Başka yerlerde de görülmekle beraber daha çok Doğu'da insanlar

zina yapan veya yaptığından şüphe edilen kızı/kadını aile kararı ile veya aile fertlerinden birinin kendi başına verdiği karar ile öldürüyorlar. Ölen mezara

öldüren hapishaneye gidiyor

sözüm ona namus kurtuluyor; yani çevre

"Aşk olsun adama

namusunu kurtardı

kadını öldürdü!" diyorlar. Öldürmezse de aleyhinde konuşuyor

onur kırıcı dedikodular yapıyorlar.
Peki bu fiilin din ve ahlakta yeri ve değeri nedir?
İnsan ve İslam ahlakı

sebep ne olursa olsun

haksız yere (çünkü hakimin hükmü olmadan kimse kimseyi öldürme hakkına sahip değildir) insan öldürmeyi erdem mi sayar yoksa çirkin bir cinayet mi? Şüphe yok ki

cinayettir

asla erdem değildir.
Dine gelince -ki din ile ahlak birbirine ters düşmez- bırakın şüpheyi

dedikoduyu

kişi karısını zina yaparken yakalasa bile onu öldüremez; öldürürse cinayet işlemiş olur ve cezasını görür.
Peki ne yapacak?
Cevabını Kur'an-ı Kerim veriyor:
Kazf (kadını

yalan yere zina etmekle suçlamak) suçu ile ilgili âyetler gelince -ki

bu âyetlerde bir kadına zina isnad eden kimsenin bunu dört şahidle ispat edememesi halinde aaaaen sopa cezasını çekeceği ifade edilmektedir; Nur: 24/4- birçok kimsenin zihninde sorular oluşmuş

bunu gelip Hz. Peygamber'e açmışlardır. Bu cümleden olarak Sa'd b. Ubâde "Yâ Resûlellah

karımla bir erkeği yakaladığım zaman dört şahit bulacağım diye onları bırakır mıyım? Vallahi sorgusuz sualsiz kafasını uçururum!" demiş ve şu cevabı almıştır: "Sa'd'ın kıskançlığı ve namusuna düşkünlüğü sizi şaşırtmasın

ben ondan daha kıskancım

Allah da benden daha kıskançtır" (Buhârî

"Nikâh"

107; "Hudûd"

40). Hilâl b. Ümeyye Peygamberimize gelerek Şerîk isimli birisi ile karısının zina ettiğini iddia etmiş

o da dört şahit getirmezse kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti. Hilâl

"Ey Allah'ın elçisi

bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse şahit arar mı?" diye savunma yapmışsa da Peygamberimiz

"Ya dört şahit veya sırtına sopa" diyerek ısrar etmişti. Hilâl doğru söylediğini ifade ederek işi Allah'a bıraktı

O'nun vahiy ile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi

arkasından da mülâane (lânetleşme) âyeti diye anılan âyetler geldi (Ebû Dâvûd

"Talâk"

27).
Yalan ve iftirayı engellemek maksadıyla öngörülen mânevî müeyyidelere ek olarak lânetleşmenin camide yapılması uygun görülmüş

böylece alenîlik de sağlanmıştır. Aksini de câiz gören ictihadlar bulunmakla beraber mülâaneye

âyetteki sıraya göre önce erkek başlar

Allah'ı şahit tutarak

karısını açık ve seçik bir şekilde zina ederken gördüğünü dört defa söyler

beşincisinde "Eğer yalan söylüyorsam Allah'ın lâneti üzerime olsun" der. Sonra karısı dört kere

Allah'ı şahit tutarak kocasının yalan söylediğini ifade eder

beşincisinde "Eğer o doğru söylüyorsa Allah'ın gazabına uğrayayım" der. Hâkim ve dinleyici topluluk huzurunda bu yeminleşme yapılınca bazı müctehidlere göre evlilik bağı da çözülmüş olur. Bazı ictihadlara göre ise tarafları hâkim karar vererek ayırır

evliliği sona erdirir. Mülâane yoluyla ayrılmış bulunan çiftin tekrar evliliğe dönmelerinin câiz olup olmadığı konusunda da farklı ictihadlar vardır (İlgili âyetler Nûr sûresindedir. 24/6-9).
Hem âyetler hem de hadisler ve uygulama açıkça ortaya koyuyor ki

hiçbir kimsenin

kendi başına karar vererek namus/töre uğruna insan öldürmesi caiz değildir

öldürürse cinayettir

günah ve suç işlemiş olur ve cezasını çeker.