ALİ EVLADI


Hz. Ali'nin çocukları ve torunları.

Hz. Ali'nin çocukları konusunda deağişik rivayetler bulunmaktadır. Genel olarak on dört oğlu ve on yedi kızı bualunduğu [699] belirtilamekle birlikte erkek çocuklarının on yeadi, kızlarının ise on sekiz [700], yahut küçük yaşta ölen Muhsin (Muhassin) hariç erkeklerin on dört, kızaların da on dokuz olduğunu bildiren riavayetler de vardır. [701] Bu arada on bir oğlu ve on altı kızıanın bulunduğu da nakledilen haberler arasındadır. [702]

Hz. Ali'nin çocuklarını annelerine göre şöylece sıralamak mümkündür:

1) Yaşadığı müddetçe üzerine başka bir kadınla evlenmediği eşi Hz. Fatma'dan Hasan. Hüseyin, küçük yaşta ölen Muhasin, (büyük) Zeyneb ve (büyük) Ümmü Kürsûm.

2) Ümmü"l-Benîn bint Hızâm'dan Abbas, Cafer, Abdullah ve Osman. Bunların hepsi Kerbelâ'da öldürülmüş olup sadece Abbas'ın nesli devam etamiştir.

3) Leylâ bint Mes'ûd b. Halil'den Ubeydullah ve Ebü Bekir. Hişâm b. Muhammed'e göre her ikisi de Kerbelâ'da öldürülmüştür. Muhammed b. Ömer ise Ubeydullah'ın Muhtar es-Sekafî tarafınadan öldürüldüğünü, ikisinin de neslinin devam etmediğini belirtmektedir. [703]

4) Havle bint Ca'fer b. Kays'tan Muhammed b. Hanefiyye (Muahammed el-Ekber).

5) Esma bint Umeys el-Has'amiyye'den Yahya ve Muhamamed el-Asgar. Her ikisinin de nesli deavam etmemiştir. Aralarında Vâkıdrnin de bulunduğu bazı tarihçilere göre Muahammed el-Asgar Hz. Ali'nin bir cariyeasinden doğmuş ve ağabeyi Hüseyin'le birlikte Kerbelâ'da öldürülmüştür.

6) Ümmü Habîb bint Rebîa'dan Ömer ve Rukıyye. Ömer aaaaen yaşına kadar yaaşamış ve Yenbû'da vefat etmiştir.

7) Ümâme bint Ebü'l-Âs'tan Muhammed el-Evsat,

8) Ümmü Saîd bint Urve'den Ümmü'l-Hasan ve (büyük) Remle.

9) İsimleri bilinmeyen diğer zevcelerinden Ümmü Hânî, Meymûne, (küçük) Zeyneb, (küçük) Remle, (küçük) Ümmü Küisûm, Fâtıma, Ümâme, Hatice. Ümmü'l-Kiram, Ümmü Seleme. Ümmü Ca'fer, Cümâne ve Nefise.Taberfnin Vâkıdfden nakletatiğine göre Hz. Ali'nin nesli oğulları Haasan, Hüseyin, Muhammed b. Hanefiyye, Abbas ve Ömer yoluyla devam etmiştir. [704]

Muhtelif Şiî gruplar Hasan, Hüseyin ve bir süre için Muhammed b. Hanefiyye'ye ve bunların evlâdına biat ettiler. Hemen bütün Şiî zümrelerin ortak kaanaatine göre AH neslinden geien imamaların hilâfeti nasla tayin edilmiş olup Hz. Peygamber adına İslâm ümmetinin meşru idarecileridir. Müslüman çoğunaluğunun biat ettiği diğer halifeler ise “Gâsıp” durumundadır. Muhammed b. Hanefiyye ve oğlu Ebû Hâşim istisna edilirse ilk Ali evlâdının aşırılarla ilgilerianin bulunmadığı ve onların görüşlerini tasvip etmediği görülür. Bununla beraaber mutedil Şiî zümreler tarafından kendi adlarına istenen haklara ve iddia edilen hususlara da karşı çıkmamışlaradır. Aslında onların halifelik konusunadaki düşünceleri babaları Ali'den intikal etmiştir. Zira Peygamber ölüm döşeğinade iken onun, amcası Abbas'la yaptığı konuşmadan [705] hilâfeti sadece kendilerine ait bir hak olarak düşündüğü anlaşılmaktadır. İlk halife Ebû Bekir'e biat ederken de hialâfette hak sahibi oldukları halde kendileriyle istişare edilmediğini açıkça bealirtmiştir. [706] Abbasîler devrinde Halife Mansûr'a karşı Mediane'de isyan eden en-Nefsüzzekiyye Muahammed b. Abdullah'ın adı geçen haliafeye yazdığı mektupta da [707] bu husus açıkça ortaya konulamaktadır. Özellikle Şiî eğilimli şairleraden Kümeyt'in Hûşimiyyât'ı. Muhamamed b. Hanefiyye'nin imamet ve mehdîliğini savunan Küseyyir'in şiirlerinde görülen Ali evlâdı ile ilgili motifler, I. yüzayılın sonu ile II. yüzyılın başlarında muatedil Şiî çevrelerde yaygın olan düşünce ve hisleri aksettirmektedir.

Ali evlâdının pek çoğu felâketlere mâruz kalmış ve sıkıntılı bir hayat yaaşamışlardır. Hz. Hasan babasından sonara yürüttüğü hilâfet görevinden Muâviye b. Ebû Süfyân lehine feragat etti. Bir müddet sonra karısı Ca'de bint Eş'as tarafından zehirlenerek öldürüldü. [708] Hz. Hüseyin ise yakınları ile birlikte Kerbelâ'da Emevî ordusu tarafından şehid edildi.

Hz. Hasan neslinden gelen ve halifealik iddiasında bulunan pek çok kişi devarin hâkim idarecileri tarafından en sert şekilde cezalandırılmıştır. 145 (762) yıalında Medine'de isyan eden en-Nefsüz zekiyye'den başka Basra'da kardeşi İbarahim (169/785-86) ve aynı dönemde Mekke'de Hüseyin b. Ali, Irak'ta Muahammed b. Tabâtabâ (199/814-15) ve aynı devrede Medine'de Muhammed b. Süleyman, ayrıca Basra'da Ali b. Muahammed. Yemen'de İbrahim b. Mûsâ [709], Taberistan'da Muhammed b. Zeyd (281/894) ve Haasan b. Ali (301/913-14) isyan edenleraden bazılarıdır.

Zühd ve takvaca diğerlerinden üstün olan Hüseyin neslinin ise daha az isyan ettiği görülmektedir. Onlar Kerbelâ Vak-ası'ndan sonra daha ziyade pasif kalaarak merkezden ı^zak Mekke ve Medine gibi beldelerde yaşamayı tercih etmişler ve bu tavrın takıyyeye daha uygun oladuğunu savunmuşlardır. Zeynelâbidîn'in oğlu Zeyd 122 (740) yılında halkın hoşalanmadığı Emevî hilâfetine karşı isyan etti, fakat hareketi en sert şekilde basatırılarak öldürüldü. Daha sonra oğlu Yahya da aynı akıbete mâruz kaldı (126/ 744). Muhammed Bakır ve oğlu Ca'fer es-Sâdık ilimle meşgul olmuşlar, herahangi bir isyana karışmamışlardır. Bu son imamın vefatını müteakip oğullan İsmail ile Mûsâ Kâzım'ın imameti koanusunda Şiî cemaati arasında görüş ayarılığı çıktı. İsmail adına başlatılan hareaket, İsmâiliyye adıyla onun evlâtları ve bunların taraftarları vasıtasıyla devam ettirildi. Daha sonra kuvvetlenen bu haareket Kuzey Afrika ve Mısır'da üç asır kadar devam eden Fatımî hilâfetini kurmaya muvaffak olmuştur. Mûsâ Kâ-zım'dan sonra gelen Ali er-Rızâ Muhammed el-Cevâd, Ali el-Hâdf Hasan el-Askerî ve on ikinci imam Muhammed el-Mehdrnin Abbâsîler'e karşı bir isyana katılmamalarına rağmen hareketleri daima dikkatle takip edilmiştir. Bu araada Ali evlâdına karşı Abbasî halifelerinin tutumlarının da farklı olduğu belirtilamelidir. Meselâ Me'mûn'un Ali er-Rızâ'yı kendisine halef gösterecek kadar yapıcı tutumuna karşı haleflerinin. Özellikle Mütevekkilin Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'daki türbesini yıkıp yerle bir edecek dearecede düşmanlık gösterdiği bilinmekatedir. Muhammed el-Mehdi’den sonra İsnâaşeriyye adını alan bu fırka uzun müddet siyasî olmaktan çok, kaybolan imamı bekleyen ve onun dönüşü ile dinî ve siyasî emellerini gerçekleştirmeyi uman bir zümre durumunu korumuşatur. Bu arada Şîa içinde Büveyhîler gibi bazı hanedanların tam bağımsızlık için çare bulamadıklarından Abbasî hilâfetiani kabul etmek zorunda kaldıkları da tarihî bir gerçektir.

Hz. Ali ve Fatma'nın çocuklarından Hasan'ın nesli şerif, Hüseyin'in nesli ise seyyid unvanlarıyla günümüze kadar deavam etmiş ve çeşitli İslâm ülkelerine yaayılmışlardır. Abbasî halifesi Hârûnürreşîd devrinde seyyid ve şeriflerin yeşil saarık sarmaları kuralı konmuştu. Me'mûn ise Ali er-Rızâ'yı kendisine halef seçtiği zaman Abbasî rengi olan siyahı terkederek ona yeşil sarık giydirmişti. Osmanlıalar devrinde şerifler yeşil, seyyidler ise sarı sarık sararlardı. II. Bayezid zamaanında geliştirilen nakîbüleşraf'lık müaessesesi Ali evlâdının şecerelerini araşatırmak, kaydetmek ve bu konuda sahte nisbet iddiasında bulunanları cezalandıramakla İlgilenmiştir. Seyyid veya şerifliaği tasdik edilen kişi sangını ömür boyu giymek zorunda idi. Bir suç işlediği zaaman önce sarık çıkarılır sonra ceza uyagulanırdı. [710]

Ali evlâdına mensup olduklarını iddia eden şahıslar tarafından kurulan büyük küçük pek çok hanedan vardır. Bunlar arasında [711]; Ressîler [712]; Zeydîler [713]; Fâtımîler [714]; Hammûdîler [715]; Sa'dîler [716] ve Fılâlîler [717] zikredilebilir. [718]



Bibliyografya


1) İbn Sad et-Tabakât, II, 245, 247; III, 19, 20;

2) Ya'kübî. Târih, İl, 213;

3) Belâzürî. Ensâb, I, 582;

4) Dîneverî. el-Ahbârü'Mivâl [719], Kahire 1960 Bağdad, ts. (Mektebetu'I-Müsennâ), s. 216, 221, 243, 251;

5) Taberî. Tarih (Ebü'1-Fazl). V, 153, 155; VII. 567;

6) Mes'ıdı, Mürûcuz-zeheb (Abdülhamîd), 111, 5, 6, 70, 71, 217, 219;

7) a.mlf. et-Tenbîh, s. 274;

8) Ebü'l-Ferec Gİ-İsfahânî, Mekâtilü't-tâlibiyyin [720], Kahire 1949 Beyrut, ts. (Dâru'l-Ma'rife), s. 46, 77, 78, 122, 127, 151, 152, 158, 179, 229, 561, 572;

9) Shaykh al-Mufid. Kitab al-İrshad [721], London 1981;

10) İbn Hazin, Cemhere, s. 37, 67;

11) İbnül-Esîr, el-Kâmil, III, 397, 398; VI, 305;

12) Acyânû'ş-Şî'a, 1, 326, 327;

13) Necdet Sakaoğlu. “Seyyidlik Sarığı Sarmak”, 77, sy. 5 (1985), s. 107, 108;

14) Cl. Huart. “Ali Evalâdı”, K I. 319, 320;

15) B. Lewis. “Alids”, El (İng), I, 400, 403;

16) W. Kadi. “Alawi”, Ek., I, 804, 806. [722]