USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Hikayeler
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Hikayeler Dinimiz ve Diğer Dinlerle İlgili Hikayeleri Bu Bölümde Bulabilirsiniz.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-26-2007, 04:38 PM   #1 (permalink)
Mareşal
 
HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Bir Gurbet Hatırası*

Ilık bir eylül akşamıydı gurbet yolculuğuna çıkışım...
Aklımda okuduğum bir romandan şu satırlar kalmıştı: “Bir ayrılık vakti idi eylül.. iç sızısı ten buruşuğu idi. Elleri eylülde titremeye başlardı insanın. Şakağına ilk ak eylülde düşerdi. Mevsim öksürür gün yorulurdu eylülde... Eylül ardına bakmadan gidenlerin seçtiği vakitti. Geçmişin anıldığı sofralar eylülde kurulurdu. Eylül hem bir hüznün hem de bir umudun başlangıcı olurdu...” Bu romanın isimsiz kahramanı gibi hissediyordum kendimi. Ben de eylülü seçmiştim ayrılmak için gözümün nuru memleketimden anacığımdan babacığımdan kardeşlerimden ve can dostlarımdan! İçine kitaplarımı benim için değerli birkaç eşyamı ve aralarına umutlarımı yerleştirdiğim valizimi elime alıp ardıma bakmadan gidecektim. Daha otogara gitmeden bütün sevdiklerim yanımdaydı. Hepsinin gözünde inci gibi parlayan yaşlar vardı. Küçük kardeşlerim İsmail ve Alparslan’ın gözlerinde bile yaşlar vardı. Hâlbuki onlar daha çok küçüktü; ama anlamışlardı gideceğimi. Aslında onlardan ilk ayrılışım değildi; ama bu sefer başkaydı; uzaklara bilmediğim bir memlekete bilmediğim insanların arasına gidiyordum.
Ayrılık vakti gelmiş otobüsün hareket saati yaklaşmıştı. Bütün sevdiklerim benimle beraber oradaydı. Hepsiyle teker teker vedalaştım ve otobüse bindim.
Yol arkadaşım da Yozgat’tan geliyordu o da benim gibi sevdiklerini geride bırakıp bir hicret yolculuğuna çıkmıştı. O da Romanya’ya gidiyordu yani yol arkadaşım kader arkadaşımdı.
Ve yolculuk... Gece boyunca İstanbul’a kadar uyumadan geldik. Daha önce İstanbul’a gelmemiştim ve Boğaz Köprüsü’nü Kız Kulesi’ni ekranlarda gördüğümde bile huzur duyduğum o sanat eseri camileri görmeyi çok arzu ediyordum. Otobüsle Boğaz Köprüsü’nden geçtik çok uzaktan Kız Kulesi’ni gördük. Gariptir belki ama mutlu olmuştum; gördüğüm güzellikler içimi ferahlatmıştı. Havaalanına geldiğimizde tedirginliğim biraz artmıştı sanki. İlk defa uçağa binecektim.
Ve Bükreş... Dilini bilmediğimiz insanlar arasındaydık artık. Her şey yabancı her şey uzaktı bize. Yol arkadaşımla yollarımız burada ayrıldı. O Köstence bölgesine gitti. Hâlbuki destek olacaktık birbirimize öyle anlaşmıştık yolda. Ama olsun neticede aramızda dört saatlik bir mesafe vardı çok da uzak sayılmazdık birbirimizden.
Alışmak kolay olmayacaktı bu yaban ellere. Dillerini bilmediğim bu insanların ‘aşk diliyle’ gönüllerine girmek düşündüğüm kadar kolay olmayacaktı galiba! Valizime umutlarımı da yerleştirirken hesaba katmadığım bir şeylerin olduğunu anlamıştım. Birincisi hasretin bu kadar zor geleceği ikincisi ise dilini bilmediğim dört lise talebesiyle kalacağım gerçeği... Korkularım artmıştı iyice ama yine de kıpır kıpırdı yüreğim. Bir çiftçi toprağın bağrına bin bir umutla ektiği tohumların yeşermemesi ihtimalini düşündüğünde yüreği titrer. Bendeki de böyle bir şeydi.
Beraber yaşayacağım talebelerle tanışma vakti gelmişti. Liseye yeni başlayacak talebelerdi bunlar. İlk Cristina geldi annesiyle beraber. Geçen seneden tecrübeli bir arkadaşımla karşıladım onları. Onlara ‘Merhaba!’ bile diyememiştim ve çok utanmıştım. Cristina güler yüzlü sıcak bir kızdı annesi de mütevazı bir insandı. Acaba hepsi Cristina kadar sıcak mıydı? Aynı gün birkaç saat sonra Anita geldi yine annesiyle. Annesi hem kızının kalacağı evi merakla inceliyor hem de arkadaşıma üst üste sorular soruyordu. Bense onların benim hakkımda ne düşündüklerini merak ediyordum. Çok geçmeden Diana da anne ve babasıyla geldi. Diana da sıcakkanlı bir kıza benziyordu. Çekingen bakıyordu bana. Anne ve babalar biraz sonra gittiler kızlar da konuşmaya tanışmaya başladılar. O gün Madalina’nın anne ve babası da gelmişti; ama Madalina yoktu. O yoldaydı ve gece yarısı gelecekti; çünkü bir imtihandan dönüyordu. Anne ve babası kızlarının eşyalarını bırakmak için gelmişlerdi. Madalina sayısal öğrencisiydi olimpiyatlara hazırlanacaktı.
Ben kızlarla nasıl anlaşacağımı düşünürken bir Türk talebenin de bizimle kalacağını öğrendim. O da diğerleri gibi lise birinci sınıfa gidecekti. Bu habere çok sevinmiştim; çünkü diğer kızlarla anlaşmam için bana yardım edebilirdi.
Ve Madalina... Gece geç saatte geldi. Gözleri ışık saçıyordu her hâlinden zeki bir kız olduğu anlaşılıyordu. Geldiği gün de daha sonraki günlerde de güldüğünü görmedim hiç. Nedense mutsuzdu kimseyle konuşmuyor ve devamlı ağlıyordu. Beni sevmediğini hissediyordum.
Sonbahar kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Yapraklar sarıya dönmüş birer birer düşüyordu dallarından. Sonbahar yağmurları ıslatıyordu yeryüzünü. Hasret acısı yakıyordu yüreğimi. Memleket kokan bir bardak çay alıyor hem yudumluyor hem de memleketi düşünüyordum. Konuşmak istiyordum kızlarla; ama olmuyordu. Dil bilmemek ne zor bir şeydi kendimi ifade etmekten acizdim… Nasıl olur da girerdim onların gönüllerine. Çaresizlikti bu tek çarem el açıp dua dua yalvarmaktı ‘Çaresizler Çaresine’
Bir gün apartmanın girişinde merdivene oturmuş ağlarken buldum Madalina’yı. Elinde telefon hem konuşuyor hem ağlıyordu. Konuştuğu kişi annesiydi. Gözlerine baktım neden ağladığını bilmiyordum; ama korkarak elimi başına uzatıp saçını okşadım. Kalkıp hızla eve çıktı bense arkasından ıslak gözlerle öylece bakakaldım. Çok üzüyordu onun bu hâli beni ama elimden bir şey gelmiyordu. Belki beğenir diye Türk yemekleri yapıyordum; ama o hiç dokunmuyordu bile yemeklere.
Okula başlamamıştım henüz. Her gün gurbetin zor bir tarafıyla karşılaşıyordum. Dua dua yalvararak istediğim bu gurbet şimdi ızdırap ağı olmuştu bana. Izdırap çekmeden olmayacağının farkındaydım; ama artık anlıyordum ki ızdırap çekmek de her yiğidin harcı değildi.
Bu duygular içinde adım adım yaklaştık Ramazan’a. Memleketim... Canım vatanım Ramazan’ı sende yaşamak vardı şimdi. Daha bir ışıl ışıldır memleketim Ramazanda. Hak katından inen rahmet bereket hissedilir sanki. Ah memleketim! Bu Ramazan senden ayrı geçecek... Ezan sesi duymadan iftar etmek acı verecek bana sıcak pide olmayacak soframda cami de yok burada teravihte beraber olamayacağım eş dostla... Ya bayram...
On bir ayın sultanı rahmet ve bereket ayı gelmişti. Buruk bir sevinçle geçiyordu mübarek Ramazan. Bir gün lisenin müdürü ve müdür yardımcısı evimizi ziyarete geldi. Okul müdürü Romenceyi çok iyi biliyordu kızlarla konuşmaya başladı. Sıra Madalina’ya gelmişti. Madalina ağlayarak konuşuyordu şaşırmıştım merak ediyordum neler söylediğini. Gamze kısık sesle neler söylediğini tercüme etti bana. Donup kalmıştım ve âdeta yıkılmıştım. Benim dil bilmediğimi bunun kendisi için problem olduğunu hiç olmazsa İngilizce bilmem gerektiğini evle alâkalı kurallardan hoşlanmadığını bu şartlar altında burada ve okulda kalamayacağını ancak Romence bilen biriyle kalabileceğini söylemişti. O an gözyaşlarıma hâkim olamayıp terk ettim odayı. Öyle ağlıyordum ki tek düşünce vardı aklımda artık burada kalmak istemiyordum. Evet bu her yiğidin harcı değildi gerçekten de... Hicret arzusuyla geldiğim bu yerlerden gitmek istiyordum şimdi! Madalina’nın bu durumu düşünceleri diğer kızları da etkilemişti. Hepsi aynı şeyi savunur gibi bir tavır almışlardı. Okul müdürü ise Madalina’ya eğer istemiyorsa gidebileceğini söyledi. O günden sonra artık daha da mutsuzdum.
Bu sıkıntılarla geçiyordu Ramazan. Bayrama bir hafta kala Madalina’nın annesi Camelia geldi. O da çok sıcak değildi bana karşı. Zaten kendisiyle konuşamıyordum. Sadece gülümsemekle yetiniyordum. Ramazan’ın 26. veya 27. gecesiydi sahur hazırlamak için kalkmıştım. Gamze’yle sahur yapıp sabah namazını bekleyecektik. Karanlıkta mutfağa doğru ilerlerken koridorda Camelia ile karşılaştım yerde kıvranıyor ve ağlıyordu. Hemen ışığı yakıp yanına yaklaştım. Üşümüştü besbelli. Telâşlanmıştım bana eliyle ‘sessiz ol’ işareti yaptı. Kızının rahatsız olmasını istemiyordu anne şefkatiydi bu. Irklara dinlere zamana ve mekâna göre değişmeyen bir duyguydu. O da bir anneydi nihayetinde. Koluna girip kendi yatağıma kadar getirdim. Üzerini örterken ayaklarına dokundum buz gibiydi hemen bir çorap giydirdim üzerini sıkıca örttüm. Gamze’yi uyandırıp neyi olduğunu sordum. Meğer böbreklerinde taş varmış sancısı tutmuş. İlâç kullanıp kullanmadığını sordum iğnesi varmış bana iğne yapabilir misin diye sordu. Ben iğne yapan birisini görünce bile korkardım. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Çaresizce ne yapabilirim diye düşünürken aklıma hemen karşı apartmanda oturan Ümmügülsüm Abla’yı aramak geldi o bana bir yol gösterebilirdi. Arayıp durumu anlattım ve iğne yapabilir misin diye sordum duyduğum cevap sevindirmişti beni. ‘Olur yaparım.’ demişti. Hemen üzerime bir şeyler alıp Gamze’yle Ümmügülsüm Abla’yı evinden almak için çıktık. İğne yapmak için gerekli olan malzemeleri de alıp geldi ablamız sağ olsun. İğnesi yapıldıktan biraz sonra daha rahat görünüyordu kadıncağız. Sürekli teşekkür edip duruyordu. Bu sefer gördüğü bu manzara için ağlıyordu sanırım. Bu bizim için çok normal bir şeydi kimin yardıma ihtiyacı varsa onun yardımına koşmak insanlık vazifesiydi. Ama o farklı düşünüyordu galiba. Biraz sonra ablamızı evine bıraktık. Döndüğümüzde ise uykuya dalmıştı Camelia. Aradan çok geçmeden uyandı hem teşekkür etti hem de bu olanlardan kızına hiçbir şekilde bahsetmememizi istedi. Kızının üzülmesini istemiyordu haklıydı da. Çok ısrar ettim gecenin kalan kısmını da benim odamda geçirmesi için ama artık rahatlamıştı ve kızının yanına dönmek istiyordu
Sabah hareketli geçen gecenin verdiği hafif yorgunlukla uyuyakalmışım bu sırada Camelia gitmiş. Akşam kızlar okuldan geldiler hepsi gülümsüyordu Madalina ise elinde çiçekle geldi bana uzattı çiçekleri gözlerime baktı ve bir şeyler söyledi. Ben sadece teşekkür ettiğini anlayabildim. Boynuma sarıldı muhteşem bir duyguydu bu. Belli ki annesi gece olanları anlatmıştı kızına. O gün sevdim Romanya’yı o gün sevdim Bükreş’i ve o gün sevdim küçücük odamı. O gün gitmekten vazgeçtim; çünkü sevgiye karşılık verebilecek kabiliyetler olduğunu keşfetmiştim. O günden sonra Madalina o gülümsemeyen kız artık her fırsatta gülümsüyordu bana. Hattâ gün gelip bana ‘abla’ bile demişti hem de Türkçe... Bu kelimeyi Gamze’den öğrenmişti gerçi artık Gamze bizimle kalmıyordu. Belki de asıl zorluk bundan sonra başlayacaktı; ama daha ümitliydim artık.
Elbette kolay değildi aşk diliyle gönüllere girmek... Izdırap çekmeden gözyaşı dökmeden dua dua yalvarmadan olmayacaktı.
O gece nazlı nazlı ağlıyordu gökyüzü... Hasret rahmet bereket damlaları ıslatıyordu yeryüzünü. Kim bilir belki de o gece Kadir Gecesi’ydi. Kim bilir belki de Rabb’imin o gece sağanak sağanak yağdırdığı rahmet damlalarından biri de benim avuçlarıma düşmüştü. Rabbim! Sen’in her şeye gücün yeter her şeyin en iyisi ve en güzelini Sen bilirsin.

* Romanya’dan yazan ve isminin yayımlanmasını istemeyen bir okurumuzun hatırasıdır.

HeLiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz