Nemrut, Hz. İbrahim'i ateşe atmak istediği zaman ateş yanmaz. Etrafındakiler odunların yanması için iki kardeşin ilişki kurması gerektiğini söyler. Çin ile Gane adlı iki kardeş bu işi yapar ve Çingeneler de onların soyundan gelir. Dilden dile anlatılarak gelen aslı olmayan bu hikaye yüzünden Türkiye'deki bir çok insan Çingenelerin Müslüman olmadıklarını düşünür. Onların evliliklerinin kabul görmeyeceğini varsayar. Sosyologlar, Çingenelerin tek bir kalıba konmamasını tarih boyunca onların göçebe hayatı sebebiyle hiç bir dini kabullenmemelerine bağlıyorlar.
Çingenelerin, 9. yy'dan sonra Kuzey Hindistan'dan dünyaya yayıldıkları, 14. yy'da Güney Avrupa'ya ulaştıkları bilinir. İran üzerinden Mısır'a gelen Çingenelerin buradan üç güzergah takip ederek ilerledikleri söylenir. İber Yarımadası ve K. Afrika üzerinden Fransa'ya ulaşan Çingeneler zevke, eğlenceye çok düşkün oldukları için Fransızlar tarafından Gitans(Jitanlar) olarak adlandırılır. Yine Fransa ve İspanya üzerinden Almanya, İsviçre ve Fransa arasında sıkışıp kalanlara ise Sintiler veya Manuşlar adı verilmektedir. Balkanlarda ve Orta Avrupa'da yerleşen Kalderoş Çingeneleri ise diğer iki Çingene grubundan farklı olarak genellikle demircilikle uğraşır. Osmanlı Devleti'nın dört kıtadaki hakimiyeti sırasında Çingene topluluğu farklı dini inanışlara sahipti. Orta Avrupa'da oturan Çingenelerin bir kısmı Hristiyanlığı benimserken, Makedonya, Bulgaristan ve Trakya'da oturan Çingeneler Müslümanlığı benimsemişti. Osmanlı Devleti bu bölgeleri fethettikten sonra burada bir Çingene Sancağı oluşturmuştu(1520). Osmanlı Devleti'nın dağılışına kadar Osmanlı topraklarında istedikleri yerlerde göçebe hayatı süren Çingenelerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Anadolu topraklarında kalmayı tercih ettikleri, Balkanlar'daki ve Orta Avrupa'daki Çingenelerle teması kestikleri biliniyor. Kısaca Türkiye'de yaşamayı tercih eden Çingeneler, büyük oranda Türk vatandaşlığını ve Müslümanlığı kabul etmiş sayılıyor. Ancak, resmi evraklardaki bu kabulleniş halkın hafızasındaki Çingene kavramıyla örtüşmediği için Çingeneler, yıllar sonra bir mücadele başlattı. Mücadele, Çingenelerin Müslüman olduğu tezinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nca tescil edilip bir fetva ile kamuoyuna duyurulmasını ve toplum hafızasında yerleşen Çingene kavramının değiştirilmesini hedefliyor.
Uzunköprü, Edirne ve İzmir'deki Çingene(Roman) Dernekleri adına Diyanet İşyeri Başkanlığı'na sayısız başvuruda bulunan Mustafa Aksu, Başkanlıktan; Nemrut dönemine ait olayın topluma net ve doğru anlatılmasını istiyor. Çingenelerin Hazreti İbrahim'in yakılması olayı ile bağlantısının olup olmadığının Kur'an-ı Kerim'de bahis konusu edilmediğinden hareketle Türkiye'deki Çingenelerin Müslüman kabul edilmesini talep eden Çingene Dernekleri, Çingenelerin artık yerleşik hayata geçtiklerini ancak kimlikleri sebebiyle toplumdan dışlandıklarını vurguluyorlar. 55 yıllık memuriyeti boyunca Çingeneliğini saklayarak bürokraside Genel Müdürlüğe kadar yükseldiğini anlatan Mustafa Aksu, Çingenelere ilişkin önyargıların ortadan kaldırılmasında dini faktörlerin çok önemli olduğunu söylüyor: "Çingeneler, inançsızlarmış, sünnet olmazlarmış, nikah yapmazlarmış, hırsız ve ahlaksızlarmış, derileri kokarmış, çadır hayatından kurtulamazlarmış. Çingelerin cenaze namazı kılınmaz, Çingene ile evlenilmezmiş. Çingene ile cinsel ilişkide bulunulduğu takdirde, cünüplüğün temizlenmesi için, 40 adet kiremit veya tuğlanın erimesine kadar ısıtılacak su ile yıkanılması gerekiyormuş. Çingene ile evlilik Kur'an ve Hadis emirleriyle yasakmış. Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamberimizin Hadislerini defalarca okudum, inceledim. Böyle şeyler yok, olamaz da. Ancak insanlar yüzyıllardan beri böyle hurafelerle beslendikleri, şartlandırıldıkları için Çingene anadan babadan doğmuş olanı beyninde yargılayıp kararını veriyor. Ne yazık ki böyle düşünen binlerce imam, hatta müftü gördük. Bu çağdışılığın, gericiliğin ana sorumlusu; sözlü ve yazılı başvurularımıza, ricalarımıza rağmen asli görevini yapmayan müftülükler ve Diyanet'tir. Çingenelerin namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını, hacca gittiklerini, kurban kestiklerini göre göre inançsız olduklarını söylüyorlar, anlamakta güçlük çekiyoruz. Biz Müslümanız. Biz bunun bilincindeyiz. Ama kamuoyunun kafasındaki önyargıların yok olması için Diyanet'in de bunu "tarihi bir fetva" ile izah etmesi gerekiyor."
Mustafa Aksu, kimliklerinde "İslam" yazmasının yüzyıllardan beri insanların kafasında oluşan Çingene kavramını yokedemediğini, bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı'na başvurma gerekçelerini şu şekilde anlatıyor: "2000'e iki kala böylesine çağdışı, ilkel, İslam'a ve insanlığa yakışmayan düşüncelerin gündemden kalkması bu konunun inanç kökenine dayanmasından kaynaklanıyor. Yüzyılların biriktirdiği bu sorunlar, inanca dayalı olduğu için Diyanet'çe çözülmelidir. Çözüm iyi ve doğru düşünmekte yatıyor. Yaradan'ı ve yaratılanı düşünmekte yatıyor."
Amaçlarının bölücülük şeklinde algılanmaması gerektiğinin altını çizen Mustafa Aksu, "Böyle bir düşünce, bizim kişiliğimize, insanlık anlayışımıza sığmaz. Biz, birlik ve beraberliği büyütmek, yaşatmak, sevgiyle pekiştirmek istiyoruz" şeklinde konuşuyor. Trakya ve Marmara Bölgelerinde yoğunlaşan Çingenelerin köylerindeki, kasabalarındaki camilerinin büyük çoğunluğunu kendi imkanlarıyla yaptıklarını belirten Mustafa Aksu, Çingeneler konusundaki önyargıların ortadan kalkması için konunun kamuoyu önünde tartışılmasını da istiyor: "Saygın eğitimcilerimiz, sosyal bilimcilerimiz, psikologlarımız, sosyologlarımız, felsefecilerimiz, hukukçularımız, yöneticilerimiz, yazarımız, çizerimize sesleniyoruz. Amacımız problem oluşturmak değil. Nasırlaşmış bu toplum yarasını gelin birlikte çözelim. Çingeneler Müslümandır, hoşgörülü, vefakar, misafirsever insanlardır. Devletine en ufak zarar verdikleri olmamıştır."
Çingenelerin Müslüman olduğunun, Çingene kimliğinin evliliğe engel olmayacağının ve İslami bir engel olmadığının anlatılması için Diyanet İşleri Başkanlığının baştan savma bir açıklama yapmamasını isteyen Mustafa Aksu, "Bu tarihi fetva, tüm camilerde, hutbeler aracılığı ile anlatıldığı takdirde Çingene nüfusu müftülüklere ve Diyanete minnettar kalacaktır" diyor.
Ya fetva çıkmazsa...
İslam'ın kimsenin tekelinde olmadığını söyleyen Mustafa Aksu, 20 yıldan beri Diyanet İşleri Başkanlığı'na başvuruda bulunduklarını ancak sonuç alamadıklarını, sonuç alsalar bile, konunun din kardeşliği ile geçiştirilmesine tahammül edemediklerini belirtiyor. Diyanet'in bu açıklamayı yapmaması durumunda tüm Çingelerin Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında "dini ayrımcılık yapıldığına ilişkin.." suç duyurusunda bulunacaklarını ve tazminat davaları açacaklarını söylüyor.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'la yaptıkları görüşmeden olumlu sonuç aldıklarını ancak Yılmaz'ın bu konuda Çingene kamuoyunu tatmin edecek açıklamayı yapmadığını söylüyor Mustafa Aksu. Bu tutumun sürmesi durumunda Çingenelerin ikinci adresi Meclis İnsan Hakları Komisyonu ve İnsan Hakları Derneği... Çingenelerin ikinci tazminat davası ise Milli Eğitim Bakanlığı'na olacak. Ali Püsküllüoğlu'nun ortaokullar için hazırladığı sözlükte Çingene kelimesinin "cimri, arsız" olarak tarif edilmesinin Çingeneleri rencide ettiğini, bunun düzeltilmesi için Talim Terbiye Kurulu başkanlığına yaptıkları başvuruların dikkate alınmaması durumunda MEB'i de mahkemeye vereceklerini söylüyor Aksu. Çingenelerin, kendi toplumlarından ayrıldıkları zaman kendi kimliklerini saklayarak yaşadıklarını iddia eden Mustafa Aksu, toplumda iyi bir kariyer yapmış, yer edinmiş Çingenelerin bile kimliklerini gizlediklerini örnekleriyle anlatıyor: "Televizyon'da sanatçı Kibariye'ye 'Roman mısın?' diye soruyorlar. Allah bilir diyor. Anayasal olarak Çingenelerin kimliklerini ifade etmesi için bir engel yok. Ama inanıştan kaynaklanan o gizli anayasada hepsine farklı gözle bakılıyor. Rahmetli Turan Güneş de, Başbakan Nihat Erim de Çingeneydi. Ama bu kimliklerini hiç bir yerde söyleyemediler."Çingenelerin "Müslümanlık" mücadelesi nasıl bir sonla bitecek önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama o Roman şivelerindeki vurguyu daha çok duyacak gibiyiz: Abe biz de Müslümanız be ya...!