![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Fıkralar Birbirinden Komik fıkraları burada bulabilir ve paylaşabilirsiniz. temel fıkraları, karadeniz fıkraları, nasrettin hoca |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
DenemeModerator
![]() |
![]() Hayatı Bütün dünyaca tanınmış ünlü mizah ustamız Nasreddin Hoca H.605 M. 1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğdu. (Bu köyün adı sonradan Nasreddin Hoca köyü olarak değiştirilmiştir.) Asıl adı Nasreddin’dir. Hoca lakabını daha sonra almıştır. Nasreddin Hoca’nın babası aynı zamanda Hortu köyünün imamı olan Abdullah Efendi annesi ise bu köyün yerlilerinden Sıdıka Hanım’dır.Hoca’nın çocukluğu doğduğu köyde geçti. İlk bilgilerini babasından aldı. Okuma-yazma temel dini bilgiler Arapça ve Farsça konusunda kendini yetiştirdi. Daha sonra eğitimini Sivirihisar’daki medreselerde sürdürdü. Kur’an-ı Kerim’i ezberleyip hafız oldu. Fıkıh ve kelam ilimleri konusunda da öğrenim gördü. Babası ölünce köyüne geri döndü ve ondan boşalan imamlık görevini üstlendi. Hoca öğrenmeye yeni bilgiler edinmeye çok meraklı bir kişiydi. Bu yüzden bir süre imamlık yaptıktan sonra daha çok ilim ve irfan sahibi olabilmek için imamlık görevini Mehmet isimli bir arkadaşına bırakarak Konya’ya gitti.Konya o dönemlerde Anadolu Selçuklu devletinin başşehiriydi. Dolayısıyla bir ilim ve irfan merkeziydi. Hoca burada devrin ünlü bilginlerinden olan Hoca Fakih Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid İbrahim sultan gibi âlimlerden ders aldı. Tahsilinin bir kısmı ise Akşehir medreselerinde gerçekleşti. Konya’dan öğrenimini tamamladıktan sonra tekrar Sivirihasar’a döndü. Bir süre buradaki medreselerde müderrislik yaptı.Nasreddin Hoca daha sonra Sivrihisar’dan ayrılarak 1237’de Akşehir’e gitti ve buraya yerleşti. Hoca’nın bu gidişinde Konya’daki hocası Seyit Mahmut Hayrani’nin Akşehir’e yerleşmesi ve onu da buraya çağırması etkili olmuştur.Nasreddin Hoca ölünceye kadar da burada yaşadı. Evlenip çoluk çocuk sahibi oldu. Fıkralarından anlaşıldığına göre Hoca iki kez evlenmiş bu evliliklerden Fatma ve Dürr-i Melek Hatun isimli iki kızı ve bir oğlu olmuştur. Hoca burada müderrislik kadılık imamlık yaptı. Yeri geldi herhangi bir vatandaş gibi pazarcılık çiftçilik gibi işlerle de uğraştı. H.683 M.1284 yılında burada vefat etti.Bütün bu bilgiler tarihi kayıtlarda yer almıştır. Dolayısıyla Nasreddin Hoca bir efsane yahut hayal kahramanı değil gerçekten yaşamış bir şahsiyettir. Yaşadığı yüzyıl XIII asırdır. Bu asır bunalımlı bir zamandır. Hoca böyle bir zamanda hem güldüren hem de düşündüren fıkralarıyla bir taraftan insanlara iyimserlik yaşama sevgisi aşılarken bir yandan da bireysel ve toplumsal bozuklukları eleştirmiştir.![]() KİŞİLİĞİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ Nasreddin Hoca’yı ve fıkralarını doğru anlayabilmek için onun kişilik yapısının bilinmesinde fayda vardır. Nasreddin Hoca her şeyden önce Türk-İslâm kültürü ortamında yetişmiş bir şahsiyettir. İlk dinî ve ahlakî bilgilerini babasından almış ardından medreselerde dinî tahsil görmüştür. Dolayısıyla Türk-İslâm kültürünün değerlerini bilen ve onlara bağlı olan bir insandır.Hoca bir cemiyet adamıdır. Yaptığı imamlık kadılık müderrislik gibi görevlerde halkla hep içi içe olmuştur. Dolayısıyla halkı ve sorunlarını iyi gözlemleyen ve iyi bilen bir insandır. Hoca yaratılıştan çok zeki bir insandır. Ama bu durum ona mal edilen kimi fıkralarda olduğu gibi asla kurnazlık şeklinde bir zekilik değildir. Doğruyu düşünen ve düşündürtmek isteyen bir zekiliktir.Hoca tatlı dilli güler yüzlü hoşgörülü herkese önce insan olarak değer veren ve ona göre davranın birisidir. Toplumsal ilişkilerinde ve diyaloglarında çok başarılıdır. Kişisel ve toplumsal eleştirilerini kimseyi kırıp incitmeden yapar. Halk da onu bu yüzden çok sevmiş ve kendinden saymış o devirde yaşanan haksızlıklar karşısında onu kendi sözcüsü kabul etmiştir. Hoca bir toplum eğitimcisidir. Nükteleriyle halkın yanlış gördüğü davranışlarını düzeltmeye çalışmıştır. Ama bunu yaparken pedagojik esaslara son derece riayet eder. Ayrıca bu eğitimcilik görevini imamlık ve müderrislik gibi resmi görevleriyle de yerine getirmiştir.Hoca dili çok iyi kullanır. Kelimelerin etki gücünden mükemmel şekilde yararlanır. Üstelik hazırcevaptır. Hiçbir sözün altında kalmaz. Ama söylediği her söz bir bilgi ve hikmet ürünüdür. Dolayısıyla boş sözlere itibar etmez. Kısa ve özlü anlatımı tercih eder.Hoca’nın fıkralarındaki asıl amacı asla güldürmek değildir. Asıl amacı düşündürmek ve bir ders vermektir. Fakat bunu yaparken şaka yollu takılmayı tebessüm ettirmeyi öne çıkarır. Bu durum onun kişiliği kadar devrin ağır ve zor şartlarıyla da ilgilidir. Hoca bu yolla insanlara inanç ve umut aşılamış zorlukların tebessüm yoluyla kazanılacak iyimserlikle aşılabileceğini göstermiştir.Hoca toplumsal sorunlara karşı çok duyarlıdır. Adaletsizlik bilgisizlik haksızlık ferdi anlamda kişilerde görülen yalancılık tembellik kıskançlık görgüsüzlük gibi her türlü olumsuz davranışla mücadele eden bir kişidir.Hoca barış insanıdır. Hangi sorunu ele alsa bunu kişileri kırmadan rencide etmeden ele alır ve problemi çözer. Çocukla çocuk büyükle büyük olmasını bilir. Muhataplarının seviyesine göre hareket eder. Herkesin iyiliğini esenliğini ister.Hoca kendisiyle ve hayatla da barışık bir insandır. Onun sevgisi insanları kucakladığı gibi diğer varlıkları da kucaklayan bir sevgidir. Eşeğine olan düşkünlüğü bu yönünün en güzel kanıtıdır.Hoca bu özellikleriyle milletimizin asırlar boyunca olgunlaştırdığı değerleri dünya görüşünü ve mizah dehasını temsil eder. hocanasrettin.com'dan alıntıdır. Fıkraları daha sonra ekleyeceğim. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
DenemeModerator
![]() |
Tadı-Tuzu
Nasrettin Hoca’nın çocukluğunda annesi komşuya soğan istemeye gönderir. Nasrettin komşunun kapısına gelince içeriden gelen konuşmaları duyar. Kapıyı çaldığı anda konuşmalar kesilir. Biraz bekler fakat kapıyı açan olmaz. İkinci defa daha kuvvetlice çalar. İçerden kulağına gülüşme sesleri gelir. Bu duruma canı sıkılır. Evine döner. Annesine komşu gezmeye gitmiş der. Akşam yemeğinde soğansız lezzetsiz çorbayı içerler. Aradan birkaç gün geçer. Nasrettin’in evde yalnız olduğu bir gün kapı çalınır. Nasrettin kapıyı açar. Gelen komşunun oğludur. Komşunun oğlu: “ Arkadaşım nasılsın? Evde yemek pişiriyorlar. Aksilik bu ya tuz kalmamış. Tuz istemeye geldim “ demiş. Nasrettin: “ Geçen günlerde size soğan istemeye gelmiştim. Kapıyı bile açmadınız. Üstelik bir de gülüyordunuz. En çok da senin sesin duyuluyordu. Biz o akşam çorbaya sizin gülüşlerinizi doğradık. Pek lezzetli oldu. Şimdi sen benden tuz isteme. Tuzun yerine şu kahkahaları yemeğe karıştırın. Tadı tuzu yerine gelir “ der ve hah hah ha diye güler. Acemi Bülbül Nasrettin bir gün komşusunun bahçesine girer.Bahçedeki armutları görünce dayanamaz.Bir tane yer dayanamaz bir daha bir daha derken armut ağacına çıkıverir.Başlar yemeye.Tam bu sırada bahçenin sahibi çıkagelir.Nasrettin şaşkınlıkla başlar bülbül gibi ötmeye. Bahçenin sahibi şaşkın şaşkın Nasrettin'in olduğu ağacınyanına varıp ![]() ---Ne yapıyorsun burada diye bağırır. Nasrettin sakince cevap verir. ---Ben bülbülüm yuvam da burada der.Tekrar cırlak sesiyle ötmeye başlar. Bahçe sahibi öfaaale ---Bülbül böylemi öter be adam diye bağırınca ![]() Nasrettin ---ben acemi bülbülüm.Ancak bu kadar ötüyorum der. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|