![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Eski Uygarlıklar ve Dünya Tarihi Dünyamızın geçmişi ve kurulan uygarlıklar |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
DENİZ KAVİMLERİ Mısır yazılı kaynaklarına göre MÖ 13. yy sonları ile 12. yy başlarında birçok Yakındoğu devletinin yıkımına neden olan ve "kuzeyden ya da kuzeydeki denizden gelen halklar"ın göçü olarak nitelenen "Kavimler Göçü" olayı gerçekleşmiştir. Tarihte daha çok "Deniz Halkları Göçü" adıyla tanınan bu göç hareketi "Deniz Budunları Göçü" "Deniz Kavimleri Göçü" "Ege Göçleri" "Ege Halkları - Budunları Kavimleri - Göçü" ya da yalnızca "Kavimler Göçü" gibi farklı adlarla da anılırlar. Gerçekte "Sea People" yani "Deniz Halkları" terimi Fransız bir Mısır tarihi ve dili uzmanı olan Gaton Maspero tarafından ilk kez 1881 yılında ortaya atılmış "yeni" bir adlandırmadır. Mısır yazıtları üzerinde genellikle "adalardan" ya da "denizin ortasından" geldikleri ifade edilen bu halkların tek tek isimleri de verilmiştir.Adlandırma tartışmaları ne olursa olsun bu olayın incelenmesi söz konusu olduğunda göçten önce göç olayının seyri sırasında ve sonrasında Ege Havzası Anadolu Kuzey Suriye ve Doğu Akdeniz'deki ne kadar halk ve devlet adı ve varlığı varsa hepsi işin içine girer ve bunların tarihsel toplumsal siyasi kültürel ve konumlanmalarına (lokalizasyon) ilişkin durum ve tartışmalar da kendiliğinden konuya dahil oluverir. Toplumların yer değiştirmesi olayına bir de söz konusu bölgeleri ve çağı ilgilendiren kronolojik teknolojik değişmeler ve gelişmeler ve toplumlararası ilişkiler boyutu da eklendiğinde gerçekte çok geniş bir bölge ve karmaşık bir dönemin sorgulandığı açıkça ortaya çıkar.Bu olayla birlikte Tunç Çağlar'ın bittiği ve Anadolu'nun doğusu hariç tümünde Demir Çağlar'ın başladığı kabul edilir. Demir ya da daha doğru bir deyişle aaaal işleme teknolojisindeki köklü dönüşümler ve sonucunda meydana gelen savaş aletlerindeki değişim yeni başlayan dönemin özelliklerini ve önemini gösterir. Tüm bu olgulara ek olarak bu göç olayının eski ve köklü doğu dünyasının karşısına yeni bir Ege dünyasının doğuşunu hazırlayan etmenleri içinde barındırmış ve Eski Doğu ile Eski Batı arasındaki ilişkileri birbirine daha çok yaklaştırmış olması da konunun bir çok araştırmacı tarafından ilgiyle incelenmesine neden olmuşturEge Göçleri'nin ve konuyla ilgili çalışmaların bir başka özelliği ise 13. yy sonlarındaki tüm Yakındoğu'nun Tunç Çağ kültürleri ve göçler sırasında adı geçen halk devlet ve ülke isimleriyle olayların gerçekleştiği dönemden sonraki gelişmeleri "Karanlık Çağlar" ve hatta 400 500 yıl sonrasındaki Frig Muşki Lydia vb. uygarlıkların tarihini ve onlarla ilgili bazı sırları da ilgilendiriyor olmasıdır.Yukarıda aktarılan tüm bu olguları ortaya koyabilmek için bu göçlerin nereden ve ne sebeple başladığını nasıl bir gelişim çizgisi izlediğini ve ne gibi sonuçlan olduğunu ortaya koymak oldukça ayrıntılı ve uzun süren bir araştırma süreci isteyeceği gibi konuyu aydınlatabilmek için şimdikinden daha güvenilir ve zengin arkeolojik verilere de ihtiyacımız olduğu ortadadır. Bu nedenle bu çalışmada daha çok göçler öncesi Ege ve Yakındoğu Dünyası ile Göç olaylarına ilişkin bilgi veren yazılı ve arkeolojik kaynaklar ve Göç'lerin etki ve sonuçlan üzerinde genel nitelikleriyle durulacak ve konunun detayları ve özellikle de lokalizasyon tartışmaları üzerinde çok fazla yoğunlaşılmayacaktır.Yazılı ve arkeolojik verileri değerlendirdiğimizde MÖ 1700 ile 1200 yıllan arasındaki Geç Tunç Çağ'da Ege ve Doğu Akdeniz çevresindeki ve Anadolu'daki toprakların birçok ileri feodal toplumlar tarafından yönetildiğini görmekteyiz (Lev. 1. 2). Batıda Ege Havzası'ndaki Kıta Yunanistan (Hellas)'da küçük ama zengin ve etkili krallıklar adını en ünlü kentleri olan Mycenae'dan alan Myken (Akha) uygarlığını yaratmışlardı. Dönemin sonlarına doğru üstünlüğünü Mikenlere kaptırsa da Ege'de II. bin yılın en önde gelen ve zengin deniz krallığı Girit'in Minos uygarlığıydı. İç Anadolu Kızılırmak Nehri yayı içindeki Hattuşaş'ta ikamet eden Büyük Kral'ın Hitit Devleti tarafından yönetiliyordu. Anadolu'nun güneyinde merkezi Habur Nehri Vadisi olmak üzere Kuzey Suriye ve kısmen Filistin'de Mitanniler bölgenin ve dönemin en büyük siyasal varlıklarından biriydi. Mezopotamya'da Babil ve Asur Devletleri ile Suriye ve Filistin'de ise aristokratlar ve daha küçük kabile reisleri tarafından yönetilen çok sayıda devletler mevcuttu. Aynı dönemde Mısır'da ise Yeni Krallığın firavunları Abu Simbel Karnak ve Luxor'daki meşhur tapınakların yapımına başlamışlardı. Tüm bunlara ek olarak Adriatik Denizi'nden Pers Körfezi'ne değin uzanan bu devletler arasındaki bazı bölgelerde örnekse Hitit Krallığı ile Myken Krallığı arasında kalan Batı Anadolu'da olduğu gibi çeşitli kent devletleri kabileler ya da halk grupları kimi zaman büyük egemen devletlerden bağımsız bir politika sürdürebilmişlerdir.Geç Tunç Çağ'ın Ege'deki büyük siyasi birimlerden Minos yaklaşık MÖ 15. yy ortalarından başlayarak denizlerdeki daha önceye varan ticari ve siyasi egemenliğini yitirmişti. Minos uygarlığının bölgedeki etkin yerini MÖ 1400 - 1200 yıllan arasında deniz egemenliğini ellerinde tutan Hellas'taki Myken Akhaları almıştır". Gerçekte Mykenler daha MÖ 2. bin yılın ortalarından başlayarak Doğu Akdeniz ve Anadolu kıyılarında ticaret kolonileri kumaya başlamışlardı. Arkeolojik kanıtlara göre MÖ 16. yy'da Miletos'ta yerleşmiş olan ve Homeros'ta "Akhaioi" adı altında anılan Akhalar yani Mykenler'in izlerine. Batı Anadolu kıyısındaki Miletos Ephesos Müskebi Colophon Smyrna Klazomenai gibi merkezlerde rastlanmıştır. Bu durum göç öncesi dönemde başka bir deyişle Geç Tunç Çağ'ın sonlarında koloniler kurmak üzere Batı Anadolu'ya gelen Mykenler'in varlığına ve belki de MÖ 14. yy ve 13. yy Hitit kaynaklarında sözü edilen ve bu çalışmada da sık sık adına rastlayacağımız "Ahhiyava Krallığı"na işaret eder. Ancak bu güçlü ve dinamik uygarlık 13. yy'ın sonlarına doğru yayılma güçlerini ve .Akdeniz'deki ticari girişimlerini yitirmiş bir durumdaydılar.Aynı çağda Anadolu'nun batısındaki bir diğer uygarlık. Kuzeybatı Anadolu ve hatta tüm Küçükasya'nın dönemindeki en meşhur ve destansı kenti olan Troia VI (MÖ1800 - 1275)'dır. Hitit ve Myken uygarlıkları ile çağdaş bu yerleşmede yazı bilinmemekle birlikte kültür yüksek bir düzeye ulaşmıştı. Troia VI nın son. yerleşim katı olan VI h'de Homeros'un Ilyada ve Odysseia destanlarında konu ettiği Priamos'un ünlü kenti bulunuyordu.Daha önceleri yalnızca Orta Anadolu bölgesindeki bir güç olan Hitit Krallığı MÖ 14 yy. ile birlikte büyük bir imparatorluğa dönüşmüş ve bu imparatorluğun sınırları artık çekirdek bölge olan Kızılırmak yayı içindeki topraklan aşmıştır. Bu ivmeyle birlikte Mitanni Krallığı etkisindeki Kuzey Suriye'nin Hititler'in egemenliği altına girmesiyle Önasya'da iki büyük ve belirleyici güç ortaya çıkmıştır: Hitit İmparatorluğu ve Mısır Krallığı. İki ülke arasında Güney Suriye'deki Kadeş kentinde MÖ 1286/5 yıllarında yapılan savaş uzun yıllardır aralarında devam eden Suriye'ye hakim olma savaşımına son noktayı koymuştur. Suriye biri kuzeyde Hitit diğeri de güneyde Mısır egemenliğinin oluşturduğu iki bölgeye ayrılmıştır.Dönemin ve Yakındoğu'nun en önemli siyasi gelişmesi sayılabilecek bu savaşın anlatıldığı Mısır kayıtlarında geçen bazı ifadeler bizim için en az bu olay kadar önemlidir. Bu kayıtlarda Hititler ve onların bağlaşıklarından bahsedilir. Batı Anadolu'dan Arzawalılar ve Lukkalar kuzeydoğudan Kaşka boylan güneyde Kizzuvvatna Halep Ugarit ve bizzat Kadeş'ten gelen birliklerden ve tüm bunları II. Ramses'in ordularının yenip Hitit kralını ateşkese mecbur ettiğinden söz eden yazıtlar göç olayı öncesinde MÖ 13. yy'da Anadolu'daki siyasi güçleri ve bağlantılan anlayabilmemizi sağlarlar.Ancak Ramses'in bu savaşı aktarış biçimi çok kuşkuludur. Bu olayı anlatan Hitit metinlerinde ise Mısırlılar yenilmiş ve Hitit Kralı II. Muwatalli büyük bir savaş kazanmış olarak gösterilir. Görüldüğü gibi her iki devletin yazılı kaynaklan da bugün bizim gerçekliğini kuşkuyla karşılayacağımız ifadeler içerirler. Kadeş Savaşı'ndan sonra Mısırlılar geri çekilmiş ve Amurru Kadeş ve Şam çevresindeki yöre olan Apu Hitit egemenlik alanına girmiştir.Geç Tunç Çağ'da Hitit Krallığı ve Mitanni Devleti'nin doğusunda Kuzey İrak'ta ise yeni bir güç olan Orta Asur Krallığı ortaya çıkmaya başlar. Bu krallık Mısır ve Hitit etkinlik alanlarını doğrudan ilgilendirmese de her iki krallıkla da ilişki içindeydi. Mısır'ın egemen olduğu bölgelerle ilişki içinde olan bir diğer güç ise Kassit egemenliğindeki Babü'dir.MÖ 14. yy'da Levant'ta batıdan gelen yeni bir halk iki yüzyıl boyunca Akdeniz'in doğu yarısındaki tüm ticareti ve pazan ellerinde bulundurmuştur. Bu yeni halk Mykenler'dir ve yalnızca ticaret yapmakla kalmamış Kenan (Canaan bugünkü İsrail Şam bölgesi ve Lübnan'ı içine alan bölge) kentleri içinde tüccarlık kurumunu da yerleştirmişlerdir. Mykenler özellikle Kuzey Suriye'deki Ugarit ve AJalah'ta yoğundular ve MÖ 13. yy ile birlikte etkin bir biçimde Kıbrıs'ta da ticari aktivitelerde bulunmuşlardır.Doğu Akdeniz'deki Ugarit kenti görünüşte Mısır'a bağlıydı ancak Hitit yetkisine de boyun eğmişti. En parlak dönemini MÖ 2. bin yılın ikinci yarısında yaşayan bu önemli ve zengin liman şehri ticari becerilerinin yanında Hitit ve Mısır yetkililerine karşı Ugarit yöneticilerinin politik cambazlıklarıyla da ünlüydü.Yakındoğu'nun en büyük siyasi güçlerinden Mısır'da Hyksos Dönemi'nden sonra (MÖ 1650 - 1551) 18. Sülale yönetiminde Yeni Krallık başlar (MÖ 1551 - 712). Yeni Krallık ile birlikte kuzey komşularla olan geleneksel ticari ilişkiler tekrar gelişmeye başlar ve bütün politik güçlerle diplomatik ilişkiler geliştirilir. Aynı dönemde Mısır'ın Kenan bölgesine doğru yaydım politikası izlemeye başladığını ve bunun sonucu olarak Thutmosis 111 (MÖ 1490 - 1436) Krallığı zamanında bu bölgenin Mısır tarafindan alındığını bilmekteyiz. Thutmosis III'ü takip eden firavun Ramses II (MÖ 1290 - 1223) döneminde Mısır'ın yayılım politikası Suriye'yi de içine alacak şekilde en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu aynı zamanda Mısır'ın politik güç olarak yayılımının da sonu olmuştur. Mısır karşısında Hitit Krallığı'nın askeri gücünü bulmuştur.Ege dünyası Anadolu toprakları ve Doğu Akdeniz'in sakinlerinden oluşan bu çeşitli büyüklük ve güçteki devletler birbirleriyle zaman geliyor müttefik oluyorlar diğer bir zamanda ise savaşıyorlardı. O dönem için yazıyla desteklenen bir saray yönetimi siyasi sistemin tipik bir özelliğiydi. Hemen hemen hepsinde otokratik (baskıcı) yöneticiler profesyonel orduları idare ettiler ve ülke içinde ve dışında ekonomik firsatlan kendi çıkarlarına göre kullanmayı başardılar. Birçoğu oldukça üstün kalitede mal üretimi yapabilen sanat kollarında uzmanlaşmış ve çok iyi gelişmiş sosyal yapılara (hiyerarşi) sahipti. Bu durum Doğu Akdeniz'in hemen her yerinde ülkelerarası ticareti kamçılamıştır. O dönemin ve politik güçlerin arasında bir başka önemli gerçek ise tüm bu devletlerin ortak ekonomik çıkarlarının çoğunlukla Yakındoğu'nun ticaret yollarının kavşak noktası olan Kuzey Suriye ve Filistin sahillerinde odaklaşmasıydı.Genel bir çerçevesi çizilen bu politik oluşum eldeki verilere bakılırsa MÖ 1200 yıllarında birden bire dağılmıştır. Bu dönem aynı zamanda Geç Tunç Çağı'nın sonunu getirmiş ve "Demir Çağlar"ın başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bunu takip eden dönem ise Ege Havzası ve Anadolu'da Fırat'ın batısında yazılı kaynakların bütünüyle susması nedeniyle farklı bölgelerde farklı süreçler halinde yaşanmış olan 'Karanlık Çağ' olarak da anılmıştır. Yukarıdaki tanıma göre Anadolu'nun orta ve batı bölümlerinde "Demir Çağlar"in başlangıcı seramik malzemeden çok sözü edilen "Deniz Kavimleri" felaketi ve bu felaketin izleri ile simgelenmektedir. Buna karşın Fırat Nehri'nin doğusunda kalan Doğu Anadolu topraklan ve özellikJe Van Gölü Havzası için durum aynı değildir. Bu yöredeki arkeolojik malzeme ve bölge tarihiyle ilgili yazılı kaynaklar bu bölgede mutlak bir "Karanlık Çağ" yaşanmadığını gösterir. Batı ve Kuzeybatı İran ve Doğu Anadolu'da Erken Demir Çağlar'ın başlangıcını (Demir Çağ I ) simgeleyen olay bu yörelere ilk Iranlılar'm gelişi ve buralarda "gri seramik"in ortaya çıkışı ile belirlenir. Bu tarih ise MÖ 1450 - 1400 yıllarıdır ".ARKEOLOJİK VE YAZILI KAYNAKLAR IŞIĞINDA DENİZ KAVİMLERİ Doğu Akdeniz'deki modern kazılar Geç Tunç Çağ'm giderek büyüyen ve zengileşen uygarlıklarının ani ve şiddetli yok oluşlarına dair kanıtlar sağlamışlardır. Bir kaç yıl içinde ya da bir çoğunda bir kaç on yıl içinde yukarıda adları geçen halkların bazıları içlerinde en hızlı ortadan kaybolan Orta Anadolu'daki büyük ve güçlü Hitit İmparatorluğu ile birlikte tamamen çökmüşlerdir. Kuzeybatıda Troya'dan Suriye kıyısındaki Ugarit'e ve güneybatıda Nil Deltası'na kadar her yerde kimlikleri bilinmeyen saldırganlar ülkelerarası ticaret merkezlerini ve liman şehirlerini yaktılar ve yerle bir ettiler. Bu şiddetli saldırıların ardından tahrip edilmiş şehirler ya bir daha yerleşilmemek üzere terk edilmişler ya da yalnızca önemsiz bir ölçekte yeniden kurulmuşlardır. Geç Tunç Çağ'ın aristokratlar tarafından biçimlenmiş uygarlıkları çobanların toplumu haline gelmiştir. Çoğu bilim adamına göre savaş bittiğinde bütün diller ve yazılar yok olmuş ve yukarıda da sözü edilen bir "Karanlık Çağ" başlamıştır.Yine çoğu araştırmacıya göre bu ani çöküş Akdeniz'in erken dönem tarihinde ve bu dönemin etrafını saran çok sayıda arkeolojik sır içindeki en dramatik olaylardan biridir. Bu tarihi dönüm noktasıyla mantıklı bir biçimde ilişkilendirilebilecek olayların ilki eğer İlyada ve Odysseia destanlarının en azından tarihi gerçekliğin bir özünü içerdiğini kabul edersek bu kriz dönemi içine yerleştirilmesi gereken Troya Savaşı'nın Homerik anlatışıdır. Olayların ikinci grubunu ise "Deniz Halkları" olarak adlandırılan halkların göç hareketleri oluşturur.Birçok bilim adamının "Deniz HalklarTnı tanımlama çabalarına karşın bizler hala bu halkların çoğunun kimler olduklarını nereden geldiklerini neden saldırılarda-bulunduklarını ve bu hareketten sonra nerede ve neden gözden kaybolduklarını kesin olarak bilememekteyiz. Araştırmacılar Deniz Halkları'nın bu siyasi yıkımların bir nedeni mi yoksa bir sonucu mu olduklarından da hala emin değildirler. Gerçekten de "Deniz Halkları" birer fatih mi korsan mı kaçak mı yoksa mülteci miydiler?Genel olarak kabul edilen görüşe göre Ege ve Doğu Akdeniz'de büyük sarsıntılara neden olan kavimler göçü olayı kuzeyde Balkan Yarımadası'nda Illyr ve Thrak kavimlerinin aralarındaki çalkantılardan doğmuştur. Kitlesel kavimler göçünün izleri italya'da Yunanistan'da Ege Adaları'nda ve Anadolu'da olduğu gibi bazı yerleşmelerin MÖ 12. yy'a karşılık gelen tabakalarında görülen büyük yangın izleriyle kanıtlanmıştır. Ege göçlerinin birden bire ortaya çıkmadığı MÖ 15. yy'da başladığı ancak en yoğun döneminin MÖ 12 yy'ın ilk çeyreğinde yaşandığı Mısır kaynaklarından anlaşılır.Geç Tunç Çağ Anadolu ve Doğu Akdeniz'de yazılı kaynaklar açısından oldukça zengin bir dönem olmasına karşın Anadolu Suriye ve Filistin bölgelerindeki devletlerin sonunu getiren gelişmelerle ilgili yazılı buluntular yok denecek kadar azdır. Oldukça karmaşık ve tartışılan (speküle edilen) bir olay olan Ege Göçleri'yle ilgili bazı kanıtlar elde etmek istersek yine Anadolu Suriye ve Mısır'dan gelen kısıtlı yazılı belgelere dayanmak durumunda kalırız. Bu konuda yararlanabileceğimiz ilk ip uçları bir kısmı çivi yazısı olan ve tarihsel olarak tümüyle olmasa da belirli ölçüde güvenilir kayıtlardır. Ancak bunların bir bölümü oldukça kısa olan Mısır yazılı belgeleridir ve ayrıca Mısırlılar'ın yabancı isimleri yazarken kullandıkları hatalı lokalizasyon sistemi nedeniyle değerlerinden büyük ölçüde kaybetmişlerdir.Kullanılabilen ikinci bilgi grubu ise Yunan efsane geleneklerinden elde edilen ipuçlarıdır. Bunlar her ne kadar şüpheli görünseler de tamamen yadsınmamalıdırlar. Barnett'e göre tüm bu bilgi kaynaklarına karşın konuyla ilgili tablo açık olmaktan uzaktır ve bazı ün peşindeki ve öznel görüşlü kişiler tarafından tarafsız yorumlardan şüpheli ve taraflı bir duruma düşürülmüştür. Konuyla ilgili bilgi veren kanıtların ve araştırmaların niteliklerine ilişkin eksik ve sorunlu yönleri dile getirdikten sonra şimdi Deniz Halkları ile bağıntılı görülen olayları eldeki verilerden yola çıkarak gözler önüne sermeye ardından da olayların nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koymaya çalışalım.Burada ilk olarak en erken saldırıyı konu alan ve Mısır firavunu Merneptah (MÖ 1236 - 1223) zamanına ait yazılı kaynaklardan bahsetmek gerekir. Karnak ve Athribis'deki kayıtlara göre deniz halkları ilk kez MÖ ykş. 1232'de firavunun beşinci saltanat yılında ortaya çıkmışlardır. Bu dönemde Mısır kuzeydeki denizden gelen kuzey deniz kökenli (northern sea - borne forces) birtakım kuvvetler tarafından desteklenen Libya ve Meshvvesh (daha sonraki "Maxye"ler) ordusuna karşı Libya'da büyük bir zafer kazanmakla övünmektedir. Thebes'teki Merneptah Tapınağı'nda 1896 yılında bulunan "Zafer Steli" (Victory Stele) üzerinde aynı firavun düşmanı geri püskürttüğünü ifade etmiş ve bugün herkesçe 'Deniz Kavimleri' olarak kabul edilen Libya'nın müttefiklerinin bir listesini vermiştir. Kuzey deniz kökenli bu kuvvetlerin isimleri şunlardır: Ikws (Ahhiyavva; Akavvasha Akaivvasha ya da Ekwesh gibi çeşitli şekillerde lokalize edilir) Trs (Turşa; Teresh ya da Tursha) Lk (Lukka ya da Lukku) Srdn (Serden; Sherden ya da Shardana) Skrs (Şekeleş; Sheklesh ya da Shakalsha) halkları "tüm ülkelerden gelen kuzeyliler" olarak tanımlanmışlardır. Bu isimler arasında yalnızca Lukka ve Sherden daha önceden bilinmektedir. Firavunun katipleri tarafından kayıt edilmiş savaş esirlerinin sayılan şöyledir: Shekleshler 222 Teresh 742 Akawasha 2201. Bu rakamlara gözü kapalı güvenmek zomnda değilsek de bu sayılar pekala Akavvasha'nın en güçlü grup olduğunu ve belli bir dereceye kadar olasılıkla liderlik özelliğini taşıdığını gösterebilir. Ancak Athribis Steli Tereshler'in sayısını 2 200 olarak vermektedir. Böylece bu durum olayı anlatan bilgi kaynakları ve rakamların doğruluğu konusunda aklımızda bazı şüpheler uyandırmaktadır. Tüm bu kavimler 'deniz' halkları olarak tanımlanmaktadırlar. İsimlerindeki -sha son eki 19. yy'in sonlarından beri bir -son ek- olarak düşünülmüştür bugünse bunu bir İndo Avrupalı bir yalın hal eki olarak kabul edebiliriz.Bu halkların çoğunun fiziksel görünümlerini tasvir eden illüstrasyonlar bazı Mısır zafer sahnelerinde konu edilmiştir ve bu tür kanıtlar da onları tanımlayabilmemize yardımcı olmaktadır. Adı geçen halklardan Lukka ve Akawasha'nın hiç bir betimlemeleri yoktur. .Ancak şaşırtıcı bir şekildei Mısrlılar'ın bu halklara ellerini ve jenital organlarını keserekhadım cezası uyguladıklarını ve tüm bu yaptıklarını sıralayarak tanımladıklarını görürüz. Akawasha'lar Myken Yunanlılar'ı yani Akhalar'la (Akaioi) eşleştirilmektedir. Hitit yazılı belgelerinin bulunmasından sonra ise çoğu bilim adamı tarafından Ahhiyawa ile aynı ülke olduklarına inanılmaktadır. Gerçekten de çok farklı konumlandırma önerilerine karşın Ahhiyawa'nın büyük olasılıkla Batı Anadolu'da bir yerde daha çok da Güneybatı Anadolu'da hüküm süren ve Akhalar'la ilişkili bir krallık olduğu düşünülür.Görünüşe göre. Geç 13. yy'da Doğu Akdeniz'deki ülkeleri karışıklık içine iten deniz kavimleri arasında Grekler de vardı. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Tursha (Teresh) ve Sheklesh (Shakalsha)'ler sakallı olarak gösterilmiştir. Sheklesh'ler büyük
Tursha'lar ise daha küçük bir başlık takmakta her ikisi de püsküllü kısa etekler giymekte ve çoğu boyunlarına Suriye Anadolu ve hatta İran'da yaygın bir gelenek olan sicim ya da sırıma bağlı bir madalyon takmaktadır. Göğüslerinde korunmak için olasılıkla deri ya da keten liflerle yapılmış bir "sargı - örgü" vardı. Silahlan ise bir çift kargı ya da pala (Khepesh)'dan oluşmaktaydı. Bazı bilim adamları bu iki halkı "Etrüskler" (Trysenoi) ile ve Sicilya'daki "Sicelsler" ile eşleştirmektedirler. Gerçekten de bu dönemde Sicilya'ya yeni gelenlerin yanlarında yeni bir saplı balta da getirdikleri söylenmektedir. Ancak Etrüskler'in İtalya'ya bu kadar erken bir tarihte gelişlerini belgeleyecek arkeolojik deliller henüz mevcut değildir.Sherden'liler Amenophis III zamanından başlayarak Mısır kayıtlarında paralı askerler olarak bilinirler. Kabartmalar üzerinde sakalsız olarak ve aşın biçimde ileri fırlamış boğa boynuzlan ile süslenmiş ve tepesinde geniş bir düğüm ya da disk bulunan oldukça farklı bir miğfer takmış figürler olarak gösterilmişlerdir. Bu miğferler bazen çene altından bir bağ ile başa tutturulmuştur. Tek kulbu olan yuvarlak bir kalkan ve hem kesmeye hem de dövüşmeye uygun oldukça tipik iki kenarlı bir kılıç ile donanmışlardır. Sherden'liler Sardinian halkı ile eşleştirilirler. Bu halk Sardinia'ya MÖ 1400 - 1200 yıllan arasında Kıbrıs'tan göç etmiş olmalıdır. Sardinia'da bulunmuş MÖ 9. yy'a ait en erken Fenike yazıtında adanın ismi Shardan (be- Shardan) olarak gözükmektedir böylece Sardinia'nın S herden ile eşleştirilmesi görüşü daha da kuvvet kazanmıştır.Deniz halklarının ilk saldırısında adları geçen halklardan biri ve sonuncusu ise Lukka (Lukku)'lardır. Daha önce de değindiğimiz gibi. Mısır zafer sahnelerinde tasvirleri yer almayan bu halkın adına MÖ 2000 kadar erken bir tarihte Byblos (Babil)'da bulunmuş bir Mısır hiyeroglif yazıtta rastlanmıştır. Daha sonra ise Lukka'lan Hitit'lere ait birçok yazılı kaynakda MÖ XV. yy'm ortalanndan başlayarak Batı Anadolu'lu bir halk ama çoğu kez de bir coğrafi bölge olarak görürüz Bu halk deniz kavimleri içinde yer alana dek geçen tarihsel süreç içinde kimi kez Hitit'lerin düşmanı kimi zaman bağlaşığı olarak rol almış ve çoğu zaman tarihsel çağların Lykia'hlar ve Lykaonia'lılar gibi kavimleri ile eşleştirilmiştir.Yukarıda tanımlanan ilk deniz kavimleri görünüşe göre Ege'den gelmişlerdir. Bu kavimlerin neden Libya'nın tarafında savaşa girdikleri bir merak konusudur. Merenptah'ın bu ittifak halklarını dize getirdiği doğrulanır çünkü bu savaştan sonra Mısır'm kendi iç sorunları artarak ülke neredeyse iç savaş noktasına sürüklenmiştir. Büyük olasılıkla iç sorunlarıyla çok meşgul olması yüzünden ihtiyacı olduğunda Hatti (Hitit)'nin yardımına gelmek şeklindeki anlaşma yükümlülüklerini yerine getirmeyi başaramayan Mısır kısa bir süre sonra tüm Doğu Akdeniz etrafında meydana gelen bu karışıklıklardan göreceli olarak zarar görmeden ayakta kalmayı başarabilmiştir.Merneptah dönemine ait bir başka yazılı belge olan "İsrail Steli" üzerinde ise Mısır halkının yukarıda değinilen Libya ordusuna karşı kazandığı zaferden duyduğu büyük mutluluk dile getirilmektedir: "Adamlar şarkı söyleyerek gidip geliyorlar. Dertli insanların ağlamaları kesildi. Şehirler yeniden iskan ediliyor. Bağına asma diken adam üzümünü yiyecek. Tanrı Ra Mısır'a geri döndü" şeklindeki ifade bu durumu açıkça ortaya koyar.Deniz halklarının Merneptah'tan sonraki Mısır firavunu III. Ramses zamanında Mısır üzerine gerçekleştirdikleri ikinci saldırı harekatının anlatımına geçmeden önce tarihsel olarak Deniz Halkları Göçleri'nin birinci aşamasına denk gelen bir takım karışıklıklardan bahseden Ugarit yazılı kaynaklarından söz etmek bölgedeki olayların zamansal dizin içindeki gelişimini anlayabilmek açısından daha yerinde olacaktır.Mısır'a yapılan ikinci ve son saldırı MÖ 13. yy'ın bitiminin hemen ardından gerçekleşmiştir. Sonu Mısır'da biten bu "göç - saldırı" olayının öncesine ait bilgileri Hattuşaş ve Ugarit'te bulunan bazı yazılı belgelerden edinebilmekteyiz. Bunların bir kısmı Ege Göçleri hakkında dolaylı bilgiler aktarırken bir bölümü de doğrudan doğruya göçlerle ilgilidirler.Ugarit'in (Ras Şamra) yıkımı sırasında pişirilmek üzere bir fırının içine konulmuş ancak gideceği yere ulaştırılamamış olduğu anlaşılan bir kil tablette Anadolu'daki bir kıtlıktan söz edilmektedir. Hatti'nin Büyük Kralı Kuzey Suriye'deki Ugarit Liman Şehri'ndeki yasallarından Kilikya'daki Ura'ya Mukish'ten 2 000 ölçek hububat ve takviye asker gönderilmesini istemektedir. Ancak bu sırada yine Ugarit'te ele geçen bir başka yazılı belgeye göre Ugarit'in kendisi de deniz kavimlerince tehdit edilmişti ve zor durumdaydı. Ugarit kralı "babam" olarak hitap ettiği Alashiya (Kıbrıs) kralından yardım talebinde bulunmaktadır. Alashiya Kralı Pagan'ın Ugarit Kralı Ammurapi'ye gönderdiği bir cevap mektubunda ise Kıbrıs kralının Ugarit kralına düşman gemilerine karşı koyması için 50 gemiden oluşan bir filo kurması önerisinde bulunduğunu görürüzj.Ugarit kralı ise Alashiya Kralı'na gönderdiği yanıtta: "Düşman gemileri çoktandır buradalar. Benim şehirlerimi ateşe verip ülkemi büyük zarara uğrattılar. Babam bilmiyor mu ki ben bütün askeri gücümü Hatti Ülkesi'ne yardıma gönderdim ve tüm gemilerim Lukka ülkesindedir. Bu nedenle ülke kendi kaderine terkedildi. Babacığım bilsin ki buraya gelip büyük zararlara yol açan yedi düşman gemisi var. Şu anda daha başka düşman gemisi varsa herhangi bir yolla bana bildir ki ben de ne yapacağımı bileyim ifadelerini kullanır. Bu mektup hiç bir zaman yerine ulaşamamış ve böylece Ugarit'te bulunmuştur. Ekonomik ve kültürel başarısının zirvesindeyken ve herhangi bir zayıflama belirtisi göstermezken kara ve deniz kuvvetlerini Hitit kralına yardıma gönderdiği sırada düşmanlara karşı koyamayan U'garit kenti silinmiş ve bir daha uzun süre yerleşilmemiştir.Bu olaylar sırasında son Hitit Kralı Şuppiluliuma'nın saltanatının son bulmasıyla Hirit kaynaklarından öğrendiğimize göre AJashiya taraf değiştirmiş ve gemileri Hititler'e karşı savaşmaya başlamıştır. Boğazköy'de bulunan bir tablet AJashiya donanmasının bozguna uğradığını rapor etmektedir: "Ordularıma haber verdim ve kısa zamanda denize ulaştım. Ben Şuppiluliuama Büyük Kral ve denizin ortasında Alashiya'nın gemileri benimle savaşa tutuştu. Onları yakalayıp yaktım denizin dibine göndererek yok ettim".Bununla birlikte bir süre sonra düşman güçleri gerçekten de Hitit başkenti Hattuşa'ya ulaştılar. Boğazköy'de Büyükkale'nin Kraliyet Sarayı'ndaki tüm duvarlar yerle bir edilmiş ve.bu istilacı akını Barnett'e göre belki de Lykia'da toplanan Mopsus ve müttefikleri tarafından oluşturulan deniz kuvveti ile el ele verip birleşerek güney yönüne doğru çıkmıştır.En çok kabul gören varsayıma göre Hitit'i yıktıktan sonra Lukka kuvvetleriyle de birleşen kavimler güneye doğru yönelip Kilikia'da Mersin ve Tarsus'taki sarayları düşürmüştür. Aynı şekilde Büyük Hitit Krah'nm Kuzey Suriye'nin kentleri üzerinde uzun bir süre hakimiyet kurabildiği ve Fırat kavşağını kontrol altında tutan büyük bir başkent Kargamış da düştü. Suriye sahilindeki Ugarit (Ras Şamra) ve Teli Sukas yağmalandı. Hamath yeni gelenler tarafından ele geçirilip yerleşildi. Hamath'da Kargamış Teli Sukas ve Açana'da olduğu gibi kremasyon gömü adetinin ortaya çıkmasından yeni gelenler sorumlu tutulur. Bu geleneğin buraya "Deniz Halkları" tarafından getirildiği düşünülmektedir. Haifa yakınlarında Filistin sahili üzerinde geniş bir yerleşim yeri olan Teli Abu Hawwan da aynı şekilde düşmüştür. Kıbrıs'da da Kition (Larnaka)'daki kazılarda yeni yerleşimcilerle takip edilen MÖ 13. yy'm sonuna ait büyük bir felaketin izleri ortaya çıkarılmıştır. Bu yeni göçmenler (sakinler) büyük olasılıkla büyük kesme taşlardan yapılar inşa eden LM III CI seramiğini kullanan ve Deniz Halkları arasında yer alan Hellen yerleşimciler yani Akha'lar (Akawasha)'dır.Zangger Deniz Halkları tarafından saldırılan şehirlerin çoğunda benzer bir yıkımın izlerinin görüldüğünü öne sürer. Saldırganlar hükümet binalarını sarayları ve tapınakları hedef alarak içinde halkın oturduğu alanları bırakarak ve kırsal alanlara hemen hiç zarar vermeden aristokratik yönetim merkezlerini kotrol altına almayı amaçlamışlardır. Bu taktik günümüz savaşlarının stratejisini anımsatmaktadır ve bu örneklerin bilinen en erkenlerindendir. Deniz halkları bu tür merkezlere yoğunlaşmış hücumların savaşlarda askeri gücü koruduğunu ve savaşı kısalttığını farketmiş olmalıdırlar. Belki de öne sürüldüğü gibi böyle bir bilinç ve tecrübeyle belki de hiç bir alt yapısı olmadan ve anlık kararlarla yola çıkmış deniz halkları güneye doğru Mısır ordularıyla hem karada hem de denizde karşılaşana dek yollarına devam ettiler.Mısır firavunu Merneptah'ın Deniz Kavimleri'yle yaptığı mücadeleden yaklaşık 30 yıl sonra bir diğer Mısır Kralı III. Ramses ( MÖ 1197 - 1166) Thebes'de kendi mezarının konulacağı tapınak ve sarayın yapımını emreder. Yazılı ve resimli olarak anlatılan ve yabancı halkların Mısır'a seferlerini içeren Medinet Habu tapınağındaki belgeler Mısır Kralı III. Ramses'in 5. ve 8. krallık yıllan içinde geçen olayları işlemektedir .Saltanatının beşinci yılında (MÖ 1186) III. Ramses kendini ülkenin batı sınırlarında Libyalılar'la taze bir savaşın içinde bulur ve Medinet Habu'daki (bugünkü adıyla Luxor) zafer kaydında: "Peleset Tjekk(er) ismindeki...kuzey ülkelerinin karşısında titrediğini...ülkelerinden kopmuş oldukları ruhları kırılmış olarak geldiklerini..Bunların karadaki thr - savaşçılar diğerlerinin denizde..." olduklarını kaydeder. Üç yıl sonra Ramses'in 8. saltanat yılına ait kayıtlarda büyük bir çöküş yaşayan Önasya dünyasının genel bir resmi çizilmektedir. "Yabancı ülkeler aralarında gizli bir anlaşma yaptılar. Birdenbire ülkeler kavganın içinde dağılıp yok oldu. Hatti Qode (=Kilikia güney Anadolu'daki Kizzuvvatna) Kargamış Yereth (Arzawa; Güney Anadolu'da) ve Yeres ( Alashiya; Kıbrıs) hiç bir ülke onların karşısında duramadı. Amurru'da bir yerde kamp kuruldu. Amurru halkını katlettiler ve Amurru ülkesini sanki tarihte hiç kurulmamış gibi yerle bir ettiler. Ateşi önlerine katarak Mısır'a doğru hareket ettiler. Bunlar Peleset (Filistler) Tjekker Sheklesh Denye(n) ve VVeskesh ülkelerinden oluşan bir koalisyondu. Bu ülkeler ellerini bütün dünyadaki ülkelerin üzerine koydular. Bunlar tanrılarına güvenmiş ve kararlıydılar planımız başarıya ulaşacak..' diyorlardı.Adı geçen Deniz Halkları'nın bazıları daha önceki yazıtlarda da mevcuttur. Ancak şimdi III. Ramses'in krallığının ilk yıllarında ikinci bir dalga hem karadan hem de denizden gelmiştir. Deniz Kavimleri'yle Mısır'ın girişindeki deltada meydana gelen bu deniz savaşı Medinet Habu'daki tapınağın duvarlarında büyük bir gerçekçilik içinde tasvir edilmişlerdir (Lev. 3.2 Lev. 4.1 2 ). Kabartmalar üzerindeki betimlemelerde yer alan halklar kendi ikonografileri içinde gösterilmişlerdir. Örnekse tüylü başlıklar giyen halkların Mısır'lılarla savaşması gibi. Bu savaşta Mısırlılara Sherden'li paralı askerler yardım etmiştir. Püsküllü ve oldukça kendine özgü bir başlık giyen Pelesetler (Filistin'liler) temiz traşlı olarak resmedilmişlerdir. Giysi olarak ise genellikle püsküllerle süslenmiş bir tür eteklik taşıyorlardı. Bir çift kargı bazen de büyük meç kılıç ve Sherden'lilerinki gibi bir kulbu olan yuvarlak bir kalkan kuşanmışlardı (Lev. 5.1). Karada Hitit tarzında iki savaşçı ve bir sürücüden oluşan üç kişilik bir savaş arabasıyla savaşmaktaydılar. Kadeş Savaşı'ndaki Hitit'ler tarafından kullanılanlara benzer tekerlekli Anadolu tipi ahşaptan öküzle çekilen yük arabalarına (kağnı) binmiş kadınlar ve çocuklar onları takip etmekteydiler(Lev. 5; Lev. 5). Yük hayvanları Ege ya da Filistin'de kullanılmayan Anadolu'ya özgü bir tür olan hörgüçlü öküzdü. Yukarıda sayılan nitelikleriyle Pelesetler bugün artık hemen herkesin kabul ettiği Filistinlilerdir. Barnett'e göre bu halk bazı yönlerden açıkça Anadolu ile güçlü bağlar gösterir. Ancak Myken Akhalan ve Girit ile de aynı derecede yakın bağlar dikkat çekicidir.Anlaşıldığı kadarıyla bu olay tamı tamına bir halk göçüydü. Öküz arabalarıyla ve gemilerle bir sürü halk grupları Batı Anadolu'dan da bazı katılımlarla birlikte gelmişlerdi. Bu halkların kökenleri hakkında fazla bilgimiz yoktur. Kutsal kitaptaki bilgiye göre (Jeremia 47 45 Amos 9 7) Peleset (Filistler) Kaphtor (Girit)'dan gelmekteydiler. Bunun anlamı ise Klengel'e göre Girit'in bu harekette sadece bir ara istasyon olduğudur.III. Ramses'in krallığının ilk yıllarında Amurru ülkesine kadar ulaşan bu kavimlerin karşısına Firavun ve orduları onları Nil ülkesinden uzak tutabilmek için dikilirler ve istilacıları bozguna uğratırlar. Deniz Halklan'nın ikinci göç aşamasına ilişkin bilgi veren bir başka kaynak da yine III. Ramses döneminden "Büyük Harris Papirüsü"dür. Bu belgede III. Ramses: "Mısır'ın tüm sınırlarını genişlettim ve ülkeme saldırmış olanları geri püskürttüm. Tjekker ve Peleset'leri küle çevirirken Denyen'leri kendi adalarında katlettim. Denizci Sherden ve VVehesh'lerin tümü tutsak edilerek yok edildi ve esir olarak deniz kumları gibi Mısır'a getirildi. Onları kendi adıma kalelere yerleştirdim. Askeri bölükler yüzbinlerce idi. Onlardan bazılarını her yıl hazinelerinden ve ambarlarından kumaş ve haraç vermek üzere affettim.." demektedir.Yenilenler merhamet için yalvardıklarında ise Firavun onların topraklarında yerleşmesini kabul etmiştir. İşte Medinet Habu'da resmedilen bu savaşın sahneleridir. Söz konusu duvar resimlerinden hiç olmazsa deniz halklarının fiziksel görünümleri giyim kuşamları kullandıkları silahlar ve denize açıldıkları gemi tipleriyle ilgili bilgiler edinebilmekteyiz . Ancak onlan buralara iten güdüleri (itici güçleri) konusunda ne yazık ki herhangi bir şey öğrenemiyoruz.DENİZ HALKLARININ KİMLİĞİ VE GÖÇ NEDENLERİ MÖ 12. yüzyılın ilk on yıllarında Akdeniz bölgesi yaygın göç hareketlerine sahne olmuştur. Mısırlılar "Deniz Halkları" (Sea People) adını verdikleri boylar koalisyonu tarafından önce Merneptah (MÖ 1236 - 1223) sonra da III. Ramses (MÖ 1197 - 1166) döneminde karada ve denizde tehdit edilmiştir. Mısır belgeleri Deniz Halkları olarak nitelenen halkların sürüler halinde geldiğini kağnı arabaları ile ülkenin içlerine doğru girdiğini kentlerin ve ülkelerin hiç birisinin bu güç karşısında dayanamadığını anlatmaktadır. Mısır bunları zorlukla kendi topraklarından uzak tutmasını başarmış ancak Anadolu'da Hitit ve Levant'taki Ugarit gibi birçok Yakındoğu yerleşmesi düşmüştür.Bu halklar nereden ve neden gelmişlerdir? Yakıp yıkarak ilerlerken geçtikleri yerlerdeki yerli halkları da beraberlerinde sürüklemiş olabilirler mi? Bununla birlikte belki bir macera tutkusuyla yola çıkan yerleşik kavimler varsa bunlar hangileridir? Gittikleri yerlerdeki yerli hakla nasıl bir ilişki ve etkileşim içine girmişlerdir? Buralarda bir siyasi güç haline gelip bir devlet kurabilmişler midir? Tüm bu maceraların ardından geldikleri yerlere geri dönmüş ya da çok daha başka topraklara yerleşmiş olanlar var mıdır? Görünüşe göre tüm bu soru biçimindeki olasılıklara uyan en azından bir model yani bir göç hareketi ve kavmi mevcut olmuş olmalıdır.Yukarıdaki olguları tartışabilmek için öncelikle yine bu kavimlerin ve göç olayının anlatıldığı Mısır yazılı kaynaklarına ve özellikle de III. Ramses'in yukarıda aktarılan 8. saltanat yılındaki olaylara dönmeliyiz. Bu belgelerde adı geçen halkların geldikleri yerler en tartışmalı konulardan birisini oluşturmaktadır. Metne göre bu insanlar adalardan gelmiş ve hu yüzden "Deniz Kavimleri" olarak adlandırılmışlardır. Buna dayanarak bu adanın Girit olabileceği ve bu halkların bir kısmının buradan geldiği tahmin edilmektedir. Ancak bir diğer ve çoğu bilim adamı tarafından kabul edilen görüşe göre ise "Deniz Halkları"nm geldikleri yer olarak Batı Anadolu ve Ege Bölgesi düşünülmektedir. Bu boyların çoğu Batı Anadolu ve yakınındaki adalardan olmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi isim benzerliğinden dolayı Lukka Lykia ile birleştirilmekte Akavvasha ise Hitit metinlerinde adı geçen Ahhiyawa ile eşleştirilmektedir. Deniz Halklan'mn Batı Anadolu'lu boylardan meydana gelmiş olabileceği görüşünü destekleyerek çok daha çarpıcı ve iddialı bir fikri öne süren Zangger'e göre ise "Deniz Halkları" Troia liderliğindeki Batı Anadolu'lu müttefikler olabilirler ve Troia Savaşı'nı konu edinen efsaneler ise bu saldırılan önlemek için Greklerin gösterdiği çabayı anlatabilirler. Zangger başta Hitit kaynaklan olmak üzere Yunan efsaneleri ve kendi jeoarkeolojik çalışmalarından elde ettiği kuvvetli kanıtlara göre Tunç Çağ'ın sonundaki bu kriz dönemini Troia ve müttefiklerinin başlattığını iddia eder. |
|
|
|