Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu
1 den 10´e kadar. Toplam 34 Sayfa bulundu

Konu: Halk Kahramanları

  1. #1

    Standart Halk Kahramanları





    Nasreddin Hoca


    Nasreddin Hoca, Anadolu´da veya yakınlarında yaşayan, nükteleriyle ünlü kişidir. Hayatı hakkındaki rivayetlere göre, 1208 senesinde Eskişehir´in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmus, 1284 yılında Akşehir´de vefat etmiştir. Akşehir´de bir türbesi vardır. Türk edebiyatında önemli bir figürdür.

    Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikayesini Sarı Saltuk'un hayatını anlatan Saltukname içermektedir.Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem'in (sonradan Cem Sultan ismiyle tarihe geçecektir) şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebülhayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır.

    Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan Nasreddin Hoca, ilk öğrenimine doğduğu köyde imam olan babası Abdullah Efendi´de başladı. Tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yaptı. Ayrıca kadı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddin Hoca, Muhammed Hayrani´den tasavvuf ilmini tahsil etti. Ahmed Fakih adlı bir alimden ders aldığı da rivayet edilmektedir, 1284 yılında vefat ettiği göz önüne alınınca, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.

    Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu göstermeye hasreden, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hocan´ın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir.

    Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı,onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum:" Işte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Letaif-i Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

    Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemk için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

    Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille´in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Edmonde Savussey´in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin Hoca bölümü, Jean Paul Carnier´in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur

  2. #2

    Standart

    Oturan Boğa




    Oturan Boğa (Yerli dilinde: Tatanka Iyotake) (1831 – 15 Aralık, 1890), ABD ordularına karşı savaşan son Yerli kabile şefidir. Sioux (Lakota) kabilesinin reisi ve 25 Haziran 1876'de 7. Amerikan Süvari Birliği'ni yenen 3.500 savaşçının lideridir.




    Soykırım korkusuyla kabilesini Kanada'ya göç ettirmiş ve 1881'e kadar orada yaşamıştır. Montana'daki bir ABD birliğine saldırınca yakalanmış, ancak Amerikan hükümeti tarafından affedilmiştir.

    Hayatının geri kalan kısmını, Vahşi Batı Sirki ile dolaşarak geçirmiştir. Büyük ilgi odağı olan Oturan Boğa, seyircilere kendi dilinde küfür ederken, halk kendisine gülmüştür.

    Aslında alakası olmadığı halde Hayalet Dansı hareketinin liderliği ile suçlanmış ve kendisini tutuklamaya gelen polisle çatışarak hayatını kaybetmiştir.

    Oturan Boga'nin beyazlar uzerine yaptigi bir konusmadan kesit

  3. #3

    Standart

    Dadaloğlu

    Osmanlı Devleti'nin Anadolu Türkmenlerini iskan politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan tanınmış bir halk ozanıdır. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklardan 1785-1868 olarak belirlenmiştir. Başka bir deyişle, Dadaloğlu’nun 18.yy’ın son çeyreğinde doğup 19.yy’ın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Güney illerinde dolaşan Türkmen topluluklarından Avşar boyundandır.

    Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu’nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır.Dadaloğlu Anadolu'nun halk şiiri geleneğine damgasını vurmuş bir sanatçıdır aynı zamanda.

    Osmanlı Devleti'nin göçebe Türkmen aşiretlerini toprağa yerleştirmek için verdiği uğraş, yer yer baş kaldırılara ve küçük çaplı savaşlara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri yerleşik yaşama geçmek isteyen Türkmen aşiretlerinin bir çığlığı sözlü bir tarihi sayılır.

    Asıl adı Veli. Türkmen-Avşar aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını da kullanan Aşık Musa’nın oğlu. Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe Türkmenlerin Avşar boyundan. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu’nun yanında imamlık, katiplik yaptığı anlatılır ama bu konuda yeterli bilgi yok. Daha çok Gavurdağı ve Ahır Dağı yörelerinde yaşadı. Çukurova'yı, Toroslar'ı, Orta Anadolu'yu dolaştı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesi.

    Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı ama duygu ve aşk konularını da aynı başarıyla işledi. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze ulaştı. Bu derlemeleri Cahit Öztelli, Taha Toros, Haşim Nezihi Okay, Ahmet Z. Özdemir ile Saim Sakaoğlu yayınladı. Diğer 19'uncu Yüzyıl halk ozanlarından iki noktada ayrılır. Kent yaşamından uzak kaldığı için şiirlerinde hep göçerlik ortamını yansıttı. Diğer yandan yine kentte bulunmayışı nedeniyle çağdaşı halk ozanlarında sık rastlanan divan şiirine yakınlık onda hiç görülmez. Karacaoğlan'ın aşk ve doğa şiirlerindeki üstün yeteneği ile, Köroğlu'nun yiğit ve kavgacı anlatımını birleştirir.

    Mezari Sivas Sarkisla Ilcesine bagli Kapaklipinar Köyündedir

  4. #4

    Standart

    Battal Gazi

    8. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen ve hakkında çeşitli inanışlar bırakmış bir kumandandır. Kendisi farklı kaynaklarda Türk, Arap veya Anadolu yerli halkından olarak nitelenmiştir.

    Battal Gazi hakkında bugüne ulaşabilmiş kaynaklar sadece mesnevi tarzı yazılmış, birbirini hem destekleyen hem de çelişen olgular içeren destanlar ve halkın hafızasında kalmış olan bilgilerdir. Yaşadığı tarihle ilgili, Battal Gazi Destanı'nda ve halk hikayelerinde, Arap ordusuyla birlikte İstanbul'u kuşattığı bilinmektedir. Bu kuşatma hem denizden hem de karadan olmuştur. Başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Destanda Battal'ın düşmanı olan imparatorun ismi Leon'dur. Arap komutanına oyun oynayıp kuşatma başladığında İstanbul'a geçip imparatorluğunu ilan etmiştir. Arap tarihinde 2. İstanbul kuşatmasının tarihi 717-718 dir. Bizans tarihinde de bu aynıdır ve bizans tarihinde imparator 3. Leon'un tahta çıkma tarihi 717'dir. Destandaki leon'un imparator 3. Leon olma olasılığı yüksektir. Destanda Battal Gazi'nin kuşatma sırasında yirmili yaşlarında olduğu söylendiğine göre, Battal Gazi'nin doğum yılı 690-695 civarıdır. Battal Gazi'nin ölüm yılının 740 olduğunda tarihçiler mütabakata varmışlardır.

    'Battal' kelimesi Arapça kökenli bir sözcüktür. Ancak bu sözcük, Mezopotamya'da genel olarak kullanılmaktadır. Battal Gazi'nin yaşadığı dönemde, Anadolu'da bir Türk veya Arap olgusunun olmadığı zamandır. Hakkındaki kaynaklara, yani mesneviler ve halk hikayelerine bakıldığında, kendisinin; Bizans kilisesinin zulmünden bıkan halkın hakkını savunmak için halktan bir ordu topladığı ve Bizans'la savaştığı görülmekte. Kilise kayıtlarında, o zamanki Anadolu halkının din inanışı lanetlenerek anlatılırken, bahsedilen inanç biçimi, 'pir'leriyle, ibadetleriyle, günümüz alevilerine çok benzemektedir. Kilisenin baskı yaptığı halk da bu halktır. Battal Gazi'nin halkın içinden çıkan bir kahraman olması, dışarıdan gelip de akıncılık yapması düşüncesinden daha yüksek bir ihtimâl. O zamanlar ezilen ve dolayısıyla isyan noktasında Battal Gazi'nin etrafında toplanan halk, büyük olasılıkla bugünkü Anadolu Alevileridir.

    Günümüzde, resmi tarih haricinde, Alevi halk tarafından anılmaktadır. Seyitgazi, Eskişehir ilçesinde bulunan Battal Gazi türbesi, Alevi halkın her sene uğradığı yer olma özelliğindedir.

  5. #5

    Standart

    Hekimoğlu


    Asıl adı Hekimoğlu İbrahim olup Fatsa'nın Yassıtaş köyündendir. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar, Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan ve adına türkü yakılan halk kahramanlarından biridir. Osmanlı Devlet Arşivinde Ayhan Yüksel'in araştırmalarına göre, 1900'lerin ilk yıllarında Fatsa'da değirmencilik yaparken haksız bir suçlamayla karşılaşıp Gürcü bir beyin yeğeni tarafından vurulmak üzereyken atik davranarak beyin yeğenini vurmuş ve ardından dağa çıkmıştır. Daha sorna Gürcü Bey'i kan davası güderek Hekimoğlu'nun köyünde zulum yapmış ve ardından 3 kişi daha dağa çıkarak Hekimoğlu'na katılmıştır. Hekimoğlu zalimin zulmunu yanına bırakmamış, aynalı martinisiyle, attığını vurmasıyla namı yürümüş ve olay Türk-Gürcü çatışmasına dönmüştür.

    15 Aralık 1908'de Fatsa müderrisinin Dahiliye Nezareti'ne çektiği telgrafnamede durum ayrıntılarıyla anlatılmış ve Hekimoğlu'nun dağdan indirilmesi için destek ve takip istenmiştir. Ama gerek Hekimoğlu'nun becerisi gerekse Türk köylerinden destek görerek saklanmasıyla uzun süre Hekimoğlu dağdan indirilememiş ve Gürcü Bey'e karşı faaliyetlerini arttırmıştır. Bir kaç sene sonra Osamanlı Devleti'nden affını talep etmişse de Şura-yı Devlet kararıyla af talebi kabul olunmamış ve 26 Nisan 1913 gönü doğduğu köyde sekiz saat süren bir çarpışma sonrası öldürülmüştür. Hekimoğlu Türküsü ise ölümünden sonra adına yakılmıştır.



    Bu fotoğrafta Hekimoğlu ve arkadaşlarının cesetleri, Kaymakam İrfan Bey ve zaptiyeler görülmektedir

  6. #6

    Standart

    Gazi Osman Paşa


    93 Harbi'nde 145 günlük Plevne müdafaasını komuta etmiş ve direnişiyle askerlik tarihine geçmiş, türkülere konu olmuş , müdafaa hattı stratejileriyle esir bulunduğu dönemde rus çarından bile saygı görmüş , dönemin tüm komutanları tarafından örnek alınan büyük bir Türk komutanıdır. Kendisi Rus esaretinden sonra Osmanlı Devletinde büyük görevler almış ; Seraskerlik makamını idare etmiş sonrasında da sultan II ABDULHAMİT' in yaverliğini yapmıştır. Devleti Ali Osmaniyedeki bu başarılarından sonra çıkarcılar ve satılmış kumandanlar ona düşman olmuş onu Rus sempatizanı olmakla ve devleti ruslara peşkeş çekmekle suçlamışlar fakat bu suçlamalarının asılsız olduğu ortaya çıkınca bir kısmı idam edilmiş , diğerleride sürgüne gönderilmiştir.hayatını gayet mütevazı bir şekilde geçirmiş israftan ve lüks ten kaçınmıştır , bu tutumuylada devletin dindar tebaasının gönüllerinde taht kurmuş ,dolayısıyla yaveri bulunduğu II ABDULHAMİT'in saray içinde otoritesini güçlendirmiştir ve bu büyük sultanın ülke yönetimine müspet katkılarda bulunmuştur.vefaat etmesiyle İstanbul efradı yaslara bürünmüş ve üç gün onun adına mevlütler okutulmuştur.MUSTAFA KEMAL bu büyük kumandan için kendisi askeri alanda örnek aldığım mümtaz bir şahsiyetti , savunma ve siper hattı anlayışıyla tüm dünya'ya bir hazine bıraktı demiştir.

    1832'de, Tokat'ta, Yağcıoğulları ailesinin bir ferdi olarak dünyaya gelmiştir. 1897'de vefat etmiş ve Fatih Camii avlusuna gömülmüştür.

  7. #7

    Standart

    Seyit Onbaşı ( koca seyit)

    1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesininki Emine idi.

    Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912'de Balkan Savaşları'na katıldı. Savaş bittiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi'nde görev aldı. Çanakkale Savaşları'nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk Tarihi'ne yazdırdı.
    18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı.
    Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti.
    1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.




    Kilitbahirdir savaşın başlangıç yeri
    Mevlam yardım etti gönderdi Resulu Ekberi
    Çanakkale'dir bizim şehidimizin yeri
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit

    İngiliz vurdu Mecidiye'deki tabyalar
    Koca Seyit uyumazdıki uyansın sabahları
    Görseydi kafiri parçalardı şehit anaları
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit

    Cevat Paşa Cahide sultanda gördü rüyayı
    Akıl ermedi çözemedi kimse bu manayı
    Benim askerim bulacaktır sonunda Mevla'yi
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit

    Yüzbaşı Kemal yağız bir delikanlı
    Kolları kopmuş,güzel başıda kanlı
    Ancak TÜRK askeri olur bu kadar şanlı
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit

    Türk askeri taaruza başladı saf saf
    Bre kafir aklın almadımı bu iş biraz tuhaf
    İngilizi sarmıştı derin bir gaf
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit

    Fransız'la karşılaştık Conkbayırında
    İngilize geçit vermedik Arıburnunda
    Askerimiz istedi şahadeti Mevla huzurunda
    Çanakkale geçilmez, geçit vermedi Koca Seyit
    __________________

  8. #8

    Standart

    Ulubatlı Hasan

    Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında Bizans surlarına ilk sancağı diken yeniçeri.

    Bizans târihçisi Phrantzes'in anlatışına göre, Türklerin 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı Edirnekapı ile Topkapı arasında umumi bir hücüm başlattıklarını ve savunmanın temel direği olan Venedikli General Giustiniani’nin yaralanıp cepheyi terketmesi üzerine Türk askerlerin heyecana gelmesi ve Fâtih’den gelen Topkapı Surlarına tırmanılması emrinin alınmasıyla birlikte Ulubatlı Hasan isimli küçük rütbeli ve genç bir asker veya subay, maiyyetindeki 30 askerle beraber, Osmanlı bayrağını surlara dikmişlerdir.

    Olayın Türk kaynaklarındaki yorumu ise şöyledir:

    Ulubatlı Hasan, İstanbul fethedilirken surlara ilk önce çıkan ve Türk bayrağını surların üzerine ilk diken askerdir.Otuz kadar arkadaşıyla beraber Topkapı surlarına tırmanmıştır.

    Onsekiz arkadaşı çıkmaya çalışırken şehit düşmüş,en yüksek yere çıktığı zaman da takımında yalnız o kalmıştır.

    Bayrağı dikmeyi başarmış ancak ne var ki, ilk önce bacağının dizden aşağısını vücudundan ayıran kılıç darbeleri, Bizans askerlerinin taş ve ok yağmuru onu şehit etmiştir.

    Uluabatlı Hasan surlara tırmanmadan 1-2 gece önce Otağ-ı Hümayün (Padişah Çadırı) nda Padişah çok güzel bir dua etmiştir.Dışarıdan bir amin sesi gelmiştir.Bunun üzerine II.Mehmed amin diyen kişinin bulunmasını istemiştir.Buda Uluabatlı Hasan dır.Neden bu kadar Otağ-ı Hümayün e bu kadar yakında olduğu sorulunca oda ilk saldıranlar arasında olmak istediğini ama kumandanının izin vermediğini söylemiş

  9. #9

    Standart

    Rosa Lüksemburg


    Alman sosyalist lider ve devrimci Rosa Lüksemburg, 20. yüzyıl uluslararası sosyalist hareketin öncülerindendir. Özgürlüğün ve özgürlük için girişilen mücadelenin simgesi olan Rosa, yaşam serüveni boyunca militan ve devrimci bir ruhla boyunduruk altına girmemek için direnmiştir.
    5 Mart 1871'de Polonya'da doğan Lüksemburg, sosyal politika eğitimini aldıktan sonra hayatını ve tüm enerjisini de bu alana adar. Polonya'dan kalkıp eğitimi için gittiği İsviçre'de özgürlük hareketinin en ateşli savunucusu olur. Zürih Üniversitesi'nde sosyal politika eğitimi alan Rosa, hukuk, tarih ve sosyal bilimler okur. 1898 yılında üniversitede �Polonya Endüstri Devrimi� konulu doktora tezini yazar. Aynı yıl, Almanya'ya göç eder ve burada bir Almanla evlendikten sonra Alman Sosyal Demokrat Partisine (SPD) katılır. Partide uluslararası sosyalist hareketin ana hatlarının çizilmesi için çalışmalarına başlar.

    Rosa'nın bilinçlenme serüveninde siyasetin yanı sıra sanatın, doğa ve yaşam aşkının da etkisi büyüktür. Güzel sanatların her dalıyla da yakından ilgilenir. Edebiyatı, resimi ve müziği yaşamının vazgeçilmezleri arasına alan Lüksemburg, jeoloji ve botanik bilimine olan tutkusuyla da tanınmaktadır.

    Sadece kadın haklarının ve kadın hareketinin sesi olmanın yetmeyeceğine inanan işçi sınıfının, fakirlerin ve azınlıkların da haklarının da savunulması gerektiğini düşünen Rosa Lüksemburg, 1905 yılındaki Rus Devrimi'nde bu mücadeleye katılmak için Varşova'ya gider, burada gözaltına alınır ve hapsedilir. Serbest bırakılışının ardından 1907-14 yılları arasında Berlin Sosyalist Partisi'nde öğretmenlik yapar ve Sermaye'nin Birikimi (The Accumulation of Capital) isimli kitabını yazar.

    Düşünceleri ve eylemleri nedeniyle kimi çevrelerce Kanlı Roza ya da Kızıl Rosa olarak anılan Lüksemburg, hayatının hiçbir döneminde şiddetten yana bir tavır sergilememiştir. Birinci Dünya Savaşı'nın hüküm sürdüğü yıllarda yakın arkadaşı Karl Leibknecht ile birlikte Spartakistler olarak tanınan devrimci hareketi oluşturur ve savaş karşıtı olduğunu yüksek sesle dile getirdiği için gözaltına alınır.

    Birçok defa gözaltına alınan ancak hiçbir zaman görüşlerinden vazgeçmeyen Lüksemburg, özgürlük için girişilen mücadelenin ön sıralarında yer alır. Gözaltında geçirdiği yıllar boyunca yaşama olan sevgisini ve ilgisini hiçbir zaman yitirmez.

    1918 Kasımında serbest bırakılır ardından Spartakistler'in Almanya Komünist Partisi'ne dönüştürülmesine yardımcı olur. Her ne kadar başarısızlıkla sonuçlansa da Spartakistler'in devlete başkaldırışında Rosa'nın etkisi ve desteği büyüktür.

    15 Ocak 1919 yılınd Rosa ve devrimci arkadaşı Karl Liebknecht, Alman bölücüleri tarafından vurulur ve nehre düşerler. Rosa'nın bedeni Mayıs ayında Landwehr Canal'ında bulunur ve bundan sonra onun son durağı diğer sosyalist arkadaşlarıyla birlikte yattığı Friedrichsfeld Mezarlığı olur.

    Uzun yıllar boyunca sadece ütopik bir eylemin simgesi olarak kabul edilen Rosa Lüksemburg, bugün tüm dünyanın özgürlüğü için savaşmış ve yaşamını özgürlüğe adamış bir insan olarak hatırlanır. Çünkü onun yarattığı mücadele birkaç kişiyle başlamış, tüm dünyayı içine almıştır.
    Konu EXiR tarafından (06-05-2007 Saat 09:03 AM ) değiştirilmiştir.

  10. #10

    Standart




    Malcolm X

    Kuşatma ve baskı altındaki bu talihsiz fakat gururlu toplumun mensubuydu Malcolm X.Amerika'da İslâm denince akla ilk gelen isimler arasında yer alması mücadelesinin büyüklüğünü göstermektedir.
    Amerika da Kuzey- Güney savaşından sonra en önemli olay, şüphesiz Müslümanlıktır. Müslümanlık denilince akla ilk gelen MALCOLM X ve ELİJAH MUHAMMED’dir. Malcolm X sadece bir Müslüman değil; mensubu bulunduğu toplumun, yani Amerikalı siyahların sorunlarının bir nevi tercümanı olarak kalacaktır hafızalarımızda.
    Kuşatma ve baskı altındaki bu talihsiz fakat gururlu toplumun mensubuydu Malcolm X. Amerikalı siyahların büyük kısmı Hıristiyan’dı ve çoğu da köle olarak yaşıyordu. Bahsettiğimiz kölelik sosyal hakları elinden alınan, derisinin rengiyle aşağılanan ve Amerikalı beyazların sömürgesi haline gelen kölelikti.
    Malcolm X bunu şöyle anlatıyordu:

    “Tam dört yüz yıl Amerikalı siyahlar olarak şiddete maruz kaldık, sadık millet olarak yaşadık, tarla kölesi ve ev kölesi olarak... tarla kölesi tarlalarda yaşadı çalıştı, efendisinin verdiği kadar yedi, izin verdiği kadar dinlendi...ev kölesi ise, efendisinin artıklarını yedi ve eski elbiselerini giyindi, evleri yandığında yangına ilk koşan oydu, efendisi hasta olduğunda patron hasta mıyız? dedi...”

    “Bir problem olduğunda yine efendilerimizin çomağını ensemizde hissettik, biz buraya Chiristof Colombo’nun gemileriyle falan gelmedik; Tanrı küçük günahları kendi gazabından olan ateşle pakladı! Siyah Halkımızın tam yüz milyonu; sizin atalarınız! Benimkiler! Bu beyazlar tarafından katledildiler. Kendilerine köle yapmak amacıyla on-beş milyonumuza kıydı beyazlar! Böylesi bir günde denizlerin dibini size gösterebilmek elimde olsaydı keşke. Kara kara bedenleri, kıpkızıl kanları, tepiklerle, çomaklarla paramparça edilmiş kemikleri! Hasta düştüklerinde kollarından tutulup denize fırlatılan o hamile siyah kadınlar! kolayına yaşayıp gitmek için en iyi yolun, önlerindeki köle gemisinin ardını bırakmamak olduğunu anlamış köpekbalıklarına yem olsun diye denizin göbeğine atılıveren o zavallı kadınlar!”
    Siyah ırkın namusuna,özgürlüğüne daha o günden göz dilmişti beyazlar. Medenileşmiş insanoğlu böylesine kudurgan bir hırsı, bir cinayeti, bir şehveti asla duymamıştır...
    Dirilişler dünyadaki bütün toplumlarda ancak çöküntüyü hissetmekle başlar. Tabi bu çöküntüyü de en iyi hisseden kimseden. Bundan dolayı uykuları kaçan ve kafasında en iyi analizleri yapanlar tarafından başlatılır...yani yıkıldığını hissetmeden insanoğlu kendini yenilemeyi, kendini geliştirmeyi pek düşünme ihtiyacı hissetmez. Eğer bir yokuştan bahsediyorsanız, inişin varlığından şüphe yoktur. Dirilmek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Ahlaki çöküntü olmadan, sosyal hakların düzgün olduğu, adaletli bir toplumu uyarma gereği hissetmeyiz; ancak rütüşler yaparız oraya. Tarihte de ibret verici hadiselere baktığımızda.peygamberler hep bu toplumlara gelmiştir: Salih peygamberin kavmi, Hz Musa (as)nin kavmi...gerçeği kabullenmeyince ALLAH’IN gazabına uğramışlardır...Bir de Sokrat’ın yaşadığı toplumu düşünün..
    Böyle bir yıkım ortamında dünyaya gelen ve Müslüman olan El-Hac Malik El-Şahbaz (Malcolm X)’ın hayatını sunuyoruz.

    Doğumu ve Aile ortamı

    MALCOLM, 19 Mayıs 1925’te Omaha’da dünyaya geldi. Babası bir Baptist Hıristiyan vaizdi. Malcolm “korkak bir zenci değildi babam, o bir doksan boyunda, iriyarı ve kapkara bir adamdı...” der. Babası da, Marcus Garvey gibi Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara kavuşmayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika’yı bırakıp, kendi vatanlarına, Afrika’ya dönmeliydi siyahlar.
    Babası vaazlarında bunu hep belirtiyordu, beyazlar bundan rahatsız olmalıydılar. ki; Malcolm’un doğumuna yakın bir zamanda, babası yokken bir gece evin yanına bir gurup insan gelmiş ve annesine kocasının nerede olduğunu sormuşlar. Annesi de:kocasının evde olmadığını, üç çocuğuyla evde yalnız olduğunu söyleyince, adamlar evin bütün camlarını tuz buz ettikten sonra, Rahip Earl Little’nin, Marcus Garvey’in görüşlerini vaazlarında işleyen, ve gerisin geri Afrika’ya dönüş projesi olan, Omaha’nın zencileri arasında hızla yayılan ve başlarına dert olan vaazlarına daha fazla tahammül edemeyeceklerini hatırlatıp ortadan kaybolmuşlar.
    Malcolm orada dünyaya geldikten sonra Babası evi Milwauke’ye taşıdı. Burada fazla durmadan Lansing’e taşınıp bir ev aldılar. Babası adeti olduğu üzere orada da Baptist kiliselerini dolaşıp, Hıristiyanlığın esaslarını anlatmaktaydı..

    Çocukluğu

    1929 yılında Malcolm 4 yaşındayken hayatının ilk canlı hatırasını şöyle anlatıyor: “Bir gece yarısı kendimizi tabanca seslerinin, çığlıkların, duman ve alevlerin ortasında bulduk kendimizi. Korkumuzdan neye uğradığımızı şaşırmıştık. Babam evimizi kundakladıktan sonra kaçmaya çalışan beyazların arkasından ateş açmaya çalışıyordu...Alevler içinde yanan ev üstümüze çökecekti,Annem kucağında yeni doğmuş bebeğiyle kendisini henüz dışarı atmıştı ki;ev etrafa kıvılcımlar saçarak,büyük bir gürültüyle çöktü. Gecenin yarısında don-gömlek dışarıda kalışımızı, feryatlar içinde dövünmemizi hiç unutamıyorum. Olay yerine gelen Polis ve İtfaiyeciler de etrafımıza dizilip evimizin sonuna kadar yanıp kül olmasını bizimle birlikte seyrettiler.”
    Hayat uçurumda başlar, bütün insanlar için; ancak bu uçurumun boyutları Malcolm için herkesinkinden daha engin ve daha engebeliydi zannedersem..
    Bu olaydan sonra doğu Lansing’de kenar mahallelerden birine taşındılar, burada da rahat olamadılar.Bir gece babası ve annesi tartıştıktan sonra, babası evi terk edip gitti, Annesi arkasından seslenmiş ancak babası onu dinlememişti. Babası o gece bir suikasta uğramış, adamlar ölünceye kadar dövdükten sonra, gelip geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlar, polisler gece yarısı evden gelip annesini almışlar ve babasının vücudunu yarısı ezik, bazı kemikleri kırılmış, ölü vaziyette bulmuşlardı.
    Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Babasının hayat sigortasından kalan parayı aldılar ki, bu beş yüz dolar civarındaydı ve cenaze masraflarıyla bu da tükenmişti. Böylece Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de meydana geliyordu.
    Malcolm’un Annesi batı Indiana’da dünyaya geldiğinden renk olarak beyaz kadınlarla hiç farkı yoktu. Kasabaya gidip ne iş bulursa yapıyordu, bir gün kardeşlerinden biri Annesine bir şey söylemek için çalıştığı eve gitmiş, işveren çocuğun siyah olduğunu görünce annesini işten kovmuştu. Sekiz çocuğun hayatını devam ettirmekle yükümlü bir annenin duygularını hissetmek için, bu duyguyu yaşamak lazım..
    Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için çalışıyordu, annesi de temizlik v.s... gibi işlerde çalışıyordu. Hayat şartları hiç de kolay değildi, bazen beş kuruşlarını olmadığı zamanlar olurdu hiç bir şey alamazlardı, annesi bir tencere dolusu hindiba ağacı yaprağı kaynatırdı onu yerlerdi, Malcolm’un dediğine göre, bunu duyan arkadaşları: “pişmiş ot yiyorlar” diye onları kızdırırlardı.
    Bazen de çocuklardan birkaçı Lansing’e bir fırına gidip, beş sente bir çuval dolusu bayat ekmek ve çörekleri aldıktan sonra çuvalı omuzlayıp, iki mil yol teptikten sonra evlerine dönerlerdi. Malcolm bu günlerini şöyle anlatıyor: “Annemiz bu bayat ekmeklerle çok değişik şeyler yapabiliyordu. Domatesle ekmek karıştırılıp kaynatılınca bize yemek oluyordu örneğin.Yumurtamız varsa pide balığı gibi şeyler yapardı bize annem. Ekmek tatlısı yapardı sonra, içine kuru üzüm de koyardı bazen. Ekmeği etinden kat kat fazla olsa da hamburger yediğimiz bile olurdu.Zaten çoğu ekmekten yapılmış olan bu yemekleri bir solukta silip süpürürdük”
    Yardım kurumundan çeşitli paketler de gelirdi, bunların üzerinde parayla satılmaz ibaresi vardı. Malcolm ve kardeşleri bunu marka zannedecek değildi elbet, bunu yardım alanlar aldığını satmasın diye yazıyorlardı.
    Bir ara annesi siyah bir adamla evlenmeye kalkışmış; ancak adam bundan vazgeçmişti. nedeni kendisini evde bekleyen sekiz boğazın yükümlülüğünü üstlenmekten korkmuş olmasıydı şüphesiz.! Annesi bu olaydan sonra daha da çöküntüye uğramış, artık kendi kendine konuşmaya bile başlamıştı. Bu arada Malcolm artık 10 yaşındaydı. Kardeşleriyle babasında kalma 22’lik kalibrelik tüfekle tavşan avlayıp yoldan gelip geçenlere satıyorlardı, Bazıları bunu sırf yardım olsun diye alıyordu.
    Malcolm okuldan sonra doğru eve gideceğine, iki mil yürüdükten sonra Lansing’e gidiyordu dolaşmadık dükkan bırakmıyordu ve aşırdığı şeylerle kendisine güzel bir ziyafet(!) çekiyordu. Kendi deyimleriyle buna “Tilkilik” diyorlardı. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir sepet çilek toplayıp satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle bahsediyordu Malcolm “Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme kafaca değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak kala kala, konu komşunun eşiğini aşındıra aşındıra, dükkanlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte, büyüdükçe, isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir sabırsız oluyordum giderek


    Ailenin dağılması

    Aile Refah kurumu Malcolm’un ailesine her geldiğinde annesinin çocuklarına bakamayacağını iyice anladılar ve aileyi dağıtma kararı aldılar. Çocuklar ya çocuk esirgeme kurumuna ya da evlatlık isteyen aile varsa oralara gideceklerdi. Malcolm’u durumu iyi bir aile aldı. Malcolm bu aileyi seviyordu ve bu ailenin oğluyla kardeş gibiydiler. Burada çok iyiydi, fırsatını bulduğunda annesi ve kardeşlerinin ziyaretine gidiyordu. Çok geçmeden devlet, kardeşlerinin hepsini evlatlık olarak dağıtmaya karar verdi. Annesi artık iyice çökmüştü, sonunda bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de Kalamazoo ‘daki akıl hastanesine yatırdılar.
    Malcolm evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi, bu sırada okulu terk etmeyi kafasına koymuştu. Kendine göre bir iş bulup çalışacaktı; en azından elinde parası olacaktı. Bir gün okulda sınıfa girerken bilinçli olarak şapkasını çıkartmadı. Öğretmeni de ceza olarak sınıfın içinde kendisi dur deyinceye kadar dolaşma cezası verdi. Malcolm da öğretmeni tahtada bir şeyler yazarken, öğretmenin sandalyesine gizlice bir raptiye koydu, öğretmenin sandalyeye oturması ve çığlıklarıyla Malcolm dışarıya fırladı. Bu olayla birlikte Malcolm okuldan atıldı. Ancak olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık bir ıslah evinde kalmasına karar verdi, ıslah evinden önce bir gözetim evinde kalması gerekiyordu.
    Malcolm Lansing’den on iki mil uzaktaki Mason’a gitti. Burada orta okul ikinci sınıftan okuluna devam etmeye başladı. Islah evi Malcolm’a çalışması için bir iş bulmuştu; bir lokantada bulaşıkçılık yapacaktı. Bu onun için fevkalade bir şeydi. Kendi parası olacaktı, bir şey ısmarladıklarında o da arkadaşlarına artık bir şeyler ısmarlayabilecekti. Artık yavaş yavaş hayattan zevk almaya başlamıştı. En azından kendi kendine bir şeyler yapabiliyor, aldığı haftalığıyla kendine bir iki çift ayakkabı almış ve bir de yeşil elbise diktirmişti.
    Okulda ise çok başarılıydı, sınıftaki çalışkan öğrencilerdendi. İngilizce öğretmenini çok seviyordu; bu öğretmen hayatta başarılı olmanın yollarını ve kendi tecrübelerinden bahsederdi, bu Malcolm’un çok hoşuna giderdi. Malcolm sömestrinden sonra sınıf başkanı seçildi, bu onu çok mutlu etmişti. Sınıf arkadaşları onu çok seviyor, problem olursa Malcolm’la konuşuyorlardı.
    Malcolm sınıfta tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında çok sevdiği İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” demişti. Malcolm bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum” deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a: “Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı düşünmüyorsun? demişti.
    Malcolm kaldığı ıslah evinde de çok seviliyordu; çünkü burada yerleri temizler, ortalıkta yapılması gereken işlerde görevlilere yardımcı olurdu. Sekizinci sınıftayken ıslah evi memurlarının aldığı karar gereği ıslah evinden ayrılması gerekiyordu. Yine bir ailenin yanında kalacaktı. Sene sonu geldiğinde Boston’daki ablası onu yanına davet etti. Malcolm için Boston hayatında değişikliklerin başlangıcıydı.
    Boston’a geldiği ilk ay içerisinde şehirde dolanıp durdu. Ablası ona bir iş bulmaya çalışırken kendisi ablasına sürpriz yapmak için iş bulmaya çıkmıştı. Bir bilardo salonuna girdi,orda Shorty diye biriyle tanıştı. Shorty Lasingliydi, “hemşehrim” diye Malcolm’a sahip çıktı. Sonra Devlet Bale Salonunda ayakkabı boyacısının işini bıraktığını, Malcolm’un da onun yerine çalışabileceğini söyledi. Malcolm hemen kabul edip işe başladı. İşin bütün sırrını öğrenmiş, çok para kazanmaya başlamıştı. Artık Shortyle ve onun arkadaşlarıyla birlikte takılıyordu. Malcolm işte her şeye burada başladı:esrara, eroini çekmeye, alkol kullanmaya... Bu işte çalışmasını ablası hiç istemiyordu, Malcolm’a bir pastahanede garsonluk işi buldu, o da ayakkabı boyacılığını bırakıp bu işe girmişti. Bir süre burada çalıştıktan sonra buradan da ayrıldı. Ablası Ella’nın gittiği kilise cemaatinden birisi Boston-Newyork arasında çalışan trende iş buldu. Malcolm burada da servis işi yapacaktı. Amerika’da yaşayan zenciler genelde ayak işlerini yapıyorlardı, bundan dolayı işlerini devamlı değiştirirler, özellikle devlette çalışmak büyük bir gayret gerektirirdi.

    Gençliği

    Malcolm X’in gençliği hiç birimizin düşünemediği bir gençlikti. Demir yollarında çalışırken trenle Newyork’a gidip geliyordu. Newyork’u özellikle de Harlem’i çok sevmişti. Harlem Newyork’un bizim deyimimizle bir mahallesiydi, burası zencilerin mekanıydı. Malcolm artık hayatını burada sürdürmeye içten içe karar vermişti. Malcolm’un hayallerinin şehriydi Harlem..! Güzel giyimli, gösterişsiz, medeni zencileri hayatında hiçbir zaman bir arada görememişti.
    1942 yılında 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı. Sonra Harlem’de hayran kaldığı bir barda işe başladı. İşini çok seviyordu, hiçbir zaman işine geç kalmadı. Bu bar onun deyimiyle bir mektepti(!). Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının ve ****** pazarlayanların takıldığı, Harlem’in birkaç barından birisiydi.
    Burada çalışırken bir çok şeyi öğrenmişti, kendisi de esrarlı sigara satmaya başladı. Esrarlı sigara işinden iyi para kazanmaya başlamıştı. Artık paraya para demiyordu. Gün geçtikçe stoklarını daha da arttırıyor, çok tanındığı için müşteri bulmakta hiç zorluk çekmiyordu. Narkotik polisleri artık onun da esrar sattığının farkına varmışlardı. Kanun gereği üzerinizde esrar bulamazlarsa suçlayıp kimseyi içeri almıyorlardı. Malcolm da, içi boşaltılmış ayakkabı topuklarında, şapka astarlarının arasında esrar taşımanın arık modası geçtiğinden, esrarı bir paket yapıp koltuğunun altına sıkıştırıp, geceleri çalıştığı için takip edildiğini anladığında hemen bir köşeye çekilip paketi koltuğunun altından çaktırmadan bırakıyordu. Karanlıkta yaptığı bu numarayı kimse çakmıyordu tabi. Polis daha fazla takip etmeye başlayınca boş bir sigara paketine, ya da Kızıl Haç’ın boş yara bandı paketlerine koyuyor, parasını aldıktan sonra müşteriye bıraktığı yeri tarif ediyordu.
    Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı, böyle insanlar için polisin çok yöntemleri vardı. Kalabalık arasında ceplerine esrar koyup delil göstermek, evini belirleyip gizli bir yere esrarı saklamak...Malcolm bunu bildiği için devamlı ev değiştirmek zorunda kalıyordu. Polisin kendisini listeye aldığını haber alınca, Malcolm’un bir arkadaş: ortalık sakinleşinceye kadar biraz seyahat etmesini önerdi. Malcolm daha önce demir yollarında çalıştığından bedava seyahat etme kartına sahipti. Aklına yeni bir fikir geldi: Orkestra guruplarının peşinden gitmek. Orkestra guruplarının çoğunu tanıyordu ve hemen hepsi Malcolm’un müşterisiydi.Artık seyyar eroin satıcısı olmuştu. Bu şekilde bütün doğu sahillerini dolaşarak orkestrayla turneye çıkan guruplara esrarlı sigara satıyordu.O güne kadar kimse seyyar esrar satıcısına rast gelmemişti Amerika’da!.. Sonra ani bir kararla esrar satma işini de bıraktı.
    Bu arada askere çağrılıyordu. Ancak bütün zenciler gibi o da askerlik yapmamak için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin yerinde olmadığını ispatlamak, çeşitli haplar kullanarak kalbi ya da ciğerleri tahrip edip kendisini çürüğe çıkarmak. Ancak devlet bu oyunları bildiği için askere gideceklerin yerlerini tespit eder, ajanlar onları takibe alırdı.Malcolm artık gittiği kalabalık yerlerde askere gitmek istediğini sağa sola bağıra bağıra söyler oldu. Bunu akli dengesinin yerinde olmadığını göstermek için yapıyordu tabi.
    Askerden gelen cep pusulasını alıp, en acayip zoot elbisesini giyip, saçlarını kırmızıya boyayıp, bir çalılık gibi kıvırdıktan sonra askeri şubeye gitmiş içeri dalıp, sıraya falan bakmadan; herkesin önüne geçip: “hadi koçum bitir şu işi de, ben gidip general olmak istiyorum, kafasının ortasından varacağım o düşmanları..” demiş sonra onu da sıraya aldılar. Malcolm bu arada yine sayıklıyordu: gidip en büyük general olacaktı, savaşacaktı!. Adamlar bu halini görünce Askeri psikiyatri kliniğine sevk ettiler Malcolm’u. Burada psikologa çeşitli numaralar yaptı: psikolog onu dinlerken, Malcolm ikide bir arkaya bakıyor, sanki kendisini dinleyen biri varmış gibi, kapıları aralayıp duruyordu. Sonra psikologun kulağına eğilerek “bak babalık! ben güneye gideceğim, zencileri örgütleyip, ne kadar beyaz fellah varsa öldüreceğim” demişti. Doktor bunları duyunca elindeki kalemi düşürmüş, kalemi aldıktan sonra Malcolm hakkındaki nihai kararını vermiş. Malcolm böylece askerden de yırtmış oluyordu..
    Amerika’da yaşayan zenciler üniversite mezunu ise ancak bir hademe ya da hastanelerde ve devlette ayak işlerini yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin çoğu kolayından yaşamak, çalışmadan kazanmak, dümen çevirmek işleriyle meşguldü.
    Amerika’da yaşayan bir zencinin yıllık geliri beş bin dolar iken, bir beyazın geliri en az yirmi beş –otuz bin dolar arasında değişiyordu. Hal böyle olunca büyük kentlerin zenci mahallelerinde mektep yüzü görmemiş, gitmişse de bitirememiş on binlerce kişinin aklı fikri bir dümen çevirip de hayatını sürdürmektedir.Bu ahlaksızlık batağına düşmüş kimselerin ne yaptığını, nereye gittiğini, bu işin sonunun nereye varacağını düşünmeleri için, bir vicdan muhasebesi yapabilmeleri için hiç vakitleri yoktu.
    Şimdiye kadar dümencilerin esrarcıların, kumarbazların, piyangocuların arasında büyümüştü Malcolm. Amerika da yaşayan, hele Harlem’de yaşayan zenciler için erdem ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti... Malcolm da artık çetesini kurmuş,hırsızlıklara başlamıştı. Bir ara işler kesat gidince piyango biletleri satmaya başladı. Piyango bileti aldığı kişi ile sorun yaşayınca Boston’a gitti. Burada hırsızlık çetesi kurdu. Kurduğu bu hırsızlık çetesi üç erkek ve birkaç tane beyaz kızdan ibaretti. Malcolm özellikle beyazlardan seçmişti ki bu kızları. Onlar Boston’da oturan zenginlerin evlerine gidiyor, evin planını çıkarıyor, gösterişe düşkün kadınlar neleri varsa belli ettikleri için, işleri çok kolay oluyordu. Sonra yaptıkları planı getiriyorlardı, kıymetli eşyaların yerlerini bile belirtiyordu bu planlar. Geriye eve girip yapılan planın uygulanması kalıyordu. İşleri çok iyiydi; ancak bu yolun sonunu tahmin etmek herkes için çok kolay olsa gerek..


    Ailenin dağılması

    Aile Refah kurumu Malcolm’un ailesine her geldiğinde annesinin çocuklarına bakamayacağını iyice anladılar ve aileyi dağıtma kararı aldılar. Çocuklar ya çocuk esirgeme kurumuna ya da evlatlık isteyen aile varsa oralara gideceklerdi. Malcolm’u durumu iyi bir aile aldı. Malcolm bu aileyi seviyordu ve bu ailenin oğluyla kardeş gibiydiler. Burada çok iyiydi, fırsatını bulduğunda annesi ve kardeşlerinin ziyaretine gidiyordu. Çok geçmeden devlet, kardeşlerinin hepsini evlatlık olarak dağıtmaya karar verdi. Annesi artık iyice çökmüştü, sonunda bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de Kalamazoo ‘daki akıl hastanesine yatırdılar.
    Malcolm evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi, bu sırada okulu terk etmeyi kafasına koymuştu. Kendine göre bir iş bulup çalışacaktı; en azından elinde parası olacaktı. Bir gün okulda sınıfa girerken bilinçli olarak şapkasını çıkartmadı. Öğretmeni de ceza olarak sınıfın içinde kendisi dur deyinceye kadar dolaşma cezası verdi. Malcolm da öğretmeni tahtada bir şeyler yazarken, öğretmenin sandalyesine gizlice bir raptiye koydu, öğretmenin sandalyeye oturması ve çığlıklarıyla Malcolm dışarıya fırladı. Bu olayla birlikte Malcolm okuldan atıldı. Ancak olaylar Malcolm’un tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık bir ıslah evinde kalmasına karar verdi, ıslah evinden önce bir gözetim evinde kalması gerekiyordu.
    Malcolm Lansing’den on iki mil uzaktaki Mason’a gitti. Burada orta okul ikinci sınıftan okuluna devam etmeye başladı. Islah evi Malcolm’a çalışması için bir iş bulmuştu; bir lokantada bulaşıkçılık yapacaktı. Bu onun için fevkalade bir şeydi. Kendi parası olacaktı, bir şey ısmarladıklarında o da arkadaşlarına artık bir şeyler ısmarlayabilecekti. Artık yavaş yavaş hayattan zevk almaya başlamıştı. En azından kendi kendine bir şeyler yapabiliyor, aldığı haftalığıyla kendine bir iki çift ayakkabı almış ve bir de yeşil elbise diktirmişti.
    Okulda ise çok başarılıydı, sınıftaki çalışkan öğrencilerdendi. İngilizce öğretmenini çok seviyordu; bu öğretmen hayatta başarılı olmanın yollarını ve kendi tecrübelerinden bahsederdi, bu Malcolm’un çok hoşuna giderdi. Malcolm sömestrinden sonra sınıf başkanı seçildi, bu onu çok mutlu etmişti. Sınıf arkadaşları onu çok seviyor, problem olursa Malcolm’la konuşuyorlardı.
    Malcolm sınıfta tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında çok sevdiği İngilizce öğretmeni sormuştu: “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” demişti. Malcolm bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum” deyince İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm’a: “Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı düşünmüyorsun? demişti.
    Malcolm kaldığı ıslah evinde de çok seviliyordu; çünkü burada yerleri temizler, ortalıkta yapılması gereken işlerde görevlilere yardımcı olurdu. Sekizinci sınıftayken ıslah evi memurlarının aldığı karar gereği ıslah evinden ayrılması gerekiyordu. Yine bir ailenin yanında kalacaktı. Sene sonu geldiğinde Boston’daki ablası onu yanına davet etti. Malcolm için Boston hayatında değişikliklerin başlangıcıydı.
    Boston’a geldiği ilk ay içerisinde şehirde dolanıp durdu. Ablası ona bir iş bulmaya çalışırken kendisi ablasına sürpriz yapmak için iş bulmaya çıkmıştı. Bir bilardo salonuna girdi,orda Shorty diye biriyle tanıştı. Shorty Lasingliydi, “hemşehrim” diye Malcolm’a sahip çıktı. Sonra Devlet Bale Salonunda ayakkabı boyacısının işini bıraktığını, Malcolm’un da onun yerine çalışabileceğini söyledi. Malcolm hemen kabul edip işe başladı. İşin bütün sırrını öğrenmiş, çok para kazanmaya başlamıştı. Artık Shortyle ve onun arkadaşlarıyla birlikte takılıyordu. Malcolm işte her şeye burada başladı:esrara, eroini çekmeye, alkol kullanmaya... Bu işte çalışmasını ablası hiç istemiyordu, Malcolm’a bir pastahanede garsonluk işi buldu, o da ayakkabı boyacılığını bırakıp bu işe girmişti. Bir süre burada çalıştıktan sonra buradan da ayrıldı. Ablası Ella’nın gittiği kilise cemaatinden birisi Boston-Newyork arasında çalışan trende iş buldu. Malcolm burada da servis işi yapacaktı. Amerika’da yaşayan zenciler genelde ayak işlerini yapıyorlardı, bundan dolayı işlerini devamlı değiştirirler, özellikle devlette çalışmak büyük bir gayret gerektirirdi.

    Gençliği

    Malcolm X’in gençliği hiç birimizin düşünemediği bir gençlikti. Demir yollarında çalışırken trenle Newyork’a gidip geliyordu. Newyork’u özellikle de Harlem’i çok sevmişti. Harlem Newyork’un bizim deyimimizle bir mahallesiydi, burası zencilerin mekanıydı. Malcolm artık hayatını burada sürdürmeye içten içe karar vermişti. Malcolm’un hayallerinin şehriydi Harlem..! Güzel giyimli, gösterişsiz, medeni zencileri hayatında hiçbir zaman bir arada görememişti.
    1942 yılında 17 yaşındayken şikayetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı. Sonra Harlem’de hayran kaldığı bir barda işe başladı. İşini çok seviyordu, hiçbir zaman işine geç kalmadı. Bu bar onun deyimiyle bir mektepti(!). Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının ve ****** pazarlayanların takıldığı, Harlem’in birkaç barından birisiydi.
    Burada çalışırken bir çok şeyi öğrenmişti, kendisi de esrarlı sigara satmaya başladı. Esrarlı sigara işinden iyi para kazanmaya başlamıştı. Artık paraya para demiyordu. Gün geçtikçe stoklarını daha da arttırıyor, çok tanındığı için müşteri bulmakta hiç zorluk çekmiyordu. Narkotik polisleri artık onun da esrar sattığının farkına varmışlardı. Kanun gereği üzerinizde esrar bulamazlarsa suçlayıp kimseyi içeri almıyorlardı. Malcolm da, içi boşaltılmış ayakkabı topuklarında, şapka astarlarının arasında esrar taşımanın arık modası geçtiğinden, esrarı bir paket yapıp koltuğunun altına sıkıştırıp, geceleri çalıştığı için takip edildiğini anladığında hemen bir köşeye çekilip paketi koltuğunun altından çaktırmadan bırakıyordu. Karanlıkta yaptığı bu numarayı kimse çakmıyordu tabi. Polis daha fazla takip etmeye başlayınca boş bir sigara paketine, ya da Kızıl Haç’ın boş yara bandı paketlerine koyuyor, parasını aldıktan sonra müşteriye bıraktığı yeri tarif ediyordu.
    Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı, böyle insanlar için polisin çok yöntemleri vardı. Kalabalık arasında ceplerine esrar koyup delil göstermek, evini belirleyip gizli bir yere esrarı saklamak...Malcolm bunu bildiği için devamlı ev değiştirmek zorunda kalıyordu. Polisin kendisini listeye aldığını haber alınca, Malcolm’un bir arkadaş: ortalık sakinleşinceye kadar biraz seyahat etmesini önerdi. Malcolm daha önce demir yollarında çalıştığından bedava seyahat etme kartına sahipti. Aklına yeni bir fikir geldi: Orkestra guruplarının peşinden gitmek. Orkestra guruplarının çoğunu tanıyordu ve hemen hepsi Malcolm’un müşterisiydi.Artık seyyar eroin satıcısı olmuştu. Bu şekilde bütün doğu sahillerini dolaşarak orkestrayla turneye çıkan guruplara esrarlı sigara satıyordu.O güne kadar kimse seyyar esrar satıcısına rast gelmemişti Amerika’da!.. Sonra ani bir kararla esrar satma işini de bıraktı.
    Bu arada askere çağrılıyordu. Ancak bütün zenciler gibi o da askerlik yapmamak için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin yerinde olmadığını ispatlamak, çeşitli haplar kullanarak kalbi ya da ciğerleri tahrip edip kendisini çürüğe çıkarmak. Ancak devlet bu oyunları bildiği için askere gideceklerin yerlerini tespit eder, ajanlar onları takibe alırdı.Malcolm artık gittiği kalabalık yerlerde askere gitmek istediğini sağa sola bağıra bağıra söyler oldu. Bunu akli dengesinin yerinde olmadığını göstermek için yapıyordu tabi.
    Askerden gelen cep pusulasını alıp, en acayip zoot elbisesini giyip, saçlarını kırmızıya boyayıp, bir çalılık gibi kıvırdıktan sonra askeri şubeye gitmiş içeri dalıp, sıraya falan bakmadan; herkesin önüne geçip: “hadi koçum bitir şu işi de, ben gidip general olmak istiyorum, kafasının ortasından varacağım o düşmanları..” demiş sonra onu da sıraya aldılar. Malcolm bu arada yine sayıklıyordu: gidip en büyük general olacaktı, savaşacaktı!. Adamlar bu halini görünce Askeri psikiyatri kliniğine sevk ettiler Malcolm’u. Burada psikologa çeşitli numaralar yaptı: psikolog onu dinlerken, Malcolm ikide bir arkaya bakıyor, sanki kendisini dinleyen biri varmış gibi, kapıları aralayıp duruyordu. Sonra psikologun kulağına eğilerek “bak babalık! ben güneye gideceğim, zencileri örgütleyip, ne kadar beyaz fellah varsa öldüreceğim” demişti. Doktor bunları duyunca elindeki kalemi düşürmüş, kalemi aldıktan sonra Malcolm hakkındaki nihai kararını vermiş. Malcolm böylece askerden de yırtmış oluyordu..
    Amerika’da yaşayan zenciler üniversite mezunu ise ancak bir hademe ya da hastanelerde ve devlette ayak işlerini yapıyorlardı. Hal böyle olunca zencilerin çoğu kolayından yaşamak, çalışmadan kazanmak, dümen çevirmek işleriyle meşguldü.
    Amerika’da yaşayan bir zencinin yıllık geliri beş bin dolar iken, bir beyazın geliri en az yirmi beş –otuz bin dolar arasında değişiyordu. Hal böyle olunca büyük kentlerin zenci mahallelerinde mektep yüzü görmemiş, gitmişse de bitirememiş on binlerce kişinin aklı fikri bir dümen çevirip de hayatını sürdürmektedir.Bu ahlaksızlık batağına düşmüş kimselerin ne yaptığını, nereye gittiğini, bu işin sonunun nereye varacağını düşünmeleri için, bir vicdan muhasebesi yapabilmeleri için hiç vakitleri yoktu.
    Şimdiye kadar dümencilerin esrarcıların, kumarbazların, piyangocuların arasında büyümüştü Malcolm. Amerika da yaşayan, hele Harlem’de yaşayan zenciler için erdem ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti... Malcolm da artık çetesini kurmuş,hırsızlıklara başlamıştı. Bir ara işler kesat gidince piyango biletleri satmaya başladı. Piyango bileti aldığı kişi ile sorun yaşayınca Boston’a gitti. Burada hırsızlık çetesi kurdu. Kurduğu bu hırsızlık çetesi üç erkek ve birkaç tane beyaz kızdan ibaretti. Malcolm özellikle beyazlardan seçmişti ki bu kızları. Onlar Boston’da oturan zenginlerin evlerine gidiyor, evin planını çıkarıyor, gösterişe düşkün kadınlar neleri varsa belli ettikleri için, işleri çok kolay oluyordu. Sonra yaptıkları planı getiriyorlardı, kıymetli eşyaların yerlerini bile belirtiyordu bu planlar. Geriye eve girip yapılan planın uygulanması kalıyordu. İşleri çok iyiydi; ancak bu yolun sonunu tahmin etmek herkes için çok kolay olsa gerek..



    Hidayeti

    Malcolm X artık Eljah Muhammet’in adamları tarafından tehdit edilmeye başlamıştı, tetiği çekmesi için yedi numaralı Mabedin imamına emir verilmişti Eljah Muhammet tarafından. Malcolm X bu sırada Hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gitmeyi düşünüyordu..Bunun için kardeşi Ella’dan borç aldı. İlk önce Mısır’a gitti. Hacca gitmesi Malcolm X için çok kavramın değişmesinin başlangıcıydı. Mekke’den hanımına aynen şunları yazıyordu: “İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim, ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.”
    Burada ismini de bir Müslüman ismiyle değiştirdi. El-hac Malik El-Şahbaz, dı artık o...
    Malcolm X Mekke’de gerçek Müslümanlığı öğrendi. Kral Faysal’la görüştü. Beyrut’ta bir üniversitede Amerikalı siyahlarla ilgili konferans verdi. Amerika’ya geri döndüğünde basına ırkçılığı bıraktığını, kendisinin yeni bir örgüt kuracağını, beyazların bu örgüte katılabileceklerini açıkladı.
    Malcolm X’in ırkçılığı bırakması ve artık yeni kurduğu örgüte beyazların da üye olabileceğini açıklaması, Amerika kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. İslam dini, belki de ilk olarak, Amerikan basınında evrensel ve geniş boyutlarda yer buldu. Irkçılığı bırakması Eljah Muhammed ve çeşitli siyah kuruluşlar tarafından doğru bulunmadı. Malcolm X artık bir çok tehditler almaya başlamıştı. Yaşadığı her günü ödünç alıyor gibiydi. Nereye gitse takip ediliyordu. Etrafındaki kişilere artık kendi sonunun geldiğini söylemekten çekinmiyordu. Ailesi bir yerde, kendisi de güvenliği için değişik otellerde kalıyordu.

    “NASIL YAŞARSANIZ ÖYLE ÖLÜRSÜNÜZ”

    Malcolm X hayatını mensubu bulunduğu toplumun haklarını elde etmek, bundan daha da ötesi bu toplumu gerçek kimliğine kavuşturmaya adamıştı. Belki siyah toplum olarak bütün eşyalarını, tekrar bir gemiye yükleyip Afrika’ya dönemezlerdi ama kültürleriyle, dinleriyle, dilleriyle bir de özgürlükleriyle Afrikalı olabilirlerdi. Tahrip edilmiş Hıristiyanlık dini onlara iki dünyayı da cehennem yapmıştı ne yazık ki ...En son ve en mükemmel din olan İslamiyet ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi. Malcolm X bu gerçekleri anlatabilmek için çalıştı. Gece yarısı evine Monoton kokteyli atıp evini ateşe vermişlerdi ama o saat 4 uçağıyla Chicago’ya gidip Detroit’teki konferansa yetişmişti.
    21 Şubat 1965 Pazar günü bir eğlence salonunda bir konferans vardı,400 sandalye kurulmuş, salon hazır hale getirilmiş, herkes yerini almıştı. Malcolm X’in eşi de dört çocuğuyla birlikte en önde yerini almıştı.
    Malcolm X takdim edildikten sonra kürsüye doğru yürüdü ve ‘Esselamu aleyküm’ dedi; salondakiler hep birlikte: ‘ve aleyküm selam’ dedikten sonra salonun bir yerinde bir karışıklık çıktı. Herkes dikkatini tam oraya çevirmişken birkaç kişi Malcolm’a ateş açtılar. Herkes dışarı kaçmaya çalıştı. Kendisine isabet eden on altı kurşundan ilkini yer yemez Malcolm X’in dinleyicileri sakinleştirmek için kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düştü, öteki eli havaya kaktı orta parmağını bir kurşun uçurup gitti, sakalının arasından kanlar sızıyordu, ve vücudu arkaya iki sandalyeyi devirerek düştü. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice kurşunladıktan sonra kaçtılar. Dört çocuğunun üzerine kapanan eşi ve dinleyicilerden bazıları hemen sahneye koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı noktalara isabet etmişti, yakındaki bir hastaneye götürülürken yolda vefat etti. Hayatını adamış olduğu bu toplum için konferans verirken..
    Malcolm’un naaşı cenaze evinde yirmi iki bin kişi ziyaret ettikten sonra, Amerika’da yaşayan Arabistanlı birisi tarafından İslami şartlarda toprağa verildi.


    -MALCOLM METELİKSİZ ÖLDÜ!

    Başlığını atıyordu gazeteler. 12 yıl boyunca sadece karın tokluğuna, hiçbir maaş talep etmeden durmak bilmeyen bir enerjiyle çalıştı Malcolm.

    Malcolm X sonrası İslam

    MalcolmX, Eljah Muhammed tarafından ihraç edildikten sonra Suudi Arabistan olmak üzere çeşitli Orta doğu ülkelerine geziler düzenledi. Buralardan döndükten sonra Eljah Muhammed’in oğlu Wallace D. Muhammet’le birlikte Amerikan İslam Misyonu adlı örgütü kurdular. Malcolm X’ in ölümünden sonra W.D.Muhammed liderliğindeki örgüt daha sonraları diğer İslam ülkelerindeki örgütlerle birleştiler. Kısa sürede Amerika’daki en büyük İslam cemaati haline geldi. Diplomaları devlet tarafından tanınan okullar açtılar, Kur’an ve Arapça eğitimi sağladılar. 1985 yılından sonra dünya üzerindeki Müslümanlarla sağlanması amaçlanan entegrasyonun son aşamasını da yerine getirip Amerikan İslam Misyonunun kapatıldığını ilan ettiler.
    Diğer taraftan Nation of İslam örgütünün başına Eljah Muhammet’in yerine Louis Farrakhan geçti. Örgüt Milliyetçi çizgisini günümüze dek sürdürmektedir. Amerika’da bu gün yaklaşık 8 milyon Müslüman yaşamaktadır. 11 Eylül saldırılarından sonra 2 ay gibi kısa bir sürede 50.000 Amerikan vatandaşı Müslüman oldu. Daha önceleri ise yılda 25 bin Amerikalı Müslüman oluyordu. Yapılan araştırmalarda öyle gözüküyor ki bir çok Amerikalı Müslüman olacak; çünkü Amerikalılar daha gerçek İslamla yüz yüze gelmediler. İslam gündeme geldikçe ilgi artıyor. Amerikalı Müslümanların çoğunu Orta Doğulu ve Afrikalı Müslümanlar oluşturmaktadır.


Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 123 ... SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 06-29-2009, 05:38 PM
  2. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-30-2007, 11:37 PM
  3. Bilim dünyasının isimsiz kahramanları
    By ByemonaR in forum Bilim ve Teknik
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 02-23-2007, 08:20 PM
  4. Osmanlı'nın Son Kahramanları
    By ABYSS in forum Tarih
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 12-28-2006, 11:59 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]