Bugün toplumumuzda aslına uygun kullanılmayan ve tam bir keşmekeş içerisinde olan bir kavram karmaşası var. Elbette bunun temelinde maalesef tahsilli tahsilsiz toplumumuzun her kesimini içine alan amansız bir cehalet hastalığı yatmaktadır. Bu hastalığın en çok etkilediği hatta kullandığı dinimizdir dolayısıyla da müminlerdir.
Müzmin hastalık halına gelen o kadar çok husus var ki; bunların gerçeklerinin yazılması, anlatılmasının zamanın gelip de geçmiştir. Bizim bu yazımızda üzerinde duracağımız konu zengininden fakirine, şehirlisinden köylüsüne, işçisinden memuruna, toplumun her kesimini bir şekilde ilgi alanına almış, üzülerek ifade edeyim ki; işin ehli diye ortaya çıkan yazar, hocalarda bu meselenin özünden uzak, konu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan açıklamalarıyla insanları sömürmekten başka bir şey yapmamaktadırlar.
İşin uzmanı diye ortaya çıkanlar; hadisenin gerçeğini anlatmak yerine, ya gündemi yakalayıp şöhret olmak, yada daha çok para kazanmak için yalan yanlış birçok kırlı bilgiyi insanımıza sunmaktadırlar. Açıklamaya çalıştığımız konu; cincilik, muskacılık, büyücülüktür, birde bunların yanına hoca sıfatını ekleyelim.
Şimdi bu kavramların ne demek olduğunu, ne demek olmadığını ve dinimizin bunlar hakkındaki hükmünü beraber inceleyeceğiz.

MUSKA
İnsana musallat olan kötülükleri, hastalıkları ve nazarları uzaklaştırdığına inanılarak boyna asılan, üstte taşınan, evde yada iş yerinde bulundurulan yazılı kâğıtlara muska denir.
Muska kelimesinin aslının "nüsha" olduğu söylenmekle beraber; buna Arabistan'da "hamaya", Türkiye'de "muska" ve "hamail" denir. Hadis ve Fıkıh kitaplarında ise "rukye" olarak geçmektedir.
Muskalar genellikle cin şerrinden, büyü, sihir ve nazardan, meydana gelen yada gelebilecek olası bir hastalıktan korunmak veya tedavi olmak amacı ile yazılır–yazdırılır. Bazen üçgen bazen de dörtgen şeklinde hazırlanan muska–hamailler ülkemizde meşin, teneke, gümüş kap ve muhafazalar içerisinde kullanılmaktadır. Boyna asılan veya üstünde taşınan bu muskalar değişik çeşitlerde ve isimlerde ülkemizde oldukça yaygındır.


MUSKALARA NELER YAZILIR
Bu hamaillere (muskalara) yalnızca sure, ayet, hadis ve sahih dualar yazıldığı gibi, Allah'ın, meleklerin, efsanevi kişilerin isimleri, anlaşılmayan tılsımlı (!?) sözler, değişik çeşitli işaret, simge ve resimlerle rakamlarda kullanılmıştır.
Muskalarda yazan ayet, Esmaulhüsna ve sahih dualar İslamî esas ve üslülere uygun yazılırsa bu İslamî döneme aittir. Muskalarda yazılan meleklerin isimleri, efsane kahramanlarının isimleri, işaret ve rumuzlar ise İslam'la bir alakası olmayıp, bunların temeli İslamiyet'ten önceki batıl ve sapık inançlara dayanmaktadır.

İSLAMİYETTE NAZAR, SİHİR VE
CİN'DEN TEDAVİ YOLLARI

Dinimizce nazar, korku, sihir ve cin musallatı gibi bir takım rahatsızlıkların Kuran'a ve sünnete uygun tarzda okuma ve yazma yolu ile tedavisi caizdir. Ancak bunun bir takım şartları vardır :
1– Okunan ve yazılan şeyler ya Kuran'da geçen ayet veya sureler olacak yada Hadis–i Şeriflerde bildirilen dualar olacak.
2– Manası bilinmeyen isimler ve cümleler ile bir takım harf, resim, işaret ve rakamlardan oluşan çizelgeler olmayacak. Bu tarzda okumalar ve yazmalar dinimizce haramdır.
3–Tedavi olacak hastanın şifa bulması için niyeti önemlidir. Her türlü tedavide içilen ilaçların, okunan ayetlerin, yazılan hamaillerin birer sebep olduğunu asıl şifayı verenin ise yalnızca Allah olduğu bilinmeli ve buna iman edilmelidir.
4– Günümüzde çokça talep gören, birilerini sevdirmek veya nefret ettirmek gibi tedavi ile alakası olmayan işler için okuma ve yazma kesinlikle yapılmamalıdır.
Muska ve hamail hazırlarken veya hasta tedavi ederken kullanılan bir diğer yöntemde ebcet hesabıdır. Maalesef birçok Müslüman tarafından bilinçsizce kullanılan bu yöntem de doğru bir yol değildir. Bu yöntem ve yönteme dair ortaya atılan iddiaların çoğunluğu İsrailıyattan bize ulaşmış,uydurmalardan başka bir şey değildir.
Ebcedin hesapta ya da farklı alanlarda kullanımı bizim konumuz değil. Ancak halk arasında dolaşan ve Kuran ayetlerinin ebced hesabı ile hazırlanmış rakamlardan yapılan muskalar vardır ki; bu şekilde nüshalar hazırlamak haram, bunlardan şifa ummakta küfürdür.
Bu gibi şeyler Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamalarında kesinlikle olmadığı gibi ashab, tabiin ve büyük imamların böyle bir yola başvurmadıkları ilmen ve tarihen bilinen bir hakikatlerdir. Ebced hesabına dayanan Hurufilik, işi o kadar ileri boyutlara taşıdı ki; Kur'an üzerine bakma sapıklığına bulaştılar.
Kutsal ve batini bir ilim (!?) olan Cifr'in Hazreti Ali tarafından kotlandığı iddia edilir. Bunun bir iftira ve uydurmadan başka bir şey olmadığı ehli ilim tarafından bilinir.


KİM SİHİRBAZA, KAHİNE, BÜYÜCÜYE
GİDİP BİR ŞEY SORARSA DİNİ İNKAR ETMİŞTİR

Ülkemizde yaşayan gerçek alim, ilim ehli, hoca efendiler, cin çarpması, sihir ve bu tür hastalıkların teşhis ve tedavi konusuna pek eğilmediler. Bunu fırsat bilen din istismarcıları, meydanı boş bularak hocalık ve şeyhlik kisvesine bürünüp insanları sömürdü, aldattı ve hatta birçoklarını da dinden çıkardılar. İnsanımız bu sahtekarların ortaya attıkları palavralara inanıp, kolayca bu vicdansızların ağına düştüler. Hastalıklar maddi mi manevi mi? manevi ise cinlerle mi alakalı, yoksa sihir mi? Bunların alameti nedir? İslam'ı usullerle tedavi şekli nasıldır? İnsanımız bilgi sahibi olunmadığı için bu tür suiistimalci insanlara giderek maddi ve manevi zararlara uğramışlardır.
İnsanımızın bu sahtekarların peşine gitmesi neticesinde maddi zararın yanında çok büyük manevi kayba da uğramaktadırlar. İnsanımız bu tip kişilerin faziletli, insan üstü, doğa üstü bir takım güçler sahibi ve iyi niyetli insanlar olduğu zannı ile ve daha da kötüsü gaybı bildikleri inancına kapıldılar. Halbuki gittikleri bu şahıslar kahin, büyücü, arraf, müneccim, sihirbaz ya da cincidir; bunların hiçbirisi gerçek manada ne hocadır, ne alimdir, nede şeyhtir !
Cenab–ı Hak Neml suresi 65. ayeti kerimede mealen;
"De ki; göklerde ve yerde olan gaybı Allah'tan başka kimse bilmez" buyuruyor.
Peygamber Sallallahu Sleyhi ve Selem Efendimizde;
"Her kim arrafa, sihirbaza, kahine gidip bir şey sorar ve onun dediğini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkar etmiş olur." buyurur.
Araf kime denir?
Çalınmış ve kaybolmuş şeylerden haber veren kişiye.
Kahin kime denir?
Gelecekten haber veren ve kendisinde bir takım esrarın var olduğunu iddia eden kişiye.
Sihirbaz kime denir?
Sihir ve büyü yapan kişiye.

KAHİN, SİHİRBAZ DEMEKTİR,
SİHİRBAZ İSE KAFİRDİR

Ülkemizde genellikle falcı ve medyum diye isimlendirilen kahinler, gelecekte olacak hadiseleri önceden bildiğine inanılan kimselerdir. Bunların çoğu cinlerle, bazıları da yıldız name denilen kitapla iş görür.
Hazreti Ali Radıyallahu anh bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Kahin, sihirbaz demektir, sihirbaz ise kafirdir."
Unutulmamalıdır ki sihri yapanda yaptıran da dinden çıkar (Allah'a sığınırız). Hatta kişinin kendisine yapıldığını sandığı sihri çözdürmek için bile sihirbaza gitmesi helal değildir. Kuran'da ve Resulullah'ın sünnetinde her derdin çaresi bildirilmiştir. Allah celle celaluhu'nün kitabı, Resulü'nün sünneti ve bunlarla amel eden veya etmeye çalışanlar varken; müslümanım diyen insanın cincide, sihirbazda, falcı da, medyum ve papaz yanında ne işi olabilir?!
İnsanların bir çoğu, hatta hoca arkadaşlarımız ve iyi niyetli Müslümanlar bile cinci, kahin, müneccim, sihirbaz ve benzerlerine "hoca" diye gider olmuşlardır. Halbuki onların yaptığı işlerin "hocalık" ile hocalarında onlar ile hiçbir alaka ve benzerliği yoktur. "Hoca" denilen kişi Kuran'ın ve Sünnetin müsaade etmediği şeyleri yapmaz, yapamaz, yapmamalıdır. Bu hususta ve diğer her hususta nefsimize, şeytana, şeytanlaşmış insanlara ve cinlere uymaktan Rahman olan Allah'a sığınırız. Aşağıda maddeler halınde yazacağımız husulara dikkat edin, bu hususlar herkimde görürseniz, ondan uzak durun, onun ilimler hocalıkla uzaktan yakından alakası yoktur.
1–Hastasından resmini ister, ona bakar ve hasta hakkında bilgiler verir.
2–Hastanın ve annesinin isimlerini sorar ve bu usulle malumat verir.
3–Suya veya aynaya bakarak, suya cin, huddam veya ruhanilerin(!?) geldiğini söyler ve bu usulle cevap verir.
4–Hastanın kullandığı herhangi bir eşyayı yada elbiseyi ister…
5–Besmele çekmeden bir tavuk yada horoz kesilmesini ve kanının hastaya sürülmesini ister.
6–Manası belli olmayan şeyler ile muska yazar (bazısı bunlara ayetlerin vefki, şifresi der).
7–Manası belli olmayan azimet ve tılsımlar okur.
8–Bazen hastaya bazı muskalar (veya kilit gibi bazı eşyalar) verir ve bunları denize
atmasını, toprağa gömmesini veya yakmasını söyler.
9–Suyun içinden, gözlerinin önünde sihir dediği muskaları çıkarır ki bunlar genelde kendi
hazırladığı ve beraber çalıştığı cinlere getirttiği şeylerdir.
10–Bazen hastanın ismini, annesinin ismini ve niçin geldiğini söylerler.
11–İçerisine kan veya idrar damlatılmış su ile abdest alınmasını veya bu suyun içilmesini söylerler.
Bunlardan bazıları kendilerine müracaat eden Müslümanları yanlış bilgilerle aldattıkları gibi, Kuran–ı İslamiyet'in müsaade etmediği usulle yazmak ve okumak yada tamamen şirk ve küfür dolu bir takım tılsım ve sözlerle istismar edip küfre sokmaktadırlar.
Bu sahtekar üfürükçülerin arasında domuz yağına ayet okuyanlar, ayet yazılı kağıtları belden aşağıda taşıyanlar, bu kağıtları helaya atan, hatta Kuran'ın üzerine oturanlar, kan gibi necis şeylerle muska yazanlar, yazılı muskaları idrara batıranlar bile vardır. Bunların ve benzerlerinin hiçbir hastalığın tedavisinde, sıkıntının giderilmesinde yapılması helal değil, haramdır, küfürdür. Allah muhafaza buyursun…
..................
Nazarın var olduğu bir hakikattir. Allah'tan talep ederek, Allah'a sığınarak nazara karşı durulabilir. Sihrin varlığı da bir hakikattir, Allah müsaade ederse tesir edeceği inkar edilemez. Cinlerin varlığı da aynı şekilde Kuran ve sünnetle sabittir. Onlarda Rabbimiz dilerse insana musallat olabilir ve tesir edebilirler. Bu hususlar şüphe kabul etmez ancak derdi veren Allah dermanı da vermiştir. O da Kuran'da ve sünnettedir. Aklı selim bir Müslüman tedavi olurken asla Kuran'a ve sünnete uymayan bir yola girmez, girmemelidir. Bahsi geçen tüm hastalık ve dertlerin İslami tedavi usulleri vardır ve ehlince malumdur. Bunların dışına çıkarak günaha batmak veya dinden çıkmak, insanı ebedi helake götürür.
Cinlerin, insanların, vesvese verenin, sihirbazların ve bütün yaratılmışların şerrinden alemlerin Rabbi olan Allah'a sığınırız…