Burhan Bozgeyik
Son iki yüz seneden beri âlem-i İslâm’a musallat olmuş olan dehşetli bir zındıka komitesi var. 300 kişiden müteşekkil bu komiteyi Yahudiler kurmuştur. Bu komitenin Müslümanlar arasında yaptığı tahribatlardan biri de şudur: Bütün hayatını İslâm’a ve Kur’an’a vakfetmiş İslâm büyüklerinin eserlerinde

sözlerinde tahrifat yapmak

o zevât-ı âliyenin sözlerinin yanlış şekilde yorumlanmasını sağlamak.
Osmanlıca yazıyı okuyanlar bilir

“göz” yazısındaki “z” harfinin üzerindeki nokta düşüverse göz

“kör” olarak okunuverir. Bazan bir virgülle bile mânâ değişebilir.
İşte o zındıka komitesi

İslâm’a ve Kur’an’a hücumların alabildiğine arttığı bir zamanda ortaya çıkarak

hayatı pahasına Kur’an dâvâsını müdafaa eden Bediüzzaman’ı hedef tahtasına oturtmuş

onu defalarca zehirlemiş

defalarca öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken

o komitenin mesleğine el uzatmasına aslâ izin vermemiştir. Kendisi “Albay” rütbesinde Birinci Dünya Savaşı’na iştirak etmiş bir gazi olduğundan kanunen silah taşıma yetkisine sahipti. Bu bakımdan icabında çifte tabanca ile dolaşmış

zındıka komitesinin tehditlerine aldırış etmemiştir. Ama vefatıyla birlikte işte o dehşetli komite mesleğine el atmaya cüret etmiştir.
Bu yazımızda

Bediüzzaman’ın yanlış yorumlanan şu sözü üzerinde duracağız:
“Bizim düşmanımız

cehâlet

zaruret

ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı; san’at

marifet

ittifak silahıyla cihad edeceğiz.” (Divan-ı Harb-i Örfî/14)
Bediüzzaman Hazretleri

bütün sözlerinin “şeriat terazisiyle” tartılmasını istemektedir. İşte o tartıya vurduğumuzda anladığımız mânâ şudur:
Cehâlet ancak ve ancak

Kur’an’ı

Hadisi ve bu iki kaynağı güzelce öğreten şer’î ilimleri bilmekle izale olur. İslâm’ı hakkıyla bilmeyen cahildir. “Marifet”ten kasıt

dinî ilimlerdir. Halbuki bu ifade tamamen yanlış yorumlanarak “felsefe ilimlerini tahsil” şeklinde nazarlara sunulmaktadır.
İttifak

“Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurât Sûresi/10) âyet-i kerimesi başta olmak üzere

âyet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri nazar-ı dikkate alarak sağlanabilir. Mü’min mü’minle ittifak eder. Bu “ittifak” kelimesini ele alarak

işin içine Hıristiyanı

Yahudiyi

putperesti

vs. sokmak

dehşetli bir yanlışlıktır.
Bediüzzaman’ın kastettiği san’at

en başta “harp san’atıdır.” Resul-i Ekrem’in (asm)

sahabe-i kiramın ve ondan sonra pek çok İslâm devletinin uygulamalarına baktığımızda bunu görürüz. Hadis-i şerifte beyan buyrulduğu üzere Müslümanın izzeti de

rızkı da kılıcının ucundadır. İmam-ı Ali (ra)

Halid bin Velid (ra)

Ukbe b. Nâfi

Tarık bin Ziyad

Selahaddin Eyyubi

Fatih Sultan Mehmed

Yavuz Sultan Selim gibi sayısız ecdâdımız bu sırrı kavramış

düşmana galebe çalmış

İ’lâ-yı kelimetullah sancağını en yükseklere dikmişlerdir. Cenab-ı Hak

kâfiri

dünyanın imarı için halketmiştir. Nasıl Hz. Süleyman gücü elinde tutarak cinnileri istihdam ettiyse

Müslümanlar da gücü elinde tutarak kâfirleri imarları ve dünyevî istirahatları için istihdam etmişlerdir. Yoksa Müslüman köle gibi gece gündüz çalışacak değildir. Müslümanın aslî gayesi Allahu Azimüşşan’a ibadet etmektir. Kısaca Bediüzzaman’ın “san’at”tan kastettiği

harp san’attıdır

en gelişmiş silah sanayiini kurmaktır. Tıpkı Fatih’in Şahi toplarını döktürmesi gibi..