Kurban: Göklerden geleni yeniden göklere ısmarlama merasimi
Necla Ceyhan / neclaceyhan@anadolugenclik.com.tr
Dinin emirlerini yerine getirme hususunda dikkat gösterenler bilirler. İbadetleri vaktinde yerine getirmenin hoş bir telaşı, "ya kaçırırsam; ya güzel bir şekilde yerine getiremezsem" düşüncesinin tedirginliği hep vardır üzerimizde. Olması da gerekir. Çünkü Allah, ancak kendisinden sakınanlardan kabul eder.
" Ey Muhammed! Onlara Âdemin iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyla oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı. Birinden kabul edilmiş diğerinden edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen diğerine) Seni öldüreceğim demişti. Diğeri ise "Allah yalınız kendisinden korkanlardan kabul eder, Allaha yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben Âlemlerin Rabbi olan Allahtan korkarım" dedi."(Maide Suresi,27-28)
Bu tedirginlik ve sakınma, kalbin ve aklın ibadetleri yerine getirilmesi gereken salt vazife olarak görmediğini ortaya koyar. Ayrıca kalpte bu duygunun varlığı, her zaman yakınlığını koruma, uzaklığa tahammül edememe hâlinin bir başlangıcı olarak görülmelidir. Bu sebeple kelime anlamı olarak yaklaşmak ve yakınlık sağlamaya vesile olan şey manasına gelen "Kurban" ın inananlar için dindeki yeri oldukça önemli ve büyüktür.
Kişi kurbanıyla bir bütündür aslında. Kurban, sahip olduğu malıdır, devam ettireceği hayatı için hayat kaynaklarından biridir. Tıpkı oğlu gibi… İnsan hem kendine ait, hem de ait olmayan hususunda kurban vesilesi ile imtihanını verir. Ya yaklaşır yahut uzaklaşır.
Kurban, Kuranda yükselmek şeklinde ifade bulur. Tıpkı namaz gibi… Namazın içindeki yükselişin bir benzerini insan kurbanla yaşar çünkü. Secde eden insanın kurban olanla arasındaki benzerlik fark edilmelidir. Kurban da namaz da, insandan başlayan ve göklere varan bir yolun o insanın kendisinden çıkış kapısı gibi düşünülebilir.
İnsan için aslolan geldiği ve gideceği yer itibariyle ruhudur. Bu iki nokta arasından geçerken dünya dehlizinde ruha binek olarak verilen ceset füru olarak görülmelidir. Tıpkı kurban gibi… Hayatın aslı kurban olan değil kurbanın verildiği merciîdir. Füru, asıl olanın önüne hiçbir zaman geçmemelidir. Çünkü önemli olan kurbanın bir hayvan olarak kendisi değil, onun kurban verilişindeki manadır, ruhtur.
Kurban vesilesi ile yaşadığımız bayram, yalnızca şenliğin eğlencenin zamanı değildir. İnsanın şenlendiği eğlendiği birçok zaman vardır. Ancak bu zamanlar içerisinde bayramın yeri bambaşkadır. Öyle ki insan o vakitte kavuşmayı yaşar. Bir anlamda cenneti arzulayan gönlün, kavuşma anına yaklaşması, bu hisle ruhun biraz genişlemesi anlaşılmalıdır. İstedikleri içinde insanı en çok mutlu edecek şey "yakîn" olmalıdır. Onun için kurban vesilesi ile sağlanmaya çalışılan bu yakınlaşmanın mutluluğuna verdiğimiz isim bayram olur. Bayramı en güzel şekilde anlatan, bayramın hakikatiyle ilgili söylediklerimize ilham olan şiir Hacı Bayram Veliye aittir.
"Noldu bu gönlüm, noldu bu gönlüm
Allah aşkıyla doldu bu gönlüm.
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm.
Bayramım imdi, bayramım imdi
Bayram ederler yâr ile şimdi.
Hamd ü senalar, hamd ü senalar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm"
İslamda ibadetlerin her birinin insana kazandırdıkları bir hususiyet vardır. Bu, o ibadetlerin yapılış biçimlerinden, ibadetlerle talep edilenin başka başka şeyler olmasından kaynaklanır. Namaz, içinde miracı barındırır. Bunalan, sıkılan, derdini büyük gören insanın bir başka âlemi, kısa bir ziyaretidir, huzur verir. İhlâs ile kılındığında kendi çapımızda tayy-i mekân, tayy-i zaman yaşamış gibi genişlik kazandırabilir.
Oruç, takati kalmamış nefsin isteklerine karşı kemali arzulayan ruhun kalkanıdır. Nefse şeytanın sirayetinin önünde bir engeldir.
Zekât, dehlizde bunalanlarımız için aramızda kurduğumuz, güven veren bir köprüdür. Nimetin hakikî sahibinin yeryüzünde dağıtan eli olmaktır.
Şahadet ve hac, ortak bir kelimede, ortak ve üst bir zamanda ve mekânda, geçmişi ve anı birlikte yaşama şansıdır adeta.
Kurban, âlemin içinde bizim için yaratılmış nice yakınlaşma vasıtalarından biridir. Üzerine en yüce kelimeyi söyleyerek göklerden geleni göklere ısmarlama merasimidir. "Sahibul mülk yalnız ve yalnız Allahtır". Kurban da bu inancın yıllık bir ikrarıdır. Kurbanla elde ettiğimiz kazancımız, sakınanlardan olduğumuzun ispatı ve yakınlıktır. Günlük, aylık ve yıllık mükellefiyetlerimizin hepsi farklı açılardan yaratıcıyı hatırladığımız ibadetler değil adeta mucizelerdir. Bunların içinde kurbanın çok başka bir yeri vardır. Çünkü ismi ile müsemmadır.
Son olarak kurban, bir canlının ölümü şeklinde dar bir açı ile değerlendirilmemelidir. Kurban emriyle, ölüm gibi bir mevzuda insana büyük bir yük yüklenmiştir. İnsanoğlu, bu yükün altından diğer bütün sorumlulukların da olduğu gibi teslimiyet ve itaatle kalkabilir.
Dünyada varlığın içinde kurulmuş düzen ve kademeli dağılım göz ardı edilirse bugün olduğu gibi mantık dışı bir noktaya gelinir. Ortak aklın ve ilahî emirin gereği olarak şeriatlarda kurban var olmuştur ve her türlü muhalefete rağmen olmaya da devam edecektir. Allahın dini İslam tıpkı kurban gibi ilk insandan bu yana vardır. Olduğu sürece de şüphesiz ve şeksiz kurbanımız bayram olacaktır.
Dinlerde kurban
"Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki, Allahın kendilerine rızık olarak verdiği enam (diye isimlendirilen) hayvanlardan bazıları üzerine Allahın adını ansınlar. Zira ilahınız bir tek ilahtır; siz de (İbrahim ve İsmailin teslim olduğu gibi) Ona teslim olun. Ey Muhammed! Saygı ile itaat edenleri müjdele." (Hac, 34)
Kurban, Kuranda da belirtildiği gibi Hazreti Âdemin oğulları Habil ve Kabilden bu yana var olmuştur. Nuh peygamberin, tufandan sonra kurban verdiğine dair rivayetler de vardır.
İlahî olmayan dinlerde de kurban kesme ritüeli mevcuttur. Bu dinlerde iki ana amaç etrafında kurban yer alır. Kötülüklerin defi, savaş, kıtlık, salgın hastalık gibi sıkıntıların giderilmesi için ve iyiliklerin talebi yahut sahip olunanların kaybedilmemesi dileğiyle teşekkür anlamı taşıyan kurbanlar sunulur. Bu dinlerde kurban hayvanlardan ve daha çok tahıl türünde olmakla birlikte yerin bitirdiklerinin her türlüsünden olarak sunulur. Bu kurbanlardaki çeşitlilik, çoban olan Habilin hayvan ve çiftçi olan Kabilin yetiştirdiklerinden sundukları kurbanlarının, ilahî olmayan din mensuplarınca da bilindiğini ve uygulandığını gösterir.
Ayrıca kurban, dinin kaynağına dayanmadan gerçekleştirilen işlerde yanlışa düşme ihtimalinin varlığına en güzel örneklerden biridir.
"İbrahim Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin ? dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. dedi. Her ikisi de Allaha teslim oldular (Allahın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı. Dedik ve ona (İsmaile karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahime. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır."
Kuranda anlatılan Hazreti İbrahimin oğlu İsmaili kurban etme hadisesinde göklerden gelen koç olmasaydı ve bir insanın kurban edilmesi vakıası gerçekleşse idi yeryüzünde büyük bir fitne ortaya çıkacak muhtemelen bastırılamayan isyanlar görülecekti. Babalar oğullarını kurban etmek isterken belki de kurban olacaklar, oğullar arasında can havliyle yaşanan kavgalar birden çok kurbana sebep olacaktı. Kendisine hayvanlardan birini kurban etmesi söylense, emredilse bile Hazreti İbrahimin oğlunu kurban edişine meyledecek çok sayıda insanın, yanlışa düşmesine göklerden indirilen koç mani olmuştur. Bu kıssada her türlü sınanan insanın, kesin teslimiyeti birkaç açıdan ortaya konmaktadır. Oğlunu kurban et emrine uyan, göklerden gelen koçu kurban eden Peygamber, her halükarda teslim olarak imtihanında başarılı olmuştur.
Nitekim Hazreti İbrahimin bu kıssası Yahudilerce de bilinmesine ve ilk doğan çocuk için bir hayvan kurban etme geleneğinin yerleşmiş olmasına rağmen savaş ve ümitsizlik durumlarında ilk doğan çocuk kurban edilmiştir. Mesela Moab Kralı Mesha, böyle bir durumda kendi yerine krallığa geçecek olan ilk oğlunu kurban etmekten çekinmemiştir. Hıristiyanlar da buna yakın bir düşünceye sahiptirler ve Hazreti İsanın bütün işlenen suçlara karşılık çarmıhta kurban olduğuna inanmaktadırlar.
Türkiye´de kurban tartışmaları
Kurban hususunda modern döneme kadar yaşanmış bir tartışma, görülmüş her hangi bir tereddüt yoktur. Bütün dinlerde var olan bu şeriat, ilahî kaynakların tahrifleri ve var olan kaynakların farklı yorumları sebebiyle çeşitli şekillerde daima uygulanmıştır. Kurbanla insandan istenen şey ilahî sorumluğun yerine getirilmesidir. Emre kesin itaattir. Kurban geleneğinin tüm dinlerde bulunmasına rağmen günümüzde tartışılmaya başlanmasının çok yönlü sebepleri vardır. Vahşilik, canilik, katillik olarak dile getirilen eleştiriler mantıktan uzak olduğu halde birçok kesim tarafından bu durum böyle kabullenilmiş ve kabullendirilmeye çalışılmaktadır. Genel olarak ilkel ve vahşi nitelemeleriyle anılan İslam dinî ve Müslümanlar kurban aracılığıyla da öyleymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hâlbuki kurban hadisesi normaldir. Tabiatın gereklerindendir. Asıl ilkellik, bunu böyle görmemek ve bu şekilde görmeye sebep olan varlık hakkında az düşünme tembelliğidir. Tefekkürsüzlüktür. Gelişmiş bir zihniyet ve görmüş geçirmiş insanlık tarihi, kurbanın kabul görmüş gayet insanî bir vakıa olduğunun bilincindedir. Materyal bakış açısının saçma söylemlerinden biri olarak kurban karşıtlığını görmek çok mümkündür.
Kurban konusunda Türkiyede yaşanan tartışmalar, tıpkı tartışılan diğer dinî konularda olduğu gibi halkın inancında hasar meydana getirmek içindir. Yürütülen bu amaçlı mücadelenin asıl hedefi " De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi olan Allah içindir" (Enam Suresi 162) ayetinde verilen mesajın yerine ulaşmasını engellemek amacı taşımaktadır. Şöyle ki kişi ve toplum yaptıklarında eğer yalnızca Allah rızasını talep etmeyi başarırsa dininde büyük bir seviyeye erişmiş olacaktır. Bunu engellemek için ibadetlerin sorgulanması, eleştirilmesi, başka biçimlerde ifanın mümkün olduğunun söylenmesi yöntemleri kullanılmaktadır. Fakat yürütülen bu kampanyanın tasarımcıları Allah adına yeni bir din ihdası gibi küfür kabul edilecek bir noktaya geliyorlar. Halkımızın her şeyden önce dinî kaynaklar konusunda bilinç kazanması bu açıdan gereklidir.
Medya gücü bizim elimizde olmadığından dinî yaşamdan uzak insanların patronluğunu yaptıkları yayın camiası, kurban gibi akıl erdirmenin zor olduğu ihtisas gerektiren mevzularda, akıldan uzak yorumları ve felsefî yaklaşımlarıyla toplumu etkilemesi için bir takım adaaaaaları kullanmaktadır.
Bu yanlışa yönlendirici tavrın yerine kurbanın sıhhati, psikolojik ve sosyal önemi üzerinde durulması gerekli olandır. Kurbanın ulaşacağı yer bellidir. İnsanın kurbanını bu yere layık şekilde seçmesi, adımlarını ona göre atması, ibadetinde ihlâsı koruması ve kabulü için tevazu göstermesi şarttır. Kabul gören Habilin kurbanıyla kabul görmeyen Kabilin kurbanının bize anlattıklarından anlamamız gereken şey budur. Kurbanın derisi kemiği değildir bizden göklere yükselen. Ayette söylendiği gibi "takva"dır.
İlahî ve ilahî olmayan dinlerde farklı şekillerde yer etmiş olan kurbanın en güzel ifası dinimiz İslamdadır. En ince ayrıntısına varana kadar titiz ve hisli bir şekilde hayvanın haklarını dikkate alarak belirlenmiş olan kesim işlemi, hayranlık uyandıracak kadar itinalıdır. Bugün bu itinayı bazı kesimler sırasında görmeyişimiz bizi, genelleme yaparak bütün kesenleri zan altında bırakmak, dine vahşilik, canilik, katillik, gaddarlık tanımlamalarıyla öfke duymak gibi bir yanlışlığa düşürmemeli. Tam tersine yakınlaştırmalıdır. Çünkü hakikatte bizim istediklerimiz dinin taleplerinden hiç de farklı değildir. Bu aynılığın farkına varmayışımızın en önemli sebebi dinî cehaletimizdir. Kurban gibi derin meselelerde kendimize yönelik bazı temel sorularımız olmalıdır. 23 yılda vahyedilen bir din hakkında ne kadar süreli bir incelemem oldu? Öğrenmenin yeter düzeyi nedir? Ön yargı ve ön yargılı bazı akademisyenlere olan her hangi bir meyil var mı? Kurban dini metinlerimizde "vacip" olarak geçerken çıkıp konuşanların asıl amacı ne?
Bu tarz dinî meselelerde aramızdaki anlaşmazlık ve kalplerimizdeki dine karşı soğukluk eğitim sistemi içerisinde din eğitimine verilen yerin ve itibarın düşüklüğünden ileri gelmektedir. Bu eksiklik, meseleleri Kuranın bütünlüğü ve Peygamber Efendimizin uygulamaları çerçevesinde ele alamamamıza yol açmaktadır. Allaha yakın olmanın, bu uğurda maldan vazgeçebilmenin bir ifadesi olan ve sembolik bir anlam taşıyan kurbanın doğru olarak anlaşılması önce teslim olma şartına bağlıdır. Çünkü din, kalbini açmayana açılmayan bir hazinedir.

Kevser suresinde kurban
1-Şüphesiz biz sana Kevseri verdik.
2-Öyleyse Rabbin için çok gayret et/çok çalış ve nahr yap!
3-Muhakkak seni horlayanın kendisidir ebter! " (Kevser Suresi, 1-3)
Allah sevdiklerine düşman olanların kökünü, neslini kuruturken bitmez tükenmez Kevseri en sevgilisine vermiştir. İkinci ayette Peygamberimizden gayret ve kurban istemiştir. Yani dini tebliğ ve yaşama hususunda düşmanlara karşı gayret gösterilmeli ve dilediğine dilediğini veren Yaratıcıya, kurbanla ifade edilen teslimiyet hal olarak benimsenmelidir. İlk ayetteki "verdik" fiili, ikinci ayette "çalış" ve " yap" fillerinin talebi için sebeptir. Yani nimet, şükür için sebep teşkil etmektedir.
İbrahim aleyhisselamın oğlu İsmail yerine neslinin devamının şükrü için kestiği kurban gibi Kevserle müjdelenen Efendimiz de adeta kendinden sonra kalacak ümmeti için kurban kesmiştir.
İbrahim aleyhisselamın oğlu İsmail peygamberin soyundan gelen Hazreti Muhammede verilen Kevser, düşmanlarına verilen erkek evlatlar gibi küçük ve dünyalık bir nimet değildir; dünyada ve ahirette, çokluğuyla övüneceği bir nesil olan Ümmet-i Muhammeddir. Nur-u Muhammedî gibi bâki bitmez ve tükenmez bir nimet. Ümmetini karşılayacağı Kevser gibi verilmiş ve bir daha alınmayacak hep var olacak bir ümmet.
Nesli pak ve yüce olan Kevser sahibinin gayreti ve kurbanı bize mirastır. Üzerimize vacip olan kurban, bu mirası sahiplendiğimizde ümmete ilhak oluşumuzun bir göstergesidir.
Diyar diyar gezilse de yine kendi kapısına varılan, bir bayram vakti açılan gök kapılarından geçerek katına yükselmek niyeti taşıyan amellerimizi, kurbanlarımızı, İbrahim aleyhisselamın, Hazreti Muhammed Mustafanın kurbanlarını kabul ettiği gibi kabul etsin.