![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Dini Bilgiler Dinimizle ilgili paylaşmak istediğimiz herşey |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- (634-644)
İkinci halîfe Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in nurlu izinden giden O’nun yolunu sadâkatle devâm ettiren hâl ve davranışlarıyla âbideleşen örnek bir İslâm şahsiyetidir.Hazret-i Ömer îmân ile şereflenmezden evvel merhamet mahrumu hak ve hukuk tanımaz câhiliye insanlarının tipik bir misâliydi. Îmanla şereflendiğinde ise ince diğergâm hikmet ehli adâlet âbidesi bir insan hâline geldi. İslâm’dan evvelki sert ve haşin mizaçlı Ömer eriyip gitti; onun yerine gözü yaşlı gönlü şefkat ve merhamet dolu karıncayı dahi incitmekten sakınan dâimâ ümmetin saâdetini düşünen yüksek mes’ûliyet şuuruna sahip bir “Hazret-i Ömer” geldi.“Fırat’ın kenarında bir kuzu zâyî olsa bu sebeple Allâh’ın beni hesaba çekmesinden korkarım.”1 diyerek kendisini sürekli bir nefis muhâsebesine tâbî tuttu. Geceleri sırtında erzak çuvalı ile mahalleleri dolaşıp zayıfların muhtaçların yanıbaşında bulunmaya; yetimlerin öksüzlerin ve kimsesizlerin kimsesi olmaya başladı. Kırık gönülleri tesellî etmeden gözyaşlarını silmeden onlara tebessüm ettirmeden gönlü huzur bulmaz oldu. Öyle bir emânet ve mes’ûliyet şuuruna erdi ki halîfeliği müddetince ümmetin işleri için gecesini gündüzüne kattı. Buna rağmen hizmetini aslâ yeterli görmedi. Allâh Rasûlü’nü örnek aldığı için zirve seviyedeki adâlet dirâyet ve liyâkatine rağmen vazîfesinin ağırlığı altında ezilen gönlünü hiçbir zaman teskin edemedi. Uğradığı suikast sebebiyle ağır yaralandığında kendisine: “–Yerinize birini tâyin etseniz!” denilmişti. O ise hak ve adâlette kılı kırk yaran titizliğine rağmen şöyle cevap verdi:“–Sizin mes’ûliyetinizi sağken üstlendiğim gibi (o mes’ûliyeti) vefat ettikten sonra da mı taşıyayım? Ben yaptığım halîfelikten bir mükâfat beklemiyorum. Bu vazîfedeki sevaplarımla vebâlimin birbirini dengelemesini ne kadar isterim! Ne lehime ne de aleyhime! Yeter ki (ilâhî mahkemede) muâheze edilmeyeyim!”2 Yerine oğlu Abdullâh’ı bırakması teklif edildiğinde de:“–Bir evden bir kurban yeter!” buyurdu. İşte o mübârek sahâbî ümmetin mes’ûliyetini yüklendiği dertleriyle dertlendiği için kendi dertlerini unutmuştu. Onun en mühim tasası insanların huzur ve selâmetiydi. Bu yolda yegâne örneği de Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- idi. O’nun Allah yolunda katlandığı çile ve ıztırapları hiçbir zaman unutmuyor tıpkı karda yürüyen bir insanın izini takip edercesine Efendimiz’in mübârek izinde mesâfe alıyordu.Zühd ve İstiğnâ Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek vücûdunda yattığı hasırın izlerini görmüş ve içli içli gözyaşları dökmüştü. Fahr-i Kâinât Efendimiz ona niçin ağladığını sorunca da:“–Yâ Rasûlallah! Kisrâ ile Kayser’in ne şekilde yaşadığı mâlûm! Hâlbuki sen Allâh’ın Rasûlü’sün!” karşılığını vermişti. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da:“–Dünyanın onların âhiretin de bizim olmasını arzu etmez misin yâ Ömer?” buyurmuştu. (Müslim Talâk 31)Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın halîfeliği zamanında Sûriye Irak Filistin Mısır gibi beldeler fethedilmiş İran toprakları baştanbaşa İslâm devletinin sınırlarına dâhil olmuştu. Bizans ve İran’ın zengin hazîneleri Medîne-i Münevvere’ye akmaya başlamıştı. Toplumun refah seviyesi yükselmiş fakat mü’minlerin halîfesi Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- bütün bu zenginlik ve bolluktan müstağnî kalmıştı. Devletin ihtişâmına beytü’l-mâlin zenginliğine rağmen o yine yamalı elbisesiyle hutbe okuyordu. Makâmının şöhretinden nefsini korumak için çok mütevâzı bir hayat yaşıyordu. Kölesiyle Şam’a girerken:“–Sıra sana geldi haydi deveme sen bin!” demişti. Kölesi ise:“–Yâ halîfe! Beni halîfe zannederler.” diyerek itiraz etmek istediyse de köleyi deveye bindirdi kendisi yaya olarak Şam’a girdi. Böylece İslâm kardeşliğinin ne olduğuna dâir hâtırası asırları aşan müşahhas bir misâl bıraktı.Halîfe Hazret-i Ömer bâzen borçlanıyor sıkıntı içinde hayâtını idâme ettiriyordu. Hazîneden ancak kifâyet miktarı bir tahsisat almayı kabul etmişti ve bununla da zor geçiniyordu. Onun bu mütevâzı hâli sebebiyle kendisini tanımayan kimseler onun müslümanların halîfesi olduğunun farkına varamazlardı. Ashâbın ileri gelenleri halîfenin bu hâline dayanamadılar. Maaşını artırmak istediler. Fakat bunu kendisine söylemekten çekindikleri için Peygamber Efendimiz’in zevcesi ve aynı zamanda Hazret-i Ömer’in kızı olan Hafsa vâlidemize başvurdular. Babasına bu teklifi arz etmesini istediler. Hazret-i Hafsa ashâbın bu teklifini babasına açtı. Peygamber Efendimiz’in gün boyu açlıktan kıvranıp karnını doyuracak bir tek hurma bile bulamadığı günlerine şâhid olmuş bulunan3 Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- kızı Hafsa’ya: “–Kızım! Rasûlullâh’ın yeme-içme ve giyimde hâli nasıldı?” diye sordu. “–Kifâyet miktarı (ancak yetecek derecede) idi.” cevâbını alınca da sözlerine şöyle devâm etti: “–İki dost (Hazret-i Peygamber’le Ebû Bekir) ve ben aynı yolda giden üç yolcuya benzeriz. Birincimiz (Hazret-i Peygamber) makâmına vardı. Diğeri (Ebû Bekir) aynı yoldan giderek birinciye kavuştu. Üçüncü olarak ben de arkadaşlarıma ulaşmak isterim. Eğer fazla yükle gidersem onlara yetişemem! Yoksa sen bu yolun üçüncüsü olmamı istemez misin?” dedi.4 Ömer -radıyallâhu anh-’ın tek gâyesi Allâh’ın rızâsı idi. Bu hedefe öyle büyük bir azimle yönelmişti ki ona ulaşma yolundaki bütün iptilâ ve musîbetler nazarında bir hiç hâline gelmişti. Bu uğurda her türlü çile ve ıztırabı büyük bir sabır rızâ ve teslîmiyetle karşılıyordu. Allah Rasûlü birçok defa kendisini cennetle müjdelemesine rağmen bütün hayatını sıkı bir riyâzat hâlinde yaşıyordu.Allah Rasûlü’ne Muhabbeti Birgün Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- umre için kendisinden izin isteyen Hazret-i Ömer’e muhabbetle:“–Bizi de duânda unutma kardeşim!”5 buyurmuştu. Bu iltifat karşısında son derece duygulanan Hazret-i Ömer: “–O kadar sevindim ki sanki dünyâlar benim oldu.” demişti. Zîrâ Allâh’ın Rasûlü’nden gelen küçük bir iltifat dünyalara bedeldi. Hazret-i Ömer’in Peygamber muhabbetini sergileyen şu misal de câlib-i dikkattir:Peygamber Efendimiz’i çok seven Firâs adlı bir sahâbî vardı. Efendimiz’e olan muhabbetinden dolayı teberrüken O’nun bir eşyâsına sahip olmak istiyordu. Birgün Efendimiz’in önündeki bir tabaktan yemek yediğini gördü ve tabağın kendisine hediye edilmesini istedi. Kimsenin isteğini geri çevirmeyen Allah Rasûlü de tabağı ona hediye etti. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- zaman zaman Firâs’ın evine gider: “–Hele şu mübârek tabağı bir getir.” derdi. Allah Rasûlü’nün mübârek ellerinin değdiği bu tabağı zemzemle doldurup kana kana içer; artan suları yüzüne gözüne serperdi. (İbn-i Hacer el-İsâbe III 202) |
|
|
|

![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | UslanmaM | Cevaplar | Son Mesaj |
| mevlana osman nuri topbaş hocadan | ABYSS | |||