USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Tarih Bölümü > Genel Tarih
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Genel Tarih Genel Tarih ve Genel Türk Tarihi Hakkındaki Bütün Bilgilere Buradan Ulaşabilirsiniz

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-08-2007, 08:01 PM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Türk Büyükleri Serisi : Mimar Sinan

Türk, mimar. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. 1489’da Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi'nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512'de devşirilerek İstanbul'a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı'na verildi, 1514'te Çaldıran Savaşı'nda 1516-1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul'a dönünce Yeniçeri Ocağı'na alındı.
I.Süleyman (Kanuni) döneminde 1521'de Belgrad, 1522'de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1526'da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (baş teknisyen) oldu. 1529'da Viyana, 1529-1532 arasında Alman, 1532-1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536'da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538'de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı)oldu.Günümüzdekibayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü.

Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır. I.Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murat olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Etkisi ölümünden sonra da sürmüş, her dönemde saygınlığını korumuştur. Atatürk ona ilişkin bilimsel araştırmaların başlatılmasını, onun bir heykelinin yapılmasını istemiştir. 1982'de İstanbul'daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi çekirdek olmak üzere oluşturulan yeni üniversiteye onun adı verilmiştir. Sinan'ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da, dülgerliği Acemi Oğlanlar Ocağı'nda öğrendiği sanılmaktadır. Acemi Oğlanlar, başka işlerin yanı sıra yapı işlerinde de görevlendirilirlerdi.

Sinan daha sonra ordunun yapı gereksinimini karşılayan birimlerinde görev almış, buradaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Gerek ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, gerek orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan'ın eğitiminin parçası olmuştur. Çeşitli kaynaklara göre Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam olmak üzere sayılamayanlarla birlikte üç yüz elliyi aşkın yapı gerçekleştirmiştir.

Elli yıla yakın bir süre!Osmanlı İmparatorluğu'nun mimarbaşılığını yapmış olmasına karşın, bunların hepsini onun tasarlayıp uygulamış olduğunu söylemek güçtür. Çoğunluğu İstanbul'da olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış bulunan bu yapıların bir bölümünü öğrencileri ya da ona bağlı mimarlar örgütü yapmış olmalıdır. Bunların arasında onarımlar da vardır. Bu tür sayılar Sinan'a gösterilen saygıyı ortaya koyar. Onun asıl önemi, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığını "klasik" olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır.

Sinan mimarbaşılığından önce de askeri amaçlı olmayan yapılar tasarlamış ve uygulamış olmalıdır. Ama ilk önemli yapıtı İstanbul'da ki Şehzade (Mehmed) Camii'dir. Kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu cami, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülüdür. Dış görünüşlerin kitlesel etkisi azaltılmış, içerde ise daha aydınlık bir mekân oluşturma yoluna gidilmiştir. Onu izleyen Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nde ise yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekân araştırılmıştır. Osmanlı-Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri Süleymaniye Camii ve Külliyesi'dir. Sinan kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı bu yapıda İstanbul'daki Bayezid Camii'nde kullanılan taşıyıcı sistemi yinelenmiş, dört ayak üstüne oturan kubbeyi giriş-mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

Bu, Ayasofya ile ortaya atılan strüktür sorunun, onun tarafından bir kez daha ele alınışıdır. Süleymaniye, darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenlemedir ve Türkler'in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneğidir.
Kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Yapı bu düzenden gelen bir dinginlikle, İstanbul'un Haliç'e bakan tepelerinden birinde yer alır. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu Süleymaniye, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alınmıştır. Yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş olması Sinan'ın mimarlıkta olduğu kadar örgütleme alanındaki dehasını da ortaya koyar. Yapının yapıldığı döneme ışık tutan muhasebe defterleri de günümüze kalmıştır. Sinan yapı ile çatı örtüsü için en yetkin taşıyıcı sistemi, en yetkin biçimi bulmak yolunda deneyler yapmış, hatta zaman zaman geçmişte kullanıp sonra terkedilen yöntemleri yineleyerek bunların nasıl ileri götürülebileceğini araştırmıştır. Kimi zaman bu tür deneyleri birbirine koşut olarak sürdüğü de görülür.

İstanbul'daki Sinan Paşa Camii gibi kimi yapıları, kubbeyi altıgen bir plana oturtmayı denemesiyle Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'yi anımsatır. Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camii'nde olduğu gibi ana mekânı tek bir kubbeyle örten camileri, erken Osmanlı dönemi camilerini düşündürür. Denemelerinin en ilginçlerinden biri gene İstanbul'daki Piyale Paşa Camii'dir. Burada kökenleri erken Osmanlı döneminden de önceye giden ve yapıyı çok sayıda küçük kubbe ile örten çok ayaklı cami şemasını ele almıştır. Bütün bu deneyler onu başyapıtlarından birine, Edirne'deki Selimiye Camii'ne götürdükleri için önemlidir.



Sinan ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu camide daha önce İstanbul'daki Rüstem Paşa Camii'nde çözmeye çalıştığı bir sorunu, yani kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma düşüncesini uygulamıştır. Böylece, taşıyıcı ayaklar incelmekte, yükleri ileten öğelerin küçülmesiyle de kubbe, yapıdaki en önemli mekân belirleyici öğe durumuna gelmektedir. Sinan burada 31 m'yi geçen çapıyla en büyük kubbesini gerçekleştirmiştir. Külliye'nin öteki yapıları camiye göre arka planda tutulmuştur. Selimiye, strüktüründen mekân oluşumuna, oranlarından süslemelerine kadar Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıttır.

Sinan, öteki yapıtlarında da araştırıcılığını sürdürmüştür. Türbeleri buna örnektir. Şehzade Mehmet Türbesi'nde dilimli kubbe kullanmış, alışılmadık ölçüde süslü bir yüz düzenlemesine gitmiştir. Kanuni Süleyman Türbesi'nde de iç mekân ile dış görünüş arasında bir denge kurmak amacıyla örtü olarak, Osmanlı-Türk mimarlık geleneğinde çok sık kullanılmayan çift yüzlü kubbeyi seçmiş, iç kubbeyi yapının içindeki ayaklara, dış kubbeyi de dış duvarlara taşıtmıştır. II. Selim Türbesi'nde ise geleneksel altı ya da sekizgen plan yerine, yapı öğeleri arasında karşıtlık yaratan, köşelerin kesik kare planını seçmiştir. Sinan'ın, denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü gözlenir. Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştırmıştır.

Yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmamış, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelmiş, böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilmiştir. Sinan'ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle "ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı" diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.




Sinan'ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul'un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km'yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir. Süleymaniye Külliye'sine 53 milyon akçe harcanırken Kıkçeşme yapılarına 43 milyon akçe harcanmış olması da zamanında bunlara verilen önemin bir başka göstergesi olmaktadır.

Sinan, köprülerini de en az öteki yapıtları kadar önemsemiş, toplam uzunluğu 635,5 m'yi bulan Büyükçekmece Köprüsü ile sağlam olduğu kadar güzel de olan bir yapıt diye övünmüştür. En geniş açıklığı örtecek kubbeyi, en ince ve uzun minareyi araştırmak, böyle bir minaredeki şerefelere birbirleriyle kesişmeyen üç merdivenle çıkmayı denemek, bu mühendislik dehasının yaratıcılığını ortaya koyan örneklerdir. Mimarlık, kimi zaman, içinden çıktığı toplumun genel yapısıyla uyum içinde olan bir bütünlüğe erişir. Bu, kendi gününün gereksinmelerini kendi olanaklarıyla karşılayan, ama geçmişin deneyim ve anılarını da içeren bir bireşimdir.

Yapı gereçleri, yapım yöntemleri, elde edilen biçimlerle ve onlar da yerel-iklimsel koşullarla uyum içindedirler. Bunları birbirlerinden ve içinde bulundukları toplumsal koşullardan soyutlamak olanaksızdır. Ortaya çıkan biçimler toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüşür. Toplumu neredeyse yapılarıyla özdeşleştirmek olasıdır. Bu yalnız belli bir yere ve çağa özgü, başka bir benzeri olmayan bir mimarlık demektir. İşte Mimar Sinan böyle bir süreç içinde yer almaktadır. Tek tek yapıtlarından çok, mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir bireşime götürme yolundaki çalışmalarıyla önem taşır.

Osmanlı-Türk mimarlığı onunla birlikte bireşim sürecini tamamlamış, arayış aşamasından klasik dönemine geçmiştir. Bu geçiş, biçim olarak kubbeyi, düzenleme ilkesi olarak da merkezi planlı yapıyı anıtsal bir mimarlığın en önemli öğesi olan kubbeyi ve ona bağlı taşıyıcılar sistemini en yalın ve açık biçimde kullanıp onu anıtsal mimarlık düzenlemelerinin çekirdeği durumuna getirmek Osmanlı-Türk mimarlığının dünya mimarlığına bir katkısıdır. Böylece hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde olan, Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı-Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkmıştır.

Bu, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkilemiş, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici olmuştur.




<span style='color:blue'>Eserleri</span>

Şehzade (Mehmed) Külliyesi, 1543-1548, İstanbul; Rüstem Paşa Külliyesi, 1544-1555, Tahtakale/İstanbul; Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, 1546, İstanbul; Hayrettin Paşa Hamamı (Çinili Hamam) 1546, Zeyrek/İstanbul; Mihrimah Sultan Külliyesi, 1547-1548, Üsküdar/İstanbul; Rüstem Paşa Medresesi, 1550, Cağaloğlu/İstanbul; Süleymaniye Külliyesi, 1550-1557, İstanbul; Zal Mahmut Paşa Külliyesi, 1551-1566, Eyüp/İstanbul; Sinan Paşa Külliyesi, 1553-1555, Beşiktaş/İstanbul; Kırkçeşme Su Yapıları, 1555-1563, Alibey Köyü/İstanbul; Haseki Hürrem Sultan (Çifte) Hamamı, 1556, Sultanahmet/İstanbul; Rüstem Paşa Kervansarayı, 1560, Edirne; Mihrimah Sultan Külliyesi, 1562-1565, Edirnekapı/İstanbul; Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, 1564-1569, Lüleburgaz; Büyükçekmece Köprüsü, 1566-1568, İstanbul; Sultan Süleyman Kervansarayı, 1566-1567, Büyükçekmece/İstanbul; Selimiye Külliyesi, 1567-1575, Edirne; Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, 1571-1572, Kadırga/İstanbul; Piyale Paşa Camisi, 1573-1577, Kasımpaşa/İstanbul; Sultan II. Selim Türbesi, 1574-1577, Ayasofya/İstanbul; Sokullu Mehmet Paşa Camii, 1577-1578, Azapkapı/İstanbul; Valide Sultan Külliyesi, 1577-1583, Üsküdar/İstanbul; III. Murat Köşkü, 1578, Topkapı Sarayı, İstanbul; Kılıç Ali Paşa Camisi, 1580, Tophane/İstanbul; Şemsi Ahmet Paşa Camisi, 1580, Üsküdar/İstanbul.

ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-08-2007, 08:01 PM   #2 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Birka&#231; yıl &#246;nce, Suleymaniye Camii'nin yıkılma tehlikesiyle karsı karsıya kaldığı anlaşılmış. Eğer &#231;&#246;z&#252;m bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman i&#231;inde yıkılacakmış.
Caminin t&#252;m taşıyıcı y&#252;k&#252; kemerlerindeymis. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit
tasları zamanla aşınmış.

Ama elde yazılı bir proje olmadığı i&#231;in nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.
Hemen T&#252;rkiye’nin en yetkin m&#252;hendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir s&#252;r&#252; fikir atılmış. Her kafadan bir ses &#231;ıkmış ama sonu&#231; alınamamış. Tartışmalar s&#252;rerken caminin i&#231;inde b&#252;y&#252;k bir karmasa s&#252;r&#252;yormuş. &#220;lkenin &#231;eşitli bilim kuruluşlarından bir s&#252;r&#252; mimar, m&#252;hendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir b&#246;lme bulmuş. B&#246;lmede,
&#252;zerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu
belgelenmiş.
Bu kağıt par&#231;ası bizzat Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan bir mektupmuş. Mektupta yazılanlar terc&#252;me ettirilince ortaya s&#246;yle bir metin &#231;ıkmış. "Bu notu bulduğunuza g&#246;re kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyormuş. Bu oyuk i&#231;inde yer
alan bir sise ve sise i&#231;indeki notta soyle bir sey yaziyormus: "Her kim bu tas eskidiğinde yenisiyle değistirmek isterse; eski tasın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup &#246;teki taraftan &#231;eksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin".
Heyet Sinan’ın s&#246;ylediklerini aynen yapmış. Suleymaniye camisi b&#246;ylelikle kurtarılmış. Bu mektup su an Topkapi Sarayı’nda saklanıyormuş.
Hem okuyalım hem bilgilenelim.
1950-60 arası bir tarihte inşaat m&#252;hendisi, mimar ve jeofizik&#231;ilerden Bakanlığı’ndan izin alarak &#252;lkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofya’yı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinan’ın kalfalık eseri S&#252;leymaniye Camisi'yle Sinan’ın &#246;ğrencisi Mimar Davut Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi'ne gelmiş.
Japonlar bu camiler &#252;zerinde g&#252;nlerce inceleme yapmışlar.
Her ge&#231;en g&#252;n şaşkınlıkları daha da artıyormuş. &#199;&#252;nk&#252; Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevsek bir zemin &#252;zerine inşa edildiğini anlamışlar.
Ama bunca yıl, bu camilerde bir &#231;atlak dahi olmamasına akil sır erdirememişler.
Bunun &#252;zerine T&#252;rkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami &#252;zerine yoğunlaşmışlar.

Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya &#231;ıkmış. Minareleri incelediklerinde ise dumurları ikiye katlanmış. Minarelerin &#231;ok daha gelişmiş
bir raylı sistem mekanizması &#252;zerine oturtulduğunu ve her y&#246;ne yaklaşık 5 derece
yatabildiğini g&#246;rm&#252;şler.
Daha derin araştırma yapmak i&#231;in Edirne'ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi'ne gitmişler. Oradaki olağan&#252;st&#252; sistemleri g&#246;r&#252;nce iyice dumur olmuşlar. Selimiye'nin t&#252;m sırlarını aylarını harcayarak &#231;&#246;zm&#252;şler. Japonya'ya d&#246;nd&#252;klerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup
muazzam g&#246;kdelenler dikmişler. Yani su an gelişmiş &#252;lkelerin g&#246;kdelen yapımında
kullanılan &#231;oğu sistem, y&#252;zyıllar &#246;nce Sinan’ın geliştirdiği mekanizmalarmış.
Bir g&#252;n Selimiye Camii'ne girenler, kubbenin altında bir Japon'un ayaklarını kıbleye doğru uzatmış sırt&#252;st&#252; yattığını g&#246;rm&#252;şler.
Tabii hemen Japon'u, "Burası kutsal bir yer. Bu şekilde yatmak bizim inan&#231;larımıza g&#246;re saygısızlıktır. L&#252;tfen oturun veya ayakta durun" diyerek uyarmışlar.
Ancak, Japon trans vaziyetteymiş, g&#246;zlerini kubbeden ayırmadan ş&#246;yle sayıklıyormuş: "Bu imkansız. Ben yılların m&#252;hendisiyim. Bu kubbe var olamaz. Hayal g&#246;r&#252;yorum. Bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı. Bu imkansız, orada hi&#231;bir sey yok, orada hi&#231;bir sey yok..."
Selimiye camisisinin zemini gevsek toprakmış. Bu nedenle minarelerinin yakın zamanda yıkılacağı fark edilmiş. Uluslararası bir grup bilim adamı toplanmışlar. Nasıl kurtarırız bu tarihi minareleri diye kafa kafaya vermişler. Sonu&#231;ta en son teknoloji olan aaaal kelep&#231;elerle minarelerin temellerini sabitlemenin en iyi &#231;&#246;z&#252;m olduğuna karar
vermişler.
Minarelerin temellerini acınca, koymayı d&#252;ş&#252;nd&#252;kleri kelep&#231;elerin aynısıyla
karsılaşmışlar. Mimar Sinan bilmem ka&#231; y&#252;zyıl &#246;nce ayni şeyi d&#252;ş&#252;nm&#252;ş meğerse.
Mimar Sinan’ın Selimiye Camii'nin kubbesini o genişliğe oturtmak i&#231;in 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem yaratarak &#231;&#246;zd&#252;ğ&#252; s&#246;ylenir. Ayrıca minarelerin şerefelerine &#231;ıkanların yolda birbirlerini g&#246;rmemeleri ise b&#252;y&#252;k bir bir dehanın &#252;r&#252;n&#252;d&#252;r. Almanlar ayni sistemi meclislerinin
&#246;n&#252;ndeki dev k&#252;rede kullanmışlar. Mimar Sinan bu sistemi 2 metre &#231;apındaki
minarelere y&#252;zyıllar &#246;nce monte edebilecek bir dehadır. Almanların dehası ise, o
&#231;irkin aaaal yığınına Selimiye'den fazla turist &#231;ekebilmelerindedir…
Gizemcilik, gizeme gizem katmak değil, a&#231;ıklamaya &#231;alışmaktır.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-08-2007, 08:02 PM   #3 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Sn. İzzet Evin'e g&#246;n&#252;lden teşekk&#252;rlerimizle,



MİMAR SİNAN


Osmanlı tarihinin en y&#252;ksek &#231;ağı kabul edilen 16. Y&#252;zyılı T&#252;rkler i&#231;in adeta &#246;z&#252;mleyen d&#246;rt ad vardır: Kanun&#238;, İstanbul, S&#252;leymaniye ve bunları g&#246;rsel bir simgeye d&#246;n&#252;şt&#252;ren SİNAN. Fakat daha geniş bir k&#252;lt&#252;rel perspektifte, eğer Osmanlı İmparatorluğu tek bir simgeyle temsil edilmek istenseydi, bir kutlu bilge olarak yaşam ve yapıtlarını &#246;z&#252;mlemiş bir kimlikle Sinan &#246;nerilebilirdi. Sinan'ın yetişmesi, sanat&#231;ı kimliği, kişisel &#252;slubu, bu kimliğin ve yaratmanın Osmanlı, İsl&#226;m ve d&#252;nya sanatları i&#231;in*deki yeri, T&#252;rk k&#252;lt&#252;r&#252;n&#252;n Anadolu'da yarattığı senaaain tanı*mındaki rol&#252; T&#252;rk k&#252;lt&#252;r tarihinin anahtar sorunlarından biridir. Onun kişiliği bir simge haline d&#246;n&#252;ş&#252;p etrafında bir mitos yaratıldığı ve bu mitos onun ger&#231;ek tarih&#238; kimliğini saptamayı zorlaştırdığı i&#231;in bir Sinan sorunsalından s&#246;z edilebilir. Bu so*runsalın i&#231;eriği &#246;nce, yaşamının aşamalarını bildiğimiz halde, kişiliği konusunda fazla bir bilgiye sahip olmamamızdan ve otobiyografi niteliğindeki aaakirelerde yazılı, sayısı birinden &#246;tekine değişen 477 yapısından, onun ger&#231;ekten tasarladıklarıyla kalfalarının yaptıklarını hen&#252;z yeterince ayırmamış olma*mızdan kaynaklanmaktadır. Ayrıca yapılarının yeterince ince*lenmemiş olması, onun katkısı ile &#231;ağının ortak katkısını ayırıp sanatsal kimliğini ve &#252;slubunu gerektiği gibi tanımlamayı zor*laştırmaktadır.

Sel&#231;uklu ve erken Osmanlı d&#246;nemlerine kıyasla Osmanlı kl&#226;sik mimarisi akılcı ve &#246;l&#231;&#252;l&#252;d&#252;r. Ger&#231;ek&#231;iliğe, temiz ve a&#231;ık anlatıma dayanır. Bu &#252;slup 50 yılda oluşmuş, kendine g&#252;venen, yetenekli ve deneyimli bir mimarbaşının doruğuna ulaşan Os*manlı siyasal ve ekonomik g&#252;c&#252; ile &#252;st &#252;ste d&#252;şt&#252;ğ&#252; bir zaman kesiminde &#246;zg&#252;n ve evrensel ifadesini bulmuştur.

Osmanlı kl&#226;sik mimar&#238; &#252;slubunun bi&#231;imlenmesinde, Sinan'ın dehası, elbette &#246;nemli bir rol oynamıştır. Fakat, Kanun&#238;'siz bir d&#246;nemde R&#252;stem ve Sokollu Mehmet Paşaların deste*ğinden yoksun bir Sinan aynı başarıyı elde edebilir miydi? Sanmıyoruz. &#199;&#252;nk&#252; gerek h&#252;nk&#226;r gerek paşalar &#246;zellikle saraya damat olan zengin vezirler anıtsal mimariyi siyasal g&#252;c&#252;n ara*cı olarak kullanmışlardır. Bu durumda da Hassa Mimarları Ocağı, Devletten her t&#252;rl&#252; yardımı g&#246;rerek rahat bir ortamda &#231;alışma olanağı bulmuş, anıtsal yapılar &#231;ok kısa s&#252;reler i&#231;inde kurulabilmiştir. O d&#246;nemin Avrupa'sında Roma'daki San Piet-ro Katedrali'nin, Bramante'den Bernini'ye yaklaşık 160 yıl s&#252;r*d&#252;ğ&#252;n&#252;, Londra'daki St. Paul's Katedrali'ni, Sir Christopher Wren'in tam 40 yılda tamamlayabildiğini g&#246;z &#246;n&#252;ne alarak Si*nan'ın İstanbul S&#252;leymaniye K&#252;lliyesi'ni 7, Edirne Selimiye Camii'ni 6 yılda yapmış olmasını, XVI. Y&#252;zyıl Osmanlı mimar*lık ve yapı kurumlarının ne kadar hızlı ve verimli &#231;alıştığını kanıtlayan bir g&#246;sterge olarak kabul ederiz.

AKM misali

Devletin ekonomik g&#252;c&#252;ne paralel olarak Osmanlı yapısının boyutları b&#252;y&#252;m&#252;ş fakat s&#252;sleme yanı aynı &#246;l&#231;&#252;de artmamıştır. Tam tersine dış kitle giderek yapısal inceliklere dayalı yalın bir ifadeye b&#252;r&#252;nm&#252;ş, s&#252;sleme dış kitleden i&#231; mek&#226;na kaymıştır. İstisnaları bir yana bırakacak olursak, s&#252;slemede temel ilke t&#252;m y&#252;zeylerin yaygın bezeme ile &#246;rt&#252;lmesinden &#231;ok, bazı &#246;ğelerin abartmaya ka&#231;madan butgulanması bi&#231;imini almıştır.

Osmanlı kl&#226;sik yapısında R&#246;nesans mimarisinin &#231;eşitli kl&#226;*sik ve karma s&#252;tunları yoktur. Stalaktitli va baklavalı başlıklar iki ayrı &#252;slubun &#246;zelliklerini anlatmazlar. Stalaktitlisi daha &#246;nemli yapı ve yerlerde olmak &#252;zere her iki başlık bir arada kullanılır. &#214;rneğin, anıtsal bir camide, genellikle taşıyıcı i&#231; s&#252;*tunlar stalaktitli, mahfil s&#252;tunları baklavalı; i&#231; revakın s&#252;tunla*rı stalaktitli, dış revakın s&#252;tunları baklavalı yapılır. Ana kapı, mihrap ve mihrabiye nişlerinin &#252;st&#252; de genellikle stalaktitlidir. Simgesel işlevi olan bu &#246;ğelerin g&#246;z alıcı s&#252;slemesi dikkati &#231;e*ker. Ahşap kapı kanatlarının fildişi ve sedef kakmalı ve bazen kabartma kitabeli g&#246;r&#252;n&#252;m&#252;, ya da mermer minberlerin &#231;arpı*cı oymaları yine bunların simgesel nitelikleri ile ilgilidir.

Sinan'ın sanat&#231;ı kimliği, sanatının i&#231;eriği, bu sanatın Os*manlı, İsl&#226;m ve &#199;ağdaş T&#252;rk k&#252;lt&#252;r&#252;ndeki konumu ve anlamı, onun yarattığı mimarinin d&#252;nya sanat tarihindeki yeri gibi so*runları i&#231;eren olguların oluşturduğu sorunsal, T&#252;rk k&#252;lt&#252;r tari*hinin kapsamlı olarak yazılmamış olmasının sonucu olarak g&#252;*n&#252;m&#252;z&#252;n değişmeyen, t&#252;kenmeyen ve s&#252;rekji yanıtlar aranan bir konusu, daha doğrusu karmaşık bir konular yumağıdır. Bu sorunsalın s&#252;rekli taze kalışı, i&#231;erdiği sorulara yeterince kesin bir yanıt verilememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Ger&#231;i Sinan'ın sanatını bilmediğimiz s&#246;ylenemez. B&#252;t&#252;n 20. Y&#252;zyılı Sinan'dan s&#246;z ederek ge&#231;irdik. Fakat onun sanat &#252;reti*mini, yapım &#246;zelliklerini, bilimsel boyutlarıyla yeteri kadar ta*nımıyoruz. Ona ait olduğu s&#246;ylenen 400'den fazla yapıtın, &#231;ok kesin olarak bilinenler dışında, onun sanatına &#246;zg&#252; &#246;zelliklerini ayırt edebilecek, &#252;zerinde kesin bilimsel bir konsens&#252;s oluşmuş bir envanteri yoktur. Ger&#231;i b&#246;yle bir ayırımı, bir &#246;l&#231;&#252;de &#246;znel kalmaya mahk&#251;m &#252;slup değerlendirmeleri dışında, yapı anali*zine dayalı olarak yapma olasılığı da yoktur. &#199;&#252;nk&#252; Sinan'ın sanatının kollektif bir boyutu da vardır. İmparatorluğun sulta*na bağlı mimarlık ve inşaat &#246;rg&#252;t&#252;n&#252;n anonim katkılarını da i&#231;erir.

Sinan'ın otobiyografisi niteliği taşıyan ve daha &#231;ok yazarla*rın -Sinan'ın kendinden derlenmiş bile olsa- o &#231;ağın s&#252;sl&#252; ve ol*duk&#231;a y&#252;zeysel &#252;slubu ile anlattıkları bilgiler, nesnel tarihi ve*rilerle karşılaştırılmamıştır. Başka bir deyişle Sinan'ın yapıtla*rı ve &#252;slubu, sağlıklı bir "eleştirel tarih" konusu olmamıştır. Oy*sa Sinan'ın mimarisini kendinden &#246;nce ve sonraki mimariden ayıran yapı ve &#252;slup farklılıkları ancak bu &#231;alışmalar yapıldık*tan sonra ortaya &#231;ıkacaktır.Kaldı ki b&#252;t&#252;n bu &#231;alışmalar ta*mamlanmış olsa bile, kl&#226;sik d&#246;nem yapı tekniklerinin neredey*se değişmeden s&#252;r&#252;p gitmiş uzun yaşamı i&#231;inde, 16. Y&#252;zyıl or*tasına, Sinan d&#246;nemine ilişkin k&#252;&#231;&#252;k farklılıkları saptamak, ger*&#231;ekten &#231;ok ayrıntılı yapı ve malzeme analizleri ile bunların Os*manlı yapı tarihi i&#231;indeki konumunun kesinlikle saptanmasına bağlıdır. Yapı konstr&#252;ksiyonu a&#231;ısından kagir taş duvar, tuğla kemer ve kubbe, Osmanlı mimarisinin değişmezleridir. Fakat 16. Y&#252;zyılın bir başından &#246;teye tuğla boyutlarında, har&#231; kom*pozisyonlarında, d&#246;vme demirin str&#252;kt&#252;rel kullanımında ne gi*bi değişiklikler olduğunu yeterince bilmiyoruz. Aynı şekilde Si*nan'ın yapılarında silmelerin, s&#252;tun başlıklarının, pencere şabakelerinin, korkulukların, mukarnasların kronolojik ve bi&#231;imsel gelişmesi de hen&#252;z yazılmamıştır. B&#252;y&#252;k camilerin bezemele*ri konusunda da bilgimiz sınırlıdır. Ger&#231;i 16. Y&#252;zyıl s&#252;sleme sanatları ve motifler s&#246;zl&#252;ğ&#252; konusunda ayrıntılı &#231;alışmalar ya*pılmıştır, fakat Sinan'ın camilerinin &#246;zg&#252;n bezemelerinden t&#252;*mel bir &#246;rnek kalmamıştır. O d&#246;nemden kalan bezeme &#246;rnek*leri, &#231;ini kaplama dışında &#231;oğu kez yenilenmiş ve kalanlar da tesad&#252;fi par&#231;alar olduğu i&#231;in Sinan'ın b&#252;y&#252;k mek&#226;nları s&#252;sle*mek i&#231;in kendine &#246;zg&#252; bir program uygulamış olup olmadığım bilmiyoruz. Bunun verilerini saptamak zor, belki de olanaksız*dır. Bunların Cumhuriyet d&#246;neminde yaygın şekilde yapılan r&#246;konstr&#252;ksiyonları, &#252;slup a&#231;ısından bir &#246;l&#231;&#252;de kl&#226;sik d&#246;nemi yansıtsa bile, daha &#231;ok hayalidir. Sinan'ın otobiyografilerinde de bunlara ilişkin herhangi bir bilgi yoktur. Bi&#231;imsel &#252;slupları*na bakarak o d&#246;neme ilişkin olduğunu sandığımız bazı kalıntıların, kronolojik değerlendirmesine olanak verecek hemen he*men hi&#231;bir kesin referans kalmamıştır.

Bu eksiklere karşı yapılması gerekenlerin kapsamını azımsamamak kaydıyla, S&#252;leymaniye ya da Selimiye ile karşılaşıldığı zaman mimari duyarlığı coşturan mek&#226;nsal ve sanatsal olgu*nun tartışmasını s&#252;rd&#252;rmemek, Sinan'ın sanatsal kimliğine iliş*kin yeni yorumlarda bulunmamak i&#231;in bir neden yoktur. &#199;&#252;nk&#252; Sinan'ın yapıtında mek&#226;nstr&#252;kt&#252;r kurgusunun, ona kadar olan mimariden &#231;ok farklılaştığını b&#252;t&#252;n g&#246;zlemciler algılaya*bilir. Bunun analizi yabancı ve T&#252;rk bir&#231;ok mimarlık ve sanat tarih&#231;isi tarafından ge&#231;en y&#252;zyıldan bu yana yapılmaktadır. Bu analiz başlangı&#231;ta Ayasofya ile S&#252;leymaniye'nin mek&#226;nsal ge*ometrileri ve sanatsal ifadelerinin karşılaştırılmasına dayanı*yordu. O zamandan bu yana, uluslararası d&#252;zeyde bilimsel bir konsens&#252;s&#252;n varlığını savunmak zordur.

Sinan sorunsalı başka boyutlar da i&#231;erir. Sinan ile birlikte b&#252;t&#252;n T&#252;rk sanatının doğru bir tarih perspektifine yerleştiril*mesi ve evrensel sanat platformundaki konumun saptanması gerekir. Sinan'ın sanatının hangi nitelikleriyle evrensel oldu*ğu sorusunun yanıtı ise b&#252;y&#252;k yapıtlarının İsl&#226;m mimarisi ve Avrupa mimarisiyle karşılaştırmalı bir analiz &#231;er&#231;evesinde or*taya &#231;ıkabilir.

Sinan'ın Osmanlı toplumundaki konumunu ve sosyal stat&#252;s&#252;n&#252; daha ayrıntılı ele alıp aydınlatmak da &#246;nemli bir k&#252;lt&#252;r ta*rihi sorunudur. Mimar Sinan ile onu doğuran koşullar arasında saptanabilen ilişki, Osmanlı devletinin idari yapısının ve k&#252;lt&#252;*r&#252;n&#252;n bazı &#246;zelliklerini de aydınlatmaktadır. Sinan ve yapıtı, fenomenal bir prestijle, neredeyse Osmanlı d&#252;nyasının ve bu*g&#252;nk&#252; T&#252;rk insanının bir t&#252;r damgası niteliğine b&#252;r&#252;nm&#252;şt&#252;r. Başka bir deyişle Sinan sadece ge&#231;mişin bir simgesi olmaktan &#231;ıkıyor, bug&#252;n&#252;n insanının kimliği ile de &#246;zdeşleşiyor. T&#252;rki*yelin geleneksel k&#252;lt&#252;r&#252;n&#252;n en b&#252;y&#252;k simgesi olarak, k&#252;lt&#252;r tarihi, sanat tarihi boyutlarını aşıyor ve toplumun sosyopsikolojik yapısının ayrılmaz bir par&#231;ası haline d&#246;n&#252;ş&#252;yor. Avru*pa'da b&#252;y&#252;k filozof ya da yazarların ulusu ya da toplumu bir*leştiren kurallarının yerini T&#252;rkiye'de nerdeyse Sinan mitolojisi alıyor. İngilizlerin Shakespeare, Almanların Goethe, İtalyanların Michelangelo, Leonardo, Dante ile &#246;zdeşleşmeleri gibi, T&#252;rkler de b&#252;y&#252;k sultanlar ve asker&#238; kahramanların yanısıra, k&#252;lt&#252;r a&#231;ısından Sinan'la &#246;zdeşleşiyorlar.

Sinan gibi Osmanlı imparatorluk d&#252;zeni i&#231;inde yetişenler Anadolu-T&#252;rk diye adlandırdığımız bir k&#252;lt&#252;r&#252;n &#252;r&#252;nleridir. G&#252;n&#252;m&#252;zde ulusal k&#252;lt&#252;r&#252;n temelleri olarak &#252;n kazanmışlardır. Ne varki, Sinan &#231;ağının k&#252;lt&#252;r&#252;, bilin&#231;li olarak ulusalı ama&#231;la*yan bir k&#252;lt&#252;r değildir. Sinan &#231;ağı k&#252;lt&#252;r&#252;ne ve oradan Sinan'a eğildiğimiz zaman, bug&#252;n bizi harekete ge&#231;iren d&#252;ş&#252;nceleri orada aramak doğru değildir. Sinan, eserlerini imparatorluğa, sultana ve isl&#226;m dinine bağlanan bir d&#252;nya g&#246;r&#252;ş&#252; i&#231;inde &#252;retiyordu.

Osmanlı sistemi i&#231;inde Mimar Ağa Koca Sinan'ın bug&#252;nk&#252; Bayındırlık Bakanlığı'na, hatta bazen Belediye Başkanlığı'na paralel bir g&#246;revi vardı. Bu iki başlı kimlik Sinan'ın sanatını anlamak a&#231;ısından &#246;nemlidir. Mimar Ağa arkasında her za*man devletin ekonomik g&#252;c&#252;n&#252;, b&#252;y&#252;k yapı yapmak isteyen sultanların, vezirlerin, paşaların zorlayıcı hatta belki de tehdit edici isteklerini bulur. Bir yandan da yapı etkinliklerinin t&#252;*m&#252;nden sorumludur. O &#231;ağın yapı &#252;retiminin imparatorluk ka*tında &#246;rg&#252;tlenmesi, Sinan gibi bir yaratıcının elinde ne denli b&#252;y&#252;k olanakların var olduğunu g&#246;stermektedir. D&#246;nemin eko*nomisini ger&#231;ekten &#246;nc&#252; &#231;alışmalarıyla ortaya koyan Sinan'ın simgelediği &#231;ağ, bu alt yapıya sahip olan &#231;ağdır. Sinan, b&#252;t&#252;n bu olanakları kullanan ve y&#246;nlendiren bir bi&#231;im yaratıcısı, bir kahraman, bir bilge ve bir efsane olarak ge&#231;mişe ilişkin b&#252;t&#252;n olumlu duyguların odağı oluyor.

Sinan'ın yetişme s&#252;recine ilişkin bilgiler artık tartışma konu*su yapılamayacak kadar aydınlanmıştır. Sinan, Kayseri'nin Ağırnas k&#246;y&#252;nden Sultan I. Selim D&#246;neminde devşirilen Rum k&#246;kenli bir Hıristiyan gencidir. Osmanlının &#246;zg&#252;n devlet yapı*sı, kendi sistemi i&#231;inde kalmak &#252;zere, bir genci elinden tutup yeteneğinin sınırları elverdiğince devletin en &#252;st idar&#238; katlarına &#231;ıkarıyor. Bu onun yaşamında kişisel yetenek ve &#231;abaya b&#252;y&#252;k yer veren bir sistemin ulaşabileceği teşvik edici ve yaratıcı or*tamın kışkırtıcı g&#252;c&#252; konusunda fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Sinan, hakkında en &#231;ok bilgi sahibi olduğumuz nadir sanat&#231;ıla*rımızdan biri olduğu halde, ger&#231;ekte biz onu kişi olarak tanımı*yoruz. Michelangelo gibi kendini anlatan şiirler, mektuplar bı*rakmamış, Leonardo gibi Freud'un araştırmalarına konu olma*mıştır. aaakirelerdeki ikinci sınıf şiirler ve d&#252;zyazılarla anlatı*lan yaşamı ve sanatına ilişkin s&#246;ylenenler de, bir dahi mimarın s&#246;yleyemiyeceği kadar sıradandır.Onun i&#231;in Sinan'ı kişi olarak ya da d&#252;ş&#252;ncesiyle değil, sanatıyla biliyoruz. Başka bir deyişle, Sinan ile Sinan'ın sanatı eşanlamlı oluyor. Sinan'ın kişisel psi*kolojisi &#252;zerinde bilgi, onun yaşamım bilmekten &#231;ok, yapıları*nın analizinden elde edilecek ve yorumlayanın sezgilerine bağ*lı yargılar olabilir.

Sinan var olan bir yapı str&#252;kt&#252;r&#252; geleneği i&#231;inde &#231;alışmıştır. Onun dehası, statik sınırları denenmiş, bu str&#252;kt&#252;rel sistem i&#231;in*de kalarak, b&#252;y&#252;k bir yaratıcılığın ifadesi olan mek&#226;n tasarım*ları ve archetypal kompozisyonlar geliştirmiş olmasıdır. Statik cesaret a&#231;ısından, kendi d&#246;nemlerinin teknikleri i&#231;inde, 40 met*re &#231;apıyla Pantheon, bazilikal bir pl&#226;n &#252;zerinde uygulanan b&#252;*y&#252;k kubbesiyle Antemios'un Ayasofyası, Brunelleschi'nin ay*rıntılarını b&#252;y&#252;k bir dikkatle hazırladığı Santa Maria del Fiore'si daha cesur str&#252;kt&#252;rel denemelerdir. Fakat Sinan str&#252;kt&#252;rlerinin zerafeti onlarda yoktur. Y&#252;k&#252;, eski Romalılar gibi k&#252;t*le ile karşılarlar. Sinan'ın m&#252;hendisliği, &#231;ok daha rasyonel bir kurgu ile k&#252;tleyi mek&#226;nda &#231;&#246;zen ve sınırların str&#252;kt&#252;rel mod&#252;l&#226;syonu ile kaynaştıran ustalıklar sergiler. Onun yapılarında er*ken Osmanlı yapılarındaki teknotik tasarım ortadan kalkmıştır.

Onun mimarlığının en &#246;nemli karakteristiği t&#252;m&#252;yle rasyonalize ettiği bir str&#252;kt&#252;r sistemini, kendi mimari vizyonunun hizme*tine vermesi ve onu destekleyecek şekilde kullanmasıdır.

Sinan, kubbenin str&#252;kt&#252;rel bi&#231;imini i&#231;erde ve dışarda koru*yarak, kubbeli str&#252;kt&#252;r&#252;n olanak sağladığı b&#252;t&#252;n varyasyonları bir &#246;m&#252;rde ortaya koymuştur. &#220;slubu kubbe bi&#231;imi i&#231;in yapı*lan bir araştırmada değil, kubbeli str&#252;kt&#252;r&#252;n t&#252;mel bi&#231;imlenme*sinde tanımlanmaktadır. Michelangelo'nun San Pietro kubbesi maketi, kubbenin tek başına bir yapı gibi tasarlandığını g&#246;ste*rir. Oysa Sinan'ın kubbelerinin yapıdan bağımsız bir kişilikleri yoktur.

Sinan, bilin&#231;li denemelerle "kubbeli &#231;ardak"ın (yani str&#252;kt&#252;*rel birimin) potansiyelini b&#252;t&#252;n olası sınırlarına ulaştırmıştır. Şehzade Camisi'nin m&#252;kemmel simetrisine ilk adımda varır. &#220;&#231; şerefeliden &#231;ekip alınan ve ileriye g&#246;t&#252;r&#252;len altı ayağa otu*ran str&#252;kt&#252;rel &#231;ardak Sinan Paşa Camisi'nden Atik Valide'ye kadar uzanır. Selimiye tasarımı, kare taşıyıcı taban ile &#231;ember kubbe eteği arasındaki ilkel tromplu ge&#231;it alam geometrisinin varacağı en son gelişme aşamasıdır. Sinan'ın mimarisinde ba*zı kolay genellemelerden sakınmak gerekir.

Sinan yapılarının bazı &#246;zelliklerini, yapı tarihine evrensel katkılar olarak g&#246;sterme hatasına d&#252;ş&#252;lmemelidir. &#214;rneğin, Si*nan, kubbeli yapı sorununa bir son &#231;&#246;z&#252;m getirmemiştir. &#199;&#252;n*k&#252; kubbeli yapı tasarımında tek y&#246;n yoktur. Ayasofya, ger&#231;i Roma b&#252;y&#252;k kubbe geleneğini değişik bir yorumla Pantheon'dan erken orta&#231;ağa taşır, ama başka bir dil konuşur. İran-Orta Asya ile Hint, başka kubbeli yapı ser&#252;venleri yaşamışlar*dır. Meml&#251;klar Doğulu bir vizyonu Nil kenarına taşımışlardır.

Osmanlı, kubbeyi bir Doğu mirası olarak almış, Akdeniz'de yıkamıştır. T&#252;rk tarih&#231;ileri Ayasofya'yı bir Bizans yapısı sayar, S&#252;leymaniye'nin ona &#246;yk&#252;nmediğini g&#246;stermeye &#231;alışırlar.

Sinan yalın kubbenin geometrik bi&#231;imini i&#231;erde ve dışarda en etkili kılacak d&#252;zenleri arar ve bulur. Temel str&#252;kt&#252;rel fik*rin g&#252;&#231;l&#252; ve katıksız mimari ifadesini yaratmak, onun yaşamı*nın temel mimari sorunu olmuştur. Bu &#231;abanın sonucu, b&#252;t&#252;n yapıları i&#231;in ortak bazı tasarım &#246;zelliklerinden s&#246;z edilebilir: Bunların başında kemer ve kubbe gibi eğri bi&#231;imlerin, insanla*rı belki de (ilksel) simgeselliklere uzanan geometrileriyle etkileyen varlıkları gelir. B&#252;y&#252;k kubbeli yapılarında, ana kubbenin diğer mimari &#246;ğeler ve insan &#246;l&#231;&#252;leriyle karşıtlaşan ,boyutsal ve g&#246;rsel egemenliği, insan-kubbe ikileminin yarattığı gerilim*le bu yapılara heyecan verici bir i&#231;erik kazandırır.

Kubbe yapısının, t&#252;m&#252;l&#252;sten ve ilkel konuttan başlayıp stu-pada, b&#252;y&#252;k mezar yapılarında ve anıtsal yapılarda devam eden ve giderek kubbeyi mek&#226;nın tek &#246;rt&#252;s&#252; haline getiren gelişimi, Sinan'ın elinde sonu&#231;lanır. Morfolojik a&#231;ıdan Sinan yapıları, son bir &#231;&#246;z&#252;mlemede &#252;&#231; geleneksel yapı d&#252;zeni ve imgesini birleştiren senaaalerdir: Tromplu Sasan&#238; ya da İsl&#226;m kubbesi, ge&#231; Roma mimarisinde ortaya &#231;ıkan &#231;evre koridorlu kubbeli mek&#226;n ve b&#252;t&#252;n İsl&#226;m tarihi boyunca değişmeyen dikd&#246;rtgen bir alan olarak pl&#226;nlanan cami. Cami mek&#226;nının değişmez pa*rametresi olan dikd&#246;rtgen pl&#226;n, Sinan'ın yapı tasarımına &#246;rt&#252;*den başlamasına olanak veriyor. &#199;&#252;nk&#252; her t&#252;r &#246;rt&#252; şemasını bir dikd&#246;rtgen ya da kare &#231;evre i&#231;ine yerleştirme olanağı var*dır. O d&#246;nemin kubbeli yapı simgeselliğinde, kubbeyle "G&#246;k"&#252;n ve sultanın varlığını g&#246;rmek olasıdır.

Sinan'ın &#252;slubu, kuşkusuz sadece kubbeye bağlı olarak ta*nımlanamaz. Tasarımda bir mimari &#246;ğeler hiyerarşisi kurul*muştur. Bu hiyerarşinin kurgusu i&#231;inde b&#252;y&#252;k kubbe, kubbeler, kemerler, revaklar, pencereler &#252;slubun niteliğini b&#252;y&#252;k pl&#226;nda saptayan diğer &#246;ğelerdir. Kaldi ki, o d&#246;nemin ikincil &#252;slup &#246;ğe*lerini, mukarnas bezemelerini, s&#252;tun başlıklarını, kemer klişele*rini, silmeleri, korkulukları, &#231;ini kaplamaları, boyalı bezemeyi, ahşap iş&#231;iliğini eklemeden t&#252;mel tasarım tamamlanmıyor. &#220;s*lubun kimliği bu &#246;ğelerin varlıksal b&#252;t&#252;nleşmesiyle oluşmakta*dır. Fakat Sinan'ı y&#252;celten sanat s&#246;yleminin ana teması, ondan &#246;nce ve sonra da var olan Osmanlı yapı geleneğinin ikincil ya*pı ve bezeme &#246;ğeleri değil, b&#252;y&#252;k mek&#226;nsal kompozisyonlardır.

Sinan yeni s&#246;zl&#252;k kullanmaz. Str&#252;kt&#252;r esasları, pl&#226;n &#246;ğele*ri, avlular, revaklar, &#231;ok katlı pencere d&#252;zenleri, kemer bi&#231;im*leri, ta&#231; kapılar hep ge&#231;mişten gelir. O d&#246;nemin en b&#252;y&#252;k ya*pıları camiler olduğu i&#231;in, Sinan'ı da en &#231;ok onlarla tanıyoruz. Fakat bu, onu sadece bir cami tasarımcısı olarak g&#246;rmeyi ge*rektirmez. Yaptığı b&#252;t&#252;n değişik t&#252;r yapılarda camilerde bul*duğumuz estetik kaliteyi bulabiliriz.

Sinan'ın mimari senaaaini Hassa Mimarları Ocağı rutini i&#231;inde ortaya &#231;ıkmış yapılarında değil, onun tasarım becerisini kesinlikle hissettiğimiz Mihrimah Sultan, Sokollu, S&#252;leymaniye, Selimiye Camileri ile Mağlova Su Kemeri gibi yapılarda izle*mek gerekir. Selimiye ifade ve tema zenginliği bakımından, mimari diliyle, toplumun mimari ge&#231;mişinin bir senaaaidir ve Osmanlı k&#252;lt&#252;r&#252;n&#252;n altyapısını da aydınlattığını s&#246;yleyebiliriz. Sinan, g&#246;&#231;ebelik ve İsl&#226;mdan gelen, Roma ve Bizansla buluşan yeni bir Akdeniz rasyoneli sergiler. R&#246;nesansın b&#252;t&#252;n mek&#226;n araştırmalarım kendi yaşamına sığdırmıştır. Eşsiz d&#246;n&#252;ş&#252;mle*rin temsilcisi ve simgesidir. Onun &#246;ğretisi, eğer yapılarından &#231;ıkarılabilecek bir ders varsa, budur.

Osmanlı d&#252;ş&#252;ncesinin Sinan gibi bir dahinin yarattığı ve bu*g&#252;n bile bizde hayranlık uyandıran yapılara karşı duyarlı oldu*ğu, bunların arka arkaya inşa edilmesinden anlaşılmaktadır. Fakat bu duyguları sanata yansıtan bir yazılı yorum, sadece &#246;v*mekle ya da zikretmekle kalmayıp sanat&#231;ının toplum i&#231;indeki konumunu aydınlatan bir d&#252;zyazı ya da şiir bulmak zordur. Bu şiir sadece otobiyografik aaakirelerde vardır. Bu yokluk bir &#246;l*&#231;&#252;de İsl&#226;m d&#252;ş&#252;ncesinin fiziksel &#231;evreye karşı ilgisizliğiyle a&#231;ıklanabilir. Su i&#231;mek i&#231;in en g&#252;zel tasları yapabilen M&#252;sl&#252;*manlar, o taşların betimlenmesini nesnel olarak yapma arzusu*nu nedense duymamışlarıdr. Avrupalı gezginler ve ressamlar olmasaydı, Kanun&#238;'nin İstanbul'unu da fiziksel boyutlarıyla be*timlememiz d&#252;ş&#252;n&#252;lemezdi.

Sinan'ın yetişme s&#252;reci Osmanlı kul sistemi i&#231;inde karakte*ristiktir. Onun yaşamında kişisel yetenek ve &#231;abaya b&#252;y&#252;k yer veren bir sistemin ulaşabileceği teşvik edici ortam b&#252;t&#252;n a&#231;ıklı*ğı ile sergilenmektedir. Sinan'ın Osmanlı mimari tarihindeki &#246;zel yeri, İmparatorluğun en g&#246;rkemli d&#246;neminde yarım y&#252;zyıl Hassa Mimarbaşı olarak etkinlikte bulunmasından kaynaklan*maktadır. Bu etkinliğin doğasını doğru tanımladığımız s&#246;yle*nemez. Fakat Sinan'ın stat&#252;s&#252; b&#252;y&#252;k yaratmaları kışkırtan bir durumdur. Yapı &#252;retiminin &#246;rg&#252;tlenmesi ,olağan&#252;st&#252; bir &#252;re*tim mekanizmasını mimarbaşının hizmetine sunmuştur. S&#252;ley*maniye camisinin inşaat defterleri bir sultan k&#252;lliyesinin neye mal olduğunu, ne boyutta bir iş olduğunu ve en k&#252;&#231;&#252;k ayrıntı*larına kadar nasıl kontrol edildiğini g&#246;stererek Sinan olgusunun &#246;nemli bir boyutunu a&#231;ıklamaktadır.

Sinan'ın, &#231;ağının simgesi olması bu toplumsal alt yapıyı da birlikte d&#252;ş&#252;nmeyi gerektirir. &#199;ağın olanakları ile sanat&#231;ı viz*yonu birleşerek Sinan'ı bir bi&#231;im yaratıcısı, bir kataliz&#246;r yapı*yorlar. İmparatorluğun olanaklarına yarım y&#252;zyıl h&#252;kmetmiş, sultanların sevgili kulu olarak &#246;l&#252;m&#252;ne kadar saygınlığını kay*betmemiş b&#252;y&#252;k bir devlet memurudur Sinan.

O &#231;ağın toplumunda mimarinin yeri, işlevi, stat&#252;s&#252; ve sim*gesel işlevi konusunda bilgi ve tanık yokluğu, &#231;ağdaşlarının tep*kilerini, kendisinin d&#252;ş&#252;ncesini bilmemeye, bizi Sinan'ın sanatı*nın değerlendirilmesini sadece g&#252;n&#252;m&#252;z yorumlarına dayana*rak yapmaya zorlamaktadır.

Mimar Sinan'ın yaşamına ilişkin kaynakların başında gen&#231; dostu nakkaş Mustafa Sai &#199;elebi'nin -kendisinin ağzından yaz*dığını s&#246;ylediği i&#231;in- otobiyografi diyebileceğimiz iki yapıtı vardır: aaakiret&#252;'l B&#252;nyan ve aaakiret&#252;'l-Ebniye. Sai Efendi aaakiret&#252;'l B&#252;nyan'da bunu yazmaya nasıl başladığını anlatır:

Birg&#252;n mutlu padişahın başmimarı olan Abd&#252;lmennan oğlu Sinan, g&#252;&#231;s&#252;z bir ihtiyar olunca tarih sahifesinde ad ve şan bırakarak hayırlı dua ile anılmasına vesile olmak &#252;zere, kırık kalpli, değersiz, d&#252;şk&#252;n olan bu duacı Sai'den, n&#226;zım ve nesir olarak, hatıralarını yazmamı dilediler. Elimden geldiğince, (ba*na) b&#252;y&#252;k bir huzur ve sevin&#231; kaynağı olan bu kırık ezgili armağanı hazırladım.

Sinan'ın &#246;nce bir marangoz, sonra bir asker m&#252;hendis olarak uygulama i&#231;inde yetiştiğini biliyoruz. aaakiret&#252;'l-Ebniye'nin manzum b&#246;l&#252;m&#252;nde kabiliyetinin tanrı vergisi olduğunu, fakat &#231;ok &#231;alıştığını s&#246;ylerken kendisini marangozlukta yetiştiren &#252;stadım Tanrının cennet makamına &#231;ıkarmasını dilemektedir.

Hakkın bir l&#252;tf&#252; imiş kabiliyet
Kılup cehd eyledim tekmili sanat
Huda şad eyleye ruh-i revanın
&#238;de firdevs-i &#226;'l&#226;da makamın
Benim &#252;stadımın kim aferin bad
Beni neccarlıkta lıkdu &#252;stad
Yoluyla, sanatımla,hidmetimle
&#199;alıştım ta tuf&#251;liyyet &#231;ağında
Dahi akran i&#231;inde gayretimle
Yetişdim Hacı Bektaş ocağından



Sinan'a ilişkin b&#252;t&#252;n yayınlarda kendi aaakirelerinden alına*rak yenilenen yaşam hik&#226;yesi, devşirme &#231;ocukları i&#231;inde y&#252;kse*lenlerinin ortak &#246;zelliklerini taşır.

Sinan'ın yaşamına ve ailesine ilişkin belgeleri bulup yayım*layan, ayrıntılı olarak inceleyen ve tartışan İ. H. Konyalı'nın kullandığı belgeler, hi&#231;bir yoruma gerek kalmadan Sinan'ın Anadolu'dan devşirildiğini a&#231;ıklar. Sinan'ın Kayserili olduğu*nu kesin olarak g&#246;steren en &#246;nemli belge II. Selim d&#246;neminde Kıbrıs fethedildikten sonra Kayseri B&#246;lgesindeki "zimmi"lerin adaya yerleştirilmeleri sırasında hassa mimarbaşı olan Sinan'ın sultana bir mektup g&#246;ndererek akrabalarının affedilmesini iste*diğini bildiren ve Akdağ Kadısı'na g&#246;nderilen Aralık 1573 ta*rihli bir h&#252;k&#252;md&#252;r. Bu h&#252;k&#252;mde "kendi sakin olduğu Ağırnas nam karye halkı ve ahar karyede sakin olan akrabası Ki&#231;i (k&#252;*&#231;&#252;k) B&#252;r&#252;ng&#252;z'den Sarı oğlu D&#252;ğenci ve Karye-i &#220;sk&#252;b&#252;'den &#220;lise ve Kudnişan adlı zimmilerin Kıbrıs'a s&#252;rg&#252;n olunmaktan affolunmaları istida eylemeğin m&#252;şar&#252;nileyhin sabıkan sakin olduğu zikrolunan karyesi ve akrabasından olan mezk&#251;r zimmiler Kıbrıs'a s&#252;rg&#252;n olmaktan affolunmak emredip b&#252;y&#252;rd&#252;m ki" denilerek başmimarın Ağırnaslı, akrabalarının da "zimmi" olduğu belirtilmiştir.

Karaman Beylerbeyi o sırada Karaman'a bağlı olan bu b&#246;l*gedeki hangi zimmilerin Kıbrıs'a s&#252;r&#252;lmeyeceği konusunda da*ha aydınlatıcı bilgi isteyen bir mektubu İstanbul'a g&#246;ndermiş. 20 Haziran 981'de (Aralık 1573) kendisine verilen yanıtta &#246;zellikle Sinan'ın k&#246;y&#252;ndekilerin affedildiklerini bildirmiştir. Konyalı, Ağırnas'ın hi&#231; Ermenisi olmayan bir Rum k&#246;y&#252; oldu*ğunu ve bu Rumların bu k&#246;y&#252; bırakmadan &#246;nce Taş&#231;ıoğlu adlı bir Rum ailesinin Sinan'ın kendi ailelerinden geldiğini s&#246;yledik*lerini nakleder. Konyalı, Sinan'ın k&#246;y&#252;ne ilişkin belgeler i&#231;inde 1584 yılında yapılan bir tahrirde k&#246;ydeki 189 vergi m&#252;kellefi*nin sadece 5'inin M&#252;sl&#252;man olduğunu, k&#246;y&#252;n &#252;&#231; mahallesinde yaşayan bu Hıristiyanların T&#252;rk ve M&#252;sl&#252;man adını taşıdığını ve Sinan'ın mektubunda s&#246;z&#252;n&#252; ettiği akrabalarından D&#252;venci adını taşıyan dokuz Hırıstiyanın bu tahrirde yazılı olduğunu saptamıştır. Bu belgede Hıristiyan yerine Gebr (ateşe tapan), Zerd&#252;şt, Mec&#251;si sıfatı kullanılmıştır. İlgin&#231; Sel&#231;uk adları taşı*yan bu halkın Hıristiyan T&#252;rk m&#252;, ya da T&#252;rk etkisinde adım değiştiren Hıristiyan mı olduğu anlaşılamamaktadır. Fakat Si*nan kardeşinin &#231;ocuğunu İstanbul'a getirerek M&#252;sl&#252;man yaptı*ğına g&#246;re, Sinan'ın da Rum devşirmesi olması gerekir. Sinan'ın bu b&#246;lge ile ilişkisi yaşamı boyunca s&#252;rm&#252;ş, k&#246;y&#252;nde bir &#231;eşme yaptırmış, Gergeme k&#246;y&#252;nde bir değirmen sahibi olmuş ve Ağırnas civarında bir &#231;iftlik almaya da teşebb&#252;s etmiştir.

Sinan'ın birinci vakfiyesinde, Sinan'ın "efendisi ve mutiki" olan merhum İbrahim Paşa'dan s&#246;z edilmektedir. Sinan bu vakfiyesinde İbrahim Paşa vakfına m&#252;tevelli-i kebir olan kim*senin kendi vakfına da m&#252;tevelli olması koşulunu koymuştur. Bu İbrahim Paşa'nın 'Kanun&#238;nin &#252;nl&#252; veziri damat Maktul İbra*him Paşa olduğunu kanıtlayan Konyalı, Sinan'ın Ağırnas'a son*radan geldiğini, daha &#246;nce İbrahim Paşa tarafından satın alınmış ya da esir edilmiş, azad edildikten sonra Ağırnas'a yerleş*miş olabileceğini s&#246;yler. Bunu kanıtlamak olanağı yoktur. B&#252;*t&#252;n bu ser&#252;venlerin Sinan'ın &#231;ocukluğunda olup bitmiş olması gerekir. Bir Hıristiyan delikanlısı olarak Ağırnas'dan devşiril*miş olduğu anlaşılmaktadır.

Ordu hiyerarşisinin basamaklarında y&#252;kselirken yapıcılıkla (ya da istihk&#226;mcılıkla) ilgili &#231;alışmalar yapmış olduğu kesindir. Van G&#246;l'&#252;n&#252; ge&#231;mek &#252;zere yaptığı teknelere ilişkin bilgiler ma*rangozlukta usta olmaktan &#246;teye str&#252;kt&#252;rel tasarım konusunda da yaratıcı bir sanat&#231;ı olduğunu d&#252;ş&#252;nd&#252;r&#252;yor. Sinan, Acemi-oğulları yayabaşısı olmuştu. Acemioğulları, b&#252;y&#252;k inşaatların gedikli iş&#231;ileriydi. B&#252;y&#252;k bir olasılıkla Sinan yayabaşılığı sıra*sında &#246;zellikle yapı işlerinde &#231;alışmıştır. .

Marangozluk onun ordu i&#231;in k&#246;pr&#252; yapma etkinliklerine te*mel oluşturmuş olmalıdır. Ordunun Korfu, Puglia (1537) ve Karaboğdan (1538) seferlerine katılıp Prut &#252;zerine, tarihimizde &#252;nl&#252; bir k&#246;pr&#252; kurduktan sonra, otobiyografideki değimle "Re-is-i Mimaran-ı Derg&#226;h-ı &#194;li", başka bir deyişle Hassa Mimar*başı tayin edilmiştir. B&#246;ylece Orta Anadolu'nun bir Hıristiyan k&#246;yl&#252; &#231;ocuğu, ulusları, ırkları ve inan&#231;ları kozmopolit d&#252;zeni*nin potasında eriten İmparatorluğun sadrazamları, vezirleri gi*bi devşirmelikten yetişen katıksız bir Osmanlı sistemi &#252;r&#252;n&#252;d&#252;r. Osmanlı devlet &#246;rg&#252;t&#252;n&#252;n basamaklarını, o g&#252;nk&#252; devlet d&#252;ze*ninin verdiği olanaklar ve kendi yetenekleriyle tırmanarak T&#252;rk-isl&#226;m uygarlığının en başta gelen temsilcilerinden biri olmuştur. Sinan'ın yaşamında devletin kendi yapısı i&#231;indeki in*san g&#252;c&#252;n&#252; seferber eden, bir bakıma toplumun sunduğu b&#252;t&#252;n olanakların senaaaini yapan g&#252;&#231;l&#252; yapısı ortaya &#231;ıkmaktadır.

Sinan'ın doğum tarihini bilmiyoruz. Y&#252;z yaşına kadar yaşa*dığı s&#246;ylencesi vardır. 1521'de yeni&#231;eri olarak seferlere katıl*maya başladığı ve acemioğlanlık d&#246;nemi g&#246;z &#246;n&#252;ne alındığın*da, y&#252;zyıl d&#246;n&#252;m&#252;nde doğmuş, on beş yaşlarında devşirilmiş ve &#246;ld&#252;ğ&#252; tarihte (1588) doksan yaşını bulmuş belki de ge&#231;miş ol*duğu s&#246;ylenebilir. Mimarbaşı olduğu zaman 40 yaşlarında ol*malıdır. Fakat y&#252;z yaşını ge&#231;miş olduğu rivayetini kabul etmek zordur. Bu yaş tahmini, &#252;n&#252;yle birlikte artmış olmalıdır. Eğer bu doğru olsaydı kendisinin hi&#231; olmazsa yirmi yaşından sonra devşirilmiş olması gerekirdi. Bu yaş devşirme i&#231;in ge&#231; sayıla*bilir. Risale-i Mimariyye'de 107 yaşında, Evliya'nın alışılmış abartmasıyla 170 yaşında &#246;ld&#252;ğ&#252; s&#246;ylenmesi, daha o zamanlar hakkında efsane &#252;retildiğini kanıtlamaktadır. Fakat &#246;l&#252;nceye kadar Mimarbaşı olarak kaldığı kesindir. Kanun&#238; Sultan S&#252;ley*man'a mimarbaşı olarak yirmisekiz yıl, ILSelim'e sekiz yıl, III. Murat'a on d&#246;rt yıl hizmet etmiş olan Sinan'ın t&#252;rbesinde Sai'nin yazdığı &#246;l&#252;m tarihi H. 996'dır. (1587/88). Hazirenin mezar anıtının başucundaki dua penceresi &#252;zerinde hattat Ka-rahisar&#238; tarafından yazılan kitabede tarih mısraı şudur:

Ge&#231;di bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan (996)

Kendisine yazılan en son h&#252;k&#252;m 26 Safer 996 (28 Aralık 1587) olduğuna g&#246;re 1588 kış aylarında &#246;ld&#252;ğ&#252; s&#246;ylenebilir. Sinan'ın kendisine yaptırdığı t&#252;rbe ve hazire S&#252;leymaniye k&#252;l*liyesinin kuzeydoğusundadır. Fakat &#246;zg&#252;n bi&#231;imi restorasyon*larda değişmiştir.

Sinan'ın biyografilerinde resm&#238; yaşamına ilişkin bu bilgiler vardır, ama &#246;zel yaşamına ilişkin bilgi azdır. Konyalı'nın ya*yımladığı belgeler bir Osmanlı b&#252;y&#252;k memuru olarak Sinan Ağa'nın sosyal yaşamına ışık tutan bazı bilgiler i&#231;ermektedir. Sinan'ın soyağacını &#231;ıkaran Konyalı, vakfiyelere dayanarak, beş kızı, iki oğlu olduğunu yazar. Torunu Derviş &#199;elebi ikinci vak*fiyesinde vakıf m&#252;tevellisi olarak belirtilmiştir. Sinan H. 971 (1563) tarihli vakfiyesinde o sırada sağ olan karısı G&#252;lruh'a bazı gelirler bırakmıştır. İkinci vakfiyesinde Mihri adlı ikinci karısının da adı ge&#231;mektedir. Konyalı, Sinan'ın t&#252;rbesindeki ikinci mezarın bu karısına ait olduğu kanısındadır. Torunu Mehmet Bey'ın kızı Fatma Hanımın mermer mezarı da Edir*ne'de Nazır &#199;eşme'si mezarlığında bulunmuştur. &#199;ok g&#252;zel ve az bulunur bir tasarımı olan bu mezar, Sinan ailesinin Osman*lı toplumunun itibarlı, &#252;st katlarında bulunduğunu belgeleyen bir yapıttır.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-08-2007, 08:02 PM   #4 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Devam
Sinan'ın 971 tarihli vakfiyesinde 25 yıl kadar hassa başmimarlığı yaptıktan sonra hatırı sayılır bir mal varlığına sahip olduğu g&#246;r&#252;l&#252;yor. Bu vakfiyede 23 ev, 34 d&#252;kk&#226;n,! 1 değirmen, 1 bostan, 1 kayıkhane, 2 menzil, 5 &#231;eşme, 3 mektep ve 1 mescitten s&#246;z edilmektedir. K&#246;le ve cariyelerine ilişkin bir vakfiyesi daha vardır. Bunların sayısı anlaşılmıyor. Fakat kendisi &#246;ld&#252;kten sonra azad edilmelerini vasiyet etmiştir. Sinan'ın vakfiyelerinde sahip olduğu ev*lerin arasında S&#252;leymaniye'de t&#252;rbesinin yanında olan b&#252;y&#252;k evi &#246;zellikle yeğlediği vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Bu, onun kendi*sine yaygın &#252;n kazandıran b&#252;y&#252;k k&#252;lliyeye duygusal bağının ifa*desi olarak g&#246;r&#252;lebilir. Yaptırdığı mescit ise eski İmaret Camisi'nin yanında kışlık ve yazlık b&#246;l&#252;mleri, k&#252;&#231;&#252;k fakat &#246;zg&#252;n bir mimarisi olan ve bug&#252;n mevcut olmayan bir yapıdır. Sonradan, kendisinin vasiyetine g&#246;re bir minber konularak camiye &#231;evrilmiştir.

23.09.2001

Hassa Mimarbaşılığı ve Hassa Mimarları Ocağı

Osmanlı devlet &#246;rg&#252;t&#252;nde bir Hassa Mimarları dairesi vardı. Buraya mimar yetiştiren kurum ise mimarlar ocağıydı. Mimarbaşılarm genellikle ocaktan yetişenler arasından se&#231;ilmesine dikkat edilirdi. Bununla beraber bu &#246;rg&#252;t&#252;n tam olarak ne zaman kurul*duğu belli değildir. Sinan b&#246;yle &#246;zel bir ocaktan değil, yeni&#231;erilik*ten yetişmedir.

Sinan'ı mimarbaşılığa g&#246;t&#252;ren yol, marangozluktan başlayan, acemioğulları yayabaşıhğma ge&#231;en bir yoldur. Bir tasarımcı ola*rak yetişmesinde de İran ve Irak'tan, Dalma&#231;ya ve Orta Avrupa'ya kadar sayısız &#252;laaai gezmesi etkili olmuş olmalıdır. Batı iran'da ve Irak'da, Sel&#231;uk ve Moğol, Avrupa'da orta&#231;ağ, R&#246;nesans eserlerini, Anadolu'da antik yapılan, Bizans, Ermeni, Sel&#231;uk mimarilerini, kuşkusuz anlayan bir g&#246;zle g&#246;rm&#252;ş olabilir. Bağdat seferinde Osmanlı ordusu Sultaniye'de d&#246;rt g&#252;n mola verdiğinde Olcaytu H&#252;dabende Han'ın b&#252;y&#252;k t&#252;rbesini g&#246;rm&#252;şt&#252;r. Bu rastlaşma Sinan'ın gelecekteki tasarımları &#252;zerinde etkili olmuş olmalıdır.

Sinan'ın "kalfalıktan, ustalığa" y&#252;kselmesini, yani tam anlamı ile olgun yaratıcılık d&#246;nemine girmesini 1560'lı yılların ba*şına tarihliyoruz. Ustalık mertebesine erişmesinde, giderek gelişen mimarlık bilgisinin istanbul'un su sorununu &#231;&#246;zmek i&#231;in K&#226;ğıthane sularını kente getirme &#231;abalarının sağladığı engin yapısal deneyimlerle pekiştirilmesinin b&#252;y&#252;k rol&#252; olmuştur. İs*tanbul'un alınmasından sonra Fatih Sultan Mehmet kentin su şebekesini elden ge&#231;irtmiş ve 1550'li yıllara kadar Bizans'tan kalan sistem onarımlarla işler durumda tutulmuştur. Fakat Kanun&#238; zamanında su sıkıntısı baş g&#246;sterince Sultan S&#252;leyman, Halkalı ve Kırk&#231;eşme tesislerinin yenilenmesi g&#246;revini mimarbaşı Sinan'a vermiştir. Sinan şebeaaai yenilemiş ve 1553-1564 yılları arasında Evvel Kemer, M&#252;derris K&#246;y&#252; Kemeri, Uzun Kemer, Eğri Kemer, G&#252;zelce Kemer ve Mağlova Kemerini yapmıştır. Kemer binalarında ki mimari, yapıyı b&#252;t&#252;nleştirmeye &#231;alışan Sinan'ın, yalın bir taş yapıyı nasıl heykelleştirerek onu mimarlık eserine d&#246;n&#252;şt&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;stermesi bakımından dikkati &#231;eker. Y&#252;zyılımızda Pier Luigi Nervi'nin yapılarında bulduğumuz iskeletsel estetik kavramı, Sinan'ın mimaride yalınlığı yeğleyen tutumunun temelinde yatan en &#246;nemli etkendir.

Sinan'ın 1560'dan 1575'e kadar s&#252;ren ve Edirne Selimiye camii ile noktalanan "Ustalık D&#246;neminde" Sinan, ilkelerini sap*tadığı Osmanlı kl&#226;sik mimarisinin en doyurucu ve anlamlı eser*lerini vermiştir. G&#252;n&#252;m&#252;zde yapılan araştırmalar, bir mimarın en olgun eserlerini 45-50 yaşları arasında, ya da mimarlık eği*timinden 20-25 yıl sonra verdiğini g&#246;steriyor. 1560'lı yıllarda Sinan, en azından 60 yaşlarında bulunuyordu. Fakat mimarlı*ğa ge&#231; başladığı ve mimarlık i&#231;in hazırlığını 1540'lı yıllarda ta*mamladığını g&#246;z &#246;n&#252;nde tutarsak bu form&#252;l&#252;n onun i&#231;in de ge&#231;erli olduğu ortaya &#231;ıkacak, 1560-1575 arasındaki yapılarının yaratıcı g&#252;c&#252;nde bu etmenin de payı olabileceği anlaşılacaktır.

D&#246;n&#252;ş&#252;m Yılları (1576-1588)

1575 yılında tamamlanan Edirne Selimiye Camii, yine Sai Mustafa &#199;elebi'nin deyimi ile, Sinan'ın ustalığının yapısıdır. Ger&#231;ekten de bu cami Osmanlı kl&#226;sik mimarisinin t&#252;m niteliklerini b&#252;nyesinde taşır.

Sinan, bu anıtla sanatının doruğuna ulaşır. Sinan, Selimiye'yi !560'lı yıllarda, veriminin en y&#252;ksek noktada bulunduğu d&#246;nemde tasarlamıştır. 1570'li yılların ikinci yarısından sonra ise, Sinan'ın Selimiye ayarında bir eseri yaratma olanağı kalmamıştır.

Bu g&#246;r&#252;ş&#252; iki nedene bağlıyoruz:
Birincisi, 1575'de aaaaen yaşına yaklaşan Koca Sinan'ın efsaneleşerek "P&#206;rlik" mertebesine erişmesi ve bunun sonucu aktif mimariden b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de kopmasıdır. Mimarbaşı olarak sayılmakta, s&#246;z&#252; dinlenmektedir. Fakat artık Hassa Mimarları Ocağında s&#252;rd&#252;r&#252;len tasarım faaliyetini y&#246;netmekten &#231;ok onu destekleyen bir onursal başkan durumundadır.

Daha da &#246;nemli olan ikinci neden ise, kendi geliştirdiği mimari kavramların 1575'den sonra Sinan i&#231;in eski &#231;ekiciliğinin kalmamış olmasıdır. Sinan'ın ve yakın yardımcılarının kl&#226;sik ilkelere tepki g&#246;sterip bazı yerleşmiş kuralları bozmaya başla*maları bu d&#246;neme rastlar. &#220;slup korunmakta fakat alışılagelmiş d&#252;zenden sapmalara g&#246;z yumulmaktadır.

Başka t&#252;rl&#252; s&#246;ylersek, Sinan'la &#246;zdeşleşen Osmanlı kl&#226;sik mimari &#252;sl&#251;bu XVII. Y&#252;zyıl sonralarına kadar ana &#231;izgilerini ve temel niteliklerini korumuş ise de Sinan'ın kl&#226;sizmi daha o yaşamım s&#252;rd&#252;r&#252;rken belirli değişikliklere uğramıştır. &#214;rneğin, 1580'li yıllara tarihlenen Sinan yapılarında bulduğumuz hare*ketli mimari, 1560'lı yıllarda i&#231; mek&#226;n-dış yapı ilişkisinin yarattığı yalın ve temiz ifadeden farklı olarak, abartılmış bir kitle pl&#226;stiğine sahiptir. Nişancı Mehmet Paşa Camii ile İstanbul R&#252;stem Paşa Camii'nin, ya da Davut Ağa'nın Ey&#252;p'deki 1595 tarihli Ferhat Paşa T&#252;rbesi ile biraz &#246;tesindeki Sokollu T&#252;rbe*sinin dış g&#246;r&#252;n&#252;ş a&#231;ısından aynı kategoriye konulmaları d&#252;ş&#252;*n&#252;lemez.

Daha &#246;nce de belirttiğimiz gibi, Sinan'ın t&#252;m yaşamı boyunca varmaya &#231;alıştığı mek&#226;n b&#252;t&#252;nl&#252;ğ&#252; ilkesine ters d&#252;şen ve bi&#231;im a&#231;ısından bariz bir geriye d&#246;n&#252;ş&#252; sergileyen Kılı&#231; Ali Paşa Camii'ni Sinan'la bağdaştıramıyor, bu camiin bir başka mimar tarafından tasarlandığına inanıyoruz. Ne var ki, 1575'den son*raki yıllarda Sinan'a atfedilen, ve onun eseri olmadığını &#246;ne s&#252;*remeyeceğimiz, bazı yapılarda Sinan'ın da kurallardan &#246;l&#231;&#252;y&#252; ka&#231;ırmadan uzaklaştığı g&#246;r&#252;l&#252;r. Şehzadeler ve Zal Mahmut Paşa t&#252;rbeleri ile Zal Mahmut Paşa Camii'nde karşımıza &#231;ıkan i&#231; mek&#226;n ve dış kitle arasındaki bağlantı &#231;&#246;z&#252;lmesi, ya da Şemsi Ahmet Paşa k&#252;lliyesinde bulduğumuz dış mek&#226;n kuruluşu bu d&#246;nemde yer alan gelişmelerdir. Kısacası, 1580'li yılların geri*limli mimari ortamında ortaya &#231;ıkan değişime y&#246;nelik davra*nışları Sinan kontrol altında tutarak, bir bakıma, kendinden sonraki d&#246;neme egemen olan mimari tutumun belirlenmesine yardımcı olmuştur.

Tarihteki her uygarlıkta olduğu gibi Osmanlı uygarlığında da d&#252;ş&#252;nce ve &#246;zlemlerini dile getiren ve y&#252;celten sanat&#231;ısını yetiştirmiş, siyasal g&#252;&#231; ve refah d&#246;nemlerini y&#246;nlendirenler ad*larını anıtlarla &#246;l&#252;ms&#252;zleştirmeye &#246;zen g&#246;stermişlerdir. Os*manlı d&#252;nyasında heykel-anıt geleneği olmadığından mimarlık daha da &#246;nem kazanmış, anıtsal yapıların simgesel değerini art*tırmıştır.

XVI. y&#252;zyıl, Osmanlı Devleti'nin siyasal ve askeri g&#252;c&#252;n&#252; &#252;&#231; kıtada kabul ettirdiği ve mimarinin, buna paralel olarak doru*ğuna ulaştığı d&#246;nemdir. Dorukta, siyasal g&#252;c&#252; Kanun&#238; Sultan S&#252;leyman, mimaride Koca Sinan temsil ederler. Her ikisi de kendilerine duydukları g&#252;venle tanınır. &#214;zel yaşamında karşı*laştığı sorunları her zaman en akılcı bir bi&#231;imde &#231;&#246;zememiş ol-sa da, uzun h&#252;k&#252;mdarlık d&#246;neminde Kanun&#238;, doğuda ve batıda Osmanlı sınırlarını genişleterek Devletin itibarını dışta ve i&#231;te korumayı bilmiştir. XIV. ve XV. Y&#252;zyıllarda &#231;eşitli etkiler al*tında gelişen Osmanlı mimarisi de Sinan'ın mimarbaşılık d&#246;ne*minde &#246;zbenliğine kavuşarak evrensel bir &#252;sluba d&#246;n&#252;şm&#252;ş, onun Osmanlı &#252;lkesinin her yanında y&#252;kselen yapıları i&#231;te ve dışta hayranlık uyandırmıştır.

Nasıl VIII. ve IX. Y&#252;zyılda İsl&#226;m k&#252;lt&#252;r&#252; Suriye ve Mezopotamya'dan İran ve Orta Asya'ya doğru yayılmış, fakat bu yayılım XI. Y&#252;zyıldan sonra bu kez Orta Asya'dan Akdeniz'e doğ*ru ters y&#246;nde bir k&#252;lt&#252;r akımı ile ortaya &#231;ıkmıştır. Yalnız artık odak noktası Şam ve Bağdat değil İstanbul'dur. İstanbul'da son bi&#231;imini alan &#246;zg&#252;n Osmanlı mimarisinin etkileri, doğuda Suriye ve İrak'tan İran ve Hindistan'a kadar, batıda ise Balkanlar'a ve &#246;tesine taşmıştır. Başka deyişle, XVI. Y&#252;zyılda İran ve Bizans Osmanlı mimarisi i&#231;in esin kaynağı olmaktan &#231;ıktığı gibi, bu d&#246;nemde Safev&#238; ve hatta R&#246;nesans mimarileri Osmanlı uygulamalarından etkilenmiş olabilirler.

Michelangelo'nun en b&#252;y&#252;k sanat dediği mimarlık insan ihtiya&#231;ları ve yapı malzemesini estetik bir i&#231;erikle kaynaştır*ma becerisidir. Tarih boyunca &#252;slupların kalıcılığı sanat&#231;ının toplumsal değerlerin &#246;z&#252;ne ilişmeden onları yaşadığı &#231;ağa uyarlayabilme yeteneği ile orantılı olmuştur. Kalıcı &#252;sluplar g&#252;&#231;l&#252; i&#231;erik yanında insanı heyecanlandıran duygusal bir &#231;e*kiciliğe sahiptirler. Duygusal &#231;ekicilik ile simgesel değerler, simgesel değerler ile toplumsal inan&#231;lar arasında bağlantı kurmak olasıdır.

Bu husus Sinan'ı değerlendirirken &#246;nem kazanır. &#199;&#252;nk&#252; en az, uzun yaşamında ger&#231;ekleştirdiği y&#252;zlerce yapı, &#252;&#231; padişah zamanında uzlaşıcı ve uzlaştırıcı kişiliği ile s&#252;rd&#252;rmeyi başar*dığı mimarbaşılık g&#246;revi, &#252;st&#252;n teşkil&#226;t&#231;ılığı ve mimarlık yete*neği kadar zamanının k&#252;lt&#252;r değerlerini iyi kavrayarak bunları incelikle yapılarına yansıtması &#246;nemlidir.

&#214;l&#252;m&#252;nden sonra y&#252;zelli yıl daha s&#252;recek evrensel bir &#252;s*lupla &#246;zdeşleşen Sinan'ın başarısında başta gelen etmen, gelenek ile &#231;ağının gereklerini bağdaştırabilmesi olmuştur. B&#252;y&#252;kl&#252;ğ&#252;n&#252;n ana kaynağı budur.

B&#252;y&#252;k bir olasılıkla, daha &#246;nce de varlıklarım bildiğimiz mimarbaşıların emrinde bir saray &#246;rg&#252;t&#252; olan Hassa Mimarları Ocağı, Sinan'ın d&#246;neminde olağan&#252;st&#252; bir yapı etkinliği s&#252;reci i&#231;inde etkili bir kurum haline gelmiştir. Hassa mimarbaşı yapı*lardan, şehre su getirilmesinden, piyasada inşaat malzemesi fi*yatına kadar her şeyden ve b&#252;t&#252;n İmparatorluktaki inşaatlardan sorumluydu. Bu ocakta kesin bir hiyerarşik d&#252;zen olduğu s&#246;y*lenebilir. Mimarbaşıdan sonra subaşı geliyordu. Sinan H. 992 (1584) tarihinde hacca gitmiş, yerine vekil olarak Subaşı Mehmet Ağa'yı bırakmıştı. Yanında yetiştirdiklerine ustalık-&#231;ıraklık ilişkileri dışında ders de veriyor muydu? Cafer &#199;elebi, Sedefk&#226;r Mehmet Ağa'nın ondan Hasbah&#231;e'de geometri bilimi ve mimarlık sanatı &#246;ğrendiğini yazarken b&#246;yle bir s&#252;reci anlatmak istemiş olabilir mi? Bu eğitimin i&#231;eriğini ve niteliğini tanımla*mak zordur. Sinan'ın d&#246;neminde Hassa Mimarları Ocağı'nda &#231;alışan mimarların bir b&#246;l&#252;m&#252; kendisi gibi devşirme, bir b&#246;l&#252;m&#252; Hıristiyan, ancak k&#252;&#231;&#252;k bir b&#246;l&#252;m&#252; M&#252;sl&#252;mandır. Hıristi*yanların hemen hepsinin Rum olması Sinan'ın &#246;zel bir eğilimi*ni yansıtabilir. 1582 tarihli m&#252;himme defterindeki bir kayıtta Ferhad Paşa ile Doğu seferine g&#246;nderilen 14 hassa mimarından 9'unun Rum olduğu belirtilmiştir. Sinan'ın 1563 tarihli vakfiyesindeki 41 tanıktan 10'u mimardır. Bunların 7'si Sinan gibi devşirmedir. Diğer tanıklardan 14'&#252;n&#252;n de devşirme ya da m&#252;hted&#238; olduğu anlaşılmaktadır. S&#252;leymaniye inşaat defterle*rinde de M&#252;sl&#252;man ve Hıristiyan ustalar ve iş&#231;iler arasındaki oranın buna benzer olduğu g&#246;r&#252;lmektedir. Bu İmparatorlukta zanaat ve sanat alanlarının &#246;rg&#252;tlenmesinde, dinin b&#252;y&#252;k bir rol oynamadığım g&#246;stermektedir. Saraya hizmet verenlerin &#231;o*ğunun devşirme olduğu, sultanların analarının da, genelde Hı*ristiyan k&#246;kenli esirler olması i&#231;in, &#231;alışanın etnik ve dini k&#246;ke*ninin Osmanlı y&#246;netici sınıfı i&#231;in bir sorun olmadığının g&#246;ster*gesidir. Burada ne Osmanlı tebaası olan Hıristiyanların &#246;zel olarak &#246;v&#252;neceği, ne de b&#252;t&#252;n b&#252;y&#252;k y&#246;neticileri d&#246;nme olan T&#252;rklerin yerineceği bir durum vardır. Osmanlı Devleti koz*mopolit g&#246;r&#252;şl&#252; bir saltanat felsefesinde temellendirilmişti. Din de bu devlet kavramının bir bileşeniydi.

aaakirelere g&#246;re, Sinan mimarbaşı olduktan &#246;mr&#252;n&#252;n sonuna kadar 477 yapı ve onarımın tasarlayıcısı ya da sorumlusu ol*muştur. Bunların 300 kadarı İstanbul ve &#231;evresindedir. Ne ka*darının doğrudan Sinan'ın elinden &#231;ıktığını s&#246;ylemek olanaksızdır. 971 (1563) tarihli vakfiyeye g&#246;re, Sinan aynı zamanda sultan yapılarının nemini"dir. Fakat başka illerdeki yapıların başına halifelerini g&#246;nderdiğini biliyoruz. Sinan'ın mimar&#238; pro*je &#252;retmesinin doğasını anlamak i&#231;in başında olduğu &#246;rg&#252;t&#252;n nasıl &#231;alıştığını bilmemiz gerekir.

"Mimar Ağa" sıfatı, Sinan'a devlet &#246;rg&#252;t&#252;nde &#252;stlendiği g&#246;*rev dolayısiyle verilmişti. "Koca Sinan" ise &#231;ok yaşamış olma*sının getirdiği l&#226;kaptır. Onu &#231;ağdaşlarının g&#246;z&#252;nde devleştiren, sultanlar i&#231;in yaptığı b&#252;y&#252;k kubbeli yapılarla, İstanbul suları i&#231;in yaptığı b&#252;y&#252;k su kemerleridir. Pir-i Mimaran en usta m&#252;*hendistir. G&#246;ğe asılmış gibi duran b&#252;y&#252;k kubbeleri inşa etmek, mimarlıkla m&#252;hendisliğin ayrı olmadığı o &#231;ağda bir yapıcının g&#252;c&#252;n&#252; g&#246;steren en &#246;nemli g&#246;sterge olmuştur. Sinan'ın m&#252;*hendisliği, &#246;nemli bir uğraş olarak g&#246;rd&#252;ğ&#252; İstanbul'un b&#252;y&#252;k su yollarına &#246;nemli yapıtları olarak dile getirilmesinden anlaşılmaktadır:

Yapup kavs-i kuzah gibi kemerler
&#199;ıkardık suları şehre beraber
Olup cari ol ab-ı p&#252;r-safada
Yapıldı &#231;eşme &#252;&#231; y&#252;zden ziyade

Sinan'ın başmimarlığa rastlayan yarım y&#252;zyıllık d&#246;nemde (1538-1588) ger&#231;ekleştirdikleri, kendinden &#246;nce var olanları olağan&#252;st&#252; bir &#231;eşitlilikle ge&#231;mesi, olanakların azametini unut-masak bile, ancak onun dehasıyla a&#231;ıklanabilir. Sinan, kendine ait olduğu bilinen her yapısında, &#246;rneğin Haseki imaretinde, bir Mağlova kemerinde usta elinin varlığını kanıtlayan bir sanatsal ayrıcalık, &#246;zg&#252;n bir bi&#231;imsel ifade yaratmıştır. Fakat d&#252;nya mi*mar&#238; tarihindeki yerini sadece bu ustalıklar sayesinde elde ede*mezdi. Bu ustalıklar Osmanlı mimarisinin başka d&#246;nemlerinde, &#246;rneğin Beyazıt Camisi'nin ustası Yakupşah'ı, Yeşil Camii'nin mimarı Hacı İvaz Paşa'yı, Balat (Milet) Camisi'nin adı bilinme*yen mimarını yapılarıyla orantılı olarak &#252;ne kavuşturmamıştır. Sinan d&#252;nya mimarlık tarihine b&#252;y&#252;k kubbeli yapıya yeni bir kimlik kazandıran, bir mimar&#238; &#252;slubu b&#252;t&#252;n boyutlarıyla geliş*tiren ve kubbeli yapının varlığındaki potansiyel mek&#226;n str&#252;kt&#252;rlerini a&#231;ıklığa kavuşturan bir yaratıcı olarak ge&#231;miştir.

Sinan'ın yapılarında “M&#252;elliflik" Sorunu
Sinan, hem saray hem de onunla &#246;zdeşleşmiş bir devler kurumunun başı olarak hal&#226; kendi eliyle iş yapan bir orta&#231;ağ mimarı, k&#246;keni taş&#231;ılık olan bir heykel ya da taş ustası değildi. İlk tasarımı hazırlayan ve "resmini" sultanlara ya da başka patronlara kabul ettiren bir tasarımcı olarak, Vasari'nin mimar adını verdiği yedi sanat&#231;ı, Bramante gibi bir mimardı. Brunelleschi ve Antonio da Sangallo gibi zanaatkar k&#246;kenli bir yapı ustasıy*dı. Prut &#252;zerinde on g&#252;nde b&#252;y&#252;k bir ahşap k&#246;pr&#252; kurabilecek bir inşaat m&#252;hendisi, Van G&#246;l&#252; &#252;zerinde gemi inşa edebilecek bir marangoz ustası, kendi &#231;ağı i&#231;in bir tasarımcıydı. Marangozluğuyla iftihar ederdi.

Doğrusu istenirse, mimar ve onunla eşdeğerdeki m&#252;hendis s&#246;zc&#252;kleri T&#252;rkiye'de 15. ve 16. Y&#252;zyılda, İtalya'dan daha bilin&#231;li kullanılmıştır. Fakat mimarlara, b&#252;y&#252;k &#246;nem verildiği de s&#246;ylenemez. Hassa mimarları ya da Sinan'ın &#246;zel durumu dı*şında, bu stat&#252;n&#252;n o kadar &#246;nemli olmadığı, o &#231;ağın yazınında Sinan ve başka mimarlar hakkında &#231;ok az s&#246;z edilmesinden anlaşılmaktadır. Bina eminleri ve &#246;zellikle patronlar daha &#246;nem*lidir. Aynı şey İtalya'da da g&#246;zlenmektedir.

Sinan bu stat&#252;y&#252; aşan belki de tek Osmanlı mimarıdır. S&#252;leymaniye'yi sultana s&#246;z verdiği zamanda bitirdiğinde caminin a&#231;ılışında padişah Sinan'a "Gel azizim, bina eyled&#252;ğin beytul-lahı sıdk u safa ve dua ile yine sen a&#231;mak evl&#226;dır" diyerek ca*minin anahtarını ona verir. Sai &#199;elebi'ye g&#246;re bu olaydan son*ra Sinan şunları s&#246;yler:

Ben-ki mimar-ı m&#252;barek-i mukaddemim
Ben -ki pir-i hanka -i &#226;lemim
Hakkı bil&#252;r yapdım nice beytullah
Nice bin mihrab kıldum secdegah

Burada R&#246;nesans mimarının entellekt&#252;el &#246;v&#252;n&#252;ş&#252;n&#252;n yerine, d&#252;nyayı bir hang&#226;h olarak g&#246;ren mimarın kendisini pir il&#226;n etme*si vardır. Antik, Bizans, İsl&#226;m, Avrupa Orta&#231;ağı ve R&#246;nesans mi-marlarıyla karşılaştırdığımız zaman Sinan'ı değişik kategorilere koyabiliriz. Ayasofya mimarı Antemios gibi kitapları orta&#231;ağda okunan bir matematik&#231;i ve fizik&#231;i değildir. Divriği bezemesinin ustası ve camiye adını kazımış Ahlatlı H&#252;rremşah gibi bir yapı ustası da değildir. Bir loncadan da yetişmemiştir. Osmanlı eği*tim sistemi i&#231;inde marangoz olarak yetiştirilmiş bir yeni&#231;eri, sul*tan hizmetinde bir askerdir. Belki R&#246;nesans'ın b&#252;y&#252;k ressam, helkeltraş ve mimarlarının k&#252;lt&#252;rel stat&#252;s&#252;ne sahip değildir. Fa*kat hassa mimarbaşı olmanın, o sanat&#231;ıların hi&#231;birinde olmayan prestijine sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunda Hassa Mimarları Ocağı, Batıda benzer kuruluşlardan daha &#246;nce ortaya &#231;ıkmış, il*gin&#231; bir kuruluştur. Bunun &#246;zellikle Sinan tarafından, &#246;zellikle, İmparatorluğun s&#252;rekli b&#252;y&#252;yen sınırları i&#231;inde inşaat işlerine ye*tişebilmek i&#231;in geliştirilmiş olması gerekir. Hassa Mimarları Ocağı'mn kadrolarının olduk&#231;a geniş olduğunu, Ferhad Paşanın Doğu seferine &#231;ıkarken yanma Sinan tarafından dokuz mimar ve*rilmesinden anlayabiliyoruz.

Yapılara damgasını vuran Sinan olmakla birlikte doğrudan onun tasarımını g&#246;receğimiz anıtlar, b&#252;y&#252;k bir olasılıkla liste*lerde sayılanlardan &#231;ok daha azdır. Onun kişisel &#252;slubunu ayırt edecek yeterli araştırmalar yapılana kadar, listelerdeki yapıları onun at&#246;lyesinin &#252;r&#252;n&#252; olarak d&#252;ş&#252;nmek gerekir. Fakat kollektif bir &#231;alışma &#252;r&#252;n&#252; olarak kabul edilince, Sinan sanatının yo*rumu &#252;zerinde temellendireceğimiz yapıların se&#231;iminini dikkatli yapmak gerekir. &#199;&#252;nk&#252; kesinlikle m&#252;ellifi olduğu yapı*larla, onun sanat imgesine hi&#231;bir katkısı olmayan yapılar yanyanadır.

Hassa Mimarbaşı, tasarımını d&#252;ş&#252;nmese bile, b&#252;t&#252;n yapı ala*nının sorumlusu olarak, anonim bir anlayışın temsilcisidir. Bir yandan İmparatorluk boyutunda anonim bir tasarım otoritesi, &#246;te yandan devlet b&#252;y&#252;klerine sunulmuş bir artistik yetenek arasında*ki ikilem Sinan'ın sanatındaki tasarım kararının yorumunda b&#252;*y&#252;k &#246;nem taşır.

Mağlova Kemeri

Sinan'a &#252;n kazandıran ve kendisinin de ger&#231;ekten &#246;ğ&#252;nd&#252;ğ&#252; en &#246;nemli yapılar İstanbul'a kazandırdığı Kırk&#231;eşme ve S&#252;leymaniye suyollarıdır. aaakiret&#252;'l B&#252;nyan'da Kanun&#238; ile Mimar arasın*daki ilişkilerin en ayrıntılısı su yollarının yapılması sırasında orta*ya &#231;ıkmıştır. Kanun&#238;, k&#226;ğıthane vadisinde gezerken yer yer su bi*rikintilerine ve tahrip olmuş suyollarına rastlamış ve Bizans d&#246;ne*minde kentin gelişmesine olanak veren su kaynaklarının hangi yolla kente getirildiğinin araştırılmasını istemiştir. Divan'daki konuşmalarda, İstanbul'un yağmur suyunu toplayan sarnı&#231;lara ek olarak bir Bizans imparatorunun, sonradan kırk&#231;eşme adım ala*cak suyollanm ve kemerlerini inşa ettirdiği ve sonradan suyun or*tadan kaybolduğu s&#246;ylenmiş, Sultan'da, Sinan'ın bunu araştırarak bu suyu kente kazandırmasını istemiştir.

Sinan su terazisi ile vadilerin ve tepelerin y&#252;ksekliklerini &#246;l&#231;*m&#252;ş, eski suyollarının bozulmuş olduğunu saptamış, &#231;evredeki b&#252;t&#252;n derelerin debilerini l&#252;le olarak belirterek padişaha sunmuş, bu konuda kuşkulu olanların engellemelerini aşmak i&#231;in, derelerdeki suların miktarını Sultan'a yerinde kanıtlamış, daha sonra da eski suyoluna ilişkin mermer oluklar, merdiven par&#231;alan, havuz kalıntılarını da ortaya &#231;ıkarmıştır.

Bunların varlığı bu b&#246;lgelerden su toplanabileceğini kanıtlamış ve Sultan'ın kesin onayını aldıktan sonra kendi deyimine g&#246;re inşaata su gibi altın ve g&#252;m&#252;ş akıtarak, eski yolu tamir edip yenile*miş ve yeni g&#252;zerg&#226;hta Uzun Kemer, Kovuk Kemer, G&#252;zelce Ke*mer, Mağlova Kemeri, M&#252;derrisk&#246;y Kemer'ini ve temelleriyle bir*likte Galata Kulesi boyunda derinliği olan havuzu inşa etmiş, bu suyolu Kırk&#231;eşme semtine getirilmiş ve oradan kente dağılmıştır.

Bu sistem, 1563'teki b&#252;y&#252;k bir su baskınında b&#252;y&#252;k hasar g&#246;r*m&#252;ş, su kemerlerinden bazıları yıkılmış ve Kanun&#238;'nin &#246;l&#252;m&#252;n*den &#246;nce Kırk&#231;eşme suyolları yeniden işler hale getirilmiştir.

Alibey Deresi &#252;zerinden ge&#231;en Mağlova Kemeri, Kırk&#231;eşme suyollarının en g&#252;zel yapısıdır. Roma &#231;ağından bu yana yapı*lan su kemerleri i&#231;inde, pl&#226;stik karakteri a&#231;ısından, sukemerle-rinin alışılmış bi&#231;imlerinin dışında kalan, ger&#231;ek bir mimari ta*sarımdır. aaakirett&#252;'l B&#252;nyan'da "Mağlova Kemeri &#252;&#231; tabak-dır, tabakasının k&#246;pr&#252; misalinde yolu vardır. Atlu ge&#231;er. Kad-di altmış zira ve temeli on sekiz ziradır" denir.

&#199;e&#231;en, Kırk&#231;eşme suyollarının, Sinan'ın da aaakiret&#252;'l B&#252;n*yan'da a&#231;ık&#231;a s&#246;ylediği gibi, eski bir Roma suyolu g&#252;zerg&#226;hı*nın &#252;zerinde kalanları tamir edip sistemi b&#252;y&#252;terek, bazı b&#246;lgelerde yeni yollar a&#231;arak, galerileri genişletip suyun debisini arttırarak ve yeni dere sularını da ana galeriye katarak yapıldığını, bu sistem &#252;zerindeki kemerlerden sadece Kovuk Kemer'in bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252;n Roma-Bizans d&#246;neminden kalmış olduğunu gerisinin Sinan yapısı olduğunu saptamıştır. Uzun Kemer'in ayaklarında da ge&#231; Roma d&#246;neminden kalan b&#246;l&#252;mler vardır. Bu, kemer temelinin o d&#246;nemden kaldığını g&#246;stermektedir. 1563 yılındaki b&#252;y&#252;k su baskınında yıkılan kemerler arasında Mağlova Kemeri de vardır. B&#252;y&#252;k bir olasılıkla orta b&#246;l&#252;m&#252; t&#252;m&#252;yle yıkılan su kemeri, yeniden yapılmıştır. Bu yapıda ilgin&#231; olan, b&#252;y&#252;k baskınlarda su basıncına karşı sadece g&#246;vde hacminin k&#252;tlesel ağırlığı ile dayanan ve genellikle alt katları payandalarla desteklenen kemer dizileri yerine payanda sistemini piramidal, fakat olduk&#231;a karmaşık bir geometriyle inşa ederek, payandaların akıntı y&#246;n&#252;nde olağan&#252;st&#252; genişletilmeleri, buna karşın onların da i&#231;lerinde kemerler a&#231;ılarak, su basıncına karşı, dolu duvar etkisi yapmamalarının sağlanmasıdır. Her iki kat da dışarıya doğru pahlı ve aşağıya doğru incelen duvar payandalarına, duvar &#252;zerindeki su basıncını minimuma indirecek prizmatik bi&#231;imler verilmiştir.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-08-2007, 08:02 PM   #5 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Devam
Selimiye: Sinan'ın Yazılmamış Mimar&#238; Kuramı Kalfalığımı İstanbul'daki Şehzade Camii'nde icra ettim. &#220;stadlığımı da S&#252;leymaniye Camii'nde tekmil ettim. Ama c&#252;mle makdurumu bu Selim Han Camii'ne sarf ed&#252;p yed-i t&#251;lamı ayan ve bey&#226;n eyledim.

Bu fakir dahi bir resm-i cami-i ali eyledim ki Edirne i&#231;inde manzur-ı halk-ı &#226;lem olmağa l&#226;yıktır.

SELİMİYE: Edirne'de Kent Tacı ve Simge

Bruno Taut, hen&#252;z &#231;ağdaş gelişmelerde bozulmamış olan Edirne siluetinde Selimiye'yi g&#246;rd&#252;ğ&#252; ve onu kent tacı (Die Stadt Krone)olarak betimlediği zaman kubbesinin profilini ya da bi&#231;imini değil, yapının t&#252;m&#252;n&#252;n g&#246;rkemini dile getiriyordu. Sinan'ın kubbeli str&#252;kt&#252;rde aradığı da kubbenin simgeselliğini yapının simgeselliğine d&#246;n&#252;şt&#252;ren ideal bi&#231;imi ger&#231;ekleştirmek olmuştur. Kubbenin simgesel boyutu her zaman mutlak simet*riyi i&#231;erir, mutlak simetri de sonsuzluğu &#231;ağrıştırır.Selimiye,bu matematiksel ve t&#246;rensel isteği caminin pratik zorunluluklarıyla bağdaştırmakta en başarılı olan ve Sinan'ın b&#252;t&#252;n yaşamınca aradığı yapıdır. Sinan, gelişmiş bir taşıyıcı sistem ve ışıklı per*de duvarlarla, kubbenin ilkel geometrisinin doğal g&#252;c&#252;n&#252; zayıflatmadan hem simgesel, hem işlevsel ama&#231;ları yerine getiren bir başyapıt yaratmıştır.

II. Selim'in kentle olan ilişkisi gen&#231;liğinde başlar. Kanun&#238; 1548'de İran seferine &#231;ıkarken onu "tahtın korunması i&#231;in" Edir*ne'de bırakmıştır. Tahta &#231;ıktıktan sonra avlanmak i&#231;in sık sık Edirne'ye gittiğini biliyoruz. C&#252;lusunda bir kez Belgrad'a gitme*sinin dışında, II. Selim Avrupa topraklarında savaşa gitmeyen ilk padişah olarak Edirne'nin batısına ge&#231;memiştir. Bu durum, onun İmparatorluğu algılamasında Edirne'ye simgesel bir sınır taşı imgesi kazandırmış olabilir. Fakat caminin Edirne'de yapıl*mış olmasının bir nedeni de İstanbul'da uygun bir arsa bulunamaması olabilir. İstanbul'un siluetine egemen olan en y&#252;ksek noktalar, daha &#246;nce yaptırılan camilerle doluydu. Ayasofya, Bayezid, S&#252;leymaniye, Şehzade, Fatih, Mihrimah camileri kentin Hali&#231; siluetinde etkili olan yama&#231;larını işgal etmişlerdi.

II. Selim sadrazam Lala Mustafa Paşa'dan Magosa Kalesi*nin fethinde elde edilen ganimetleri ister. Evliya bunların 14000 kese ak&#231;e ve 3000 kese Venedik altını olduğunu yazar. Bu hik&#226;yenin sonradan uydurulmuş olduğu anlaşılıyor. Selimi*ye inşaatı Kıbrıs'ın fethinden en az &#252;&#231; yıl &#246;nce başlamıştır. Fa*kat Kıbrıs fethi paralarının da Selimiye inşaatına harcanmış ol*duğu Evliya'nın anlattıklarından anlaşılmaktadır.

Yapım S&#252;reci:

II. Selim, 22 Haziran 1567'de istanbul'dan Edirne'ye gelmiş ve Avusturyalılarla yapılan barış antlaşmasına kadar (17 Şubat 1568) ve belki daha sonra da burada kalmıştı. Selimiye Cami-si'nin inşasına bu sırada karar verildiği anlaşılmaktadır. Cami*nin harem kapısı &#252;zerinde Edirne'nin şair ve hocalarından So-fiz&#226;de Dai'nin yazdığı s&#246;ylenen kitabede temel atma tarihi ola*rak "Fazlullah" terkibinin ebced hesabıyla verdiği H. 976 (1568/69) yılı vardır. 26 Haziran 1568'den sonraki yaz ayla*rından birinde temel kazısı başlamış olabilir. İnşaatın temeline Haziran ayında başlanmış olduğunu destekleyen bir belge daha vardır. Divan, 20 Haziran 1568'de g&#246;nderdiği bir emirle Edirne kadısından, cami inşaatı nedeniyle fiyatları arttıran kereste t&#252;ccarlarının fiyatlarını kontrol etmesini istemektedir.

Burada ilgin&#231; olan, yapı malzemelerinin Edirne piyasasın*dan sağlanmasıdır. Bu tarihten sonra, inşaata ilişkin belgelerin sayısı artar. Temel inşaatının o sırada s&#252;rd&#252;ğ&#252; kabul edilebilir. Camiye malzeme sağlayan hassa emini Halil'in verdiği bilgiye dayanılarak, İnez'de bazı direklerin ve Fere'deki bir renkli taş ocağı &#252;r&#252;nlerinin g&#246;nderilmesi i&#231;in Divan'dan, ilgili kadılıklara emirler g&#246;nderilmiştir. İnşaat etkinliği 1568 sonbaharında s&#252;rmektedir. İstanbul'dan Edirne'ye miri esirler g&#246;nderilmiştir. Diğer camilerde olduğu gibi, İstanbul'da Divan b&#252;y&#252;k bir dik*katle inşaatı izlemekte, malzeme ve işg&#252;c&#252; i&#231;in gerekli emirle*ri vermektedir. İmparatorluğun muhtelif yerlerinden, Marmara Ada'smdan, Kavala'dan mermer getirildiği ve bunlara ilişkin yazışmaların 1572 yılına kadar s&#252;rd&#252;ğ&#252; g&#246;r&#252;lmektedir. Mar*mara'dan mermer taşımasında donanma esirleri kullanılmıştır.

Evliya, beyaz mermerden yapılan avlu i&#231;in, Atina'dan, Temaşalik denen yerden (Akropol ?) gelen altı s&#252;tundan s&#246;z et*mektedir. Kıbrıs'tan ve H&#252;davendig&#226;r Sancağı'nın Aydıncık kasabasından getirilen diğer s&#252;tunların "birer Mısır hazinesi" sarf olunarak "y&#252;zbin derd &#252; mihnetle" getirildiğini anlatır. &#199;o*ğunluğu Marmara mermeri olan malzeme, d&#246;şemelerde, s&#252;tun ve başlıklarda, s&#252;velerde, mihrab ve minberde, şebekelerde, korkuluklarda ve &#231;&#246;rtenlerde kullanıldığına g&#246;re, cami inşaatı 1572' de kubbe kasnağına kadar y&#252;kselmiş olabilir. Bu tarihte, sekiz taşıyıcı ayağı bağlayan kemerlerin inşası bitmiştir ve Sinan, Karahisari halifelerinden Molla Hasan'ın camiinin hatları*nı yazmasını istemiştir. 1572'de, Kayalar k&#246;y&#252;nden camiye su getirilmesi istenmektedir.

Mimarbaşı ile İstanbul arasındaki yazışmalar d&#252;zenlidir. Bu belgeler aynı zamanda Sultanla Mimarın, inşaat hakkında karar verme mekanizmasındaki paylarını a&#231;ıklamakta. &#214;rneğin 12 Ağustos 1572'de Sinan'a Divan'dan ş&#246;yle bir emir g&#246;nderilmiştir.

Mimarbaşına Emir: G&#246;nderdiğin mektupta binanın inşaat durumunu anlatarak ana kemerlerin d&#246;rd&#252;n&#252;n kilitlenip, d&#246;rd&#252;*n&#252;n de kilitlenmek &#252;zere olduğunu bildirmişsin. Ayrıca şahni*şin kubbesinin ve duvarının s&#252;sl&#252; m&#252;, yoksa sade mi olması hakkında arzumuzu &#246;ğrenmek istemişsin. Ben pencerelerin hi*zasına kadar &#231;ini ile kaplanmasını ve pencere &#252;stlerine, yine &#231;ini ile, Fatiha s&#251;resinin yazılmasını istiyorum. Bu dediklerimi uygun g&#246;rd&#252;ğ&#252;n şekilde yaptır.

Bu &#231;ok ilgin&#231; emir, s&#252;sleme programının Sultan tarafından genel &#231;izgileriyle, yazıların i&#231;eriği de bildirilerek saptandığını, Mimarın da uygulamada serbest bırakıldığını g&#246;stermektedir.

1573 baharında cami kubbeye kadar y&#252;kselmiş bulunuyor*du. Sinan, avluyla ilgili olarak İstanbul'a, şadırvan ve etrafının ve kapı eşiklerinin mermer, revaklar altındaki sofaların ise k&#252;*fe taşından olmasını d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; yazmıştı. Bu ayrıntılar bir*&#231;ok konuda Sultanın se&#231;iminin saptayıcı olduğunu belgelemek*tedir. Sinan'ın cami &#231;evresiyle ilgili olarak istediği izinler, Selimiye yapıldığı sırada &#231;evredeki alanın fazla geniş olmadığım g&#246;sterir. Saray hamamı denilen hamamın bug&#252;ne kadar ayak*ta kalmış olması, caminin inşaatı sırasında bu hamamın kulla*nıldığını g&#246;stermektedir. Sinan, cami &#231;evresinin dolması i&#231;in bir Yemiş Kapanı yapılmasını ve eski saray civarındaki 160 zira (yaklaşık 110 m) ve 30 zira (yaklaşık 20 m) genişliğindeki mahalleden on kadar ev satın alınmasını &#246;neriyordu. Sinan'ın bu isteği kabul edilmişti.

Kubbe 1573 Ağustos'undan &#246;nce kapanmış olmalıdır. 25 Ağustos 1573 tarihli Divan yazısında camide ne zaman namaz kılınabileceği sorulmaktadır. O sırada caminin kurşun ve &#231;ini kaplamaları yapılıyordu. Cami sultanın istediği zamanda bit*memiştir. 27 Mayıs 1574 tarihli bir belgede &#231;alışacak olan 88 kişinin adı vardır. Bunlar Haziran ayında hal&#226; işlerine başlamamışlar ve inşaat biraz daha uzamıştır. Divan-ı H&#252;mayun, belki de Sultanın sağlığının iyi gitmemesi nedeniyle l Kasım 1574'de, caminin 27 Kasım 1574 Cuma g&#252;n&#252; a&#231;ılmasını karar*laştırmıştır. Sultan, &#246;l&#252;m&#252;n&#252;n yaklaştığını hissederek a&#231;ılışın bir an &#246;nce yapılmasını emretmiş olmalıdır. 7 Aralık 1574'de Sultan Il.Selim &#246;lm&#252;şt&#252;r. Camide ilk namazın, &#246;nceden belir*lenmiş tarihte kılınıp kılınmadığı bilinmiyor. Caminin harem kapısındaki kitabenin son satırında "fazl-ı yezdan kane tarih&#252;'t-tamam" ebced hesabıyla 982 Hicri yılının son ayının ilk g&#252;n&#252;*d&#252;r. Milad&#238; takvime g&#246;re iki hafta sonra 1575 yılı başlamıştır. Sinan'ın 1568'den sonra, inşaatın başında s&#252;rekli bulunduğu anlaşılmaktadır. Mimarbaşı ile İstanbul arasındaki yazışmalar inşaat programının &#231;ok iyi &#246;rg&#252;tlendiğini ve inşaatın İstan*bul'dan gelen emirlere uygun olarak y&#252;r&#252;t&#252;ld&#252;ğ&#252;n&#252; g&#246;stermek*tedir. B&#246;ylece patronunun b&#252;y&#252;k bir dikkatle izlediği inşaat ye*di yıldan biraz fazla s&#252;rm&#252;ş, fakat ILSelim'e kendi camisinde namaz kılmak nasip olmamıştır. Evliya &#199;elebi'nin dediğine g&#246;re inşaat i&#231;in 27760 kese para harcanmıştı. Bu ortalama 550.000.000 ak&#231;e eder.



Tasarım İlkeleri:

Sinan'ın Şehzade'yi &#231;ıraklık, S&#252;leymaniye'yi kalfalık ya*pıtları olarak betimlemesi kendi tasarım ideali a&#231;ısından onlara kavramsal &#231;ıkmazlar olarak bakmasından kaynak*lanmış olabilir. Sinan'ın daha ilk aşamada vardığı merkez&#238; pl&#226;nlı ve d&#246;rt yarım kubbeli d&#246;rtgen &#231;ardak şeması daha b&#252;y&#252;k kubbe boyutları i&#231;in, belki de kabul edilmez bir k&#252;t*le olacaktı. Nitekim Yeni Cami, Sultan Ahmet ve yeni Fa*tih camileri gibi denemelerde de kubbe boyutları S&#252;leyma-niye ve Selimiye &#246;rneklerine ulaşmamıştır. Sinan, Şehzade ve S&#252;leymaniye'de bu şemaların olanaklarını sınamış, fakat S&#252;leymaniye'den sonra pl&#226;nlarının t&#252;m&#252;n&#252; poligonal &#231;ar*dak &#252;zerine kurmuş ve Selimiye tasarımına basamak basa*mak ulaşmıştır. Onun daha &#246;nce yaptığı her yapıda Selimi*ye'den bir par&#231;a bulmak olasıdır. Kanun&#238; T&#252;rbesi, Topkapı Kara Ahmet Paşa, Edirnekapı Mihrimah Sultan, R&#252;stem Paşa, L&#252;leburgaz'da Sokollu camileri Selimiye'ye g&#246;t&#252;ren denemelerdir.

Burada Ayasofya kubbesinin boyutlarının, mimarbaşı ol*duktan &#231;eyrek y&#252;zyıl sonra Sinan i&#231;in hal&#226; kışkırtıcı olduğu a&#231;ık&#231;a g&#246;r&#252;lmekte ve daha b&#252;y&#252;k kubbe inşa etme amacının Si*nan ve &#231;evresi i&#231;in birincil &#246;nemini ortaya koymaktadır. Sai'nin dediğine g&#246;re Sinan, Ayasofya kubbesini boyut olarak ge&#231;meyi meslek&#238; bir onur sorunu yapmışa benziyor. Bu yarış s&#246;ylemi g&#252;n&#252;m&#252;ze kadar gelmiştir. Ne varki, Ayasofya kubbe*si Selimiye kubbesinden daha b&#252;y&#252;kt&#252;r. Sinan'ın Ayasofya kubbesi &#231;apını ya da &#231;evresini doğru &#246;l&#231;memiş olması olanak*sızdır. Ger&#231;ekten Ayasofya kubbesinden daha b&#252;y&#252;k bir kubbe yapmak isteseydi, Selimiye'de bunu ger&#231;ekleştirememesi i&#231;in, statik ya da yapı tekniği a&#231;ısından, bir neden de yoktu.

Selimiye basit bir geometrik bi&#231;im d&#252;zenini b&#252;y&#252;k bir sanat yapıtı stat&#252;s&#252;ne &#231;ıkaran tasarımsal aaaamorfozun en g&#252;zel &#246;r*neklerinden biridir. Cami i&#231;inde b&#252;y&#252;k bir ana formun ege*menliğini kabul etmekten ve mimar&#238; &#246;ğelerin boyutsal al&#231;ak g&#246;n&#252;ll&#252;l&#252;ğ&#252;nden kaynaklanan b&#252;y&#252;k bir b&#252;t&#252;nl&#252;k hissi vardır. Fakat kubbe g&#246;ğe asılı olarak durmaz, ışıklı bir kafesin i&#231;ine yerleşmiş sekiz ayakla yere oturur. Selimiye Sinan'ın b&#252;y&#252;k kubbeli yapı d&#252;ş&#252;ncesini &#246;zetlerken onun kubbeli mek&#226;na iliş*kin b&#252;t&#252;n ilkelerini sergiler. İ&#231;eri girildiğinde b&#252;t&#252;n g&#246;rkemiy*le algılanan katıksız kubbeli mek&#226;n, &#231;eperlerinin yarattığı ola*ğan&#252;st&#252; ışıklı kafesin etkisi dışında, Pantheon'un dinginliğine sahiptir. Ne merkez&#238; pl&#226;nlı yapıların ne de Ayasofya naosunun Sinan'ın aradığı &#231;&#246;z&#252;mler olmadığı burada kanıtlanmaktadır. Sanat&#231;ının altıgen ve sekizgen &#231;ardaklı tema &#252;zerinde onyıllarca s&#252;ren &#231;alışmaları burada kristalleşmektedir. Bu yapıda Si*nan tasarımının temel &#246;ğesinin kubbe değil, kubbeli &#231;ardak ol*duğu a&#231;ık&#231;a okunmaktadır.

Caminin mimar&#238;den sonra yapılan bezemesinde en &#246;nemli ve ilgi &#231;eken &#246;ğelerin pencereler ve &#246;rt&#252;den inen kandiller ol*duğu vurgulanmıştır. Evliya "&#231;ar k&#246;şe divarlarda ikiy&#252;zelli adet cam billur ve necef muran (Murano ?) vardır. Bunda olan mu*sanna avizeler ve g&#252;n-a g&#252;n kıymerdar askılar pek behdardır. &#199;ar etrafında ta kubbe pervazına varınca &#252;&#231; kat kandil tabaka*ları vardır. Dayezade "b&#252;y&#252;k kubbenin kemer dairesiyle cami*nin i&#231;ine, birbiri i&#231;inde &#252;&#231;er sıra halinde "dalga" olarak adlan*dırılan kandilleri asmasının hikmeti, insanların bu camiye her zaman imanlı olarak b&#246;ylesine saflar halinde geldiklerine ima ve işaret i&#231;indir" der. Selimiye avlusunun kendine &#246;zg&#252; tasarım &#246;zellikleri vardır. Temel sorun, caminin b&#252;y&#252;k boyutlarıyla orantılı olması gereken son cemaat yeriyle avlu revakları ara*sındaki ilişkiyi kurmaktı. Sinan son cemaat yeri revaklarını, se*kizgen &#231;ardağın str&#252;kt&#252;rel şemasını tamamlayacak şekilde giriş a&#231;ıklığının iki yanında dar a&#231;ıklıklar ve al&#231;ak kemerlerle vurgu*lamıştır. B&#246;ylece başka camilerde olmayan değişik bir revak ritmi karşımıza &#231;ıkar.

Avlunun ikinci &#246;zelliği &#231;atısız, &#231;anak şeklindeki şadırvandır. Dayezade'nin &#231;ok &#246;vd&#252;ğ&#252; bu şadırvan kl&#226;sik d&#246;nemin en g&#252;zel tasarımlarından biridir. Ancak, &#231;atısının olmayışı, bunu bitme*miş olarak g&#246;rmemizi gerektirir. &#199;&#252;nk&#252; Edirne ikliminde a&#231;ık bir şadırvan kışın kullanılamaz.



Minareler

Sinan, Selimiye minareleri i&#231;in "ol eskiden bina olunan &#220;&#231; Şerefeli bir kule gibidir. Gayet kalındır. Ama bunun minaresi hem nazik ve hem &#252;&#231;er yollu olmakla gayet m&#252;şk&#252;l olduğu ukalaya malumdur. " der. Sinan iki endişesini dile getiriyor.: Biri konstr&#252;ktif bakımdan m&#252;kemmellik, diğeri minareyi kule gibi ağır bir bi&#231;im olmaktan kurtarmak. Kubbenin veya kubbelerin egemen olduğu bir k&#252;tle kompozisyonunda Orta Asya'nın, Sel*&#231;uk d&#246;neminin ve erken Osmanlı d&#246;neminin aksine, kl&#226;sik d&#246;*nem mimarları kule yapıdan uzaklaşan bir minare bi&#231;imi yeğle*mişlerdir. Sinan'ın eğilimi de burada belirlidir. Filarete'nin Sforzinda i&#231;in hazırladığı tek kubbeli ve d&#246;rt kuleli yapı tasarı*mı ile Selimiye'nin d&#246;rt minare ortasındaki kubbe tasarımı yan yana getirildiği zaman, R&#246;nesans merkezi kuramının y&#246;nlendi*receği bir yapı ile Sinan tasarımı arasındaki fark anlaşılır. Sinan, Şehzade'den başlayarak minareyi cami pl&#226;nlamasına entegre et*meye &#231;alışmıştır. Minare tasarımı, str&#252;kt&#252;rel &#231;&#246;z&#252;m&#252;n &#246;tesinde, t&#252;m&#252;yle bir oranlama sorunudur. Mimare Sinan'ın b&#252;t&#252;n yapı*larında kule ile s&#252;tun arasında bir &#246;l&#231;&#252;de kalmıştır.

B&#252;t&#252;n eş zamanlı &#252;sluplar gibi Selimiye bir kagir duvar, bir k&#252;tle mimarisidir. Fakat Sinan'ın duvar k&#252;tlesinde Michelangelo'nun San Pietro duvarının ağırlığı yoktur. Burada tasarıma, &#252;styapının aşağılara kadar inen vol&#252;metrik b&#252;t&#252;nl&#252;ğ&#252; egemendir. Gen&#231; R&#246;nesans'da pencereler, kapılar, s&#252;tunlar da heykel*ler gibi tasarlanmıştır. Bu o d&#246;nemin antropomorfik eğilim*lerine de uygundur. Oysa Sinan'ın b&#252;y&#252;k bir ustalıkla oynadığı dolu-boş oranları, değişik pencereler, ritmler, heybetli k&#252;tlenin i&#231;inde adsız oyuncular olarak kalırlar. Sinan'ın istediği de budur. Str&#252;kt&#252;r ve onu &#231;evreleyen duvar sınırları, kemik ve et gibi, yapının &#231;ok boyutlu konturlarının orkestrasyonunda b&#252;t&#252;nleşirler. Mimar&#238; tasarımının bu kadar zengin mod&#252;l&#226;syonlara ulaştığı aşamada, mimar&#238; tasarımın iskeletini basit bir prototip &#252;zerine kurup onun &#252;zerinde karmaşık bir kompozis*yona ulaşabilmek ancak olağan&#252;st&#252; bir sezgi ve yetenekle a&#231;ık*lanabilir.

Selimiye'nin boyalı bezemesi Abd&#252;lmecit d&#246;neminde t&#252;m&#252;yle yenilenmiştir. Fakat 1980'lerde yapılan restorasyon*larda, Sinan d&#246;neminden kaldıkları kesin olarak saptanamasa bile kl&#226;sik karakterde bazı par&#231;alar bulunmuştur. Yazıların b&#252;y&#252;k bir &#231;oğunluğu, Karahisar&#238; Hasan &#199;elebi'nin eseri olduğu i&#231;in daha sonraki d&#246;nemlerde de korunmuş olmalıdır. Bug&#252;nk&#252; bezemenin geometrik kurgu olarak eski programı bir &#246;l&#231;&#252;de yansıttığı s&#246;ylenebilir.

01.10.2001

İzzet Evin
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Türk Büyükleri Serisi : Mimar Sinan

Türk Büyükleri Serisi : Mimar Sinan konusu, Genel Tarih alanında tartışılıyor.
Konu ile alakalı etiketler: sanat yapıtlarının geometrıyle olan birleşimi, mağlova kemeri hangi ilimizdedir, matematik ve mimar sinan özdeşleştiği, türk büyükleri rakı sersi, japonyada 1100 lerde ortaya çıkan zanaatçı loncası za, mimar sinan mezarı hangi ilimizde, mimar sinan hangi ilimizde doğmuştur, turklerin abaya dukkanlari, japonyada 1100lerdeki zanaatci lonca,



Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan UslanmaM Cevaplar Son Mesaj
Acil bakarmısın sinan abi hipokrates Yeni Üyeler Hoşgeldiniz 2 09-20-2008 01:21 PM
Oğlunuzun ismi Sinan olsun ABYSS Türk Kültürü 0 12-26-2006 01:33 PM
Mimar Sinan (1489 - 1588) xCaLiBrEx Tarih 0 12-08-2006 01:20 AM
Sinan Şamil Sam ringe çıkıyor USLANMAM Diğer Spor Dalları 0 10-25-2006 11:00 AM
Sinan Şamil Sam ringe çıkıyor USLANMAM Diğer Spor Dalları 0 10-24-2006 03:01 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:32 AM .
Üyelerimiz görüşlerini önceden onay olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir, UslanmaM yoneticileri itina ile icerik kontrolleri yapmaktadir, yine de UslanmaM' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız 04/05/2007 tarihli ve 5651 sayılı yasa gereği destek(@)uslanmam.com veya 0537 403 03 03 numaralı telefona bildirebilirsiniz, gereği yapılacaktır.
English Explanation: Our users can give their opinions without getting any approval in our site, all the responsibilities which can rise from these articles belong to these users, the managers of UslanmaM control the contents very carrefully, but if you find any item opposite to the rules destek(@)uslanmam.com or dial +90537 403 03 03


Powered by vBulletin Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden : TEKplatform
Search Engine Optimization by vBSEO 3.5.1 PL1
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]
Alexa
Sagopa Kajmer*Bilgi*izafet*Melekler Mekanı*Web Hattı*MaxiCep*araba