USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Bilgiler
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Bilgiler Dinimizle ilgili paylaşmak istediğimiz herşey

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-06-2007, 02:01 AM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart EbÛ Ubeyde Bİn CerrÂh

Cennetle müjdelenen ümmetin emîni:
EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH




Araplar arasındaki nâdir okuma-yazma bilenlerden olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh ve arkadaşları Osman bin Maz’ûn Ubeyde bin Hâris Abdurrahman bin Avf Ebû Seleme Hz. Ebû Bekir’in vâsıtasıyla Resûlullahın huzûrunda Müslüman oldular.
Hz. Ebû Ubeyde Hz. Ebû Bekir’in vâsıtasıyla îmâna gelenlerin onuncusudur. Îmâna geldiğinde 31 yaşındaydı. O günden vefâtına kadar malıyla mevkisiyle ve canıyla İslâmiyeti yaymak için çalıştı.

İki defa hicret etti

Mekke’de kâfirlerin eziyet ve işkencelerinin artması üzerine Peygamber efendimizin izniyle Habeşistan’a hicret etti. Sonra Medîne’ye hicret edince Peygamberimiz onu Hz. Sa’d bin Mu’âz ile kardeş yaptı.

Bedir gazâsında düşman saflarında babası da bulunuyordu. Bu gazâya melekler de katılmış insan şekline girerek ellerindeki kılıçlar ile kâfirlerle çarpışmıştı. Bu savaşta Ebû Ubeyde büyük kahramanlık göstermişti.

Hz. Ubeyde Uhud cenginde de büyük kahramanlık gösterdi. Peygamber efendimiz Ebû Ubeyde ile Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretlerini ön safta çarpışanlara kumandan olarak seçti. Kâfirleri merkezde bulunan sevgili Peygamberimize yaklaştırmamak için bütün güçleri ile savaştılar.

Peygamber efendimiz dahî düşmanı geriletecek şekilde yayıyla okuyla kılıcıyla çarpışıyordu. Eshâb-ı kirâm canlarını dişlerine takmışlar Peygamberimizin etrafında pervane olmuşlardı. Hz. Hamza Hz. Ali Hz. Ebû Dücâne Hz. Sa’d bin Ebî Vakkâs Hz. Mus'ab bin Umeyr Hz. Ubeyde bin Cerrâh Hz. Talha Hz. Zübeyr gibi Eshâb-ı kirâm Peygamberimizi korumaya çalışıyorlardı.

Pek çok Eshâbı çarpışa çarpışa şehîd oldu. Düşman gerilemişti. Zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle yerlerini terkeden Eshâb-ı kirâmın bulundukları yerden düşman süvârileri saldırıya geçti ve Peygamber efendimize kadar sokuldular.

İbni Kâmia denilen müşrik Resûlullahın mübârek başına kılıcını vurdu miğferin demiri mübârek yanaşına saplandı.

Dişleriyle çıkardı

Eshâb-ı kirâm tekrar toparlanıp müşriklere saldırdı. Düşmanı Peygamberimizin yanından uzaklaştırdılar. Hz. Ebû Ubeyde’nin sevgili Peygamberimizin mübârek yanaklarına batan demir halkaları dişleriyle çekip çıkarırken iki ön dişi kırıldı.

Bu savaş Eshâb-ı kirâmın düşmanı kovalamasıyla neticelendi. 97 kadar şehîd verildi. Bunların içinde şehîdlerin serdârı Hz. Hamza yeğeni Abdullah bin Cahş ile aynı kabre defnedildiler. Mus’ab bin Umeyr de bu savaşta şehîd olmuştu.

Hz. Ebû Ubeyde Uhud Hendek Hayber gazâlarında görülmemiş şekilde cenk etti. Mekke’nin fethinde de Peygamber efendimizin yanlarında bulundu.

Resûlullah efendimiz hicretin onuncu yılının Rebî’ul-evvel ayının 12’sinde Pazartesi günü öğleden önce vefât etti. Eshâb-ı kirâm pek çok üzülüp gözyaşı döktü. Çoğunun dili tutulup bir müddet konuşamadı.

Bir karışıklık çıkabilir

Hz. Ebû Ubeyde de gözyaşlarını tutamıyordu. Bütün Eshâb-ı kirâm kan ağlıyor ve devâsız derdi çekiyordu. İçerde cenâze hazırlıklarını yaparlarken kapı vuruldu. Gelen kimse dedi ki:

- Ebû Bekir ve Ömer burada mı?

Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer cevap verdiler:

- Evet buradayız.

- Medîneliler Benî Sa’îde Konağında toplandılar kimin halîfe olacağını konuşuyorlar. Belli bir kimseyi daha seçemediler. Herkes kendi kabîlesi reisinin seçilmesini istiyor. Bir karışıklık çıkabilir. Acele gelip bu işi hâllediniz.

Müslümanlar arasında büyük bir ayrılık baş göstermek üzere idi. İşte böyle bir anda Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde oraya Hızır gibi yetiştiler. O anda Ensârdan biri kalkıp diyordu ki:

- Bizler Resûlullaha yardım ettik. Muhâcirler bize sığındı. Halîfe bizden olmalıdır.

Hâlbuki Resûlullah her yerde sağ yanına Hz. Ebû Bekir’i sol yanına Hz. Ömer’i alır Ebû Ubeyde için de “Bu ümmetin emînidir” buyururdu.

Üçü birdenbire meydana çıkınca sanki Resûlullah kalkmış oraya gelmiş gibi oldu. Herkes bunların ne söyleyeceğini bekliyordu. Hz. Ebû Bekir uzun bir konuşma yaptı. Sonra Hz. Ömer konuştu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde dedi ki:

- Ey Ensâr! Başlangıçta bu dîne hizmet eden sizlerdiniz. Sakın işi önce bozan da sizler olmayasınız!

Sonra Hz. Ebû Bekir “Size şu iki zâtı aday yaptım birini seçiniz” diyerek Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde’yi gösterdi. Her ikisi de çekindiler “Hz. Peygamberin ileri geçirdiği bir kimsenin önüne kim geçebilir!” dediler. Hz. Ömer buyurdu ki:

- Yâ Ebâ Bekir! Resûlullah seni hepimizin önüne geçirdi elini uzat! Ben seni halîfe seçtim.

İlk bî’at Hz. Beşir sonra Hz. Ömer tarafından oldu. Sonra da Hz. Ebû Ubeyde ve diğer Eshâb-ı kirâm Hz. Ebû Bekir’i halîfe seçtiler.

Yüzleri en güzel yüz

Eğer Hz. Ebû Bekir Hz. Ömer ve Hz. Ebû Ubeyde hazretleri yetişmeseydi Müslümanlar parçalanacaktı. Bu üç Eshâbın hizmeti Kıyâmete kadar unutulmayacaktır.

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah der ki:

- Kureyş halkının içinde üç kişi vardır ki yüzleri en güzel yüz; akılları en selim akıl; kalbleri en metîn kalbdir. Bunlar Hz. Ebû Bekir Hz. Osman ve Hz. Ebû Ubeyde’dir.

Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh hayatını hep İslâma hizmetle geçirmiş insanların ebedî saâdete kavuşmaları için çırpınmıştır. Kabr-i şerîfi Şam’dadır.

Hz. Ebû Bekir halîfe olunca Ebû Ubeyde’yi kumandan tayin etti. Humus Şam Ürdün ve Filistin’i fethetmek ve oradaki insanların da İslamiyetle şereflenmeleri için gönderdi. Hz. Ebû Ubeyde Bizanslıların Suriye’yi kurtarmak için topladıkları büyük bir haçlı ordusunu Yermük’te karşıladı. Halîfe Hz. Ebû Bekir Ebû Ubeyde’ye yardım için Hz. Hâlid bin Velid’i gönderdi.

İslâm kumandanları bu savaş için Hâlid bin Velîd’i başkumandan seçtiler. Düşman ordusu 240 bin İslâm ordusu 40 bin civârında idi. Hâlid bin Velid orduyu biner kişilik alaylara bölüp her birine alay kumandanı tayin etti. Ebû Ubeyde’yi merkeze diğer kumandanları sağ ve sol kanatlara yerleştirdi.

Yüzbin Rum öldürüldü

Bizans ordusu üzerine saldırıya geçildi. Savaş bütün hızıyla devam ederken Bizans generallerinden Yorgi Hz. Hâlid bin Velid’in “Allahın kılıcı” lâkabını duyarak hidâyete gelip Müslüman oldu.

O da Müslümanların safında Bizanslılarla savaştı. Uzun ve çetin savaşların neticesinde koca Rum ordusu yenilerek dağıldı. Yüzbin Rum öldürüldü. İslâm ordusundan ise 3 bin yiğit şehâdete kavuştu.

Bu savaşta İslâm kadınları da savaştı. Bu zafer bütün Şam beldesinin fethine sebep oldu. Zafer müjdesi halîfeye bildirildi. Sonra Hz. Hâlid bin Velid ve Hz. Ebû Ubeyde “Fıhl” mevkiinde 80 bin Rum ile çarpıştılar. Onları da akşama kadar süren bir savaşta mağlup ettiler.

Hz. Ebû Bekir vefât edince yerine geçen halîfe Hz. Ömer Hz. Ebû Ubeyde’nin başkumandan olarak yine fetihlere devam etmesini emretti. Ebû Ubeyde ordusuyla Humus’a hareket etti. Sulh ile Humus’u da aldı.

Hz. Ebû Ubeyde ordusunu toplayarak Antakya’ya hareket etti. Maarra lazikiye Antaritus Banyas Selimiye zaptedilerek gidiliyordu. Kinnesrin’e Hz. Hâlid bin Velid’i gönderdi. Kendisi Haleb’e geldi. Haleb’i fethederek Antakya’yı kuşattı. Antakya da zaptedildi.

Hz. Ebû Ubeyde halîfeye durumu bildiren bir rapor gönderdi. Halîfe fethedilen yerlere İslâm kuvvetlerinin yerleştirilmesini emretti. Bu emri yerine getiren Hz. Ebû Ubeyde birçok kale ve şehri fethederek Fırat nehrine kadar ilerledi.

Fethettiği yerlere memurlar tayin ederek Kudüs’e geldi. Kudüs kuşatıldı. Kudüslüler sulh yapmak istediklerini yalnız bu sulhta Hz. Ömer’in de bulunmasını yoksa sulh yapmayacaklarını Ebû Ubeyde’ye bildirdiler. Durum Hz. Ömer’e arzedildi.

Hz. Ömer Kudüs’e geldi

Hz. Ömer yerine Hz. Ali’yi vekil tayin ederek Kudüs’e geldi. Kudüslülerle sulh yapıldı. Hz. Ömer sulhtan sonra Medîne’ye döndü.

Rum Kayseri Heraklius kaybettiği toprakları geri almak için harekete geçti. Büyük bir haçlı ordusu hazırladı. Hz. Ebû Ubeyde bu karardan vaktinde haberdar olup durumu halîfeye bildirerek nasıl hareket edeceğini sordu.

Hz. Ömer İran’la harbetmekte olan Hz. Sa’d’a emir göndererek Ebû Ubeyde’ye yardım etmesini bildirdi. Hz. Sa’d Ka’ka bin Amr’ı dörtbin mücâhidle yardıma gönderdi. Başkumandan Hz. Ebû Ubeyde Şam’ın Cezire ile irtibatını keserek haçlı ordusunun üzerine yüklendi. Kısa zamanda haçlı ordusunu perişan ederek büyük bir zafer daha kazandı.

Şam’da 639 senesinde veba hastalığı salgın hâlde olup çok Müslümanın ölümüne sebep olmuştu. Hz. Ebû Ubeyde de bu salgına yakalandı. Öleceğini anlayınca orada hazır bulunanlara bir vasiyetinin olduğunu bildirdi. Vasiyetinde buyurdu ki:

- Namazınızı kılınız! Orucunuzu tutunuz! Sadakanızı veriniz! Haccınızı yapınız! Birbirinize iyilikte bulununuz! Âlimlere ve büyüklerinize itaat ediniz! Dünyaya aldanmayınız!

İnsanların en akıllısı Allahü teâlânın emirlerini yerine getirenlerdir. Hepinize Allahü teâlânın selâm ve rahmetini lutuf ve bereketini niyâz ederim. Haydi yâ Mu’âz cemâ’ate namazı kıldır!

Yemin ederim ki...

Bu sözleri söyledikten sonra gözlerini yummuş yerine Mu’âz bin Cebel’i vekil etmişti. Vefât ettiğinde 58 yaşında idi.

Mu’âz bin Cebel hazretleri cemâ’ate bir hutbe okudu. Burada buyurdu ki:

- Yemin ederim ki Ebû Ubeyde gibi dinine bağlı temiz ve merhametli insanlar çok azdır. Dünyaya hiç meyletmeyen emrindekilere hep iyiliği ve birbirlerini sevmeyi emreden bu mübârek Ebû Ubeyde hazretlerine hakkınızı helâl edin ve duâ ediniz!

Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh fazîlet timsâli bir zâttı. Allahü teâlânın emirlerinden dışarı çıkmazdı. Peygamber efendimize muhabbeti pek ziyâde idi. Resûlullah efendimizden aldığı bir emri yerine getirmek için canını fedâdan çekinmezdi. Zühd ve takvâ sâhibi pek merhametli idi.

Askerlerine ve tebaasına çok şefkatli idi. Hz. Ömer Şam’a gittiği zaman kendisini karşılayanlara “Kardeşim Ebû Ubeyde nerede?” diye sorduğunda “Geliyor efendim” diyerek gelmekte olan Hz. Ebû Ubeyde’yi gösterdiler.

Sağlığında Cennet ile müjdelenen iki büyük Sahâbî selâmlaştılar. Hz. Ebû Ubeyde Hz. Ömer’e

- Buyurunuz yâ Emîr-el-Mü’minîn diyerek onu evine götürdü.

Hz. Ömer Ebû Ubeyde’nin evinin içini görünce buyurdu ki:

- Nerede senin eşyan? Burada bir keçe bir kırba gibi şeylerden başka bir şey yok. Sen emîrsin senin burada yiyecek bir şeyin yok mu?

Seni değiştirmedi

Hz. Ebû Ubeyde ona bir zenbil getirerek içinden birkaç lokma çıkardığında Hz. Ömer ağlamaya başladı. Bunun üzerine Ebû Ubeyde dedi ki:

- Sen bizlere “Kuşluk vakti dinlenmemize yetecek kadar şey bize kâfi” demiştin.

Bu kadarı da bizim için kuşluk dinlenmesine kâfidir. Bunun üzerine iyice duygulanan Hz. Ömer buyurdu ki:

- Ey kardeşim Ebû Ubeyde dünya herkesi değiştirdi yalnız seni değiştiremedi.

Bir defa Hz. Ömer Hz. Ebû Ubeyde’nin şahsına dört bin dirhem göndermiş ve bu parayı ona götürecek elçiye tenbih etmişti:

- Dikkat et bakalım bu parayı ne yapacak?

Hz. Ebû Ubeyde bu parayı aldıktan sonra onu hemen askerleri arasında taksim etti. Elçi geri dönünce hâdiseyi anlattığında Hz. Ömer de buyurdu ki:

- Hamdolsun ki Müslümanlar arasında böyle insanlar var.

Peygamberimizin huzuruna 630 senesinde Necrân’dan bir Hyristiyan heyeti geldi. Uzun konuşmalardan sonra Resûlullah efendimizin Peygamber olduğunu kabûl ettiler. Ve dediler ki:

- Yâ Resûlallah! Eshâbından bir emîn kimseyi bizimle beraber gönder zekâtlarımızı vergilerimizi ona verelim!

Peygamberimiz de yemin edip buyurdu ki:

- Gâyet emîn bir kimseyi sizinle gönderirim.

Kalk yâ Ebâ Ubeyde!

Eshâb-ı kirâm emîn olarak kimin şerefleneceğini merak ediyorlardı. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- Kalk yâ Ebâ Ubeyde! Ümmetimin emîni işte budur!

Hz. Ebû Ubeyde bu müjdeye kavuşunca sevincinden ağladı. Hz. Ebû Ubeyde vazifesini çok güzel yapmış dönüşünde hazineyi altınla doldurmuştu. Dönüşünde Eshâb-ı kirâm onu karşılamaya çıktılar. Resûlullah efendimiz Eshâbını bu hâlde görünce gülümseyerek onlara buyurdu ki:

- Öyle sanıyorum ki siz Ebû Ubeyde’nin hayli dünyalıkla geldiğini duydunuz onu sevinçle karşılıyorsunuz!

Onlar da “Evet yâ Resûlallah” diye tasdik ettiler.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- Sevininiz ve sizi sevindirecek ni’metleri bundan böyle her zaman umunuz! Vallahi bundan sonra sizin fakir olacağınızdan korkmam. Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa o da sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünya ni’metlerinin yayıldığı gibi sizin önünüze de yayılarak onların birbirlerine haset ettikleri ve nefsaniyet güttükleri gibi sizin de birbirlerinize düşmeniz ve onların helâk oldukları gibi sizin de mahvolup gitmenizdir.

Resûlullah efendimiz sahil tarafına bir sefer düzenleyip Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı emîr tayin etti. Bu sefere 300 Eshâb-ı kirâm katılmıştı. Hz. Câbir der ki:

Biz bu yola çıktık. Hz. Ebû Ubeyde mücâhidlere yanlarında ne kadar erzak varsa getirmelerini emretti. Getirilen erzakı bir araya topladı ki bu toplanan erzak iki dağarcık hurmadan ibâretti.

Ebû Ubeyde bu hurmadan hergün azar azar vererek bizi geçindiriyordu. Nihayet hurmalar tükenince yokluğunun acısını tattık.

Bize de yediriniz!

Sonra deniz sahiline vardık. Bir de ne görelim? Deniz sahilinde kocaman bir balık bulunuyordu. Bunu deniz sahile atmıştı. Ebû Ubeyde bize dedi ki:

- Bu deniz mahlûkunun etinden yiyiniz! Biz de yedik. Medîne’ye dönüp Resûlullah efendimizin yanına geldiğimizde bu vak’ayı arzettik. Peygamber efendimiz de buyurdu ki:

- Azîz mücâhidler yiyiniz! Allahü teâlâ onu denizden rızıklanmanız için çıkarmıştır. Yanınızda varsa bize de yediriniz!

Ve getirilen etten yediler.

Rum Kayseri Heraklius’un büyük ordularını perişan eden İslâm askerlerinin başkumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri zafer kazandığı her şehirde adamlarını bağırtarak Rumlara halîfe Hz. Ömer’in emirlerini bildirirdi. Humus şehrini alınca da buyurdu ki:

Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve halîfemiz Ömer’in emrine uyarak bu şehri de aldık. Hepiniz ticaretinizde işinizde ibâdetlerinizde serbestsiniz!

Sizi koruyacağız!

Malınıza canınıza ırzınıza kimse dokunmayacaktır! İslâmiyetin adâleti aynen size de tatbik edilecek her hakkınız gözetilecektir!

Dışardan gelen düşmana karşı Müslümanları koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız! Bu hizmetimize karşılık olmak üzere Müslümanlardan hayvan zekâtı ve uşr aldığımız gibi sizden de senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.

Humus Rumları cizyelerini seve seve getirip Beytülmâl emîni Habîb bin Müslim’e teslim ettiler. Bu arada Heraklius’un bütün memleketinden asker toplayarak Antakya’ya hücûma hazırlandığı haberi alınınca Humus şehrindeki askerlerin de Yermük’teki kuvvetlere katılmasına karar verildi.

Cizyeleri geri alın!

Bunun üzerine Ebû Ubeyde hazretleri şehirde memurların şöyle başırmalarını emretti:

Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeye sizi korumaya söz vermiştim. Buna karşılık sizden cizye almıştım. Şimdi ise halîfenin emri üzerine Heraklius ile gazâ edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum.

Size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz Beytülmâle gelip cizyelerinizi geri alın! İsimleriniz ve verdikleriniz defterimizde yazılıdır.

Suriye şehirlerinin çoğunda da böyle oldu. Hıristiyanlar Müslümanların bu adâletini bu şefkatini görünce senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar.

Sevinçlerinden ağladılar. Çoğu da seve seve Müslüman oldu. Kendi arzûları ile Rum ordularına karşı İslâm askerine câsusluk yaptılar.

Hz. Ömer Ebû Ubeyde hazretlerini çok severdi. Hattâ bir gün Hz. Ömer arkadaşlarına sordu:

- Allahü teâlânın dînine hizmet için ne isterdiniz?

Birisi hizmet için ev dolusu altın bir başkası da mücevher istedi. Onlar da Hz.Ömer’e sordular:

- Sen ne isterdin?

Hz. Ömer de şöyle buyurdu:

- Ben de Ebû Ubeyde bin Cerrâh gibi emin arkadaşlarımın olmasını isterdim. Bunlar ile dînin yayılmasına hizmet ederdim.

Şam’ın fethinde Müslümanların tarihin şeref levhasına geçmesine sebep bir olay olmuştur. İslâmiyeti kendilerine ezeli düşman gören Batı için ibretlik vesîkalardan biri olan bu olay şöyle meydana geldi:

Şam’ın fethinde Hâlid bin Velid hazretleri şehrin bir tarafından girdi. Kendisine karşı koyulduğu için kılıç kullanarak şehirde ilerliyordu.

Hedefi o zaman için şehrin en büyük kilisesi olan şimdiki Câmi-i Emevî idi.

Aynı anda kiliseye girdiler

Şehrin diğer tarafından da Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretlerinin komutasındaki askerler ilerliyordu. Fakat buradaki halk kendisine karşı koymuyordu. Bunun için rahat bir şekilde kılıç kullanmadan ilerliyorlardı. Tabiî ki bunun ilk hedefi de şehrin en büyük kilisesi idi.

Müslümanlar İslâm şehri olduğunun simgesi olarak kılıç zoru ile aldıkları şehrin en büyük kilisesini câmiye çevirir diğer kiliselere dokunmazlardı. İstanbul’un fethinde olduğu gibi.

Bu iki büyük kumandan aynı anda iki ayrı kapıdan bu kiliseye girdiler. Ve kilisenin ortasında birbirleri ile karşılaştılar.

Bu büyük zaferden dolayı birbirlerini tebrik için kucaklaştılar. Hâlid bin Velid hazretleri kilisenin câmiye çevrilmesini istedi. Bu teklife Hz. Ebû Ubeyde karşı çıktı:

- Yâ Hâlid! Bilmez misin sulh barış yolu ile alınan şehrin kiliselerine dokunulmaz!

- Fakat ben kılıç kullanarak buraya geldim.

- Ben ise kılıç kullanmadım barış yolu ile buraya kadar geldim.

- Peki o zaman ne yapacağız yâ Ebâ Ubeyde?

- Kilisenin yarısı yine kilise olarak kalacak diğer yarısı câmiye çevrilecek! Çünkü kilisenin yarısı kılıç zoruyla diğer yarısı sulh yoluyla alındı.

O meşhur Bizans generallerini karşısında heybetinden titreten Hâlid bin Velid’in karara en ufak bir şekilde bile tepkisi olmadı. Hattâ Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretlerine teşekkür etti.

Yarısı câmiye çevrildi

Bu hâdiseden sonra kilisenin yarısı câmiye çevrildi. Melik bin Mervan zamanına kadar bu böyle devam etti. Mervan kilisenin tamamını câmiye çevirdi. Hıristiyanlar mecburen buna râzı oldular.

Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri sağ iken Cennet ile müjdelenen on Sahâbîden biridir. “Ümmetin Emîni” lâkabıyla övülen yüce Sahâbînin asıl ismi Âmir bin Abdullah bin Cerrâh’tır. Bütün gazâlarda bulundu. Çok kahraman idi.

Sevgili Peygamberimizin yanında bütün gazâlarda bulundu. Peygamber efendimizin şu hadîs-i şerîfleriyle şereflendi:

- Ebû Bekir Cennettedir. Ömer Cennettedir. Osman Cennettedir. Ali Cennettedir. Talha Cennettedir. Zübeyr Cennettedir. Abdurrahman İbni Avf Cennettedir. Sa’d ibni Ebî Vakkâs Cennettedir. Sa’îd İbni Zeyd Cennettedir. Ebû Ubeyde ibnil Cerrâh Cennettedir.


(Alıntı Nihat Hatipoğlu)

ABYSS isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz