Bu yazıyı vakit ayırabilirseniz gece okuyun. Bir avuç olsun gökyüzü görünüyorsa,mutlaka pencerenizin yanında olun....Hele açık havada yıldızları seyrederken okumak veya okuduktan sonra böyle bir tablo karşısında okuduklarını düşünmek... Kişiyi imanlı ise tekrar tekrar şükür secdesine kapatır... İmansız ise.......

Güneş ismine Samanyolu galaksisi denilen ve içinde güneş gibi 200.000.000 yıldız barındıran çok büyük, çok çok büyük bir yıldız adasıdır. Sürdürülen bir seri çalışmalar ve gözlemler sonucunda Samanyolu’ nun spiral-disk şeklinde bir yapıya benzediği; uzunluğunun 100.000 ışık yılı, genişliğinin de 30.000 ışık yılı olduğu uzmanlarca bugün kabul gören çarpıcı bir gerçektir. Gökbilimcilerle uzay fizikçileri, bu çarpıcı sonuç karşısında, gözlerini fal taşı gibi açarak, bu korkunç büyüklüğü idrak edememenin, ‘idraki’ içinde kalmışlardır. Bu gerçekten muazzam ve muhteşem bir değerdir. Işık saniyede 300.000 kilometre ; dakikada 60x 300.000=18.000.000km.;saatte 18.000.000x 60=1.080.000.000 ; bir günde l.080.000.000x24=25.920.000.000km ; bir yılda ise 25.920.000.000x365=9.46 trilyon kilometre yol alır. Işığın bir yılda aldığı yolun, 100.000 kat fazlası 946 kentrilyon kilometreye varır ve bu uzaklık, sadece içinde bulunduğumuz galaksinin boyunu ifade eder. Artık bundan sonra, kilometre cinsinden uzaklıklar da yetersiz kalır ; milyar, trilyon, kentrilyon derken sayılar bile bitip tükenir hale gelir. Yine son zamanlarda yapılan duyarlı araştırma ve inceleme sonuçlarından ortaya çıkan gerçeklerden biri de , içinde bulunduğumuz galaksinin uzay derinliklerinde gerçekleştirdiği harikalar harikası bir dolanım hareketidir. Galaksimiz ,kendi merkez ekseni etrafında tam bir dolanımı 225 milyon yılda tamamlar. Bunun için de saniye de,250 km’lik bir harekete sahiptir.

Acaba evrende bizim Samanyolu’ndan başka galaksiler de var mıydı ?Koskoca evrende bir tek bizim galaksi mi mevcuttu.? Uzay sadece bizim galaksimizle mi son buluyordu ? Bu sorulara cevap arayan bilimciler, dünyamıza en yakın bir yıldız topluluğu olan ve ismine de Andromodea denilen bir galaksi buldular. Onun ışığı da bize 2.5 milyon yılda geliyordu. Bu şu demektir :Eğer biz ‘şimdi’ bu galaksiyi gözlersek, onun ‘şimdiki’ haline değil , 2.5 milyon yıl önceki durumunu gözlüyoruz demektir. Bu gerçeğin tersi de doğrudur. Bu galaksiden şimdi uzaya yayılan ışınlar, bizim dünyamıza 2.5 milyon yıl sonra ulaşmış olacaklardır. Uzaydaki galaksileri saymaya kalkışmak, ünlü bir deyimle pöstekideki tüyleri bir bir saymak demektir. Buna rağmen bilimciler bazı örnekleme metotlarını geliştirerek, evrende 200 milyar galaksinin mevcudiyetine inanmaktadırlar. Işığı bize 5 milyar , 10 milyar yıl sonra gelen yıldız topluluklarının varlığı karşısında, uzmanların nasıl hayret ve hayranlık içinde kaldıklarını belirtmeye gerek yoktur. Geçen yıllarda, ışığı bize 16 milyar yıl sonra gelen ve ismine de kuasar adı verilen,çok yüksek enerjiye sahip, fakat adeta sıkıştırılmış gibi, nisbeten az yer tutan gök cisimleri keşfedildi. Buradan yine karşımıza ilgi çekici sonuçlar çıkar : Uzayda ne kadar ileriye gidersek, zamanda da o kadar geriye gittiğimizi unutmamak gerekir. Bu hakikat bizi bir ‘başlangıç’ noktasına götürür ki, bu başlangıçta , kainatın yaratılışı olayının bütün ayrıntılı gerçekleri ile yüz yüze geliriz. Londra Üniversitesi profesörlerinden Paul Davies, şunları söylüyor : Evrenin yaratılmış olmasının ispatı , 20. Yüzyılın en büyük olayıdır.

Yalnız bu yüzyılımızın değil, yaratılış mucizesi, bütün insanlık tarihinin en muhteşem bir zaferidir. Evrenin yaratılmış olmasının ispatı , bize sadece üstün bir Yaratıcı’nın varlığının işaretini göstermekle kalmamış ; ayrıca bu yaratılış sürecinin zaman dilimlerindeki özelliklerini ve gelişmelerini de açığa çıkarmıştır. Bu sürecin ilk basamağı, zamanın çok küçücük bir anında gerçekleşmiştir. Evrenin ilk yaratılış anı, 10-43 (on üzeri kırk üç) saniye içinde gerçekleşmiş ve herşey birdenbire olmuş, oluşmuş, hüviyet kazanmış ve somutlaşmıştır. Zira Yasin Suresinin 82. Ayeti bize bu gerçeği, ‘KÜN :OL’,’FEYEKÜN : OLDU ! yüksek hükmünün vurgusu ile imanlı kalplere adeta çivi gibi çakmıştır. 10-43 saniye, o kadar küçük, o kadar minicik bir zaman aralığıdır ki, bu andan daha küçük bir an, evrende yoktur. Bu an , artık daha küçük bir zaman aralığına da bölünemez, parçalanamaz. 10 üzeri 43 , matematik dilinde kullanılan bir kısaltmadır. Bir saniye göz açıp kapama anı kadar kısa bir zamandır. İyi bir atlet 100 metreyi 10 saniyenin altında koşar. Atletlerin finiş çizgisine dokundukları anı tespit için saniyeyi de 100 e bölmek suretiyle, sıralama hassas olarak gerçekleşir. Bir fotoğraf makinesinin

Objektifi eğer saniyenin binde biri anında , açılıp kapanırsa , kaliteli bir makineye sahipsiniz demektir. Son zamanlarda saniyenin 8000’de biri anında, hatta 10.000’de biri anında açılıp kapanan elektronik bir sistem gerçekleştirdiler. Fizik laboratuarlarından atom altı parçacıkların yaşadıkları süre de tespit edilmiş ve şok edici sonuçlar ortaya çıkmıştır. Atom altı parçacıklar dediğimiz zaman : proton, nötron ve elektrondan da küçük ve sayıları 100’den fazla elementer parçacıklar anlıyoruz. Bunların ömürleri de çok azdır. Bir an doğarlar, sonra hemen ölürler, yani bir başka parçacıkla etkileşirler. Yaşama süreleri 10-16 saniyedir. Yani bir saniyenin 1000 trilyonda biri.
Şimdi düşünelim. Saniyenin yüzde biri 10-2 ile gösterilir. Saniyenin milyonda biri 10-6 ile gösterilir buna göre 10-43 saniye demek ; sıfır virgülden sonra gelecek 42 tane sıfırın sonuna 1 konulmakla elde edilen bir küçücük andır. Bu anın anlamı, bir saniyenin milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda birinin onda biridir. İşte bu küçücük an içinde büyük patlama dediğimiz ‘Big Bang’ gerçekleşmiştir.

Bilim buna big bang demiş. Siz isterseniz ‘Feyekün’ deyin.! Evren maddesinin bu küçücük aralıkta yaratılması, bize zamanında yaratılmış olması gereğini açıklar. Fizik buna zaman planlaması demiş. Siz isterseniz ‘kader ‘deyin.!! Bugün, size ‘uçsuz bucaksız kainat’ denizinden, minnacık bir damlanın köpüğünü anlatmaya gayret ettik. Öte yandan, ‘insanın’ kendisini,özünü, benliğini; iç yapısı ile ruhunu anlatmak, bir başka kainattan bir diğer köpükle mümkündür. Ama, kim bilir, belki ikisi de birleşir, bütünleşir ve tek bir hakikat olarak karşımıza çıkar. O zaman, ‘ Kendini bilen ancak Rabbini bilebilir’ ışığının göz kamaştıran gerçekleri tevhid basamaklarını aydınlatır.....

alıntıdır...