Meleklerin varlığını gönülden kabul etmek, imanın temel şartlarından biridir. Kur’an’da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok ayet vardır. Şeytan, günahı teşvik için önce meleklere olan imanı zayıflatmaya çalışmaktadır.

Melek nedir?


Melek, Allah tarafından yaratılmış, erkeklik ve dişilikleri olmayan ve Allah’a itaatten ayrılmayan nuranî bir varlıktır. Melekler, duyu organlarıyla algılanabilecek maddî bir yapıya sahip olmamaları yönüyle gayb âlemine ait varlıklardır. Bunun için de, haklarında duyularla değil, âyet-i kerimeler ve peygamberlerin verdikleri haberlerle bilgi sahibi oluruz.

Rabbimiz, gaybın son habercisi, son peygamberi Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyetmiş olduğu kitabında, bize meleklerden bahseder ve onların varlığına inanmayı iman esasları içinde ifade eder: “Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, (buna) mü’minler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara, 2/285)

Meleklere inanmayan kişi, ilgili âyetlerin hükmünü inkâr ettiği için iman etmiş sayılmaz. Esasında meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini inkâr etmek anlamına gelir.


Meleklerin özellikleri nelerdir?


Meleklerle ilgili bilgiyi biz, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde görmekteyiz. Bir hadis-i şerifte “Cinlerin ve şeytanların ateşten, Hz. Âdem’in topraktan/çamurdan, meleklerin ise nurdan yaratıldığı” (Müslim, Zühd, 10) bildirilir.


*Melekler günah işlemezler

Melekler, öfke, kin, gazap, kıskanma ve haset gibi negatif duygulardan uzak olup, beşere ait diğer his ve meyillerden korunmuşlardır. Dolayısıyla onlar için, isyan ve başkaldırma gibi herhangi bir günah söz konusu değildir.


* Yemez içmezler, evlenmezler

İnsanların sahip oldukları yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek gibi fiil ve özelliklerden uzak (Saffat, 37/49) ruhanî birer varlık olan meleklerin, makamları sabittir ve onlar için bir ücret alma da söz konusu değildir.


* Son derece hızlı hareket edebilirler

Melekler, kendilerine has latif ve nuranî bir yapıya sahip olmaları sebebiyle son derece süratli, kuvvetli ve mükemmel varlıklardır. Kur’an’da onların bu özelliklerini ifade adına şöyle buyrulur: “Melekler ve ruh, O(nun arşı)na -miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan- bir günde yükselip çıkarlar.” (Mearic, 70/4)


* Çeşitli şekillere girebilirler

Melekler, Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekillere girebilen varlıklardır. Onlar peygamberler tarafından hem aslî, hem de başka şekilleriyle görülmüşlerdir. Meselâ, Cebrail (aleyhisselam) Hz. Meryem’e bir insan şeklinde görünmüştür. (Meryem, 19/16-17.) Hz. İbrahim’e bir oğul müjdesiyle gelen melekler de, insan şeklinde görünmüşlerdir. Ayrıca Cibrîl hadisi olarak bilinen, -iman, İslâm ve ihsan kavramlarının tanımlarının yapıldığı- rivâyette de belirtildiği gibi, Cebrail sahabiler tarafından insan şeklinde görülmüştür. (Müslim, İman 37)


Meleklerin görevleri nelerdir?


Yüce Yaratıcı tarafından meleklere verilen görevleri Kur’an âyetlerinin ve bazı hadis-i şeriflerin ışığında şöyle sıralayabiliriz:

1. Allah’ı her bir eksik ve yanlış mülâhazadan tenzih etmek, O’na gece gündüz övgü ve şükranda bulunmak ve O’nu, O’na yaraşır bir biçimde yüceltmek.

2. Allah’ın peygamber olarak seçtiği kullarına vahiy getirmek.

3. Peygamberleri salât ve selâm ile yüceltmek ve bütün insanlara dünyada hayır duada bulunmak.

4. Peygamberlere ve mü’minlere manevî bir güçle destek olup onları sıkıntılı ve üzüntülü anlarında rahatlatmak, inkârcıları ise sıkıntıya sokmak.

5. İnsanı koruyan takipçiler olarak bir anlamda insanlara hizmet etmek.

6. İnsanların fiillerini kaydetmek.

7. Kâinatla ilgili olarak yürütülen ilâhî icraata vasıta olmak.

8. Beşerin yaratılış ve ölümüyle ilgili olarak görev yapmak.

9. İlâhî cezaları icra eden elemanlar olarak görev yapmak.


Melekler kaç gruba ayrılır, vazifeleri nelerdir?


Meleklerin sayısı ve çeşitleri:



Meleklerin sayısını ancak Allah bilir. Kur’an’da ve hadislerde meleklerin sayıları hakkında açık bir bilgi mevcut değildir. Ancak Kur’an’ın “Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir.” şeklindeki beyanlarından hareketle, sayılamayacak kadar çok olduklarını söylememiz mümkündür.


* Vahiy meleği Hz. Cebrail
Cebrail (aleyhisselam) dört büyük melekten biridir. Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevlendirilmiştir. İsmi Kur’an’da üç yerde Cibrîl olarak geçmektedir. Ayrıca Cibrîl âyetlerde “ruh”, “rûhenâ”, “rasûlün kerîm”, “rasulü rabbik”, “ruhu’l-emin”, “ruhu’l-kudüs” gibi isimlerle de zikredilmektedir. Bir hadiste ise, bunlara ilâveten “en-Nâmus” diye isimlendirilmektedir.

Kıyamet meleği: Hz. İsrafil
Bu meleğin adı Kur’an’da açıkça geçmez. Âyetlerde yalnızca, sura üflenileceğinin haberi verilir. Adı, hadiste dört büyük meleğin içinde zikredilir. İsrafil (aleyhisselam) sûra iki defa üfleyecek, ilkinde kıyamet kopacak, ikincisinde ise tekrar diriliş meydana gelecektir.


* Ölüm meleği: Hz. Azrail
Görevi, ölüm vakti gelenlerin ruhunu teslim almaktır. Kur’an’da ölüm meleği adıyla ifade edilmiştir.


* Kirâmen Kâtibîn melekleri
İnsanın sağında ve solunda görevli olarak bulunan iki meleğin adıdır. Sağdaki, iyi iş ve davranışları, soldaki ise kötü iş ve davranışları tespit etmekle görevlidir. ‘Hafaza melekleri’ adı da verilen bu melekler, kıyamet günü hesap sırasında yapılan işlere de şahitlik edeceklerdir.


* Kâinattaki hadiseleri idare eden melek: Hz. Mikâil
Dört büyük melekten biri olup Allah tarafından kâinattaki tabii olayların ve yaratıkların rızıklarının idaresine vasıta kılınmıştır. İsmi, Kur’an’da sadece bir âyette geçer.


* Mukarrebûn melekleri
İlliyyûn ve Kerûbiyyûn olarak da anılan bu melekler, Allah’ı tesbih ve anmakla görevli olup O’na çok yakın ve O’nun katında şerefli bir mevkide bulunurlar.


*Hamele-i arş melekleri
Arşı (Allahın kudret ve saltanatının tecelli yeri) taşıyan meleklerin adıdır. Kur’an’da haklarında şöyle buyrulur: “Arşı taşıyan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devamlı olarak Rab’lerini zikir ve O’na hamd ederler.”

* Münker ve Nekir melekleri
Ölümden sonra kabirde sorgu ile görevli iki melektir. Bilinmeyen, tanınmayan, yadırganan anlamındaki Münker ve Nekîr, mezardaki şahsa, hiç görmediği bir şekille gelmeleri sebebiyle bu ismi almışlardır. Bu iki melek kabirdeki ölülere, “Rabbin kim?”, “Peygamberin kim?”, “Kitabın ne?” şeklinde sorular yöneltirler ve o insana, alacakları cevaplara göre muamele ederler. Hadis-i şeriflerde, insanın kalbine doğruyu ve gerçeği ilham eden, Kur’an okunurken yeryüzüne inen meleklere de dikkat çekilir.


Melek inancı insana ne kazandırır?


Meleklere inanan birisi, kendisini hiçbir zaman yalnız hissetmez. Zira böyle birisi en yalnız zamanlarında bile, kendisiyle beraber bulunan meleklerin varlığını bilir ve onların mevcudiyetlerinden duyduğu manevî bir feyizle yalnızlığını ünsiyete (sıcak bir birlikteliğe) çevirir.

Her an onların kontrolü altında olduğunu bilen ve düşünen bir mü’min, günahlara doğru yürümekten hem utanır hem de çekinir.

Melek inancı, manevî güzelliğin ve ahlâkî inceliğin bir sembolü olarak, insanlarda kendilerine benzemeye özlem duyulan bir hedef olarak da teşvik edici bir etkiye sahiptir.




--------------------------------------------------------------------------------


Cinler, ateşten yaratılmışlardır


Madde ve fizikötesi varlıklardan biri de cinlerdir. Cin, kelime olarak örtülü ve kapalı anlamlarını ifade eder. Terim manası ise şöyledir: Duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen, ateşten yaratılmış manevi ve ruhani varlıklardır. Kur’an-ı Kerim’de, yaratılışlarının söz konusu edildiği yerde, cinler ve insanlar birlikte ele alınmıştır. Meselâ, bir âyette şöyle denir: “İnsanı kiremit gibi pişmiş çamurdan yarattı. Cinni ise hâlis ateşten yarattı.”


Cinler, insanlardan önce yaratılmıştır



Yeryüzünün ilk sakinleri cinlerdir. Bu sebepledir ki melekler, insanın halife kılınacağını duydukları zaman: “Oradaki nizamı bozacak ve yeryüzünü kana bulayacak bir mahlûk mu yaratacaksın?” demişlerdi. Cinler, yeryüzünde bozgunculuk yapmış ve kan dökmüşlerdi. Öyle ise bir manada cinlerle aynı fıtratı taşıyan insan da aynı şeyleri yapabilirdi.

Nitekim beşer tarihine baktığımızda daha Hz. Adem zamanında ilk kanın döküldüğünü görüyoruz. Bu arada, aynı beşer içinde, kendisini ve Rabb’ini bilen, fıtratını vahiy ile şekillendirenler ve tam anlamıyla halifeliği temsil edenler de az değildi. Meleklerin o anda bilemedikleri husus da meselenin işte bu yönüydü ki, Cenab-ı Hak meleklere: “Ben sizin bilmediğiniz pek çok şey bilirim.” ikazında bulunmuştu. Evet, bu ayet-i kerimeden açıkça anlıyoruz ki, cinler insanlardan önce yaratılmıştı ve onlar, yeryüzünde bozgunculuk yaparak kan dökmüştü.


Sorumlulukları açısından insanlara benzerler


Cinler de aynen insanlar gibi kulluk için yaratılmışlardır. Nitekim bir âyette Allah (celle celâluhû) “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyurmaktadır. Cinler de insanlar gibi Allah’a muhatap olan iradeli varlıklardır. Onlara da emir ve yasakları ihtiva eden İlâhî mesajlar gelmiştir, dolayısıyla onlar da, bu mesajlarla sorumludurlar. Ayrıca cinler de insanlar gibi yerler, içerler, evlenirler, çoğalırlar ve ölürler.


Cinlerle temas kurulabilir mi?



Bazı insanların ruhları cinlerle temasa müsaittir; çabuk trans haline geçebilir, çabuk bizim buudlarımızın dışına çıkabilir ve onların âlemi, onların buudları, onların dilleri ve haberleşmeleriyle mayalanabilirler. Bu bir fıtrat meselesidir. Ancak, bundan bir insânî üstünlük manası da çıkarılmamalıdır. Görülmeyen bu kuvvetlerin tâbi oldukları belli prensipler vardır. İnsan, her arzu ettiği yerde onlara iş yaptırtamaz. Zira onlar, Allah (celle celâluhû)’ın tayin ettiği buudun dışında iş yapamazlar. Kişi, mazhar olduğu bir kısım esmâ ve kelimeleri sırlı kilitleri açar gibi kullanıp cinlerle temasa geçebilir; ama cinler kendilerine verilmeyen imkânı kullanamazlar. Bu itibarla her insan, cinlerden istifade edemez, eden de onları her arzusunda kullanamaz. Bununla birlikte, bazı kelimeleri cinlere ait birer kod, birer telefon numarası gibi çevirip, belirli şekillerde ve belirli sayıda tekrarlayarak, onlarla irtibat kuran insanlar da az değildir.


Cinler, insanlara hangi hallerde zarar verir?


Cinler, daha çok cünüplük ve hayız-nifas hallerinde musallat olup, onları değişik şekilde ve değişik seviyede baştan çıkarabilirler. İşlenen her bir günah, şeytan ve habis cinlere açılan bir kapı ve pencere durumundadır. Bilhassa hassas tipler, bozuk ruhlular, duâdan ve duâlıların atmosferinden uzak lâubali hayat yaşayanlar, cinlerin tesirine çabuk girerler. Tabiî ki, cinlerin hayat sınırlarını ve hukuklarını ihlâl ve besmele çekmeden evlerini ve yurtlarını işgal de, cinlerden zarar görmede mühim faktörlerdir.

Bu yüzden Efendimiz, bize pis yerlere girerken duâ etmemizi öğretiyor ve onların bulundukları mezbelelik, çöplük, hamam, otluk, helâ ve hattâ kabirlerde namaz kılmamızı yasaklıyor. Bu yerler, şeytanın ve kötü ruhların uğrak yerleridir. Efendimiz, hayatımızın her safhasında duâlı olmamızı, bu kâbil zararlı oklara hedef olmaktan korunmamızı temin edecek bir kale ve kalkan sayılabilecek temiz muhitlerde bulunmamızı, temiz insanlarla düşüp kalkmamızı, duâlarla bir atmosfer oluşturmamızı ve ibadetle korunmamızı emrediyor. Öyleyse, cinlerin her türlü kötülüğünden emin olmak isteyen, her şeyden önce günahlardan şiddetle kaçınarak, onların girecekleri delikleri kapamalıdır.




--------------------------------------------------------------------------------


İnsanları günaha teşvik eden varlıklar: Şeytanlar


İslâmî literatürde şeytan, verdiği vesveselerle sürekli olarak insanları saptırmaya çalışan, ateşten yaratılmış, azgın ve kibirli varlıklara verilen addır.

Kur’an’da ilk şeytandan “İblis” diye söz edilir ve “… İblis cinlerdendi, Rabb’inin emrinin dışına çıktı.” denilerek onun aslında bir cin olduğu belirtilir. İblis’in cin olduğunu ortaya koyan diğer bir delil de onun da diğer cinler gibi ateşten yaratıldığının belirtilmesidir.

Bir zamanlar kendisine melekler arasında yer verilen bu ilk ve en büyük şeytan olan İblis, sonradan kibrine yenilerek Allah’a muhalefet eden bir varlık konumuna düşmüştür: Nitekim “O vakit meleklere: “Âdem için secde edin!” dedik. İblis dışındaki bütün melekler secde ettiler. İblis bunu yapmadı, kibrine yediremedi ve kâfirlerden oldu.” ayet-i kerimesi bu hakikati ifade etmektedir.

Şeytan, mantıksızlık mantığı diyebileceğimiz bir diyalektik ile Cenab-ı Hakk’ın “Sana emrettiğim hâlde seni secdeden alıkoyan neydi?” sorusunu, “Ben ondan daha üstünüm, beni ateşten onu çamurdan yarattın.” şeklinde cevaplandırmıştır. Bu durumda, İblis’in yaratılışı cebrî olmasına karşılık, onun şeytanlaşması kendi irade ve hatasıyla olmuştur.


Şeytan niye yaratıldı?


Şahsına ait yanları itibarıyla hiçbir zatî değer ve kıymeti olmayan bu lânetlenmiş varlığın, pek çok hikmete binaen yaratılmış olduğunda şüphe yoktur. Hiç kuşkusuz bu hikmetlerden biri, belki de en birincisi, onun cin ve insanların yükselmeleri ve alçalmaları adına oynadığı roldür. Yüce Yaratıcı, şeytanı insanın manen yükselip terakki etmesine ve kemaline sebepler dünyasında bir vesile kılmıştır. İnsan fıtratındaki birçok duygunun inkişafını, şeytan ile mücadele etmeye bağlamıştır. Şurası bir gerçek ki, mücadelenin olmadığı bir yerde ilerleme de olmaz. Nitekim, kendilerine şeytanın musallat kılınmadığı melekler için manevî bir terakki/yükseliş söz konusu değildir. Ne inkâr edenlerin ne de inananların, “Niye şeytan yaratıldı?”, veya “Olmasaydı daha iyi olmaz mıydı?” şeklindeki bir itiraza hakları yoktur. Evvelâ, Yaratıcı’ya ve O’nun haber verdiği hususlara inanmayan bir inkârcının, inanmadığı şeyleri itiraz konusu olarak ileri sürmesinin haklı bir yanı yoktur. İnanan birisinin ise O’nun takdirlerine teslimiyeti söz konusudur.


Cinlerin ve şeytanların şerlerinden korunmak için ne yapmalı?


Cin ve şeytanların şerlerinden korunmanın tek çaresi, manevî donanım ve iç-dış bütünlüğüne ermektir. Böyle bir donanımı gerçekleştiremeyen ve böyle bir bütünlüğe eremeyenlerin bir yanları mutlaka şeytanların hakimiyeti altındadır ve o insan eksiktir.

Cin ve şeytanların kötülüklerinden korunmak için dilden dua eksik edilmemelidir. Dua ve zikirlerle hep taze gül kokulu bir iklim ve bir atmosfer meydana getirilmelidir. “Gül, gül içinde biter” felsefesiyle hareket edip, ferdî manada da daima “euzu billahi mineşşeytanirracim” merdiveniyle Yüceler Yücesi’nin sığınağına ulaşma gayreti içinde bulunmalıdır. Çünkü şeytan ve habis cinler oraya giremez ve o kutsi otağa ulaşamazlar.

“Eûzü”, Allah’a karşı bir yönelme, Âlemlerin Rabbi’ne bir sığınma demektir. Zira O, Rabb’dir. Her şeyin hakkından geldiği gibi, şerir cin ve şeytanların hakkından da gelir. Şeytanlar, sığınılması gereken her şeyden “Eûzü bikelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak - Mahlukâtının şerrinden Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım.” diyerek Allah’a sığınan insana ulaşamaz ve ona zarar veremezler. Bu, Allah Rasulü’nün bir duasıdır ve o, sığınılması gereken her şeyden, kendi kerem ve cömertliğine yaraşır şekilde kendisini koruması ve muhafaza etmesi için Rabb’ine böyle yalvarmıştır.

Bu mevzuda diğer bir tavsiye de Ayet’ül-Kürsî’yi okumayı ahlak edinmektir. O da İlahî bir kalkandır ve insanı cinlerin, şeytanların şerrine karşı korur ve muhafaza eder.




--------------------------------------------------------------------------------


| | ||||||_TERİMLER_|||||| | |


Dört büyük meleği biliyor musunuz?


a) Cebrail: Allah’tan vahiy getiren melektir.

b) Mikail: Evrendeki tabiat olayları ve canlıların rızıkları ile görevli melektir.

c) İsrafil: Kıyametin kopması ve insanların kabirlerinden kalkması için “sûr”a üflemekle görevli melektir.

d) Azrail: Canlıların ruhlarını almakla görevli melektir.



--------------------------------------------------------------------------------

* Ebedî ve ezelî ne demektir?
Ebedî, sonu olmayan; ezelî ise başlangıcı olmayandır.


* Ecir nedir?
Yapılan güzel ameller karşılığında Allah’ın kullarına verdiği mânevî mükafattır.


* Ezan nedir?
Namaz vakitlerinin girdiğini bildirmek üzere müezzin tarafından okunan ve özel sözlerden oluşan dinî bir davettir.


* Farz nedir?
Dinen yapılması kesin olarak istenen şeydir.


* Fasık nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyen kimseye denir.


* Fıkıh nedir?
Kişinin amel yönünden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesidir.


* Fitre nedir?
Ramazan Bayramı’na kavuşan ve dinen zengin sayılan Müslümanların, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için fakirlere vermeleri gereken belli miktarda mal ya da paradır.


* Günah nedir?
Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan amel, söz ve davranışlardır.


* Hadis nedir?
Peygamber Efendimiz’in sözleri veya O’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine denir.


* Haram nedir?
Dinen yapılması kesin olarak yasaklanan şeydir.


* Haşr nedir?
Bütün canlıların yeniden diriltilerek mahşerde, hesap vermek üzere toplanmasıdır.


* Hatim nedir?
Kur’an-ı Kerim’in baştan sona kadar okunup bitirilmesidir.


* Hicret nedir?
Peygamberimiz’in Miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayıdır.


* Hilye-i Şerif nedir?
Peygamber Efendimiz’in dış görünüşünü ve vasıflarını anlatan eserlere verilen addır. Bu tür eserlere “Hilye-i Saâdet” de denir.


* Hurâfe nedir?
Akla ve ilme aykırı olan ve hiçbir temeli bulunmayan batıl inançlar ve uygulamalardır.


* Hutbe nedir?
Cuma ve bayram günlerinde camilere gelen müminleri, dinî konularda aydınlatmak üzere hatibin minberde yaptığı konuşmadır.


* İbadet nedir?
Allah’a gönülden, isteyerek yönelmek ve karşılığında sevap vaatedilen dinî görevleri ve amelleri Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yerine getirmektir.


* İlâhî ne demektir?
Tasavvuf edebiyatında Allah ve Peygamber sevgisini dile getiren şiir türünden dizelerdir.




--------------------------------------------------------------------------------


ESMÂ-Ü’L HÜSNÂ


er-RAHMÂN
Ezel’de bütün yaradılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran;
Sevdiğini, sevmediğini ayırt etmeyerek bütün mahlûkatını sayısız nimetlere gark eden...
Hayatları için lüzumlu olan bütün rızıkları veren...


er-RAHÎM
Pek ziyade merhamet edici;
Verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedî nimetler vermek suretiyle mükâfatlandırıcı...
Rahmân ism-i şerîfinden Allah Teâlâ’nın ezelde bütün mahlûkatı için hayır ve rahmet irade buyurduğu anlaşılır. Rahîm ism-i şerîfi ise mahlûkatı arasında irade sahipleri, hususan mü’minler için rahmet-i İlâhiyyenin tecellisini ifade eder.


el-MELİK
Bütün mahlûkatın hakikî sâhibi ve mutlak hükümdârı...
Allah’ın, ne zâtında ne de sıfatında hiçbir varlığa ihtiyacı yoktur. Bilâkis her şey zâtında, sıfâtında, varlığında ve varlığının devamında O’na muhtaçtır. Bütün kâinatın hakikî sâhibi, mutlak hükümdârıdır.


el-KUDDÛS
Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz...
Allah, hissin idrâk ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin tahayyül ettiği, fikrin tasarladığı her vasıftan münezzeh ve müberradır. O hatâdan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten çok uzak ve pek temiz olandır. Bu bakımdan her türlü takdîse lâyıktır.
İnsan su’-i ihtiyârı karışmadığı müddetçe kâinatta fıtrî olarak bulunan umumî temizlik hakikatı da, Cenâb-ı Hakk’ın KUDDÛS isminin tecellîsidir.