Bulutlu bir güne “merhaba”yla başlamak; yağmurun cama “tık tık” vuran çisiltisiyle uyanmak olsa gerek. “Uyan ey gözlerim gafletten uyan. Uyan uykusu çok gözlerim uyan…” demek kendi kendine…
Yağmurun ilahi bir nizamla tane tane, boncuk boncuk indirilişini, bahşedilişini, lütfedilişini tekrar hatırlamak belki de… Şükretmek, şükran duymak. Yağmur damlalarının itaatine hayran kalmak. Seyre dalmak kâinatı arındırışını…
Onlarla birlikte inmek toprağa… Tüm kirlenmişliklere rağmen, bir yağmur damlası kadar berrak olabilmek…
Bir vücudun azaları olduğumuzu unutmadan biz demek yeniden… Kapanmamak gönlümüzün yalnız odalarına… Açılmak, hep birlikte yola çıkmak. Yükseklerden en mütevazi halimizle inebilmek… Bir ağacın yaprağında, bir serçenin kanadında, bir evsizin saçlarında bakmak cihana…
Verilen emre “Lebbeyk!” demek. “Sen yeter ki iste Allahım! Başım üstüne…” Emrine amade olmak, vazifeyi yüksünmeden yapmak… O huzuru yaşamak bir yağmur damlası hafifliğiyle… Sonra karışmak bir nehrin sularına… Ulaşamasa da deryalara, o yolda yolcu olmak… Yağmur vururken cama damlaların kardeşliğini, birbirlerini incitmeden gelişini izlemek…
Karşılamak onları birer birer… “Nimettensin; inişinle, indirilişinle, yağışınla seyre değersin” demek… Yeryüzüne inen her damlanın hatırına gökyüzüne bir dua göndermek…
Şükür tadında yağmurlu bir günde coşku dolu gönüllerle ıslanmak, seller gibi çağlamak…
Yağmurlu bir gün geçirmek bu olsa gerek…


Nurgül Sarı


Semerkand Aile Dergisi – 2008