Umarım Allah, bu çocuk sayesinde, hayatımıza bereket katar.




Hz. Halime.


Mekke Etrafındaki kabilelere, yeni doğan çocuklarını büyüyene kadar emanet etmek, Mekke halkının bir geleneği haline gelmişti. Maddi durumu iyi olan aileler, çocuklarının daha sağlıklı bir ortamda yetişmesi için, Mekke dışında yaşayan bir aileye çocuklarını emanet eder ve birkaç yıl sonra çocuklarını geri alınca ise o aileye büyük mali yardımlar yapardı.
Mekkelilerin Çocuklarını Mekke dışında tutmasının birkaç nedeni vardı. Mekke’nin dağlarla çevrili olması, bu bölgenin basık bir havaya sahip olmasına ve hastalıkların çok olmasına, dolayısıyla da birçok çocuğun bu hastalıklara yenik düşüp hayatını kaybetmesine sebep oluyordu, bu nedenle Mekke halkı, çocuklarının Mekke dışında büyümesine çok sıcak bakıyordu.
İkinci sebep ise Mekke dışında, çöllerde yaşayan Arapların daha iyi bir Arapçaya sahip olmasıydı. Arapçanın çok önemli olduğu o dönemde doğal olarak çocuklarının düzgün bir Arapçaya sahip olmasını arzu eden Mekkeli aileler çocuklarının bu kabileler içerisinde büyümesini tercih ediyorlardı.
Üçüncü sebep ise çocuk’a bakmayan annelerin eşlerine daha çok vakit ayırabilmesiydi. Hayatını çocuklara bakarak geçirmek istemeyen Mekkeli zengin aileler, çocuklarını Mekke dışındaki ailelere teslim ederek hem çocuklarının daha sağlıklı yetişmesini sağlıyor hem de birbirlerine daha çok vakit ayırma fırsatını yakalıyorlardı.
Beni Sa’d kabilesi, Araplar içinde, iyi yönleriyle tanınan bir kabile idi, bu kabiledeki kadınlar, her yıl Mekke’ye giderek çocuklarına bakılmasını isteyen ailelerin çocuklarını teslim alır ve kabilelerine getirirlerdi.
Bu kabilenin cömertlik, yiğitlik ve doğruluk gibi bilinen özelliklerinin yanı sıra en çok bilinen özelliği ise düzgün Arapça konuşması idi. Bu nedenle Mekke’nin büyükleri, çocuklarını bu kabileye vermeğe özen gösteriyorlardı.
Her sene olduğu gibi, Peygamber efendimizin doğduğu yıl da beni sa’d kabilesi Mekke’ye doğru yola koyuldu, Halime ve eşi de diğer ailelerle birlikte Mekke’ye doğru yol almaya başladılar ama bineklerinin hasta olması nedeniyle kafilenin gerisinde kalarak herkesten sonra Mekke’ye ulaştılar. Mekke ye ulaştıklarında ise zengin bir ailenin çocuğunu almak için adeta birbiriyle yarışan kabile kadınlarının Mekke deki bütün zenginlerin kapılarını dolaşarak çalmadık kapı bırakmadan bütün zengin çocuklarını aldıklarını gören halime ve eşi Abdul-Muttalib hazretlerini görünce çok sevindiler.
Peygamber efendimizin dedesi Abdul-Muttalib, Mekke’nin reisi ve bu kentin en önde gelen şahsiyeti olarak tanınıyordu.
Boş dönmek istemeyen aile, Mekke’nin büyüğü olan Abdul-Muttalib’e sorunlarını anlatınca hz. Abdul-Muttalib onlara yeni, dünyaya gelen torununa bakmayı önerdi.
Bu öneriyi duyarak kabileden geri kaldıklarına sevinen halime ve eşi Hz Abdul-Muttalib’le birlikte Hz. Amine’nin evine gittiler ve dünyaya yeni gözlerini açan Hz. Muhammedi teslim alarak kabilelerine geri döndüler.
Büyük tarihçi İbn-i Hişam, kitabında, Hz. Halime’nin diliyle şöyle yazıyor:
Kıtlık ve kuraklık bir yılda çocuğumu yanıma alarak kocamla birlikte kabilemizin diğer kadınlarıyla beraber Mekke’deki çocukları üstlenmek için Mekke’ye gittik. Binek olarak bir eşek ve bir damla bile sütü olmayan yaşlı bir devemiz vardı.
Bir gece yol gittik ama açlıktan ağlayan bebeğimizin ağlama sesinden hiç uyuyamadık, üstelik ne benim onu doyuracak kadar sütüm vardı ne de devemizin bir damla sütü vardı. Tek ümidimiz Mekke idi. Mekke’ye vardığımızda ise bizim geldiğimizden haberdar olan Mekke halkı çocuklarını alarak yanımıza geldiler. Herkes, bir çocuğu üstlendi ama hiç kimse Hz. Muhammed’i üstlenmek istemiyordu, çünkü o yetimdi ve yetim bir çocuktan pek menfaat sağlanmayacağına inanan kadınlar bir türlü bu çocuğu kabul etmediler.
Bütün kadınlar bir bebek alarak kabileye dönmek için hazırlanmışlardı ama ben yolda geri kaldığım gibi burada da geri kalmıştım, üstelik yetim bir çocuğu da almak istemiyordum ama kadınların geri dönmeğe başladığını görünce eşime şöyle dedim: Bütün bu kadınlar içinde eli boş dönen tek kadın olmak istemiyorum, şimdi gidip o yetim çocuğu alıp geleceğim. Eşim de bunu kabul ederek şöyle dedi: Umarım Allah, bu çocuk sayesinde hayatımıza bereket katar.
Hz. Halime şöyle devam ediyor: Gittim ve o çocuğu, dedesi Abdul-Muttalib’den aldım ve geri geldim, onu emzirmek için kucağıma aldığımda ise iki göğsümün sütten dolup taştığını gördüm, öyle ki o çocuktan sonra oğlum Abdullah da göğsümü emdi ve ikisi de doydu sonra da uyudular.
Eşim ise yaşlı devemizin memelerinin sütten dolduğunu görünce, şaşkınlığını gizleyemedi ve şöyle dedi: Halime, Allaha yemin olsun ki çok bereketli bir çocuk bulmuşsun.
Dönüş yolunda ise Mekke’ye gelirken yürümekte zorlanan merkebimizin en önde gitmesi, herkesi şaşırttı, öyle ki herkes “bu hayvana ne olmuş” demeğe başladı.
Döndükten sonra ise herkesin hayvanlarının kurak çölden aç döndüğü halde bizim koyunlarımızın dolu karın ve bol sütle dönmesi bizi fazlasıyla şaşırtıyordu. Evimizin her köşesinde bu çocuğun getirdiği bereket görünüyordu.
Çocuk büyüdü ve iki yaşına geldiğinde ise onu sütten kestim. Onun gelişimi de diğer çocuklardan çok daha iyi idi öyle ki iki yaşındayken çok daha büyük bir çocuk gibi görünüyordu.
İki yaşında, onu annesine geri götürdüm ama onunla birlikte hayatımıza giren hayır ve bereketin kesilmemesi için nasıl olursa olsun annesini ikna ederek o çocuğu tekrar evimize geri getirmeyi düşünüyordum. Amine’ye çok yalvardım ve nihayet çocuğu geri götürmeme razı oldu.
Tarihçiler hikayenin geri kalan kısmında ise şöyle yazıyorlar: Halime, Muhammedi aldı ve annesine geri getirdi, Amine ise şöyle dedi: bu çocuğa bakmak için o kadar istekli olmana rağmen, onu bana geri getirmenin sebebi nedir?
Halime: Çocuğum artık büyüdü ve elimden gelen her şeyi onun için yapığıma inanıyorum, şimdi ise başına kötü bir olay gelmesinden korkuyorum bu yüzden onu sana getirdim.
Amine: Asıl sebep bu değil, doğruyu söyle.
Hz. Amine’nin ısrarına daha fazla dayanamayan Hz. Halime şöyle buyuruyor: Şeytanın ona zarar vermesinden korkuyorum.
Amine: Allah’a yemin olsun ki, Şeytan, ona kötü bir şey yapamaz. Bu çocuğu karnımda taşıdığımda, onda bir nur gördüm, onu çok rahat taşıdım ve dünyaya geldiğinde ise ellerini yere koydu ve başını göğe doğru kaldırdı. Şimdi onu bırak ve evine dön.
İbn-i İshak bu hikayenin yanı sıra başka bir hikayeye de kitabında yer vermiştir, ibni ishak şöyle yazıyor:
Halime, hz. Amine’ye şöyle dedi: ikinci defa bu çocuğu senden alıp evime giderken habeşe Hıristiyanlarından birkaç kişi onu gördüler ve yakına gelip onun vücudunu inceledikten sonra bana şöyle dediler: Bu çocuğu senden çalıp kendi kentimize götüreceğiz, onun geleceği çok parlaktır.
O günden sonra o adamların sözünden duyduğum rahatsızlık beni hiç rahat bırakmadı, onu hep kolladım ve şimdi de sana teslim ediyorum.
Şii hadis kaynaklarında ise Hz Halime’den bu konuda çok ilginç hadislere yer verilmiştir örnek olarak:
O hazret, süt emerken bile adaletli davranıyordu, sürekli sağ göğsümü emer sol göğsümü ise oğluma bırakırdı, oğlum da her zaman ona saygı göstererek önce onun emmesini bekliyordu.
-Sabahları çocuklar uyandığında genellikle yapışık gözler ve tembel olurlardı ama o, uyandığında, bütün çocukların aksine çok neşeli ve temiz bir şekilde yataktan kalkardı.
-Bir gün onu Ukkaz çarşısındaki bir falcıya götürdüm, insanlar, genellikle çocuklarının gelecekleri hakkında bilgi edinmek için çocuklarını ona götürürlerdi, falcı onu görür görmez bağırmaya başladı: Millet çabuk toplanın, bu çocuğu öldürün.
Bunu duyar duymaz onu oradan uzaklaştırdım ve sakladım. Millet toplanınca ise falcı “yemin ederim ki ileride sizin dininizi yok edecek, ilahlarınızı öldürecek ve size hüküm sürecek birisini gördüm” dedi. Bunun üzerine millet, onu aramaya koyulduysa da onu bulamadı. Bu olaydan sonra, onu annesine teslim edene kadar kimseye göstermedim.
Tarih kitaplarının genelinde o hazretin beş yaşına kadar Halime’nin evinde kaldığını görebilirsiniz. Hz. Muhammed hayatının sonuna kadar hep süt annesi ve süt kardeşlerini iyilikle anar, onlara teşekkür ederdi.
Hz Halime, Hz Muhammed’in peygamberliğinden sonra eşiyle birlikte Mekke’ye giderek o hazretin huzurunda Müslüman oldu.