Günümüzde birçok insan farkında olmadan bir büyünün etkisinde yaşamaktadır. İnsan zihnine nüfuz edip düşünme yeteneğini körelten bu büyünün tek çaresi vardır: Düşünmek

Allah Kuran ahlakını yaşamayan insanların içinde bulundukları durumu, "De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" (Mü'minun Suresi, 89) ayetiyle ifade etmektedir. Ayette geçen büyü kelimesi, insanları etkisi altına alan zihinsel uyuşukluğa işaret etmektedir. Zihinde meydana gelen uyuşukluk ise insanda muhakeme yeteneğini yitirme, çevresinde gerçekleşen birçok olayın bilincine varamayıp, detaylarını fark edememe şeklinde kendini göstermektedir. İnsanları mucizevi olayları dahi kavramaktan yoksun hale getiren bu zihinsel uyuşukluğun en tehlikeli yanlarından biri ise bunun ciddi bir hastalık olarak görülmemesidir.

İnsanların büyük çoğunluğunu kontrolü altına alan bu büyünün etkilerinden birini şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:

Yeryüzünün altı, magma dediğimiz binlerce derece sıcaklıktaki bir "ateş tabakası"yla kaplıdır. Bu tabakanın üzerinde bulunan hareketli katman yani yeryüzü kabuğu ise son derece incedir. Bu, ateşin bize çok yakın hatta hemen ayağımızın altında olduğu anlamına gelir. Dünyayı bir elma büyüklüğünde düşünürsek bu kabuğun kalınlığı, bir elmanın kabuğu kadardır.

Aslında yukarıda bahsettiğimiz bu durum yani; yeryüzünün hemen altında halen kaynamakta olan ateşten bir tabakanın var olduğu herkes tarafından bilinir, ancak insanlar bu büyük tehlike üzerinde pek düşünmezler. Ateş denizinin üzerinde küçük bir gezintiyi andıran insan yaşamının ne kadar hassas dengeler üzerinde devam ettiğini akıllarına bile getirmezler. Bu durumun fizik kuralları ile açıklanıyor olması onlar için yeterlidir.

Oysa hafızasını kaybetmiş ve çevresinde gördüğü mucizevi olaylara alışkanlıkla bakmayan bu sayede de içinde bulunduğu büyünün etkisinden kurtulmuş bir kişinin tavrı bambaşka olur. Bu insana bastığı toprağın hemen altında ateşten kaynayan bir küre olduğunu ve yer kabuğunun da bu küre üzerinde sürekli hareket ettiğini, kuvvetli bir yer sarsıntısında veya bir yanardağın patlamasında bu alevlerin yeryüzüne çıkabileceğini söyleyelim, sizce ne düşünür?

Biraz daha ileri gidelim ve bu insana dünyanın küçük bir gezegen olduğunu, uzay denilen sınırları bilinmeyen bir karanlık boşlukta çok hassas dengeler üzerinde uçmakta olduğunu söyleyelim. Çünkü uzay yerin altından gelebilecek olanlardan çok daha büyük tehlikeler içermektedir.

Bu gerçeklerle ilk defa karşılaşan bir insan, içinde bulunduğu tehlikeli durumu bir an bile aklından çıkaramaz ve diğer insanların nasıl bu kadar kaygısızca yaşadığına hayret eder. Çünkü üzerinde bulundukları gezegenin içi ve dışı büyük bir tehlikeyle kaplıdır ve bu tehlikelerin insanların başına gelmesini engelleyen doğa olayları çok hassas dengeler üzerinde durmaktadır. Çevresindeki kültürün bozucu etkisinden kurtulmuş olan bu kişi etrafındaki insanların mucizevi dengeleri ve bu dengeleri koruyan Yaratıcı’yı düşünmeden yaşamalarını bir türlü anlayamaz.

İnsanın bu şekilde düşünmesi için hafızasını yitirip herşeyi tekrar öğrenmesine gerek yoktur. Yapması gereken tek şey Allah’ın ayetlerinde belirttiği gibi "büyüden" kurtulması ve samimi olarak tüm kainatta hassas bir denge bulunduğunu, bunun da kendi başına olamayacağını düşünmesidir. Bu samimi düşünce sayesinde üstündeki büyüden kurtulan insan Allah’a kulluk etmesi gerektiğinin farkına varır ve hayatını, Rabbimiz'in, "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162) ayetine uygun olarak devam ettirir.

Bahsettiğimiz büyünün başka örnekleri de vardır. Kuran ahlakını yaşamayan insanlar dünya hayatının büyük bir hızla geçip tükendiğini bilmelerine rağmen, sanki bu dünyadan hiç ayrılmayacakmış gibi bir tavır gösterirler. Dünyada ölüm yokmuş gibi davranırlar. İşte bu da nesilden nesile aktarılan bir tür "büyüdür". Hatta bunun öyle şiddetli bir etkisi vardır ki, bir kişi ölümden bahsetse, diğerleri gerçeklerle yüz yüze gelmekten korkarak bu konuyu hemen kapatmaya çalışırlar. Bir gün gelip de öleceklerini ve yanlarında ne arabalarını, ne evlerini, ne de çocuklarını götürebileceklerini düşünmek istemezler. Çözüm olarak ise, ölümden sonraki asıl hayat için birşeyler yapmak yerine, bu gerçeği düşünmeme yolunu seçerler.

Halbuki her insan er ya da geç, mutlaka ölecektir. Ve öldükten sonra, iman eden veya etmeyen her insan için, sonsuz bir hayat başlayacaktır. Allah’ın ayette "bitmeyen zamanlar boyunca" (Nebe Suresi, 23) açıklaması ile bildirdiği bu sonsuz hayatın cennette mi yoksa cehennemde mi sürdürüleceği ise bu kısa dünya hayatında yapılanlara bağlıdır. Bu kadar açık bir gerçek varken, insanların sanki ölüm yokmuş gibi davranmalarının, sonsuz hayata giderken bu kadar rahat olmalarının tek nedeni ise üzerlerini kaplayan bu büyüdür. (Harun Yahya, Derin Düşünmek )

Dünya hayatında düşünerek kendini bu büyüden kurtaramayan kişiler öldükten sonra çok net olarak bu gerçeği göreceklerdir. Rabbimiz'in ayetlerde belirttiği gibi düşünmemekten dolayı bulanıklaşan görüş öldükten sonra ahirette keskinleşecektir, ama o anda zaman dolmuş, tanınan fırsat harcanmış olacaktır. Oysa insanın bir anda karar alıp üzerindeki bu zihinsel uyuşukluktan kurtulması çok kolaydır. Yüce Allah büyük bir nimet olan Kuran’ı bir hidayet rehberi olarak indirmiş ve insana üzerindeki büyüden kurtulmanın yolunu göstermiştir...

"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22)

Harun Yahya