USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Bilim ve Teknik > Felsefe Bilimi
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-03-2007, 11:05 PM   #1 (permalink)
Administrator
 
EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart EKONOMİ/POLİTİK ve FELSEFE: ( RADİKAL KAPİTALİZM )

Feodalizm veya E.Kant mistizmi - Marx kolektivizmi veya sözde modern liberalist devletçiler - vs"
lere dikkat ediniz:
Onlar hala " paranın": tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii: her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar.
Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören eski mistikler gibi..!

Oysa: İnsanoğlunu en aşağı hale indirmeyi teklif eden bir kişi kendisini yardımseverliğin harekete geçirdiğini iddia edemez.
İnsanı arzusundan hırsından veya ümidinden soyutlamak ve onu ömür boyu durağanlığa mahkum etmek isteyen birisi kendisini teşvik eden unsurun şevkat olduğunu iddia edemez.
İnsanın bir kötürümün elde edebileceği ilerlemenin sınırları ötesinde ilerlemesini yasaklamayı teklif eden birisi insan sevgisini motivasyonu olarak iddia edemez.
Bir dahiye bir geri zekalı için bir değeri olmayan başarıyı yasaklamayı teklif eden bir kişi kıskançlık ve nefretten başka hiçbir motivasyonunun olduğunu iddia edemez...

20.yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldirsözde kapitalizmdir:
Günümüz de kapitalizm sürecini tamamlayabilen bir tek ülke yoktur.
İşte bu anlamda amacımız: RADİKAL KAPİTALİZM' dir.
Çünkü kapitalizmin önündeki tek engel:altruist (kendini feda) ahlakıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist bayrak: birgün:Mutlaka birgün realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.
RADİKAL KAPiTALiZM ve FELSEFE
Kapitalizme ilişkin dezenformasyon çarpıtma yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki bu durumun bas sorumluları:"kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir.
Yirminci yüzyıl kapitalistleri"insan"ı üretim araçlarından "birisi"ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır...
Dünya tarihinde hiç bir ekonomik-politik sistem değerini kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamışhiç bir ekonomik-politik sistem insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamıştır.
Dünyada hiç bir sisteme kapitalizme olduğu kadar vahşice haince ve cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon çarpıtma yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki2000 lif yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır.
Bu durumun bas sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir - günümüz kapitalistleri yani.
Kapitalizm öncelikle "ahlaki" deformasyona uğramıştır. Yirminci yüzyıl kapitalistleri"insan"ı üretim araçlarından " birisi "ne indirgemek suretiyle insanlığa en büyük kötülüğü yapmışlardır.İnsanin üretim sürecindeki rolüne ve niteliğine önem vermemişler insani toprak orman yeraltı servetleri gibi üretim araçlarından birisi'toplum' denilen şeye hizmet veren unsurlardan biri olarak görmüşler insan hizmetlerini toplum denilen soyutlamaya en yararlı olacak biçimde örgütlemeye çalışmışlardır.
Oysa "Toplum": gerçekliğe uymayan bir soyutlamadır.

Çünkü 'insanlık' bir varlık bir organizma bir mercan kayası değildir. Üretimin ve ticaretin tek bir unsuru vardır: insanin kendisi. Bu bağlamda ekonomi politika felsefe psikoloji edebiyat gibi "İnsan Bilimlerinin" tümü ise insani araştırarak başlamalıdırlar toplum denen muğlak bütünü değil.Ayni şekildeartı-değer diye bir şey yoktur.Tüm servet birisi tarafından üretilir ve o birisine aittir. Kapitalizmi tüm diğer sistemlerden üstün kılan bireyin üretim özgürlüğüdür. Üretim özgürlüğü sömürüye değil servetin yaratılmasına yol açmıştır.
Ne var ki Avrupalı düşünürler 'İnsanin Hakları' seklinde keli melendirilen çağdaş felsefeyi hiç bir zaman tümüyle kavrayamamışlardır. Kapitalizmin özünü teşkil eden bireysel özgürlüğü insanin kıralların hakim olduğu bir devletin köleliğinden kurtulup 'millet'in hakim olduğu bir devletin kölesi olmasi seklinde algılamışlar üretim özgürlüğüne geçit vermemişlerdir.Kaynakların topluma ait olduğu toplumun ortak çıkarları doğrultusunda kullanılmaları gereği düşüncesi objektif bir veriymiş gibi kabul görmüştür.Oysa 'ortak çıkar' diye bir şey yoktur. 'Çıkar' elle tutulur bir fayda olarak bireye dönük bir kavramdır.Sözde kapitalizm bireyin kendisini toplum için feda etmesini öngören diğerkamlık ahlaki morality of altruism üzerine kurulmuştur.
Teknolojik devrimlerin nimetlerini tekelinde tutan yamyamlar(askeri-politik-ekonomik güçler) altrüizmin bayrağına sarılmaya devam etmekteler.
Bu yamyamlar akıbetlerinin altrüizmin atalarından(Hitler-Stalin-v.b) farklı olamayacağından habersizmiş gibi davranmaya devam ediyorlar. Fakat bir gün mutlaka bir gün realite o bayrağıca benzerleri gibi alaşağı ederek yerine objektivizmin bayrağını koyacaktır. İşte o bir gün'ün kestirme bir yolu yoktur maalesef;o günü bireylerin bilinci belirleyecektir.Altruism ahlakın bir diğer sonucu ise "devletçilik faciasıdır."
Devletçilik ahlaksızlıktır.
Çünkü devletçilik bireyin üretim özgürlüğünü engeller. Kaldı ki insani üretim araçlarından birisine indirgeyen görüş kapitalizmin değil feodalizmin insan görüsüdür.
Yirminci yüzyılın Avrupa kültürü esasen bir aşiret kültürüdür. "Avrupa düşüncesinde THA Varlık aşirettir toplumdur" derler. "İnsan bu Varlık'ın her an ikame edilebilir hücrelerinden birisi olarak görülür. Varlık'a hizmet askerlik öğretmenlik hakimlik gibi saygın bir uğraş olarak algılanır egemen sınıfların bu tür uğraşlarından doğan ayrıcalıklarını Varlık'a hizmet edebildikleri sürece kullanabildiklerine inanılır."

Bu bağlamda Yirminci yüzyıl kapitalizmi özünde feodaldir: Sözde kapitalizmdir.
Yirminci Yüzyılda bedensel kölelik yoktur ama zihinsel kölelik devam etmiştir. İnsanin özgür ve bağımsız bir birey olduğu düşüncesi Avrupa kültürüne bütünüyle yabancıdır.
Mesela: "Yirminci Yüzyıl düşüncesini oluşturan en etkin yayınlarından birisi olan Encyclopedia Britannica'ya bakalim: Britannica 1964 baskısında kapitalizmi 'feodalizmin yıkılmasından sonra Bati Dünyasına hakim olan ekonomik sistem' olarak takdim ettikten sonra 'Kapitalist olarak adlandırılan bir sistemin temelini toprak madenler fabrikalar gibi sermaye olarak bilinen ve kişisel olmayan üretim araçlarının sahipleri ile emeklerini bunlara satan özgür fakat sermayesiz isçilerin arasındaki ilişkiler teşkil eder. Bu ilişkilerin sonucu olarak ortaya çıkan toplu sözleşme pazarlıklarında toplumsal ürünün isçi sınıfı ile kapitalist girişimciler arasında hangi oranlarda paylaşılacağına karar verilir' diyebilmiştir! Ansiklopediye göre kapitalizmin basarisi böylece ortaya çıkan 'artı değer'i 'piramitler katedraller gibi ölü yatırımlara değil gemiler antrepolar ham maddeler yari mamuller ve mamuller gibi maddesel servet biçimlerine' yatırmış olmasidir! Artı değer böylece genişletilmiş üretken kapasiteye dönüştürülmüştür!' Oysa bu tam bir iki yüzlülüktür! 1964 yılı gibi yakın bir tarihten bahsediyoruz! Okuduklarımın üzerinden bir yüzyıl dahi geçmiş değildir! Yirminci Yüzyıl insaninin beynini formatlayan Britannnica'nin iki yüzlülüğü kapitalizm yolundaki güçlüklerimizin boyutlarını gözler önüne sermektedir! Nedir artı değer? Ansiklopedi bunun cevabini vermemektedir veremez! Çünkü artı-değer diye birsek yoktur. Servet birey tarafından yaratılır. Tanımlama isimlendirme ve bütünleştirmeden oluşan karmaşık bir süreç olan düşünceyi sadece bireysel beyinlerimiz becerebilir. Kolektif beyin toplumsal bellek diye bir şey yoktur. İnsanlar birbirlerinden öğrenebilirler. Ancak öğrenme bireyin kendisine ait bir süreçtir. Bireyler öğrenme sürecinde işbirliği yapabilirler. Bildiklerini birbirlerine ya da gelecek kuşaklara aktarabilirler. Ancak nakil bireyin söyleneni alması halinde mümkündür. Pek çok medeniyet bireyler kendilerine nakledilenleri alamadıkları almak istemedikleri ya da düşünmeleri yasaklandığı için kaybolmuştur."
Ekonomi bilimi ve radikal kapitalizm:
Bireyi inceleyerek toplum hakkında birşeyler öğrenmek mümkündür ancak tersini yapamazsınız. "Toplumu oluşturan varlıkların kendilerini incelemeden ilişkilerini incelemek bize birsek kazandırmayacaktır. Böyle bir durum gökyüzünü araştırırken gezegenleri uyduları ya da yıldızları incelemeyi reddeden astronomun haline benzer! Ya da tıpta sağlıklı olmanın kıstaslarını tanımlamadan hastalığı çözmeye çalışan hekimin haline! Hastaları bırakıp hasta ilişkileriyle uğrasan bir başhekim düşünebiliyor musunuz?! Modernist ekonomi-politikçiler asırlarca bunu yaptılar! Kullandıkları yöntem 'İnsan ekonomik denkleme uyduğu kadarıyla insandır' yöntemiydi. Böylesi soyutlamalar gerçeği yansıtmadıkları gibi garip bir çifte standart da oluşturdu. Örneğin bir ayakkabı tamircisine rastladıklarında adamın hayatini kazanmak için ayakkabı tamir ettiği sonucuna varmakla beraber ekonomi-politik gözlüklerini taktıklarında adamın amacının hatta görevinin topluma ayakkabı sağlamak olduğuna karar verdiler! Bir yandan üretim araçlarının devletin kontrolünde olmasi gerektiğini söyleyen komünizme var güçleriyle karsı çıkarken diğer yandan gelir dağılımını iyileştirme amacıyla işadamlarını vergi sağılacak inek yerine koymaktan çekinmediler! "
Kapitalist ahlak nedir?
Bu sorunun cevabi insanı tanımlamaktan geçer. Objektivizme göre insanin tanımlayıcı özelliği akılcılığıdır. Akıl insanın varkalmasının ve öğrenmesinin başlıca aracıdır. İnsan en basit ihtiyaçlarını bile düşünerek giderir. Yiyecek yetiştirmeyi avlanmak için silah geliştirmeyi düşünerek bulur. Hayvanlar gibi sadece içgüdüsüyle varaklamaz. İçgüdülerimiz bizi yağmur yağarken bir mağaraya saklanmaya yönlendirebilirler ama en basit bir barınak yapmak için düşünmek zorundayız. İçgüdü bize ateş yakmayı yün eğirmeyi tekerlek yontmayı apandisit ameliyatı yapmayı keman çalmayı öğretmez. Aklını kullanmak veya kullanmamak kişiye kalmıştır. Düşünmeyi reddeden bireyler ya başka bireylerin keşfettikleri ürünleri taklide ve tekrar ederek ya da bunları talan ederek varkalırlar. Tercihleri hangi yönde belirirse belirsin insanin yegane var kalmak aracı akıldır ve aklını kullanmayanın aklını kullanana müdahalesi kabul edilemez. İnsan aklının temel gereksinimi özgürlüktür. Üretim insan aklinin var kalmak sorunsalına uygulanmasıdır. İnsan akılcılığı ölçüsünde kazanır veya kaybeder. Varkalır veya yeryüzünden silinir.

"Sağcı-solcu-dinci-liberal" kolektivist sistemlerin temelinde altruistyani birey düşmanı "kendini feda" ahlak anlayışı vardır. Bunlara göre bireyin kendi yararı için yaptığı herşey "yanlış ve kötü"; başkaları ve başka şeyler yararına yaptığı herşey "doğru ve iyi" dir. Yani bunlar için: bireyin "Ülkenin 50 yıl sonraki petrol yada benzer çıkarları için" - " toplumdevletTanrımilletv.b çıkarları için" KENDİNİ FEDA ETMESİ: iyi ve doğrunun tek standartıdır.

Oysa kapitalist ahlakın tek standartı:bireyin "ne kendisini nede başkasını feda etmemesi" dir. Yani bireyin hayatı ve mutluluğu yararına olan "doğru ve iyi" yararına olmayan herşey "yanlış ve kötü" dür.

Bu anlamda kapitalizmin önündeki tek engel:altruist ahlak anlayışlarıdır.Medeniyetin somut ürünlerini tekelinde tutan yamyamların (ekonomik-politik-askeri güçlerin) ellerindeki bu altruist (birey düşmanı) bayrak: birgün mutlaka birgün realizmin duvarlarına çarpacak ve yerini objektivizme bırakacaktır. Bunu anlamak için altruizmin atalarının (hitler-stalin-v.b) biyografilerini incelemek sanırım yeterlidir.

Entellektüel bir güç ve ahlaki bir ideal olarak kollektivizm bugün ölüdür. Fakat özgürlük ve bireycilik ve onların siyasi ifadesi olan kapitalizm henüz keşfedilmedi. İnsanoğlunun bu değerleri keşfetmeye zamanı olacağını düşünüyorum. Ölmekte olan günümüz kollektivist felsefesinin bir sefalet imkansızlıklar ve umutsuzluk kültüründen başka birşey yaratmamış olması dikkate değerdir. Zamanımızın insanı başarısızlık tükenmişlik ve yıkımla lanetlenmiş yardıma muhtaç çaresiz ve akılsız bir varlık olarak yansıtan sanat ve edebiyat dünyasına bir bakın. Bu sunum bir kollektivistin kendi psikolojisinin itirafı olabilir fakat genel bir insan tasviri kesinlikle değildir. Eğer çizilen bu tablo gerçeğe uygun olsaydı mağaralarımızdan asla çıkamazdık. Fakat bugünlere gelmeyi başardık. Etrafınızı ve tarihi gözlemleyin. İnsanoğlunun başarılarını göreceksiniz. İnsanlığın gelişmek için sınırsız bir kabiliyete sahip olduğunu ve bu kabiliyeti mümkün kılan işlevi farkedeceksiniz. O zaman insanın yaradılış itibariyle çaresiz bir mahlukat olmadığını ancak aklını o yüce işlevi kullanmayı ihmal ettiğinde o hale düştüğünü anlayacaksınız. Ve büyüklük nedir diye bana sorarsanız; cevabım:
Mantık. Amaç. Kendine Saygı

EXiR isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Etiketler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz