarafından başlatılmış olan doğu seferleridir. Suriye'nin ilhakı ve Romalıların Filistin ve Mısır'la daha fazla ilgilenmeye başlaması, çok uzun süredir cam üreten merkezlerle direkt ilişkide bulunmalarına neden olmuştur.

Romalıların, Augustus zamanında sivil mimaride geliştirmiş oldukları farklı mermer üslubunda olduğu gibi, değişik amaçlı cam eşya üretimi için de aşırı hevesli oldukları söylenebilir. Camı yalnızca gündelik eşyaların üretiminde değil, aynı zamanda mozaik, pano ve dış cephe kaplaması gibi dekoratif amaçlarla da kullanmışlardır. Camı, örneğin pencere camı olarak veya arkasını metal folyo ile (altın veya gümüş) sırlayıp aksedici bir malzeme olarak da ilk kullanan yine Romalılardır. Günümüzde pencere camları ve aynalar, gündelik hayatın o kadar doğal ve ayrılmaz parçaları haline gelmişlerdir ki, bugün bu keşiflerin önemli kavramamız güç olmaktadır. Ayrıca erken İmparatorluk döneminden üretilmiş olan etkileyici sofra takımları ve gündelik eşyalar da bunların değerine gölge düşürmektedir. Cam mozaikler, panolar ve pencere camları, Roma dünyasının her tarafında cam şişelerle birlikte yaygın olarak kullanılmışlardır. Kısaca, Romalılar bugün çok doğal kabul edilen camın, tüm çeşitlerini üretebilmişlerdir.

Bu çeşitliliği bakarak, Romalıların her tür yeniliğe ve deneye hevesli olduklarını söyleyebiliriz. Bu heves ve merak ustaların mahareti ile birleşince, henüz gelişmeye başlamış olan cam endüstrisinin çok başarılı bir sanata dönüşmesine neden olmuştur. Yeni fomlar, teknikler, renkler ve süslemeler büyük bir şevkle uygulanmıştır. Romalıların bu özelliğinden, bu döneme ait az sayıdaki kaynaklarda da söz edilmektedir. Bunlardan belki de en çok bilineni Trimalchio anlatılmış olar hikayedir. Bu hikaye, bir cam ustasının İmparator Tiberius'a hediye ettiği kırılmaz cam kaseyle ilgilidir. Kırılmaz camdan yapılmış bu kasenin bir başka özelliği de, çarpma sonucu veya benzeri bir nedenle çöken veya çentiklenen kasenin bir çekiç yardımıyla eski haline döndürülebilmesidir. Bu buluşu nedeniyle İmparator tarafından kesin olarak ödüllendirileceğine inanan bu usta tam aksine kral tarafından idam ettirilmiştir. Çünkü kral, bu sırrın öğrenilip yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla, altının tüm değerini kaybedebileceğinden korkmuştur. Bu hikaye camın MS 1. yüzyıl başlarındaki önemini ve Romalılar'ın konuyla ilgili yeni buluşlara ve deneyimlere ne kadar açık olduklarını göstermektedir. Fakat üzülerek belirtmek isterim ki, bu olay bazı araştırmacılar tarafından Roma dünyasının teknik gelişmelere karşı duyarsız olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Halbuki Roma cam endüstri tarafından üretilmiş olan eserler bu görüşü çürütmektedirler.

Roma cam endüstrisinin büyüklüğü ve karmaşık yapısı bazı önemli noktaların saptanabilmesine olanak sağlamıştır. İlk olarak cam tipleri, özellikle kaplar arasındaki farklılıkların açıkca ortaya konması gereklidir. Bu cam kaplardan bazıları, herkes tarafından da kolayca anlaşılabileceği gibi, lüks eşyalar olarak üretilmişler ve bugün olduğu gibi antik dönemde de sanatsal ağırlıklarına göre değerlendirilmişlerdir. Örneğin Kameo Camları hiç şüphesiz bu kategori içinde yer almaktadır. Bu oldukça kıymetli parçaların bazıları işlevsel olmakla birlikte, bazıları yalnızca dekoratif amaçlarla kullanılmışlardır. Bu kategorinin hemen altındaki grupta ise, oldukça özenle ürtilmiş ve dekore edilmiş sofra takımları yer alır. Kalıba üfleme tekniği ile üretilmiş ve ustası tarafından damgalanmış birçok cam eşya bu grupta yer almaktadır. Bir alt kategoride ise, daha sıradan, günlük kullanım amacıyla üretilmiş fakat buna rağmen oldukça çekici olan, depolama ve servis amacıyla kullanılmış testiler, şişeler ve yassı şişeler yer almaktadır. Son kategoride ise, büyük miktarlarda üretilmiş ve ucuza mal edilmiş parfüm şişeleri yer alır.

Oldukça çok sayıda değişik özelliğe sahip bu mallar, cam endüstrisinin hizmet ettiği pazarların farklı özelliklerini yansıtmaktadır. Dağılımın bir ucunda Roma toplumunun yüksek sınıfına mensup müşteriler tarafından alınmış parçalar bulunmaktadır. Hatta yakın geçmişte, örneğin Portland Vazosu gibi bazı mükemmel parçaların Kraliyet ailesi için özel olarak üretilmiş olduğu tartışması yapılmıştır. Aynı şekilde Geç Roma Dönemi vasa diatretalarına örnek olarak gösterilebilecek (şu anda tahrip edilmiş durumda olan) ve çubuklar halinde kesilebilmiş Strasbourg kabı ("cage - cup") üzerinde de (MS 287 - 305) İmparator Maximian isminin bulunduğu görülmektedir. Dağılımın öbür ucundu ise, Augustus zamanında yaşamış olan Strabo'nun deyişiyle "bir bakır sikkeye alınabilecek camlar" bulunmaktadır. Aslında bu grupta yer alan bazı şişelerin kullandıktan sonra atılmak üzere üretilmiş olduklarını düşünebiliriz. Sonuç olarak, hiç tereddütsüz Roma Döneminde camın az veya çok kullanılmakta olan seramik türlerinin yerini aldığını söyleyebiliriz.

Göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus endüstrinin dağılımıdır. Genel olarak kabul gören görüş Suriye, Mısır, İtalya ve Rhen Bölgesi'nde başlıca birkaç üretim merkezinin bulunduğudur. Diğer taraftan, Roma topraklarının hemen hemen her tarafında rastlanan üfleme camlar, İmparatorluğun her bölgesinde, en azından MS 1. yüzyıl sonlarından başlamak üzere, cam atölyelerinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu belirgin çelişki daha önce de anlatıldığı gibi, üretilmiş mallar arasında gruplandırmalar yapılarak önlenmektedir. Gündelik kullanılmış eşyaların büyük çoğunluğunun yerel olarak, olasılıkla gezginci ustalar tarafından geçici imkanlar değerlendirilerek üetildiği tahmin edilmektedir. Üretimin geçici olarak yapılması, bugün neden arkeolojik yerleşimlerin ancak çok azında yerleşik cam atölyelerinin bulunduğunu açıklamamıza yardımcı olmaktadır. Aynı şekilde, dağıtımlarının çok sınırlı olması nedeniyle, yaygın olarak kullanılan yöresel kapların çok değişik formlarda olduğunu görüyoruz. Basit ve çoğunlukla özensiz üretilmiş olmalarına rağmen, bunların gerek üretildikleri coğrafi bölgelere, gerekse kronolojilerine göre sınıflandırmaları oldukça zor olmaktadır. Ayrıca camın herkes tarafından sevilmesi ve talep edilmesi endüstrisinin parçalanmasına neden olmuştur. MS 3. yüzyılda Britanya gibi uzak eyaletlerde bile, küçük çapta da olsa cam endüstrisinin var olduğundan söz edebiliyoruz.

Çok doğal olarak kaliteli cam eserler yerleşik fabrikalarda üretilmişlerdir. Bu fabrikalardan bazılarının varlıkları, kullanmış oldukları kalıplardaki markalarla ispatlanabilmektedir. Bu gibi "ara grupta" yeralan ve yaygın olarak kullanılmış eserlerin formları ve süsleme tarzları arasındaki ince farklılıklar, bölgesel özelliklerin saptanmasında kullanılabilir. Bu eşyalar üretimden sonra, belirli bir alan üzerinde alınıp satılmış ve kullanılmışlardır. Ancak çok özel durumlarda, bu belirli alanların dışına çıktıkları görülmektedir. Herşeye rağmen, Roma camları arasındaki genel benzerlik, çeşitli üretim merkezleri arasındaki sürekli ilişkiyi ifade etmektedir. Bu ilişkiler olasılıkla İmparatorluğun bir bölgesinden diğer bir bölgesine göç eden ustalar tarafından teşvik edilmiştir. Bu konuya örnek verebilecek oldukça çok sayıda epigrafik belge vardır. Bu belgeler bir çok Suriyeli ve Mısırlı ustanın camcılık dahil birkaç farklı zanaat kolunu icra etmek üzere Batı'ya gittiklerini söylemektedir.

Son olarak, lüks camların açıkça belli olduğu üzere bu konuda uzman olmuş çok az sayıdaki atölyelerde üretilmiş olduklarını söyleyebiliriz. Bazı kaynaklarda figürlü gümüş tabakların, geç antik dönem toplumları üst sınıf mensuplarının ilgi ve zevk birlikteliğini yansıttığı söylenmektedir. Gümüş tabaklar da olduğu gibi, lüks cam eserler de Roma toplumuna mensup soylular tarafından sahip olunmuştur. Bu kişilerin maddi çevreleri, ortak sosyal ve kültürel geçmişlerini yansıtmaktadır. Aynı zamanda, birbirleriyle oldukça benzer özelliklere sahip iki Geç Roma Dönemi cam grubu olan Kameo Camları ve vasa diatreta'ların oldukça farklı bölgelere dağılmış olduklarını görüyoruz. Bu durumu değerlendirerek, lüks camlara sahip sınıfın İmparatorluğun bir ucundan diğer ucuna serbestçe seyahat edebildikleri tartışması da ortaya konabilir. Harden tarafından uzak bölgeler arasında yapılan cam eşya ticaretiyle ilgili çalışmalar sırasında bir başka önemli nokta daha vurgulanmıştır. Bu, çok ince olarak üretilmiş çok kenarlı ve renksiz cam kaselerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu kaseler bir alet yardımıyla kesilerek dekore edilmişlerdir.



Antik cam eserlerin tarihi üzerine yapılmış bu kısa araştırma boyunca baskın olan tema, sanatkarları himaye eden varlıklı kimselerin oynadığı roldür. Cam, çoğu kez kralların himayesinde ve krala bağlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde veya zengin müşterilerin gereksinimlerini karşılamak amacıyla üretilmiştir. Bununla beraber, ilk günden beri değerli taşlara ve insan eliyle yapılmış madeni eşyalara alternatif olarak üretilmiş ve kullanılmıştır. Roma Döneminden itibaren, hemen hemen tüm cam eşyaların üretiminde taş, maden ve seramik eşyalar taklit edilmiştir. Bu nedenle camın yaratmış olduğu şaşırtıcı boyutlardaki ilginin anlaşılması biraz zor olmaktadır. Her ne kadar cam, yarı değerli taşların sahip olduğu yarı şeffaflığa, pürüssüzlüğe sahipse de, onlar kadar dayanıklı değeldi. Diğer tarftan gümüşü para olarak kullanmak olası ise de, cam geçici değere sahip bir malzemedir. Ancak seramikle kıyaslandığında bazı olumlu özelliklere sahiptir. Kırıldığında toplanıp, tekrar eritilmesi ve işlenmesi mümkündür. Bunun yanı sıra camın, sıcak olduğu zaman dövülme kabiliyetine soğuduğunda ise bükülebilme kabiliyetine sahip olması, zanaatkarlara ustalıklarını sergileme olanağını vermiştir. Böylece değişik şekillerde, renklerde ve bezemede birçok parça üretilmiştir. Tatsız ve kokusuz olması nedeniyle depolama amaçlı kitaplar için de ideal bir malzemedir. Ağzı sıkıca kapandığında içine konmuş malzemeyi oldukça uzun bir süre muhafaza etmektedir. Diğerleriyle mukayese edildiğinde daha hafif olan camın aynı zamanda işlenmemiş olarak, bitirilmiş olarak veya ufak parçalar halinde nakil edilebilmesi de mümkün olmaktaydı. Tekrar eritilip kullanılmak üzere bekleyen cam kırıntılarının aslında çok az değeri vardır; fakat yetenekli cam üreticilerinin ellerinde ticari ve kullanım değeri yüksek olan cam eşyalara dönüştürülmekteydiler. Antik Dönemde ticarete konu olan cam, bu nedenlerle bazı özel amaçlara hizmet etmekteydi ve örneğin değerli madenlerin taşınmasında söz konusu olan bazı tehlikeler cam için geçerli değildi.

Camın keşfi, insanoğlunun bu malzemeyi kullanarak hayal edilebilen her biçimde ve sayısız amaca yönelik eşyalar üretmesine olanak sağlamıştır. Tüm antik çağ boyunca camın çok cazip bir malzeme olarak karşımıza çıkmasının nedeni, hiç şüphesiz bu pratik özelliklerinden kaynaklanmaktadır; fakat aynı zamanda insanoğlu tarafından keşfedilmiş yapay bir malzeme olmasıyla da ilişkilendirilebilir. Camın sırrı hammaddeyi ürrettikten sonra buna çekici, fakat oldukça da kullanışlı bir biçim verebilecek uzman yeteneklere gerek olmasında yatmaktaydı. Roma Döneminde cam üfleme tekniğinin geliştirilmesi, bu özgün endüstrinin ürünlerine sokaktaki adamın da ulaşmasını sağlamıştır. Böylece cam lüks bir malzeme olmaktan çıkmıştır; ancak varlıklı kişilerin kaliteli parçalara karşı olan beğenisi süregelmiştir. Bu nedenle camın toplumsal sınıf farklarını ortadan kaldıran önemli bir malzeme olduğu söylenebilir. Camın Roma Dönemine tarihlenen tüm arkeolojik yerleşimlerde bulunması, Roma imparatorluğunun birbirinden tamamen farklı coğrafi bölgeleri ve sosyal öğeleri arasındaki açığı kapamadaki rolünün en iyi kanıtıdır.