USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > DİNİMİZİ TANIYALIM > Dini Bilgiler
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Dini Bilgiler Dinimizle ilgili paylaşmak istediğimiz herşey

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-04-2007, 01:40 AM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Bilimsel Açıklaramalarıyla İslam Gerçeği "İNSAN"LAR VE "İNSANSI"LAR - Şeytanlar

"İNSAN"LAR

VE "İNSANSI"LAR



Burada Cenâb-ı Hak'kın bize açtığı çok önemli bir gerçeği açıklamak istiyorum.. Bu elbette bizim değerlendirmemizdir ki kimse bunu kabul ile zorunlu değildir..

Bizim müşahedemize göre...

"Yeryüzünde kan dökücü fesat çıkarıcı varlıklar" ifâdesi meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tesbit etmelerinden ileri geliyordu.. Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" varolmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!.

Dikkat edilirse Kur`ân-ı Kerîm’de Adem`in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dâir hiç bir âyet yoktur!. Kur`ân ‘daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır..

O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup yeme-içme çiftleşme olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla "Halife" olacak "insan"ı o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.

Oysa "Adem" ismiyle işâret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa yani "insansı"ya belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allah "ruhundan üfle"miş; böylece o bir "mutasyon" geçirmişti!.. Bundan sonra da "insansı"lar arasında da ilk "insan" olmuştu Hazreti Adem !.

"Onu kıvama erdirip ruhumdan üflediğim zaman" (Sad-72)

Burada dikkat edilmesi gereken husus öncelikle insan bedeninin "insanî" hakikatı ortaya çıkartabilecek bir "kıvama" kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "ruhum" ifadesiyle "esmâ-i ilâhi’nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır..

"Allah Adem`e bütün isimleri tâ`lim etmişti"!.

"Ruh nefhi" ifadesiyle anlatılan "esmâ-i ilâhi’nin" kapsamlı bir kapasiteyle ortaya çıkarılabilmesi yeteneğini oluşturan "mutasyon" olayı sonucunda beyin kapasitesi Allah-u Teâlâ`nın "tâlim edilen" tüm esmâsının özelliklerini ortaya koyabilecek kemâlâta ulaşmış; böylece de cennet hâli diye bahsolan yaşama geçmişti Adem!..

Yani kendi esmâ-i ilâhi’sini zâhiren ve bâtınen bütün boyutlarda ortaya çıkarabilecek kemâl üzere Adem`i meydana getirdiği için bu kemâlinin neticesi olarak Adem varlıkları mevcûdâtı değerlendirmeğe gitmişti..

Adem’in bütün varlığı ve mevcûdâtı kendisindeki geniş mânâ kapasitesi ile değerlendirmesi sonucunda melekler şaşırmışlar hayrete düşmüşlerdir!... Ki bu da gayet doğaldır!. Çünkü kendi bileşimlerinde o isimlerin mânâları yok ortaya çıkmıyor...

Bunun neticesi olarak:

"Sen mutlak olarak münezzehsin biz ancak senin bizde izhâr ettiğin ilim kadar değerlendirme yapabiliriz..." ( 2-32)

demişlerdir...

Ve bu deyişin ertesinde de Adem`e "secde" etmişlerdir!.

Yâni Adem`in kemâlini Adem`de çıkan mânâların ilâhi isimlerin yanında kendi kapasitelerinin yetersiz kaldığını itiraf etmek sûretiyle secde etmişlerdir!... Buradaki "secde"yi "O`nun Halife`lık kapasitesi önünde yetersiz ve âciz kaldıklarını itiraf" diye anlamak mümkündür.

Fakat İblis secde etmemiştir!... Yani Adem`in yapısını oluşturan esmâ bileşiminin kapsamından ileri gelen bu üstünlüğü kabul etmemiştir.

"Melekler secde etti fakat İblis secde etmedi o kibirlendi kendini daha büyük gördü"!. (2-34)

İblis her ne kadar yapısının hammaddesi diyebileceğimiz bir biçimde özü itibariyle bir kısım melekî güce sahip ise de esas itibariyle "cin" sınıfındandır...

Abdullah ibni Abbas ve Said ibni Cübeyr cinlerin meleklerin ateşten yaratılmış bir kolu olduğunu söylüyor.

İbni Abbas`a göre ;İblis Cennet muhafızı ve cinlerin başı aynı zamanda da yakın gök ve dünyanın sultanı idi.

Yâni "insansı"lar devrinde ve öncesinde yer yüzünde ve dünya semâsında yani maddeye dönük fikirler ve değerler dünyasında bugünkü tâbiriyle tüm Güneş Sistemi içerisinde yaşayan varlıklar cinlerdi. “İblis” lâkaplı cin ise bütün bunların hepsinin başıydı.

"İblis" kelime olarak Allah`ın rahmetinden umudu kesilen Rahmete ermesinden umud kesilen Allah`dan uzak düşmüş mânâsına geldiği gibi; "iltibasa düşen" yani "ikileme düşen" anlamını da veriyor.

İblis`in melek değil cin olduğu ise Kehf Sûresinde şöyle vurgulanıyor;

"İBLİS secde etmedi çünkü o CİN`dendi." (Kehf-50)

Burada kısaca şu açıklamayı tekrarlamak istiyorum:

Kâinatta ne tür varlık varsa hepsinin de aslı "melek"tir!.

"Cin" denilen "nârî" yapı gerçekte "nûr" denilen yapının belli bir esmâ terkibi sonucunda yoğunlaşmak suretiyle bir üst boyutta yeni bir tür olarak oluşmuş hâlidir.

"Madde" ise direkt olarak "nur"un çok daha yoğunlaşmasıyla meydana gelmiştir!..

"İnsan" gelecekte önce "berzah" denilen "nârî" boyutta yer alacak; takdirinde olanlar da mutlak kıyâmet sonrasında bu boyuttan "nûrî" boyuta yani "cennet" boyutuna "nûrî" bir bedenle "melek"leşmiş bir halde geçeceklerdir!.

"Nârî" yapıdan yaratılmış olmaları sebebiyle yapıları ve benlikleri bize göre çok güçlü olan cin"lerin âlimleri ve bu arada İblis lâkabı verilen şeytan biliyordu ki varlıkta bir "TANRI" kavramı yok sadece her boyutta dilediği gibi zâhir olan ALLAH var!.. Dolayısıyla da kendisini "HAK" olarak görüyor; tam anlamıyla Firavun`luğunu yaşıyordu elindeki tüm olanaklar ve kuvvetlerle!.

Ancak kendilerinde bir kısım esmânın zâhir olmaması terkiplerinde bir kısım esmânın zâhire çıkmaması dolayısıyle özellikle "Tevhid Vahdet kemâlâtı ve bunun sonucu olan Kader ilmi" konularında kesinlikle yetersiz olduklarını; ve bundan dolayı da cinlerin çok çok büyük bir kısmının müşrik olduğunu Allah`a şirk koşanlardan olduğunu belirtmiştik "AKIL ve İMAN" ile "RUH İNSAN CİN" isimli kitaplarımızda.

Nitekim bu Âyet-i Kerime`de iblis`in secde etmediği "kâfir" olduğu yani "gerçeği örten"lerden olduğu anlatılıyor...

Biraz önce de bahsettiğim gibi her insan karşısındakini olduğu gibi değil ancak kendi kapasitesi kadar değerlendirebilir.

Her insan böyle olduğu gibi her varlık da bu ister cin ister melek veya insan olsun böyledir ve bu asla değişmez... Zaten kâinatta bütün varlıklar üç bölümde tanıtılmıştır: "Melek-cin-insan"... Hangi sınıftan olursa olsun her birim karşısındakini ancak kendi kapasitesi kadar değerlendirebilir... Kendi kapasitesini aşan bir değerlendirmeyi yapabilmesi mümkün değildir... Kendi kapasitesindeki genişleme oranında karşısındakini değerlendirişi de değişir..

.Dolayısıyla cinler de cinlerin başı olan İblis de kendi kapasitesinin dışında kalan özellikleri itibariyle Adem`i değerlendirememiş; O`nun bütün varlığının ilâhi mertebelerin sonucu ve de isimlerin bir formülle oluşmuş bileşimi olarak meydana geldiğini müşahede edememiş..

Yâni olayın içyüzündeki Hakikata vâkıf olamamış "insan"ı özellikle zâhiri yapısı olan bedeni itibariyle değerlendirmek sûreti şu kanaate varmıştır:

"O topraktan meydana gelmiştir bense ışından!. Muhakkak ki ışınlar maddenin üstünde hükmedicidir maddeye tesir edicidir. Öyleyse ben O`na secde etmem"!.

Yâni üstünlüğünü kabul etmem!.

İblis`in insanın maddeden topraktan meydana gelmesi kendi yapısının ışınsal bir yapı olması sûretiyle onu rahatlıkla etkiliyebilmesi yönündeki görüş her ne kadar haklı ise de...

İnsanın bu madde bedenini yönlendiren beyninin ilâhi isimlerin hepsini açığa çıkartabilecek bir kâbiliyet ve kapasitede var oluşunu değerlendiremeyişinin neticesinde de "insan"ı ve ondaki "Halife" olma özelliğini inkâr etmiştir!.

Bütün bu idrâk edemediklerini inkâr sonucunda da "insan"ın Öz`ündeki Zât`ındaki varlığındaki ilâhî mertebeleri müşahede edememek sûretiyle "Allah"tan uzağa düşmüştür!. Burada geçen "Uzağa düşmek" acaba "mesafe-mekân" anlamında mıdır?

Şeytan"Allah"ı anlayamamış idrâk edememiş neticede "insan"dan o yüce kemâlin zuhûrunu inkâr etmiş; böylece de "Allah"tan ayrı düşmüş ilâhî huzurdan tardedilmiş"tir..

İblis`in "tardedilme"sinin anlamı; "Ulûhiyet kemâlâtının özelliklerinin zuhûrunu hakkıyla değerlendirememesi yüzünden gerçeklerden uzaklaşması" şeklinde değerlendirilir...

Bunu anlatan kelime de "LÂNET" olmaktadır!. "Uzak olma" anlamına olarak!

Şİmdi burada üzerinde ibret alınması gerekli bir nokta vardır. O da şudur:

"İnsan"da onun varlığını oluşturan Mutlak Varlık "Allah"ı müşahede edememenin sonucu İblis gibi "lânet"lenerek tardedilmektir!...

Kim ki "İnsan"a baktığı zaman onu "Allah"tan ayrı bir varlık olarak görür; onda ilâhi esmânın zuhûrunu müşahede edemezse; ondaki varlığın Hakk`ın varlığı olduğunu anlayıp değerlendiremezse"; bu yanlış değerlendirmesi yüzünden "İblis" yani "şeytan" hükmüyle yaşamını sürdürür!...

İnsanın insana bedenen secde etmesi kesinlikle câiz değildir!. Hazreti Rasûlullah insanların kendisi gelirken bile ayağa kalkmalarına müsaade etmemiş bunu yasaklamıştır!. Kendisi için başkalarının ayağa kalkmasına hele secde etmesine müsaade edenler Rasûlullah Aleyhisselâm’ın yolundan sapan kişilerdir!.

Ancak...

Bâtında "insan"a "secde" etmeyen de "Allah`ı inkâr" ederek "gerçeği örten"lerden olur!.. "Teşbih"in hakkını vermemiş olur...

"Çün bildin mü`minin kalbinde Beytullah var

Niçin izzet etmedin ki ol evde ALLAH var?.

Her ne var Âdemde var; Âdem`den iste Hak`kı sen!.

Olma İblis-i şakî Âdem’de sırrullah var!."

Öte yandan Zâhirde "insan"a "secde" eden ise yine "Allah`ı inkâr" ederek "gerçeği örten"lerden olur!. "Tenzih"in hakkını geri bırakmış olur...

"Halife" olarak yaratılmışken kendi varlığındaki bu yüce nimetten gaflete düşer; yalnızca karşısındakinde görüp kendindekinden perdelenmek sûretiyle Hıristiyanların Hazreti İsa`ya karşı olan durumuna düşer; ve neticede "Halife"lık kemâlâtından mahrum kalır..

Eğer daha da gaflet ederse karşısındaki "insan"da O`nun varlığını göremezse bu defa da cin seviyesine düşer şeytan seviyesine düşer ve böylece de tamamen bedene dönük değerlendirmeler içinde yiyip içip zevkedip

"Belki de onlar hayvanlardan da daha aşağıdadırlar" (7179)

şeklinde hüküm yer!...

Ahmed Hulûsi

"BİLİNCİN ARINIŞI" Kitabından

ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla
Etiketler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz