İnsan yaşayabilmek için oksijen ve hava basıncına ihtiyaç duyar. Soluk almamız ise havadaki oksijenin

akciğerlerimizdeki hava keseciklerine girmesiyle mümkün olur. Ancak yükseklere çıktıkça

Dünya'nın atmosferi inceldiği için atmosfer basıncı

dolayısıyla da kan dolaşımına giren oksijen miktarı düşer. Bunun sonucunda nefes almak zorlaşır. Akciğerin hava kesecikleri daralıp büzülürken

göğüste boğuluyormuş ve nefes alamıyormuş gibi bir his oluşur.
Eğer kandaki oksijen vücudun ihtiyacı olandan daha az olursa

vücutta birtakım rahatsızlıklar ortaya çıkar. Aşırı yorgunluk

baş ağrısı

baş dönmesi

mide bulantısı ve muhakemenin bozulması gibi belirtiler yaşanır. Belli bir yüksekliğe ulaşıldığında ise insan için nefes almak artık imkansız hale gelir. Dolayısıyla bizim böyle bir yükseklikte yaşayabilmemiz için oksijen desteğine ve özel giysilere ihtiyacımız olur.
Deniz seviyesinin 5.000-7.500 m yukarısında olan bir kişi

nefes alma güçlüğü nedeniyle bayılarak komaya girebilir. Bu yüzden uçaklarda nefes almak için oksijen donanımı da mevcuttur. Uçaklar deniz seviyesinin 9.000-10.000 m yukarısında uçarken kabinde hava basıncını düzenleyen özel sistemler vardır.
"Anoksiya" olarak bilinen rahatsızlık da vücut dokularına oksijenin gitmemesinden kaynaklanır. Bu oksijen eksikliği

3.000-4.500 m yükseklikte meydana gelir. Kimi insanlar böyle bir ortamda bilinçlerini bile kaybedebilirler

ancak hemen oksijen takviyesi yapıldığında hayatları kurtulabilir.
Aşağıdaki ayette yapılan benzetmede bu fiziksel gerçeğe –yüksekliğin artmasıyla göğüste meydana gelen değişime– şöyle işaret edilmektedir:
Allah

kimi hidayete erdirmek isterse

onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse

onun göğsünü

sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah

iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi

125)