USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Hikayeler
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Hikayeler Dinimiz ve Diğer Dinlerle İlgili Hikayeleri Bu Bölümde Bulabilirsiniz.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-15-2007, 03:17 PM   #11 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TERZİ KUSTO

Terzi Kusto bir gün yeni diktiği elbiseyi Efendi üzerinde prova ederken Yahya Efendi:
-Kusto Usta! Elbisenin yenisi mi iyidir eskisi mi? Ne dersin demiş.
Terzi Kusto:
Bu ne sözdür Hazretim? Her şeyin yenisi iyi olur elbet tabii. Niye sordunuz anlayamamışım diye cevap verince
Yahya Efendi gülümseyerek:
Anlamışsın anlamışsın da anlamamış gibi yapıyorsun. Bazılar aynı şeyin hep eskisinde ısrar ederler nedense. Sözgelimi sen. Senin de eskimiş giysilerin ama hala yenilemiyorsun. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş senin söküğünü de biz dikelim ne dersin demiş.
Bu çok zarif çok manidar soru karşısında Terzi Kusto şöyle bir kaykılarak heykel gibi donup düşündükten sonra:
-Anlamışım Hazretim anlamışım umarım geç kalmamışım demiş.
Yahya Efendi.
-Niye geç kalacaksın? diye sorunca
Terzi Kusto:
-Çürüyen giysi yama tutmaz Hazretim demiş.
Yahya Efendi de:
-Sana yamadan söz eden kim yeniden söz ediyorum ben sana yeniden.
O sırda provasını tamalayan Terzi Kusto:
-Tamam Hazretim elbiseniz bana göre tamam. Sizin bir şikayetiniz var mı?
Yahya Efendi:
-Cebi yok mu bu elbisenin Kusto Usta? diye sormuş.
Terzi Kusto:
-Aaaa! Olmaz mı Hazretim. Var elbet fakat dikişlerini sçkmeyi unutmuşum diyerek cep ağızlarının dikişlerini sökünce cebin içinden bir kese altın çıkmış.
Bu duruma çok şaşıran Kusto ne diyeceğini ne edeceğini bilmez bir halde kıvranırken Yahya Efendi:
-Ne kıvranıp duruyorsun Kusto Usta? O altınlar senin. Sana ait demiş.
Terzi Kusto:
-Hayır Hazretim ben koymadım anları oraya deyince
Yahya Efendi.
-Elbette sen koymadın Kusto Usta. Bize ait hiçbir şey yok ki zaten. Her şey onun. Senin hazineni bizim cebimize koymuş onu sen bizim elimizden alacaksın demekki diyerek Kusto'nun elindeki keseyi Kusto'nun eline sıkıştırırken şunu ilave etmiş: Gönül ceplerinin dikişlerini söktüğün zaman asıl hazineyi orada bulacaksın deyince
Kusto:
-Tamam Hazretim tamam. Ben de oldum Müslüman. Am para için değildir. Gönlümün cepleri açıldı şu an diyerek Yahya Efendi'nin ellerine kapanmış. (1)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:17 PM   #12 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Tekaaae Gelen Sarhoş

Ebu Said-i Mihne tekkede dervişleriyle oturuyordu. Birden içeriye perişan bir halde bir giriverdi. Yapılmayacak şeyle yapmaya ağlamaya dövünmeye başladı. Şeyh onu yanına gelmiş yerlere yıkılmış olarak görünce acıdı kalkıp yanına gitti.
- Ey sarhoş kendine gel. Burada öyle gürültü yapıp durma neden ağlıyorsun? Ver elini bana ayağa kalk dedi.

Sarhoş ise dedi ki:

- Ey şeyh Allah sana yardım etsin1 El tutmak senin harcın mı? Sen başını al da git. Yıkılmak bneim payıma düştü bırak beni. Eğer herkes düşkünlerin elinden tutabilseydi karınca yiğitlik meclisinin baş köşesine otururdu. Bu iş senin yapabileceğin bir şey değil çekil başımdan!


Bu sözleri duyan şeyh yere yıkıldı sapsarı yüzü kanlı gözyaşlarıyla kızıla boyandı.


Ey kendisinden başka var olmayan ey herkesin feryadına yetişen benim imdadıma sen yetiş. Düştüm ben elimi sen tut.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:17 PM   #13 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TEFECİLİKTEN TEVBEKÂRLIĞA....
Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.) hazretleri önceleri çok zengin birisi idi. Tefecilik yapar faizle para verirdi. Bir gün evinde tam yemek yiyeceği sırada kapıya bir dilenci geldi ve 'Allah rızâsı için bir sadaka' dedi. Habîb onun yüzüne kapıyı kapattı o fakiri mahzun bir halde geri çevirdi. Sofraya döndüğünde kabın içindeki yemeğin kana döndüğünü gördü! Bu hâdise karşısında dehşete düştü! Kendisini bir korku sardı! Yerinde duramaz hâle geldi!..

Bir cuma günü Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken oyun oynayan çocuklar Habîb-i Acemî'yi görünce aralarında;

- Kaçın kaçın! Tefeci Habîb geliyor! Ayağından kalkan toz bize de gelir ve biz de onun gibi bedbaht oluruz diyerek kaçıştılar.

Çocukların bu sözleri ona çok ağır geldi.

Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisine varıp elini öptü. Huzurunda tevbekâr oldu. O da Habîb'i talebeliğe kabul etti.

Oradan ayrılıp evine dönerken kendisine borcu olanlar onu görünce alacaklarını talep eder korkusu ile kaçışmak istediler. Habîb-i Acemî bu vaziyeti anlayınca

- Kaçmayın bugün asıl benim sizden kaçmam lâzım dedi. Ve kimden ne alacağı varsa hepsini bağışladığını îlan etti.

Çocukların yanından geçerken çocuklar bu sefer birbirlerine

- Kaçın kaçın! Tevbekâr Habîb geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa bizler Allâh'a âsî olmuş oluruz... diyerek kaçıştılar. Habîb bu sözleri duyunca çok duygulandı. Yüreği sızlayarak

'Yâ Rabbbî! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun ki bir tevbemle ismimi kötüler arasından çıkarıp iyiler arasına kaydeyledin' diyerek Allâh'a iltica etti.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:17 PM   #14 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TAYİN EDİLMEYEN ÜCRET

O gün Süleyman bin Cafer Caferi ve İmam Rıza (a.s) birlikte dışarı çıkmışlardı. Güneş battı ve Süleyman evine gitmek istedi. Ali ibni Musa'r-Rıza (a.s) ona
- Bizim eve gel bu gece bizle beraber ol' dedi. İtaat etti ve İmamla birlikte onun evine gittiler.
İmam hizmetçilerini çiçek dikmekle meşgul gördü ve yine İmamdın gözü onlarla birllikte çiçek dikmekte olan yabancı birine ilişti.
- Bu kimdir?' diye sordu.Hizmetçiler bunu bu ğün bize yardım etsin diye ücretli tuttuk.
-Çok güzel ona ne kadar ücret tayin ettiniz?
- Sonra bir şeyler verip onu razı edeceğiz.
İmamda rahatsızlık ve öfke izleri belirdi. Ve hizmetçileri cezalandırmak üzere onlara döndü. Süleyman Caferi:
- Niçin kendinizi rahatsız ediyorsunuz?dedi.
İmam buyurdu:
- Bunlara tekrar tekrar talimat verdim. Bir işe başlanırken işin ücretini tayin etmeden önce asla bir kimseyi görevlendirmeyin dedim. İş ücretini tayin ederseniz iş sonunda karşınızdakine bir miktarda fazladan verebilirsiniz. Elbette o da kendisine verilen muayyen ücretten fazlasını aldığı için size müteşekkir ve sizden memnun kalır. Sizi sever aranızdaki ilgi daha da sağlamlaşır böylelikle yalnız kararlaştırdığınız miktara iktifa etseniz bile karşınızdaki sizden rahatsız olmayacaktır. Fakat ücreti tayin etmez de karşınızdakini görevlendirirseniz işin sonunda ona verdiğiniz her miktara rağmen kendisine gösterdiğiniz sevgiye inanmayıp belki de sizin ona daha az ücret verdiğinize inanacaktır.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:17 PM   #15 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TAPTIĞINIZ AYAĞIMIN ALTINDA
Muhiddini Arabî bir dağa çıkıp:

-Sizin taptıklarınız benîm ayağımın altındadır; diye bağırmaya başladı. Bu söz üzerine zamanın uleması Muhiddin Arabi'nin (Allah benim ayağımın altındadır) dediğine hükmederek küfrüne; kail oldular ve idamına hükmettiler. Kabrini bile belli bir yere değil bir dağa yaptılar. Fakat Muhiddin Arabî Hazretleri bir sözünde:
- İza dehaleşşini ilâşşın zahara kabr-i Muhiddin (Sin sına girdiği zaman Muhiddin'in kabri ve muradı anlaşılır) demişti.

Aradan asırlar geçti. Yavuz Sultan Selim Han Şam'ı fethetti. Orada bu hadiseyi duyup Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu sordu. Kimse Muhiddin-i Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu bilmiyordu

Dağda koyun otlatmakta olan çobanlara kadar Muhiddin Arabi'nin kabrinin nerede olduğunu soruyor fakat kimseden mutmain bir cevap alamıyordu. Sadece çobanın bir tanesi:

— Efendim dedi ben kabrin nerede olduğunu bilmiyorum. Fakat şurada bir yer var ki oradan ne koyunların birisi bir ot yer ne de oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider dedi. Bunun üzerine Sultan Selim oranın Muhiddin Arabi'nin kabri olduğuna karar verip kazdırdı. Baktılar ki cesedleri olduğu gibi duruyor. Oraya muhteşem bir türbe yaptırdı. Sonra O'nun niçin İdam edildiğini sordu.


Oradakiler:

— Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır dediği için idam edildiğini söylediler.

Bu defa; Sultan Selim Han bu sözü nerede söylediğini araştırıp orayı da buldu. Orayı kazmalarını emretti. Kazdıklarında oradan bir küp altının çıktığını gördüler. Yavuz Sultan Selim şöyle söyledi:

- Hazreti Peygamberimiz «Dininiz paranız kıbleniz kadınlarınız» buyurmadı mı? İşte Muhiddin-i Arabî de buna dayanarak taptığınız ayağımın altında demekle benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama o zaman bunu kimse anlayamamış ve Muhiddin'i haksız yere idam etmişler buyurdu. Böylece Muhiddin-i Arabi'nin iki kerameti birden zuhur etmiş oluyordu; biri paranın yerini bildirmesi biri de Yavuz'un gelip hadiseyi aydınlığa kavuşturması...

Muhiddini Arabî H. 638 (M. 1240)'da vefat etmiş ve Şam'ın Kasyon dağına defnedilmiştir.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:18 PM   #16 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TAŞKAFA - BOŞKAFA - HOŞKAFA
Behlül Dânâ Hazretleri bir mezarlıkta bulduğu üç kurukafayı zembiline koymuş ve para getirip 'Satıyorum'diye bağırmaya başlamış.
'Satıyorum alan var mı?'

Meraklılar başına toplanıp fiyatını sormuşlar:

' Birincisi parasız ikincisi ise sudan ucuzdur demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın... O ağırlığınca paradır.

Sebebini merak etmişler. Birincisini gösterip:

' Bu gördüğünüz 'Taşkafa'dır demiş nasihata bile yanaşmazdı. O yüzden beş para etmez. İkincisi de 'Boşkafa'dır nasîhat istemesine rağmen onları tutmazdı; üç-beş kuruş verenin elinde kalır. Üçüncüsü ise 'Hoşkafa'dır ki buna 'Kâmil kafa' da diyebiliriz. Hem ameli hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızâsıydı. O yüzden kurusu bile Altın değerindedir. (2)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:18 PM   #17 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

İYİ Kİ BURAYA GELMEDİ!


Hârun Reşîd her sene Bizans İmparatorundan vergi olarak çok para ve mal alırdı. Bir sene imparator âlimlerle münazara etmek için ruhbanlar gönderdi;
-Eğer bizi yenerlerse onlara vergilerimizi vermeye devam edeceğiz. Yok biz yenersek vermeyiz dedi.

Dört yüz hıristiyan geldi. Halîfe bütün âlimlerin Dicle kenarında toplanmasını emretti. İmâm-ı Şâfiî'yi çağırarak hıristiyan ruhbanlara sen cevap ver! dedi. Herkes Dicle kenarında toplandı. İmâm-ı Şâfiî seccâdeyi omuzuna alıp nehre doğru gitti. Seccâdeyi nehre atıp üzerine oturdu ve;
-Benimle münâkaşa etmek isteyenler buraya gelsin dedi.

Bu hâli gören ruhbanların hepsi müslüman oldu. Bizans İmparatoru adamlarının İmâm-ı Şâfiî'nin elinde müslüman olduğunu öğrenince;
- İyi ki o buraya gelmedi. Yoksa buradakilerin hepsi müslüman olurdu kendi dinlerini bırakırlardı dedi.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:18 PM   #18 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TABUTUMDAN TUĞLAYI ÇIKARIN

Şâh-ı A'lâ Şeyh Abdüsselâm'ın vefâtından iki seneden fazlaca bir zaman geçmişti ki talebelerinden ve aynı zamanda sultânın yakın adamlarından olan Mesmât Revşenâhî ismindeki bir zât mübârek hocasının kabrini tâmir etmek kabrin üzerine güzel bir türbe yapmak istedi. Fetihpûr şehrinden kırmızı taş getirtti. İnşâata başlandı.


İşin başında bulunan mühendis gece rüyâsında Şeyh'in kabrinin üstünde ayakta durduğunu ve;
-Siz benim kabrimi kazarken tabutumun tahtasına bir tuğla parçası düştü. Tahtayı kırdı ve sol dizimin üzerine geldi. Hemen o tuğla parçasını tabutumdan çıkarın alın. Tahtayı düzeltin ve sonra inşâata devâm edin" buyurduğunu gördü.


Sabah olunca o mühendis Mesmât'ın yanına geldi ve rüyâsını anlattı. Mesmât;
-Hazret-i Şeyh'in buyurduğunu yapın dedi. Öyle yaptılar. İleri gelenler şehrin büyükleri o zâtın talebeleri ve o zâtın büyüklüğüne inananların huzûrunda kabri açtılar. Gerçekten tabutun tahtasının sol taraftan kırılmış olduğunu ve bir tuğla parçasının içine düştüğünü gördüler. Düşen tuğla parçasını almak için tabutu açtılar. Bir de ne görsünler. Bütün bedeni sağlam ve nûrlu sîmâsı ise hayattaki kadar canlı ve tâze olarak duruyor. Hayretler içinde kaldılar. Rüyâda olduklarını sandılar. Mesmât hocasının mübârek bedenine gülsuyu ve anber sürdü. Hazır olanlar Fâtiha okudular. Sonra kırılmış tabutu tâmir ettiler ve türbenin yapımına başladılar. Güzel bir türbe yapıldı. İnsanlar ziyâret edip rûhâniyetinden istifâde ederlerdi .
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:18 PM   #19 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Şoför

Sokaklarda sefâlet kol geziyordu. Kim kime yardım edecek destek olacaktı? İşsizlik yaygındı. Çevresi de perişandı. Bir yanı yıkılmaya yüz tutmuş evceğizinin camından yola doğru ümitsizce bakarken bir taksinin kapının önünde durduğunu içinden de bir yolcunun indiğini gördü. Demek ki taksi şoföründe az çok para olacaktı. Çünkü müşteri indirmişti. Bütün cesaretini ve ümidini toplayarak evden çıkıp yola koştu. Yaklaşıp direksiyon başında arabasını hareket ettirmek üzere olan şoföre seslendi. – Sakın beni dilenci falan zannetmeyin. Üç çocuğumla üç gündür aç beklemekteyim. Bu gidişle namusumu lekelenmemden korkmaya başladım. Allah rızası için yardımda bulunun. Ben açlıktan ölmeye razıyım. Fakat çocuklarımın çığlıklarına tahammül edemiyorum.
Beklenmedik bir anda gelen bu “Allah rızası için yardım” talebi zaten kıt-kanaat geçinen şoförü şaşırtmıştı. Düşünmeye başladı. Cebinde bir miktar parası vardı var olmasına; ancak bu parayı aylardır biriktiriyordu. Çünkü taksinin dört lastiği de kabaklaşmıştı. Onları değiştirmek için çırpınıyordu. Zaten akşamları eve gelince hanım da ikaz etmekten geri kalmıyordu:

– Ne zaman değiştireceksin bu lastikleri? Birazcık geç kalsan aklıma kötü şeyler geliyor. Acaba bir kaza mı yaptı kabak lastiklerle?’ diye korku içinde bekliyorum.

O an için nefsi ve şeytan birlik olup vesvese vermeye başladılar:

– Sen zaten zor geçinen kimsesin. Yardım edecek durumda değilsin. Bas gaza git yoluna!

Fakat imanı ve vicdanı da şöyle sesleniyorlardı:

– Para dediğin şey böyle gün için lazım olur. Belli olmaz Allah’ın rızasının nerede olduğu. Biriktirdiğin parayı bu muhtaç hanıma vermelisin. Tam yeridir. Çocukları aç durumda Onu namusunu kirleterek para kazanma zorunda bırakmamalısın.

Nihayet nefsini ve şeytanını yenmiş cebindeki lastik parasını tümüyle kadıncağıza uzatarak:

– Al bacım namusunla yaşa. Bu para bir müddet seni idare eder. Sonrasında da Allah başka sebepler halk eder! Dedi. Minnet etmemek için de hemen gaza basıp oradan uzaklaşırken kadının:

– Sen benim ihtiyacımı karşıladın Allah da senin ihtiyacını karşılasın! duasını duydu. Gün boyunca kulaklarında çınlayan bu duaya hep (amin) dedi.

Akşam eve gelince beklediği soruyla yine muhatap oldu.

– Hâlâ değiştirmemişsin lastiklerini...

– Bir lastikçiyle anlaştım. Yeni lastikler gelince hemen değiştirecek... diyerek geçiştirdi.

Bu geçiştirme işi birkaç gün devam etti. Bir akşam yine eve gelirken iyice sıkılmış “Bu defa ne diyeceğim?” diye düşünürken beklenmedik bir durumla karşılaşmıştı. Hanım kendisine adres yazılı bir kağıt uzattı sonra da şöyle dedi:

– Bugün bir lastikçi geldi şu adresi verdi. “Yarın bana mutlaka gelsin lastiklerini değiştireceğim” deyip gitti. Al şu adresi. Belli etmemişse de bunun izahını yapamamıştı. Çünkü böyle bir lastikçi ile konuşmamıştı. Merakla sabahı bekledi. İlk işi kağıttaki adrese gitmek oldu. Garipliğe bakın ki tamirciyi hiç görmemiş buraya hiç gelmemişti. Elindeki kağıdı uzatınca bir şaşkınlık iki tarafta da yaşandı. Lastikçi:

– “Sen o musun?” deyip şoförün boynuna sarıldı başladı hıçkıra hıçkıra ağlamaya. Sonra da şöyle devam etti:

– Tam üç gündür Resûlüllah Aleyhisselam rüyama giriyor ve bana “Şu adresteki şoförün lastiklerini değiştir ücret olarak da benim şefaatime nail ol” buyuruyor. Allah için söyle. Sen ne türlü bir iyilik ettin nasıl bir hayır dua aldın ki Resûlüllah Aleyhisselam üç gündür beni ikaz ediyor senin lastiğini değiştirmem için beni vazifelendiriyor?
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-15-2007, 03:19 PM   #20 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

ŞİKÂYET MASASI


Bir cemiyet için bir millet için adâlet insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.

Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan bazan da Medîne'de Efendimiz (s.a.v.)'e vekâlet eden Ensâr'dan Muhammed bin Mesleme (r.a.) Hz. ömer (r.a.)'in hilâfeti esnasında onun 'Şikâyet Masası' reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O gelen bu şikâyetleri inceler araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan adam kayıran rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.

Bir defasında Medîne'de toplanan memurlara Hz. Ömer (r.a.) nasîhat ediyor ve onları insanlara âdil davranmaları zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve:
-Beni memurlarınızdan işte şu adam haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.
Bunun üzerine mes'ele araştırıldı... Adamın haklılığı anlaşıldı memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı.
Hz. Ömer (r.a.)'in kararı kesindi:
-Seni döven memura sen de onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:
-Yâ Ömer bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız bu tatbikat memurlarınızın itibarını düşürür onları iş yapamaz hâle getirir.
Hz. Ömer'in cevabı aynen şöyle oldu:
-Ben zâlimi şu veya bu bahânelerle koruyup da mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura...
Bu defa Amr bin Âs (r.a.) kimsesiz olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:
-Sana onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı dâvâsından vaz geçti. Ve böylece idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.

Ne âdil bir hüküm ne güzel bir hâl çaresi... Tabii ki ne mes'ut bir cemiyet! Bütün insanlığa örnek olması dileğiyle..
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKap