USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Bilgiler
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Bilgiler Dinimizle ilgili paylaşmak istediğimiz herşey

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-23-2007, 02:03 AM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart peygamberlerden sonra insanların en üstünü Hz.Ebu Bekir

Hz. EBÛ BEKR-İ SIDDÎK



Hz. Ebû Bekir daha Müslüman olmamıştı. Çok te’sîrinde kaldığı bir rü’yâ gördü. Gökten dolunay inip Kâ’be-i muazzamaya gelmiş ve sonra parça parça olmuş parçalar Mekke’deki her evin üzerine düşmüş sonra da tekrar bir araya gelip göğe yükselmişti. Fakat kendi evine düşen ay parçası evde kalmış tekrar göğe yükselmemişti. Hz. Ebû Bekir evin kapısını kapayarak ay parçasının çıkmasına mâni olmuştu.

Kavminden Peygamber gelecek

Sabahleyin heyecanla uyanan Hz. Ebû Bekir hemen bir Yahûdî âlimine gidip rü’yâsını anlattı. O da dedi ki:

- Bu rü’yâ karışık rü’yâlardan biridir. Bunun ta’bîri yapılamaz.

Fakat bu söz O’nu tatmin etmemişti. Devamlı bu rü’yânın ta’bîrini düşünüyordu.

Bir zaman sonra ticâret maksadıyla gittiği yerde râhip Bahîra’ya rü’yâsını anlattı. Rü’yâ Bahîra’nın çok dikkatini çekti. Bunun için Hz. Ebû Bekir’e sordu:

- Sen nerelisin?

- Kureyş’tenim.

- Tamam. Şimdi rü’yânı ta’bîr edeyim. Mekke’de bu kavimden bir peygamber gelecek O’nun hidâyet nûru her yere yayılacak. Sen O hayatta iken O’nun vezîri vefâtından sonra da Halîfesi olacaksın!..

Hz. Ebû Bekir ne yapacağını şaşırmış hâldeyken râhip Bahîra sözlerine şöyle devam etti:

- Şimdi sen hemen memleketine dön! O’na ulaş! O’na vahiy gelmeye başladığında git herkesten önce O’na îmân et!

Hz. Ebû Bekir bu ta’bîri kimseye anlatmadı. Peygamber efendimiz peygamberliğini teblîğe başlayınca sordu:
- Peygamberlerin peygamber olduklarına dâir delîlleri vardır. Senin delîlin nedir?

Peygamber efendimiz buyurdu ki:

- Peygamberliğime delîl o rü’yâdır ki bir Yahûdî âliminden ta’bîrini istedin. O âlim “Karışık bir rü’yâdır i’tibâr edilmez” dedi. Sonra râhib Bahîra doğru ta’bîr etti. Yâ Ebâ Bekr seni Allahü teâlâya ve Resûlüne îmân etmeğe da’vet ederim.

Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Zaten bir gece önce şöyle düşünmüştü:

Aklıma yatmıyor

“Baba ve dedelerimizin seçtiği din hiç aklıma yatmıyor. Zîrâ hiçbir zarar ve fayda vermeye kâdir olmayan bir heykele tapınmak ibâdet etmek akıllıca bir iş değildir. Bu kadar muazzam bir kâinâtın bir yaratıcısı olması lâzımdır. Fakat bunu kendi aklım ile bulmam mümkün değildir. Yarın gidip durumu Muhammed aleyhisselâma anlatayım. Bu durumu ancak O’na arz edebilirim. Zîrâ olgun ve akıllı doğru görüşlü hiç yalan söylemiyen bir kimsedir. Herkes O’ndan Muhammed-ül emîn diye bahsetmektedir. O ne yapmamı isterse ona göre hareket ederim.”

Resûlullah efendimiz de aynı gece Hz. Ebû Bekir’i İslâm’a da’veti düşünmüştü. Sabah olunca her ikisi de aynı düşünce ile birbirlerinin evine gitmek üzere evlerinden çıktılar. Yolda karşılaştıklarında “Sözleşmeden birleştik” dediler.

Hz. Ebû Bekir Peygamber efendimizin huzurlarında Müslüman olur olmaz hemen yakın arkadaşları hatırına geldi:

- Yâ Resûlallah müsâade ederseniz yakın arkadaşlarımı da huzûrunuza getirip onların da Müslüman olmalarını arzû ediyorum. Onların da ebedî saâdete kavuşmalarını istiyorum diyerek arkadaşlarına koştu.

Arkadaşlarım dediği Hz. Osman Hz. Talhâ bin Ubeydullah Hz. Zübeyr Hz. Abdurrahmân bin Avf Hz. Sa’d bin Ebî Vakkâs ve Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh gibi ileride Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden ve Cennetle müjdelenenlerden olacak kimselerdi.

Gelin îmân edin

Hz. Ebû Bekir yeni Müslüman olmasının aşk ve şevkiyle Mescid-i Harâma vardığında dayanamayıp müşrikler tarafına dönerek seslendi:

- Bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allahü teâlâyı bırakıp niçin gidip bu âciz putlara tapıyor onlara yüz sürüyorsunuz. Gelin Allaha ve O’nun resûlü Muhammed aleyhisselâma îmân edin!

Bunun üzerine müşrikler hep birlikte üzerine yürüdüler. Kendisini çok fecî şekilde dövdüler. Kabîlesinden gelen ba’zı kimseler kendisini baygın bir hâlde evine götürdüler.

Hz. Ebû Bekir uzun bir süre kendisine gelemedi. Ayılması için yapılan bütün gayretlerden bir netîce alınamıyordu. Artık ümitsiz bir şekilde başında beklemeye başladılar. Nihâyet akşam üstü biraz kendine gelir gibi oldu. Gözünü açar açmaz ağzından çıkan ilk kelâm şu oldu:

- Resûlullah ne yapıyor O ne hâldedir? O’na birşey oldu mu?

Annesi Ümmülhayr sevinç içinde dedi ki:

- Yavrum bir şey arzû eder misin yiyip içmek ister misin?

- Anneciğim ben Resûlullaha birşey oldu mu diye soruyorum. O’nun hakkında bana bilgi getirmediğin takdîrde ne bir lokma yerim ne de birşey içerim.

- Evlâdım vallahi O’nun hakkında bir bilgim yok. Onun için sana cevap veremiyorum. Sen biraz ye kendine gel. Sonra O’nun durumunu öğrenirsin.

- Hayır anne!.. Sen Ümm-i Cemil’e git ve de ki: Oğlum Ebû Bekir senden Resûlullahı soruyor. Acaba ne hâldedir?

Annesi de îmân etti

Annesi hemen gidip Ümm-i Cemil’e durumu anlattı.

Daha sonra annesi ve Ümm-i Cemil’in yardımıyla yavaş yavaş Hz. Erkam’ın evine vardı. Peygamber efendimizi sağ sâlim görünce çok sevindi Resûlullaha sarıldı. Artık bütün ağrılarını unutmuştu. Peygamber efendimize dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Bu benim annem Selmâ’dır. Ona duâ etmenizi istiyorum. O da hidâyete kavuşsun!

Peygamber efendimiz duâ buyurdu. Böylece annesi de îmân ile şereflendi ve ilk Müslümanlardan oldu.

Resûlullah efendimiz Mi’râca çıktıktan sonra ertesi gün Kâ’be yanında mi’râcını anlatınca işiten müşrikler inkâr edip alay etmeye başladılar. Müslüman olmaya niyetli olanlar da vazgeçtiler.

Müşrikler “Tamam bu defa bir koz yakaladık” diyerek Hz. Ebû Bekir’e gidip sordular:

- Ey Ebâ Bekr! Sen çok defa Kudüs’e gidip geldin. İyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek ne kadar zaman sürer?

- İyi biliyorum. Bir aydan fazla.

Mi'râcınız mübârek olsun!

Kâfirler bu söze sevindi. “Akıllı tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek alay ederek ve Hz. Ebû Bekir’in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek “Senin efendin Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor” diyerek Ebû Bekir’e sevgi saygı gösterdiler.

Hz. Ebû Bekir Resûlullahın mübârek adını işitince;

- Eğer O söyledi ise inandım. Bir anda gidip gelmiştir deyip içeri girdi.

Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı. Önlerine bakıp gidiyorlar ve bir taraftan da diyorlardı ki:

- Vay canına Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir’e de sihir yapmış.

Hz. Ebû Bekir hemen giyinip Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle dedi ki:

- Yâ Resûlallah! Mi’râcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki bizleri senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlıyan yüzünü görmekle ve kalbleri alan rûhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni’metlendirdi. Yâ Resûlallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana fedâ olsun!

Böylece Hz. Ebû Bekir o gün tereddüde düşen Müslümanların tereddütlerini giderdi diğerlerinin ma’nevîyatlarını güçlendirdi. Böyle tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah o gün Hz. Ebû Bekir’e Sıddîk dedi. Bu adı almakla bir kat daha yükseldi.

Beraber hicret ederiz

Mekke’de müşriklerin Müslümanlara yaptıkları baskılar ve işkenceler üzerine Müslümanların çoğu Resûlullah efendimizin izniyle Medîne’ye hicret etti. Hz. Ebû Bekir de hicret için izin istediğinde Resûl-i ekrem buyurdu ki:

- Sabreyle. Ümîdim odur ki; Allahü teâlâ bana da izin verir. Beraber hicret ederiz.

- Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Böyle ihtimâl var mıdır?

- Evet vardır.

Peygamber efendimizin bu cevapları Hz. Ebû Bekir’i sevindirmişti.Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir hazırlıklara başladı. Hicret için iki deve satın aldı ve o günü beklemeye başladı. Artık Mekke’de sadece; sevgili Peygamberimiz ile Hz. Ebû Bekir Hz. Ali fakîrler hastalar ihtiyârlar ve müşriklerin hapse attığı mü’minler kalmıştı.

Diğer taraftan Medîneli Müslümanlar ya’nî Ensâr hicret eden Mekkelileri ya’nî Muhâcirleri çok iyi karşılayıp misâfir ettiler. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi.

Resûlullah efendimiz hicret gecesi Allahü teâlânın emriyle evinde Hz. Ali’yi bırakıp müşriklerin üzerine toprak saçarak uzaklaşıp Hz. Ebû Bekir’in evine gitti. Hz. Ebû Bekir’e buyurdu ki:

- Hicret etmeme izin verildi.

Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk heyecanla sordu:

- Mübârek ayağınızın tozuna yüzümü süreyim yâ Resûlallah! Ben de beraber miyim?

Efendimiz cevap verdiler:

- Evet...

Anam-babam fedâ olsun

Hz. Ebû Bekir sevincinden ağladı. Gözyaşları arasında dedi ki:

- Anam-babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah! Develer hazır. Hangisini murâd ederseniz onu kabûl buyurunuz.

- Benim olmayan deveye binmem. Ancak bedeliyle alırım.

Bu kesin emir karşısında mecbur kalan Hz. Ebû Bekir devenin bedelini söyledi.

Hz. Ebû Bekir Abdullah bin Üreykıt isminde kılavuzluğu ile meşhûr olan zâtı çağırıp yol göstermesi için ücretle tuttu ve develeri üç gün sonra Sevr dağındaki mağaraya getirmesini emretti.

Safer ayının 27’si perşembe günü Peygamber efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk yanlarına bir miktar yiyecek alarak yola çıktılar. İzleri belli olmasın diye parmaklarına basarak gidiyorlardı. Hz. Ebû Bekir Resûlullahın çevresinde ba’zan sola ba’zan sağa öne arkaya gidiyordu. Peygamberimiz niçin böyle yaptığını sorunca dedi ki:

- Etraftan gelecek bir tehliaaai önlemek için. Eğer bir zarar gelirse önce bana gelsin. Canım yüksek zâtınıza fedâ olsun yâ Resûlallah!

- Yâ Ebâ Bekr! Başıma gelecek bir musîbetin benim yerime senin başına gelmiş olmasını ister misin?

- Evet yâ Resûlallah! Seni hak dinle hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemîn ederim ki gelecek bir musîbetin senin yerine benim başıma gelmesini isterim.

Mağara kapısı önüne geldiklerinde Hz. Ebû Bekir dedi ki:

- Allah için yâ Resûlallah içeri girmeyin! Ben gireyim orada zararlı bir şey varsa bana gelsin mübârek zâtınıza bir keder bir elem değmesin.

Ayağını yılan soktu

Sonra içeri girip süpürüp temizledi. Sağında solunda irili ufaklı birçok delikler vardı. Hırkasını parçalayıp delikleri kapadı fakat biri açık kaldı. Onu da ökçesi ile kapayıp Resûlullahı içeri da’vet eyledi.

Peygamber efendimiz içeri girdi ve mübârek başını Hz. Ebû Bekir’in kucağına koyup uyudu. O zaman Hz. Sıddîk’ın ayağını yılan soktu. Resûlullahın uyanmaması için sabredip hiç hareket etmedi. Fakat gözyaşı Resûlullahın mübârek yüzüne damlayınca buyurdu ki:

- Ne oldu yâ Ebâ Bekr?

- Ayağım ile kapattığım delikten bir yılan ayağımı soktu.

Resûlullah efendimiz Ebû Bekir’in yarasına iyi olması için mübârek ağzının yaşından sürünce acısı hemen dindi şifâ buldu.

Resûlullah efendimiz ve Ebû Bekr-i Sıddîk içerde iken müşrikler iz takip ederek mağaranın önüne geldiler. Mağaranın ağzının bir örümcek tarafından örüldüğünü ve iki güvercinin de yuva yaptığını gördüler. İz sürücü Kürz bin Alkama dedi ki:

- İşte burada iz kesildi.

Müşrikler dediler ki:

- Eğer onlar buraya girmiş olsalardı kapının üzerindeki örümcek ağının yırtılmış olması lâzım gelirdi. Bu örümcek ağını Muhammed doğmadan önce örmüştür.

İçeri bakmadan geri döndüler

Müşrikler kapı önünde münâkaşa ederken içeride Hz. Ebû Bekir endişeye kapıldı. Kâinâtın sultânı efendimiz buyurdu ki:

- Yâ Ebâ Bekir! Üzülme! Şüphesiz Allahü teâlâ bizimledir.

Müşrikler içeri bakmadan geri döndüler.

Mağarada üç gece kalıp pazartesi gecesi yola çıktılar. Eylül ayının 20 ve Rebî’ul-evvelin 8. pazartesi günü Medîne’de Kubâ köyüne geldiler. O gün Müslümanların Hicrî şemsî sene başlangıcı oldu.

Hz. Ebû Bekir hazerde ve seferde Resûlullahtan hiç ayrılmadı. Ona her zaman arkadaşlık etti. Her zaman malını canını fedâ etmeye hazır hâlde yanında beklerdi.

Bedir savaşında bir ara İslâm askeri zorlanmaya başladı. Bunun üzerine Peygamber efendimiz Sa’d ve Sa’îd hazretlerini gönderdi. Sonra Hz. Ebû Zer’i gönderdi. Daha sonra da Hz. Ömer’i gönderdi. Bir saat geçtiği hâlde zorlanma devam ediyordu. Bunu gören Hz. Ebû Bekir kılıcını çekip atına binmek isteyince Peygamber efendimiz elinden tutup buyurdu:

- Yanımdan ayrılma yâ Ebâ Bekr! Bedenime ve kalbime gelen her sıkıntı senin mübârek yüzünü görmekle hafifliyor. Seninle kalbim kuvvetleniyor.

Peygamber efendimiz Hz. Ebû Bekir’i ağlarken görünce buyurdu ki:

- Yâ Ebâ Bekir ağlama! Arkadaşlığı ve malı bana senden daha bereketli olanı yoktur.

Hz. Ebû Bekir'in îmânı

Hz. Ebû Bekir diline hâkim olmak lüzûmsuz hiçbir şey konuşmamak için mübârek ağzına taş koyardı. Mecbûr kalmadıkça aslâ dünya kelâmı konuşmazdı. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Ebû Bekir’in îmânı bütün mü’minlerin îmânı ile tartılsa Ebû Bekir’in îmânı ağır gelir.)

Peygamber efendimizin ilk halîfesi ve peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmak fazîleti üstünlüğü sadece Hz. Ebû Bekir’e nasîb olmuştur. O dîni kuvvetlendirmek Peygamber efendimizi memnûn etmek için malını vermekte düşmana karşı cihâd etmekte hep önde olmuştur.

Hadîd sûresinde meâlen buyuruldu ki:

(Mekke-i mükerremenin fethinden önce malını veren ve cihâd eden kimseye fetihten sonra malını dağıtan ve cihâd edenden daha büyük derece vardır. Allahü teâlâ hepsine Cenneti va’detti.)

Bu âyet-i kerîmenin Hz. Ebû Bekir’in fazîletini ve derecesinin yüksekliğini gösterdiğini âlimlerimiz söz birliği ile bildirmişlerdir.

Tevbe sûresinde de önce îmâna gelenlerden her fazîlette öne geçenlerden Allahü teâlânın râzı olduğu bildirilmiştir.

Tebük gazâsında Resûlullah herkesin yardım yapmasını emir buyurunca herkes malının bir kısmını getirip verdi. Hz. Ömer her zaman en çok yardımı yapan Hz. Ebû Bekir’i bu defa geçeyim diye malının yarısını alıp getirdi. Sonra Hz. Ebû Bekir de malını getirip teslîm etti. Peygamber efendimiz sordu:

- Yâ Ömer evine ne kadar mal bıraktın?

- Yâ Resûlallah bu kadar da eve bıraktım.

Allah ve Resulünü bıraktım

Sonra Hz. Ebû Bekir’e dönüp sordu:

- Yâ Ebâ Bekr sen evine ne bıraktın?

- Yâ Resûlallah evime birşey bırakmadım. Tamamını buraya getirdim. Onlara Allah ve Resûlünü bıraktım.

Resûlullah efendimiz Hz. Ömer’e dönerek buyurdu ki:

- İkinizin arasındaki fark cevaplarınız arasındaki fark kadardır.

Hz. Ebû Bekir’in Peygamber efendimizin vefâtından sonra da çok büyük hizmetleri oldu. Zîrâ Peygamber efendimiz vefât edince Eshâb-ı kirâmın aklı başından gitti. Mescidde ağlaşmaya başladılar. Hiç kimsenin inanası gelmiyordu.

Hele Hz. Ömer tamamen kendinden geçmiş bir hâlde idi. Peygamber efendimizin mübârek yüzüne bakıp diyordu ki:

- Resûlullah bayılmış fakat baygınlığı çok ağır.

Ölüm sözünü ağzına almadığı gibi kimsenin de söylemesini istemiyordu. Dışarı çıkıp dedi ki:

- Kim “Resûlullah öldü” derse kılıcımla boynunu vururum!

Resûlullah da vefât edecektir

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Abbâs’ın Eshâb-ı kirâm arasında bir ağırlığı vardı. Eshâb-ı kirâmı ancak bunlar teskin edebilirdi. Bunun için beraber mescide gittiler. Hz. Ebû Bekir buyurdu ki:
- Ey insanlar! Resûlullahın “Ben vefât etmiyeceğim” dediğini içinizde duyan var mı?

- Hayır böyle bir söz duymadık.

Sonra Hz. Ömer’e dönüp sordu:

- Yâ Ömer bu husûsta sen birşey duydun mu?

- Hayır duymadım.

Sonra Eshâb-ı kirâma dönüp buyurdu ki:

- Hiç kimse Resûlullahın vefât etmiyeceğini söyliyemez. Cenâb-ı Hakka yemîn ederim ki Resûlullah ölümü tatmış bulunmaktadır. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde “Muhakkak sen de öleceksin onlar da ölecektir” buyurmaktadır. Resûlullah İslâmiyetin bütün hükümleri tamamlandıktan sonra aramızdan ayrıldı. Artık kendimize gelip defin işlerini tamamlayalım.

Sonra Hz. Abbâs da buna benzer konuşmalar yaptı. Böylece Eshâb-ı kirâmın aklı başlarına geldi.

Sevgili Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken “Şehîdliğin fazîletlerini” anlatıyorlardı. Şehîdlerin şefâ’ati hakkında buyurdu ki:

- Kıyâmet gününde şehîdler mahşer yerine gelirlerken orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar çocukları akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ’at ederler.

Gazânız mübârek olsun

Bu sözleri işiten Hz. Nevfel Resûlullah efendimizden şehîd olmak için duâ istedi. Resûlullah efendimiz de duâ ettiler.

Bir müddet sonra muhârebeye çıkıldı. Peygamber efendimiz de aralarında bulunuyordu. Bu muhârebe Hz. Nevfel’in duâsından sonraki ilk muhârebe idi. Ve bu muhârebede Hz. Nevfel şehîd düşerek arzûsuna kavuştu.

Peygamber efendimiz ve Eshâbı muhârebeden dönüyorlardı. Karşılamaya gelenler arasında Hz. Nevfel’in hanımı çocukları ve yaşlı annesi vardı.

Yaşlı annesi “Gazânız mübârek olsun” dedikten sonra Resûlullaha oğlunu sordu. Peygamber efendimizin gözleri nemlendi. Oğlunun şehîdlik haberini vermeye mübârek kalbi dayanamadı. Elleriyle arkayı işâret edip yoluna devam etti.

Hz. Nevfel’in annesi Peygamber efendimizin hemen arkasından gelen Allahın arslanı Hz. Ali’ye de aynı şekilde oğlunu sordu. O da şehîdlik haberini veremeyip arkayı işâret etti.

Yaşlı kadın daha sonra Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a rastladı. Onlara da oğlunun durumunu sordu. Onlar da cevap veremeyip Resûlullahın yaptığı gibi arkayı işâret ettiler.

En son gelen Hz. Ebû Bekir idi. Kadıncağız büyük bir ümitle sevgili Peygamberimizin azîz arkadaşına yaklaşarak aynı şeyleri sordu.

Hz. Ebû Bekir kendi kendine düşündü:

“Yâ Rabbî! Ne kadar zor bir durumdayım. Eğer doğruyu söylersem mahzûn kalbleri üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan sevgili Peygamberimiz çekindi. O’na nasıl aykırı davranabilirim. Sen bana öyle bir şey ilhâm et ki bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın Allahım!”

Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!..

Daha sonra Hz. Ebû Bekir bütün kalbiyle:

- Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!.. diye bağırdı.

İşte o sırada yaydan fırlamış ok gibi bir atlı yıldırım hızıyla yanlarına yetişerek dedi ki:

- Buyur yâ Sıddîk beni mi çağırdın?

Bu atlı Hz. Nevfel’den başkası değildi.

Sonra Cebrâil aleyhisselâm gelip Peygamber efendimize şunları söyledi:

- Yâ Resûlallah! Hak teâlânın selâmı var. “Eğer Peygamberin mağara arkadaşı Sıddîk bir kere daha (ALLAH) deseydi yüceliğim hakkı için bütün şehîdleri diriltirdim. Çünkü Ebû Bekir câhiliyye devrinde bile yalan söylememiştir” buyurdu.

Bu hâdiseden sonra Hz. Nevfel senelerce yaşadı. Nihâyet “Yemâme” cenginde tekrar şehîdlik şerbetini içti.

ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz