USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Hikayeler
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Hikayeler Dinimiz ve Diğer Dinlerle İlgili Hikayeleri Bu Bölümde Bulabilirsiniz.

Yeni Konu aç Konu Kapatılmıştır
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-15-2007, 03:28 PM   #591 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YILANDAN KAMÇI

Sabahın erken saatlerinde iki atlı arkadaş yola çıkmışlar. Fakat iki kişiden birisi âmâ imiş. Giderlerken âmâ olan şahıs attan aşağıya kamçısını düşürmüş. Fakat itimad edemediği için öbür arkadaşına da kamçının düştüğünü ve yerden almasını söylememiş kendisi inip aramaya karar vermiş inmiş atından el yordamıyla kamçıyı aramış derken kendi kamçısını bulamamış ama eline ondan daha güzel yumuşak bir şey geçmiş. Bu kamçı daha güzelmiş diyerek alıp atına binmiş. Fakat o kamçı diye bulup aldığı kamçı değil gecenin soğuğundan hareketsiz hale gelmiş bir yılanmış ve o âmâ gözleri görmediği için onu kamçı sanarak almış.

Derken biraz sonra hayli ilerlemiş olan arkadaşına yetişmiş. Arkadaşı sormuş:

-Yahu neredesin? diye... Âmâ cevap vermiş:

-Kamçımı düşürmüştüm gerçi düşürdüğüm kamçıyı bulamadım ama ondan daha güzel ipek kaplamalı bir kamçı buldum işte demiş.

Tabii gözleri gören adam anlamış onun yılan olduğunu ve arkadaşını ikaz etmiş: .

-At o elindekini o" kamçı değil soğuktan hareketsiz hale gelmiş bir yılandır. Biraz sonra ısınırsa sokar seni demişse de âmâ inanmamış ve:

-Sen yalan söylüyorsun bana attırıp sen alacaksın değil mi? diyerek yılanı elinden bırakmamış;

Biraz sonra havalar ısınıp yılanın sırtı kızdıktan sonra harekete geçen yılan adamın müsait bir yerinden sokup zehirlemiş ve adamı mahvetmişti. Yılan soktuktan sonra adamın aklı başına gelmiş ama iş de işten geçmiş tâbi...


İşte böyle adamın hakikati görecek gözü yok kendisine yol gösterenlere de inanmaz tabii ki sonu hüsran olacak.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:28 PM   #592 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YIKILAMAYAN TÜRBE
Nevşehir - Göreme yolu üzerinde bir türbe vardı. Hasan Baba Türbesi. Nevşehir Belediyesi şehrin çıkışındaki yolu genişletme gayesiyle bazı tadilâtlar yaptı. Bu arada yolun genişletilmesi ve gidiş - gelişli bir yolun yapılmasına da karar verilmişti. Yol yapımı türbenin bulunduğu yeri de' içine alıyor ve türbenin yıkılması icab ediyordu. Fakat bir gün Belediye Başkanına bir şikâyet geldi.

Bazı işçiler ellerinde kazma olduğu halde türbeyi yıkmak istiyorlar fakat yıkamıyorlardı.

Bu hâdise üzerine halk ve belediye başkanı türbenin bulunduğu mevkie geldiler ve elleriyle türbeyi yıkmak istediler. Fakat Allah Teâlâ onun yıkılmasına müsaade etmediği takdirde nasıl yıkacaklardı. Türbeyi yıkmak için kazmayı alıp da elini kaldıran işçilerin elleri halkın bakışları arasında havadan inmiyor ve adam yıkmaktan vazgeçip geri çekildiği zaman ise hiçbir şey yokmuş gibi eski haline avdet ediyordu.

Bu durum karşısında Belediye türbeyi yıkmaktan vazgeçti ve gidiş - gelişli yol türbenin sağından ve solundan erilerek türbe iki yolun ortasında kaldı.


Halkın tevekkülü çalışkanlığı ve üstün ahlâkı ile çok sevdiği ve hürmet gösterdiği bir velî idi. Sohbetleri ve güzel ahlâkı ile insanlara çok faydalı olmuştur. Gariplerin yetimlerin ve hastaların yardımına koşar onlara her yönden destek olurdu.



Hasan Baba bir gün dostlarından birisi vefât etmek üzere iken başında bulunup ona duâ etmişti. Hasta son anlarını yaşadığı sırada armut istemişti. Mevsim kıştı. Dışarda şiddetli tipi vardı. O mevsimde armut bulmak mümkün değildi. Hastanın başında bulunan yakınları ne yapacaklarını şaşırarak Hasan Baba'nın yüzüne bakıp;

-Bize yardımcı ol ne yapalım hastanın bu arzusunu yerine getiremeyeceğiz." dediler.

Hasan Baba çâresiz kalan ve çok üzülen bu insanlara;

- Üzülmeyiniz buluruz. Allahü teâlâ bir imkân ihsân eder. Biraz bekleyin diyerek dışarı çıktı.

Kısa bir müddet sonra elinde küçük bir armut dalı ile içeri girdi. Armut dalı üzerinde yemyeşil tâze yapraklar ve olgunlaşmış sapsarı armutlar vardı. Sanki yaz mevsiminde dalından kırılmış gibi idi. Hastanın başında bulunanlar bu hâli görünce bu işin Hasan Baba'nın bir kerâmeti olduğunu anladılar. Ona olan derin muhabbetleri ve gösterdiği yakın alâka hepsini ağlattı. Armutları verip hastanın gönlünü hoş ettiler. Hasta kısa bir süre sonra vefât etti.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:28 PM   #593 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Yirmibin Altın
Hazret-i Ebû Bekir r.a.bütün mal ve mülkünü fîsebilillah sadaka verip bir hırka ile evinde otururken bir kimse gelip kapıyı çaldı. Hazret-i Ebû Bekir dışarı çıkıp kapıda duran kimdir diye bakdı.
- Ne istersin
- Yâ Ebâ Bekir! Onikibin akça borcum var. Bugün vermemin son günü. Muhakkak vermem lâzım. Şimdi lutf ve kerem edip benim bu borcumu ödeyip beni kurtar.
- Görmez misin beni bütün malımı giyeceklerimi Allahü teâlâ yoluna verdim. Hattâ arkamdaki elbisemi de bir fakîre verdim. Şimdi bir hırka giyip oturuyorum. Mal ve giyecek kalmadı. Senin borcunu nereden ödeyeyim.
- Biliyorum ve işitdim ki sende mal kaldı. Senin fadlından ümîd ederim ki benim bu borcumu ödeyesin.

Hazret-i Ebû Bekirin yapacak bir şeyi kalmadı. Bir yehûdîye vardı. Onikibin akçe istedi.
- İnşâallahü teâlâ yarın öğleden sonra malını vereyim.
- Yâ Ebâ Bekir yarınki gün malımı bulup vermez isen ne olur.
- Eğer yarın öğleden sonra senin malını bulup vermezsem kendimi sana köle eyledim. Dilersen satıp parasını al istersen beni köle gibi kullanırsın.
Bu sözleşme üzerine o yehûdî çıkarıp hazret-i Ebû Bekire onikibin akçe verdi. Ebû Bekir-i Sıddîk 'radıyallahü anh' da o akçeyi o borçlu fakîre verip
- Borcunu ver dedi.
Kendisi oturup Allahü teâlâ hazretlerine tevekkül eyledi. Yarın vaktinde ödemeği va'd etdiğim bu borcu ben nereden alıp ödeyeceğim diye düşündü. Hiçbir çâre bulamadı. Varıp o yehûdîye köle olayım diye kalbinden geçdi. Bu şekilde düşünürken hazret-i Âişenin evine vardı. Selâm verip
- Yâ kızım Âişe. Bilmiş ol ki dün bir yehûdîden onikibin akçe alıp bir fakîrin borcunu ödedim. Bugün öğleden sonra akçeleri ödemem lâzım. Akçeleri bulup ödemezsem kendi nefsimi o yehûdîye verdim. Şimdi vâcib oldu ki kendimi o yehûdîye köle eyliyeyim. Yâ kızım âhıret hakkını halâl eyle. Sağ ve asân ol. Ben gidiyorum.
Hazret-i Âişenin 'radıyallahü teâlâ anhâ' kalbi mahzûn olup ağladı. İkisi berâber ağladılar. Hazret-i Ebû Bekir kızının yanından ağlıya ağlıya çıkdı gitdi.
Hazret-i Âişe annemiz ağlarken mübârek gözünden bir damla yaş indi. Yere düşdü. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinin kudretinden bir nûrânî cevher halk oldu. Hazret-i Âişe bu cevheri görüp sevindi. Babasını çağırdı. Hazret-i Ebû Bekir dönüp geldi.
- Ne dersin yâ kızım!
- Allahü teâlâ bana merhamet eyledi. Gözümün yaşından bir cevher yaratdı. Şimdi var bu cevheri alıp pazara götür satıp borcunu edâ eyle.

Ebû Bekir-i Sıddîk da o cevheri alıp pazara gitdi.
Hak Sübhânehü ve teâlâ Cebrâîl aleyhisselâma emr eyledi ki
"Yâ Cebrâîl Habîbim ve Resûlüm Muhammed Mustafânın zevcesi Âişenin göz yaşından kudretim ile bir cevher halk eyledim. Kulum Ebû Bekir o cevheri pazara satmağa gidiyor. Şimdi çabuk var. Cennetde kudret hazînemden yirmibin altın al. Bir nûrdan tabak içine koyup Ebû Bekirin önüne var. O cevheri satın al. Bana getir ki o cevher bana gerekdir. Arşıma o cevheri koyayım ki onun nûru arşımda ışık saçsın. Ve de mü'min kullarımın kabri o cevher ile münevver olsun [aydınlansın]."
Cebrâîl aleyhisselâm da yetişip Cennetin hazînesinden yirmibin altını bir nûrdan tabak içine koydu. İnsan sûretinde hazret-i Ebû Bekirin pazar içinde önüne geldi.
- Yâ Ebâ Bekir! Elindeki nedir satar mısın.
- Satarım.
- Kaça verirsin.
- Onikibin akçaya veririm.
- Bunun değeri onikibin akça değildir. Yirmibin altın vereyim.
- Eğer o fiyâta alır isen sen bilirsin.
- Şimdi aç eteğini.
Ebû Bekir hazretleri eteğini açdı. Cebrâîl aleyhisselâm eteğine altınları dökdü. Hazret-i Ebû Bekir alıp evlerine geldi. Gördü ki akça aldığı yehûdî kapı önüne gelmiş. Çağırıp der ki
- Yâ Ebâ Bekir gel akçamı ver; yâhud kölemsin; seni hizmetde kullanırım.
Ebû Bekir hazretleri ardından varınca; o yehûdî ayak sesini duyup arkasına bakdı. Gördü ki gelen Ebû Bekirdir.
Yehûdîye dedi ki
- Aç eteğini.
Açdı. O yirmibin altını yehûdînin eteğine dökdü.
Yehûdî dedi ki
- Bu altın nedir.
- Yirmibin altındır. Borcuna tut.
- Senin bana borcun onikibin akçadır.
- Bu altın senin akçenin berekâtıdır.
Sonra o yehûdî altının birini eline aldı. Gördü ki bir yanında (Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah) yazılmış. Diğer tarafında (Kulhüvallahü ehad sûresi.) yazılmış. Kudret kalemi ile yazı yazılmış. Yehûdînin kalbine bir hâl gelip hidâyet-i rabbânî yetişdi. Dedi ki
- Yâ Ebâ Bekir! Bildim ki senin dînin hakdır gerçek evliyâsın. Muhammed aleyhisselâm da hak Peygamberdir.
Şehâdet kelimesi söyleyip sadakatle müslimân oldu. O altını din aşkına cümle fakîrlere dağıtdı. Kendisi ehl-i havâsdan oldu 'radıyallahü anh'. Ma'lûmdur ki Ebû Bekir 'radıyallahü teâlâ anh' hazretlerinin menâkıbı ve keşfi ve kerâmetleri nihâyetsizdir. Had ve hudûdu mümkin değildir.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:28 PM   #594 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YİRMİ SANİYEDE
Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı.


Birgün:


- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.


Hazreti Cüneyd:


- Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum buyurdu.


Şeytan:


- Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım dedi.


- Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.

İnsanın en zayıf damarı "Sensin!" denilerek koltuğunun altına girmektir. Nice cahil günahkar kendisini alim ve faziletli zannederek bu şekilde İslam'a zarar vermiş verdirilmiştir. Günümüzün de en teklikeli hastalıklarından da birisi budur. (1)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:29 PM   #595 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YÜZ VERMEDİN!

Fakîh Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:

Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm.


Şeyh Abdullah'ın yanına giderek;
- Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadıdedim.


Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ;


- Sana alenî görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben senin yanına o kılıkla gelmiştim dedi.


Ben;
- Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordudeyince


Şeyh Abdullah da;


- Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim sen beni tanır ve insanlara haber verirdin buyurdu. (2)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:31 PM   #596 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YOKSUL VE ZENGİN

Resül-i Ekrem (s.a.v her zamanki gibi meclisinde oturmuş ve dostları da etrafında halka şeklinde onu bir yüzük taşı gibi ortaya almışlardı. Bu arada eski elbiseli fakir bir müslüman kapıdan içeriye girdi. İslami adetlere göre herkes her hangi mevkide olursa olsun bir oturuma girince nerede boş yer bulursa hemen oraya oturmalıdır. 'Benim canım şurasını istiyor' görüşüyle özel bir yere oturmak gerekmez. O adam etrafına bakındı ve boş bir yer buldu; gitti oraya oturdu. Tesadüfen ileri gelen zenginlerden birisinin yanına oturmuştu. Zengin adam elbisesini toplayarak ondan bir az uzaklaştı. Bu hareketleri izleyen Resul-i Ekrem (s.a.a) ona dönerek:
- Fakirliğinden sana bir şey geçer diye mi korktun?
- Hayır ya Resülallah.
- Servetinden ona bir pay düşer diye mi korktun?
- Hayır ya Resülallah.
- Elbiselerin kirlenir diye mi korktun?
- Hayır ya Resülallah.
- O halde niçin yanından uzaklaşıp bir kenara çekildin?
- Yanlış bir iş yaptığımı ve hata ettiğimi itiraf ediyorum. Şimdi bu hatamın telafisi ve bu günahımın keffaresi olarak servetimin yarısını bu müslüman kardeşime vermeye hazırım dedi. Çünkü ona karşı yanlış bir hareket yaptım. Beni bağışlayın ya Resülallah.
- Eski giyimli adam: Fakat ben bunu kabul etmeye hazır değilim.
- Cemaat: Niçin?
- 'Çünkü bir gün beni de bir gururun sarmasından ve bir müslüman kardeşime bu gün bu şahsın bana yaptığı gibi aynı hareketi yapmaktan korkuyorum der.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:31 PM   #597 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YOLDAN GÜZEL GEÇMEK
İlham Öyküleri - Murat Çiftkaya
Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce bir yarışma düzenlemeye karar verdi. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyledi.

Yarışma günü insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet tüm gün insanlar yoldan geçtiler fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:

'Yolculuğum sırasında yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı.'

Kral gülümseyerek cevap verdi:

'O altınlar sana ait delikanlı.'

'Hayır benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.'

'Evet' dedi kral. 'Bu altınları sen kazandın zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü yoldan en güzel geçen kişi ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir.'
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:31 PM   #598 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

YOLUNU NİÇİN KAYBETTİ?

Şeyh Muhammed Münîr anlatır:

"Bir zaman Muhammed Hıfnî'yi ziyâret için Kâhire'ye gittim. Talebeleri beni huzûruna götürdüler. Sohbetlerini dinledim. Onun yanında kaldım. Nihâyet geri dönmek için izin istedim. İzin verince yanından ayrıldım. Bulak'a geldim. Sonra onun yanında bir şey unuttuğum hatırıma geldi. Bir talebemi ona gönderdim. Talebem oraya varınca Hıfnî onu kapıda karşılayıp niye geldiğini sormuş. O da unuttuğum eşyâyı söylemiş ve almış. Daha sonra Hıfnî ona oruçlu olup olmadığını sormuş. O da oruçlu olduğunu söyleyince ona;

-Yavrum bilhassa bu günlerde oruç sana meşakkatli olur. Üstelik sen misâfirsin. Orucun da nâfiledir. Sen iftâr et öyle git." demiş.

Talebem onun sözüne ehemmiyet vermeden yola koyulmuş. Yolda hıyar satan birini görmüş. Ondan bir mikdâr hıyar almış. Oruçlu olduğunu unutup yolda giderken yemeğe başlamış. O esnâda kendisini çölde bulmuş.

Şaşkınlıkla;

-Sübhânallah sanki Tih Çölündeyim buralar da neresidir? Ben neredeyim? Bulak şehri nerede kaldı? diye hayretler içine düşmüş. Birisi ile karşılaşıp ona Bulak yolunu sormuş. O da böyle bir şehir bilmediğini söyleyince bir başkasına sormuş aynı cevâbı almış. Korkudan ve o yerlerin meşakkatinden bîtâb hâle düşmüş. Sonra bu hâlinin sebebi kendisi olduğunu anlayarak Hıfnî hazretleri benim orucumu açarak gitmemi söylemişti. Onu dinlemedim. Emrine karşı geldim. Günah işledim. Ey Hıfnî hazretleri imdâdıma yetiş. Ben ne yaparım? diyerek ağlamaya başlamış.

Kesin olarak söz verip;

"Bundan sonra Allahü teâlânın sevgili kullarına muhâlefet etmeyeceğim." demiş. O anda kendini hıyar aldığı zâtın karşısında görmüş. Talebem sonra da Bulak şehrine geldi. Gecikme sebebini sorduğumda başından geçen hâdiseyi bana böylece bildirdi."
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:31 PM   #599 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah!

Bir Osmanlı zabiti şiddetli bir savaş esnasında vurulmuş ağır yaralanmış kanlar içinde yere serilmiştir. Yanında birkaç askeri vardır yaralarından kanlar fışkırmakta son anlarını yaşamaktadır. Birden:

-Beni ayağa kaldırınız der.

Askerler şehidlikle şereflenmiş sevgili kumandanlarının bu son arzusunu yerine getirirler mecalsiz vücudunun kollarına girerler ve ayağa kaldırırlar.

Mübarek şehid kısık bir sesle Kelime-i Şehadet getirir ve sonra:

- Zahmet buyurdunuz Ya Resulullah! diyerek son nefesini verir. (1)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alt 04-15-2007, 03:31 PM   #600 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Mukabele Edilmezse Zalimin Hasmı Bizzat Hz.Allah'tır!
Erzurum'un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider doldururken oraya gelen bir atlı:

-Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri... Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve:

-Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar:

-Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi?

-Hayır der hiçbir şey söylemedim.

-Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle der.

İbrahim Hakkı hazretleri gider çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da:

-Benim testimi niye kırdın zâlim adam?! diyemez.

Dönüp geldiğinde hocası Fakîrullah hazretleri sorar:

-Ona bir şeyler söyleyebildin mi?

-Söyleyemedim efendim; niyetlendim lâkin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır:

-Sana diyorum çabuk git ve o adama bir şeyler söyle mukabele et! Yoksa sonu felâket!..

İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki testisini kıran adamı kendi atı attığı çiftelerle çeşmenin havuzuna yuvarlamış ölüsü yatmaktadır! Koşarak gelip hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerine bu vahim vaziyeti anlatır. Hocası bu hâle üzülür:

-Vah vah! Bir testiye bir adam! Üzüldüm buna doğrusu! der. Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince büyük velî şöyle îzah eder: 'O atlı adam İbrahim Hakkı'ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı zâlimi Allâh'a havâle etti. Allâh Teâlâ'nın da gayretine dokunup zâlimi cezâlandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip ona bir şeyler söyleseydi ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim büsbütün mazlum oldu. Bense ödeştirmek için uğraşıyordum maalesef muvaffak olamadım!' (2)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Konu Kapatılmıştır
Etiketler
endonezya tatili kaça mal oluryerinden kalktığında abdest alan padişahaci feryat ile ilgili hikayelerzekeriya ensari hayatı"biz seni denedik derler"kibir hakkında dini hikayeletrtemizlik dini ile ilgili hikayelertemizlik dini ile ilgili hikayeler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-