1 den 5´e kadar. Toplam 5 Sayfa bulundu

Konu: Yahudilik

  1. #1
    Mareşal
    HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Yahudilik



    Yahudiliğe mensup olanlar, tarihten günümüze, İbranî, İsrail ve Yahudi isimleriyle anılmışlardır. "İbranî" ve "İsrail" tarihî anlamda, "Yahudi" ise özel ve yaşayan bir kavmi tanımlamak için kullanılmıştır. Bunlardan "İsrail" ve "Yahudi" isimleri daha çok kullanılmıştır. Tarih içinde bu iki isim, karakterle ilgili bir muhteva kazanmıştır. "İsrail" olumlu karakteri, "Yahudi" ise olumsuz karakteri belirtir olmuştur. Bugün Yahudiler, "İsrail" ve "Yahudi" ismini kullanmaktadırlar. 1948'de Filistin'de kurulan devletin adı İsrail'dir. Bu devletin vatandaşlarına, etnik kökenine bakılmaksızın "İsraelî" (İsrailli) denilmektedir. Yahudi ismi ise, ırken ve dinen Yahudi olanlar için kullanılmaktadır. Musevi ismi, Osmanlı'nın son dönemlerinde kullanılmaya başlamıştır. Bu isim, bugün sadece Türkiye'de kullanılmaktadır. Yahudi ismiyle aralarında hiçbir fark yoktur. Bununla birlikte, Türkiye'deki Yahudiler Musevi adını tercih etmektedirler. Bu tercihte, Yahudi isminin taşıdığı olumsuz anlam etkili olmaktadır. Yahudi din adamlarının belirlediği kurallara göre, Yahudi olmanın bazı ırkî ve dinî şartları vardır. Yahudi olmanın temel ön şartı, Yahudi bir anne-babadan veya Yahudi bir anneden doğmaktır. Sadece babası Yahudi olan bir kimsenin Yahudi sayılabilmesi için Yahudi dinine de girmesi gerekir. Milliyeti bakımından Yahudi olmayıp sonradan Yahudiliğe giren kimse de Yahudi sayılır. Bu bakımdan "Yahudilik" terimi; belli bir ırka, kültüre ve dine mensubiyeti ifade eden çok kapsamlı bir anlam ihtiva etmektedir............

    Yahudiliğin tarihi Hz. İbrahim'le başlar. Yahudilerin büyük atası olan Hz. İbrahim, Tevrat'ın ifadesine göre Keldanîlerin Ur şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Terah (İslam kaynaklarında Azer), ailesini alarak Harran'a göç etmiştir. Tanrı, daha sonra, Hz. İbrahim'e Kenan bölgesine gitmesini emretmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim, ailesini ve kardeşinin oğlu Lut'u yanına alarak Kenan'a gitmiştir. Daha sonra, Kenan'da kuraklığın baş göstermesi üzerine Mısır'a giden ve orada bir süre kalan Hz. İbrahim, Mısır firavunun verdiği hediyelerle zengin olarak tekrar Kenan'a dönmüştür. Yanında, eşi Sara'nın cariyesi Hacer (Hagear) de vardır.

    Hz. İbrahim'in yaşı ilerlemiş olmasına rağmen, eşi Sara'nın kısırlığı sebebiyle bir çocuğu olmamıştır. Bu durumdan rahatsız olan eşi Sara, Hz. İbrahim'e cariyesi Hacer'le evlenmesini teklif etmiştir. Hz. İbrahim, Hacer'le evlenmiş ve bu evlilikten İsmail dünyaya gelmiştir. Hacer'in Hz. İbrahim'e bir oğul vermesi Sara'nın kıskançlığına yol açmıştır. Bunun üzerine Tanrı, meleklerini misafir kılığında Hz. İbrahim'e göndererek Sara'nın bir erkek çocuk doğuracağını müjdelemiştir.

    Sara, kendi oğlu dünyaya gelince Hacer'e ve oğlu İsmail'e daha fazla kıskançlık duymaya başlamıştır. Bu kıskançlığı yüzünden Hz. İbrahim'den, Hacer ve oğlu İsmail'i yanından uzaklaştırmasını istemiştir. Tanrı, Hz. İbrahim'e, Sara'nın sözünü dinlemesini, soyunun İshak'ta yüceleceğini bildirmiştir. Ayrıca onunla bir de ahit yapmış, İsmail'in soyunu mübarek kılıp bir millet yapacağını vadetmiştir. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Hacer ile oğlu İsmail'i Paran denilen yere götürüp bırakmıştır. İsmail, oraya yerleşmiş ve Arapların atası olmuştur.

    Tevrat'a göre Hz.İbrahim'in neslini devam ettiren İshak'ın da iki oğlu vardı. Bunlardan birinin adı Esav, diğerinin adı Yakup'tur. Esav ile Yakup arasında doğdukları günden beri çekişme vardı. Bu çekişme, ilk oğul olmakla ilgiliydi. O zamanlar İbraniler'de ailenin ilk oğlu olmak ayrıcalık taşımaktaydı. Babanın otoritesi ve malının büyük bir kısmı ilk oğula kalıyordu. İshak yaşlanıp gözleri görmez olunca, ilk doğan Esav için bereket duası etmek istedi. Fakat Yakup, annesinin de yardımını alarak babasına kendisini Esav olarak tanıttı ve bereket duasını aldı. Böylece, Esav'ın hakkı olan ilk oğulluğun imtiyazını ele geçirmiş oldu. Tanrı, Yakub'un ilk oğulluğunu onaylayarak onu mübarek kıldı. Onu, büyük bir neslin atası yaptı. Bu durum, Esav'ın Yakup'a kin beslemesine yol açtı. Esav'ın öldürmesinden korkan Yakup Harran'a, dayısı Laban'ın yanına gitti. Orada dayısının iki kızıyla evlendi. Yakub'un, dayısı Laban'ın iki kızından ve cariyelerinden on iki oğlu oldu. İsrailoğullarının on iki kabilesinin kökeni, Yakub'un bu on iki oğluna dayanmaktadır.

    Yakup, Harran'da uzun bir süre kaldıktan sonra tekrar atalarının yurdu Kenan'a geldi. Yakub'un küçük oğlu Yusuf'a karşı derin bir sevgisi vardı. Kardeşleri Yusuf'u kıskandılar ve onu bir kuyuya attılar. Mısır'a mal götüren bir ticaret kervanı Yusuf'u kuyudan çıkardı ve Mısır'da firavunun memuru Potifar'a sattı. Daha sonra Yusuf, Tanrının yardımıyla firavunun sarayına maliye nazırı oldu. Mısır'ın bütün ekonomisi Yusuf'a teslim edildi.

    Hz. İbrahim zamanında olduğu gibi Kenan'da tekrar kıtlık baş göstermişti. Mısır'da erzakın olduğunu haber alan Yakup, oğullarını Mısır'a gönderdi. Bunlar, Mısır'da Yusuf'la karşılaştılar. Yusuf, Mısır'a gelmesi için babasına haber gönderdi. Bunun üzerine Yakup, kabilesini de yanına alarak Mısır'a gidip yerleşti. Fakat, Yusuf'un ölümünden sonra Mısır'da durum değişti. Tahta geçen yeni firavun İsrailoğullarını köleleştirdi. İsrailoğulları, dört yüz sene Mısır'da köle olarak kaldılar.

    İsrailoğullarının bu esareti sırasında, dönemin Mısır firavunu bir rüya gördü. Rüyayı yorumlayan kahinler yakında İsrailoğulları arasından bir erkek çocuğun dünyaya geleceğini ve bu çocuğun firavunun tahtını elinden alacağını söylediler. Bu haber, firavunu telaşlandırdı. Firavun, o yıl doğacak olan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. Hz. Musa da o yıl dünyaya gelmişti. Hz. Musa'yı gizlice dünyaya getiren annesi, Tanrı'nın vahyi üzerine onu bir sepetin içine koyup Nil nehrine bıraktı. Firavunun adamları sepeti alıp saraya götürdüler. Firavun, çocuğu evlat edindi.

    Firavun'un sarayında büyüyen Hz. Musa, bir gün şehre gitti. Şehirde dolaşırken bir İsrailli ile bir Mısırlının kavga ettiğini gördü. Musa, İsrailliye yardım etmek amacıyla kavgaya müdahale etti ve Mısırlıya bir tokat vurdu ve kazaen Mısırlı öldü. Firavunun kendisini cezalandırmasından korkan Hz. Musa, Mısır'ı terk edip Medyen'e kaçtı. Orada, Medyen kahini Yetro'nun (Şuayb) yanında çalışmaya başladı. Bir süre sonra onun kızı ile evlendi.

    Tanrı, bir gün Yetro'nun koyunlarını otlatırken Horeb dağında yanan bir çalılığın içinden Hz. Musa'ya hitap etti ve ona, İsrailoğullarını Mısır esaretinden kurtarma görevi verdi. Kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptı. Bu aynı zamanda Hz. Musa'nın peygamberlik görevinin de başlangıcıydı.

    Hz. Musa Tanrıdan bu görevi aldıktan sonra Mısır'a gitti ve firavundan kavmi İsrailoğullarını serbest bırakmasını istedi. Kur'an-ı Kerim'e göre onu tek bir Allah'a inanmaya da davet etti. Fakat firavun, İsrailoğullarını serbest bırakmama konusunda inat etti. Bunun üzerine Mısır'ın üzerine bir çok felaket geldi. Sonunda, Mısırlıların da baskısıyla firavun inadından vazgeçti. Hz. Musa, İsrailoğullarıyla birlikte Mısır'dan çıktı. Üç ay sonra Sina'ya vardı. Orada Tanrı, Yahudiliğin temel ilkelerini oluşturan On Emir'i iki levhaya yazılmış halde Hz. Musa'ya verdi. Bu levhalarda, tek tanrıcılığın temel ilkeleri ile genel ahlak ilkeleri yer almaktaydı.

    Sina'daki bu vahiy olayından sonra Hz. Musa, ataları İbrahim'e, İshak'a ve Yakub'a vadedilmiş olan kutsal topraklara, Arz-ı Mevud'a gitmek için İsrailoğullarıyla birlikte yola çıktı. İsrailoğulları bu göç esnasında sık sık isyan ettiler, Hz. Musa'ya zorluk çıkardılar. Tanrı, isyanları sebebiyle bir çok kez onları cezalandırdı. En büyük ceza ise kırk yıl çölde dolaşmalarıydı. Mısır'dan çıkan ilk nesil çölde telef oldu. Bunlar, hem Tevrat'ta hem de Kuran-ı Kerim'de detaylı olarak anlatılmaktadır. Mısır'dan çıkan ilk nesilden sadece iki kişi, Yefunne oğlu Kaleb ile Nun oğlu Yeşu vadedilen kutsal topraklara ulaşabildi. Tevrat'ın ifadesine göre, Hz. Musa bile işlediği küçük bir suç yüzünden kutsal toprakları göremedi.

    Hz. Musa, peygamberlik görevi süresince Tanrının kendisine bildirdiği ayetleri bir kitap haline getirdi ve onu iki levhayla birlikte Ahit Sandığı'nın (Tabutu'l-âhd) içine koydu. Bu Ahit Sandığı'nı İsrailoğulları göç yolunda daima yanlarında taşıdılar. Hz. Musa, yüz yirmi yaşında iken Moab diyarında öldü ve oraya gömüldü.

    Hz. Musa'nın peygamberliği döneminde Yahudi dini büyük ölçüde teşekkül etti. İtikat, ibadet, ahlâk ve hukukla ilgili kurallar belirlendi. Ayrıca, İsrailoğulları kutsal topraklara yerleştikleri zaman kurulacak devletin yapısı da tayin edildi.

    Hz. Musa'dan sonra onun yerine Nun oğlu Yeşu geçti. Yeşu, kutsal topraklara göç yolunda İsrailoğullarına hem liderlik hem peygamberlik yaptı. Ona da Tanrı tarafından yeni hükümler gönderildi.

    Yeşu'dan sonra İsrailoğulları bir süre lidersiz kaldı. Kabileler "şoftim" denilen hakimler tarafından idare edildi. Bu dönem, din tarihinde ve İsrailoğullarının tarihinde farklı durum göstermektedir. Kabilelerin başında bir peygamber bulunmamasına rağmen Tanrı onlara vahiy göndermeye devam etmiştir. Bu, o dönemdeki olayları ihtiva eden Eski Ahit'in Hakimler kitabında anlatılmaktadır.

    Daha sonra İsrailoğullarına peygamber olarak Samuel gönderildi. Halkın isteği üzerine Saul (Kur'an'daki ismi Tâlut), onlara kral tayin edildi. Saul zamanında İsrailoğulları Filistinlilerle savaştılar. Hz. Davud, bu savaşta büyük başarılar gösterdi ve İsrailoğullarının zafer kazanmasını sağladı.

    Saul'un ölümünden sonra Davud, İsrailoğullarının başına kral olarak geçti. Yahudi kutsal kitabına göre onun peygamberlik görevi yoktu. Onun zamanında Natan gibi peygamberler görevlendirilmişti. Davud, Kudüs'ü fethedip orasını başkent yaptı. Böylece İsrailoğulları kutsal toprakları ele geçirdiler. Davud, Kudüs'te büyük bir mabet inşa etmek istedi, fakat Tanrı bu işin oğlu Süleyman'a nasip olacağını söyleyerek vazgeçmesini sağladı.

    Bir peygamber sayılmamakla birlikte Davud, kral olarak Yahudi tarihinde önemli bir isimdir. Onun zamanında İsrailoğulları en ihtişamlı dönemlerini yaşamışlardır. Tarih boyunca Yahudiler, hep onun zamanındaki ihtişamlı yaşamı özlemişler, Davud soyundan bir mesihin gelip onları kurtarmasını ve kutsal topraklara toplayıp o ihtişamlı krallığı kurmasını beklemişlerdir. 1948'de bağımsız İsrail devletinin kurulmasına rağmen dindar Yahudilerin hepsi hâlâ o mesihi beklemektedir.

    Davud'un ölümünden sonra yerine oğlu Süleyman geçti. Tanrının vadettiği gibi Süleyman, Kudüs'deki Moriah dağında büyük mabedi inşa etti. Böylece, Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi başlamış oldu. Bu mabet, Bet-Hamikdaş (Kutsal Ev) adıyla bilinmektedir. İslam tarihinde ise adı Mescid-i Aksa'dır.

    Süleyman'ın ölümünden sonra İsraioğulları arasında huzursuzluk meydana geldi. Bunun nedeni, Davud'un işlemiş olduğu bir günah idi. İsrailoğulları, Süleyman'dan sonra bölünmekle cezalandırıldı. Biri kuzeyde İsrail, diğeri de güneyde Yahuda olmak üzere iki ayrı krallık ortaya çıktı. Bunlardan İsrail krallığı putperestliğe yöneldi. Bu krallık, M.S. 722'de Asur'lular tarafından ortadan kaldırıldı. Asur'lular, bölgedeki kontrollerini sağlamak için Asur'dan bir grup insanı buraya getirip yerleştirdiler. Bu grup, daha sonra Yahudi inançlarını benimsedi. Fakat Yahudiler, İsrail ırkından olmamaları yüzünden bunları samimî Yahudi kabul etmediler. Onları daima dışladılar.

    Yahuda krallığı bir süre varlığını devam ettikten sonra o da M.S. 587'de Babil kralı Nabukednazar tarafından yıkıldı. Kudüs'deki mabet Babilliler tarafından tahrip edildi ve halk Babil'e sürüldü. I. Mabet Dönemi de böylece sona ermiş oldu. Bundan sonra İsrailoğulları M.S. 1948'e kadar bağımsız bir devlet kuramadılar. Daima sürgün hayatı yaşadılar.

    İsrailoğulları Babil'de yetmiş yıl kaldılar. Babil'deki sürgün hayatları, Perslilerin Babillileri yenmesinden sonra sona erdi. Pers kralı Koreş (Cyrus) Yahudilerin Kudüs'e dönmelerine ve mabedi yeniden inşa etmelerine izin verdi. Ezra'nın önderliğinde mabet yeniden inşa edildi ve Yahudiliğin kurum ve kuralları hayata geçirildi. Böylece, Yahudi tarihinde II. Mabet Dönemi başlamış oldu.

    II. Mabet Dönemi, M.S. 70 yılına kadar devam etti. Romalıların idaresi altında yaşayan Yahudiler, çeşitli dinî ve siyasî baskılar altındaydılar. Yahudi isyanları yüzünden M.S. 70 yılında Romalılar Kudüs'ü tamamen işgal ettiler ve Babil sürgünü dönüşünde inşa edilen Mabedi yıktılar. Yahudilerin bazılarını da sürgüne gönderdiler. Böylece, ilk defa Asur sürgünüyle başlayan Yahudi diasporası dünyanın bir çok bölgesine yayılmış oldu.

  2. #2
    Mareşal
    HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart YahudİlİĞİn Temel Özellİklerİ

    Yahudiliğin bir takım temel özellikleri vardır. Bu özelliklerin en başında geleni, onun bir ahit dini olmasıdır. Tanrı, Yahudilerin atası Hz. İbrahim, İshak ve Yakup'la bir ahit yapmıştır. Bu ahit, İsrailoğullarının tanrının seçkin milleti olmasıyla ilgilidir. Tanrı, İsrailoğullarının atalarına, onların soylarını büyük bir millet haline getireceğini ve süt ve bal akan kutsal toprakları onlara vereceğini vadetmiştir. Tanrı, daha sonra bu vaadini Hz. Musa zamanında tekrarlamıştır. Bu yüzden Yahudilikte din ile milliyet iç içe girmiştir.

    Yahudiliğin başka bir özelliği, kutsal bir toprakla kimlikleştirilmesidir. Yahudilik, bütün kurum ve kurallarıyla ancak kutsal topraklarda yaşanabilir. Bu kutsal topraklar da Filistin'dir. Yahudiliğin diğer özellikleri ise mabet ve mesihçiliktir.

    Seçilmişlik

    Yahudilere göre Tanrı, ataları İbrahim, İshak ve Yakup'la bir ahit yapmış ve onların soyunu kendisi için özel millet olarak seçmiştir. Bu yüzden Tanrı, tarihte onlara daima yardım etmiştir. Dört yüz yıllık Mısır esaretinden onları kurtarmak için Hz. Musa'yı görevlendirmiş ve kendisi de onların kurtuluşuna müdahalede bulunmuştur. Kutsal kitabı Tevrat'ı diğer milletlere vermemiş, onu özel milletine teslim etmiştir.

    Seçilmişlik fikri, Yahudileri tarih boyunca daima diğer milletlerden farklı kılmıştır. Yahudiler, her türlü baskı ve zorlama karşısında millî ve dinî kimliklerini bu fikir sayesinde koruyabilmişler ve ideallerini canlı tutmuşlardır. Bu sayede onlar, yaklaşık iki bin yıllık sürgün hayatından sonra, 1948'de kutsal topraklarda bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı başarmışlardır.

    Dindar Yahudiler, seçilmişliği bir imtiyaz değil, külfet olarak görürler. Çünkü, tarlanın nasıl ekilip biçileceğinden, elbisenin rengine ve biçimine kadar hayatın her alanını kurallara bağlayan bir dini yaşamak ve yaşatmak zorunda olduklarını düşünürler.

    Yahudilerin bu seçilmişliği, Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi 47. âyette de söz konusu edilmektedir. Allah Yahudilere, bir zamanlar kendilerini seçtiğini, diğer milletlere üstün kıldığını ve onlara çeşitli nimetler verdiğini hatırlatmaktadır.

    Kutsal Toprak Ve Mabet

    Yahudilik, diğer dinlerden farklı olarak, belli bir toprakla kimlikleştirilmiş bir dindir. Yahudiliğin en temel kurum ve kuralları bu topraklara göre belirlenmiş ve şekillenmiştir. Tanrının seçip belirlemesi nedeniyle kutsal sayılan bu topraklar, Filistin topraklarıdır. Yahudilik bu toprakların dışında tam olarak yaşanamaz. Zorunlu sürgün hali hariç, Tevrat'ın buyruklarına kulak veren Yahudilerin mutlaka bu topraklarda yaşamaları gerekir. Yahudi din bilginleri, şartları uygun olup ta kutsal topraklarda yaşamayan Yahudileri Tevrat'ın buyruklarına karşı gelmiş bir asi olarak değerlendirmektedirler.

    Yahudi geleneğine göre, kutsal topraklar içinde yer alan Kudüs, dünyanın merkezidir. Öldükten sonra tekrar dirilme buradan gerçekleşecektir. Dünyanın değişik bölgelerinde gömülmüş olan Yahudiler tekrar dirilme gününde yer altındaki kanallar yoluyla kutsal topraklara gelecek ve oradan dirileceklerdir

    İşte bu nedenlerden dolayı Yahudiler, zorunlu kalmadıkça kutsal toprakların dışında yaşayamazlar. Hatta bu topraklardan başka bir yerde devlet kurmaları bile caiz değildir. Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, XIX. yüzyılda böyle bir teşebbüste bulunmuş, fakat dinî otoritelerin tepkisiyle karşılaşmıştır.

    Yahudilik, kutsal sayılan Filistin topraklarıyla kimlikleştirilmiş bir din olduğu gibi aynı zamanda mabet merkezli bir dindir. Yahudilikteki bir çok kuralın mabette gerçekleştirilmesi gerekir. Bu mabet de her hangi bir mahalli sinagog (havra) değildir. Yerini Tanrının seçmiş olduğu ve onun istemesiyle Kral Süleyman tarafından yaptırılan Kudüs'deki meşhur mabettir. Süleyman Mabedi olarak da bilinen bu mabedin Yahudiler nezdindeki adı Bet-Hamikdaş'tır (Kutsal Ev). Bir çok defa tahribata uğrayan ve en son M.S. 70 yılında tamamen yıkılan Süleyman Mabedi'nden geriye bugün sadece batı duvarı kalmıştır. Mabedin yerine daha sonra Müslümanlar tarafından Mescid-i Aksa inşa edilmiştir. Süleyman Mabedi'nden kalan batı duvarı Yahudiler için önemlidir. Adı, İbranice'de "Kotel"dir. Yahudiler, bu duvarın önünde Mabedin durumu için ağıt yakarlar ve en kısa zamanda yeniden inşa edilmesi için Tanrıya yakarırlar.

    Yahudiler, 1967 yılındaki savaş sonucunda Kudüs'e tamamen hakim olmalarına rağmen Mescid-i Aksa'yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi'ni tekrar inşa etmemişlerdir. Bunun iki nedeni vardır. Bunlardan biri Müslümanların tepkisi, diğeri ve en önemlisi Yahudiliğin mesihçi karakteridir. İsrail devleti, İslam dünyasının tepkisinden çekindiği için şimdiye kadar bunu plânlamamıştır. İsrail devletinin bu tutumunda dinin de önemli katkısı vardır. Çünkü, Ortodoks Yahudiliğe göre Süleyman Mabedi'nin yeniden inşa edilmesi, mesihin gelmesine bağlıdır. Mesihin gelmesinden önce girişilecek böyle bir faaliyet, dinî otoritelerin tepkisini çekecek, din ile devlet karşı karşıya gelecektir. Bu nedenle Yahudiler, Süleyman Mabedi'ni yeniden inşa etme teşebbüsünde bulunmamaktadırlar.

    Mesihçilik

    Mesih bir kurtarıcıdır. Uzun süre sıkıntıyla karşılaşmış, kendi çabalarıyla sıkıntıdan kurtulamamış tüm milletlerde bir mesih beklentisi olmuştur. Yahudilerdeki mesih beklentisi, M.S. 70 yılında Roma istilasından sonra belirgin hale gelmiştir. Romalılar, Yahudilerin Kudüs'deki mabedini yıkmış, önemli dinî kurumlarını ortadan kaldırmış ve Yahudiler üzerinde büyük bir baskı uygulamışlardır. M.S. 70 yılındaki bu yıkımdan sonra Yahudiler bir daha toplanma fırsatı bulamamışlar ve 1948 yılına kadar devamlı başka milletlerin egemenliği altında yaşamışlardır. Bu durum onlarda, Davud soyundan gelecek ve kendilerini kurtaracak olağan üstü güçlere sahip bir mesih inancının doğmasına yol açmıştır. Yahudi din adamları bu inancın temelini kutsal kitaplara dayandırmışlardır. M.S. XII. yüzyılda meşhur Yahudi bilgini Maimonides (İslam dünyasında Musa bin Meymun olarak bilinir), Yahudiler için belirlediği on üç maddelik iman esasları arasına mesih inancını da koymuştur. Yahudiler, her sabah ibadetinde "Geciktiği halde mesihin geleceğine inanırım" cümlesini iman ikrarı olarak tekrar ederler.

    Mesih inancı, özellikle Ortodoks Yahudiler arasında yaygındır. Ortodoks Yahudilere göre, Yahudiliğin bir çok kurum ve kurallarının yeniden işlerlik kazanması mesihin gelmesine bağlıdır. Hatta bazı dinî gruplara göre devletin kurulması bile mesihle bağlantılıdır. Bu gruplar, mesih gelmeden kurulduğu için bugünkü İsrail Devleti'ni küfür devleti olarak değerlendirirmektedirler. Doğu Avrupa Yahudileri, her doğan erkek çocuğun mesih olabileceği beklentisi içerisindedirler.

    Bu mesih beklentisi Yahudi tarihinde bir çok sahte mesihin çıkmasına neden olmuştur. XVII. yüzyılda Sabatay Sevi isimli biri İzmir'de mesihliğini ilan etmiş ve onun hareketleri dünya Yahudileri arasında heyecan uyandırmıştır. Fakat onun, sonradan bu iddiasından vazgeçip Mehmet ismini alarak Müslüman olması hayal kırıklığı yaratmıştır. Onun bu hareketinden sonra Türkiye'de Dönmeler adıyla bilinen bir dinî cemaat ortaya çıkmıştır. Bu cemaat, Sabatay Sevi'nin görünüşte Müslüman, içten Yahudilik temeli üzerine oturtulmuş ilkelerine bağlıdırlar.

    YAHUDİ TAKVİMİ
    Yahudi takvimi, dünyanın yaratılışı açısından fiziksel ve tinsel doruk olarak görülen Adam’ın yaratılışı ile başlar.

    Yaradılış (Bereşit) Kitabı’nın anlattığı gibi Adam yaradılış sürecinin altıncı gününde, ya da 5.760 yıl önce yaratıldı. (Saymaya İsa’dan itibaren başlayan Gregoryen takviminde 2000 yılı, Adam’dan itibaren saymaya başlayan İbrani takviminde 5760 yılıdır.) Yahudi takviminin o zaman başladığını söylerken, Adam’dan önceki yaradılış günlerinin 15 milyar boyunca yıl sürdüğünü belirtmekte bir mahsur görmüyoruz.

    Evren kavramının son derece eski olması Yahudiliğin Tora’yı anlama şeklinde bir sorun oluşturmaz. Bunun nedeni Tora’nın, dünyanın nasıl yaratıldığını tartışırken ilerleyen bir evrim sürecini açıkça gösterdiğidir: hiçbir şeyden bir şeye, enerjiden maddeye, fiziksel maddeye, sudaki hayata, balıklara, kuşlara, vb. Bu basitten karmaşığa ve en karmaşığa doğru -insana- giden bir evrim sürecidir.

    Darvin’in evrim teorisiyle sorunumuz rastlantı fikrinden kaynaklanır. Yahudilik dünyanın evrim gösterdiğine inanır ama bu, güdümlü bir evrimdir. Rastlantı, Yahudiliğin dünyanın nasıl işlediği kavramının etiğine aykırıdır. Yahudiliğin tarih kavramına aykırı bir şekilde işlediği de öyle.

    Tüm evrenin evrimi olsun, dünya gezegeninin tüm işleri olsun, hiçbir şey rastlantı eseri meydana gelmiyor. Ne denli önemsiz de olsak, rehberli bir yolculuk ediyoruz.

    Yahudilik Yahudi takviminin Adam’la başladığını söylese de Yahudi bakış açısından Adam’dan önce gelenlerin olduğunu söylemekte bir sorun yoktur: fiziksel olarak insanlara benzeyen hominid’ler, Cro-Magnon adamı, Neandertal, vb. Cro-Magnon’un kafatası Homo-sapiens’inkinden (yani Adam’ın torunları) daha büyüktü ama Cro-Magnon çok uzun bir süre boyunca pek fazla bir şey yapmadı.

    Diğer yandan Homo-sapiens şaşırtıcı oldu. İnsanlığın birkaç bin yıl boyunca neler yaptığını düşünürseniz, basit aletlerden metal kullanımına, uzay gemisine, nükleer güce ve bilgisayarlara, ne kadar hızlı bir şekilde ilerlediğimiz hayret vericidir.

    Adam kendisinden önce dünyada yaşayan diğer yaratıklar arasında benzersizdir; sadece öylesine şaşırtıcı şekilde yenilikçi torunların atası olduğundan değil, b’tzellem Elohim, “Tanrı’nın görüntüsünde” yaratıldığı için. Bunun anlamı, bir ruhunun -neşama-, yüksek, tinsel, entelektüel bir özünün bulunduğudur. Bu ilahi kıvılcım, biz insanların hepimizin sahip olduğu tanrısal bir şeydir.

    Adam tamamlandıktan sonra Tanrı -lafın gelişi- kozmik saatini alır, Adam’a uzatır ve şöyle der: “Şimdi dünya saatine geçiyoruz.” Bir gün, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü; bir yıl, dünyanın güneşin etrafından dönüşü, vb. olur. Tanrı’nın saatini 5760 yıl önce çıkardığını söylüyoruz. Bu, Yahudi kronolojisidir.

    Adam’ın ortaya çıkışı aşağı yukarı medeniyetin başlangıcına karşılık gelir . Tarihçiler ve antropologlar medeniyetin yaklaşık 5.500 yıl önce başladığını söyler ki, bu da Yahudiliğin Adam’ın yaratıldığını söylediği zamandır.

    Adam ve ondan hemen sonra gelenler -aralarından en önemlisi Avraam’dır- hakkında bildiklerimizi Tora’dan öğreniyoruz. Ancak Tora bir tarih kitabı olarak ne kadar güvenilirdir?

  3. #3
    Mareşal
    HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Önemli GÜnler

    Pesah “ özgürlüğün bayramı “ olarak bilinir, çünkü 210 yıl süren Mısır’daki esaretten çıkışımızı anımsatır. Pesah ,Yahudi milletinin “doğuşu” sayılır , onların mücadeleleri ve kimliklerine sahip çıkmaları , 3300 yıldır Yahudi bilincinin temelini oluşturmuştur.

    Çıkış , Moşe’nin Paro’ya çıkıp “ Tanrı’ya hizmet edebilmek için , halkımın gitmesine izin ver“ demesiyle önem kazanır. 10 Bela sonucunda Yahudiler Mısır’dan çıktılar, 7 gün sonra Kızıl Deniz’den geçtiler ve çıkıştan 50 gün sonra da, Sinay Dağı’ndaki kutsal görünümü deneyimleyerek Tora’yı kabul ettiler.

    Seder yemeği , her Yahudi’nin “ kölelikten özgürlüğe geçiş” i deneyimlemesini sağlayacak şekilde oluşturulmuştur. Agada’da anlatılan Mısır’dan çıkışın hikayesini, “köleliği çağrıştıran semboller” in yenmesini ( maror gibi ) , 10 belanın sayılmasını, 4 kadeh şarap içilmesi ve matsa yenmesini içerir.

    Mısır’dan çıkışı hazırlayan olaylara bir bakalım :

    Mısır’daki Köleler

    Tora’da şu satırlara rastlanır. “Şimdi Mısır topraklarında, artık Yosef’i tanımayan bir firavun hüküm sürüyor.”

    Yosef’in dönemi bitmiş, İsrailoğullarının başında kara bulutlar toplanmaya başlamıştır.

    Goşen’de yaşayan İsrailoğullarını büyük ızdıraplar beklemektedir. Onlar hızla çoğalmakta olduklarından, Firavun da bir gün Mısır’da doğan bütün İbrani erkek bebeklerin öldürülmesini emreder. Tüm evler matem ocağı haline dönmüştür. Ve Amram’ın karısı Yohevet 3. çocuğuna hamiledir.

    Bebek doğar, ne yazık ki dünyaya gözlerini açan bebek erkektir.



    Sazdan bir sepet içindeki bebek
    Levi kabilesinden Amram ve Yohevet’in erkek bebekleri 3 ay gizlice evde büyütülür. Artık yapacak bir şey kalmamıştır. Hangi anne yüreği bebeğini feda edebilir ki. Bebeği bir kumaşa sarar, sazlardan örülmüş bir sepet içine yatırır ve ablası Miryam’a teslim eder.

    Miryam küçük kardeşinin yattığı sepeti Nil Nehri’ne bırakıverir ve onu kıyıdan takip eder. Sepet Nil kıyısındaki sarayın önünden geçerken cariyeler tarafından farkedilir, kıyıya çekilir ve Firavun’un kızkardeşi olan prensese verilir.

    Prenses kumaşları aralar, yumuk yüzlü bebeğe hemen kanı ısınır ve adını Moşe koyar. “Moşe” sudan çıkartılmış anlamına gelmektedir.

    Miryam prensese yaklaşır ve eğer isterse ona bir süt anne bulabileceğini söyler. Yohevet saraya getirilir ve kendi bebeğini aylarca emzirir ve besler.

    Sarayda bir prens gibi büyütülüp, olağanüstü bir eğitim gördüğü halde, Moşe nedenini bilmediği bir sebeple Yahudi kölelerle yakından ilgilenmekte ve sürekli kendi kimliğini sorgulamaktadır.

    Yine bir gün, bir Mısırlının, Yahudi bir köleyi haksız yere dövmesine dayanamaz, araya girerek Mısırlıyı öldürür. Artık kimliğinin ayırdına varmıştır, ama cinayet işlediği için orayı terketmek zorunda kalır.

    Midyan tepelerine kaçar. Orada Midyan tapınağının kahini Yitro’nun kızı Tsipora ile evlenir.

    Moşe Midyan’da, yetiştiriliş tarzının aksine çok basit bir yaşam sürer. Çobanlık yapar.

    Mısır’daki köle soydaşlarının orada çekmekte oldukları acıları unutamamakta, hiç bir günü mutlu ve huzurlu geçmemektedir.



    Tanrı kendini Moşe’ye farkettirdi...

    Moşe, Yitro’nun koyunlarını güderken bir gün Horev dağının eteklerine gelir. Orası müthiş bir sessizlik ve yalnızlık içindedir.

    Tanrı yanan bir çalı halinde Moşe’ye kendini gösterir ve ona seslenir;

    “Ben atalarının Tanrısıyım, Avraam’ın Tanrısıyım, Yitshak’ın Tanrısıyım ve Yaakov’un Tanrısıyım” der.

    Ona Mısır’da kölelik eden İsrailoğullarının feryatlarını duyduğunu, onları oradan kurtaracağını ve tekrar “süt ve bal ülkesine” geri götüreceğini anlatır. Moşe’ye onu halkının kurtarıcısı olarak seçtiğini söyler.

    Moşe etkileyici ve akıcı bir konuşma yeteneğine sahip değildir. Tanrı Moşe’nin ağabeyi Aaron’u “Moşe’nin ağzı” olarak tanımlar ve onu konuşmacı tayin eder.

    Moşe Mısır’a döner, Aaron’un yardımı ile halkına meseleyi açar, onları ikna eder.

    İsrailoğulları Tanrı’ya inanmakta ve iman etmektedir.



    Moşe ve Firavun... Bırak Halkımı Gitsin...

    Yanına Aaron’u alan Moşe, saraya Firavun’a gider.

    Tanrı adına, İsrailoğullarının Tanrısı adına rica ediyorum, halkımı bırak, gitsin... diye konuşur.

    Firavun güler, alay eder. Bu Tanrı kimmiş ki kendi Tanrılarından daha üstün olabilirmiş? Bu Tanrı kimmiş ki, kölelerini onun bir lafı ile azad etsinmiş?

    Moşe, Tanrı’nın yardımı ile bir kaç küçük mucize gösterir. Firavun’un kahinleri de sihirbazlık numaraları ile aynı şeyleri yapıverirler.

    Firavun güler ve onları huzurundan kovar.

    Tanrı Moşe’ye onları, Mısır’dan çıkarmak için mucizeler göstereceğini söyler.

    O aslında bilerek ve isteyerek Firavun’un yüreğini katılaştırmakta ve İsrailoğullarına üstüste mucizeler göstererek onların güvenini ve imanını tam olarak kazanmak istemektedir.

    Mısır’lıların başına 10 bela yağdırır. Bunlar sırasıyla;

    Kan : Mısır’daki tüm sular kan olur.

    Kurbağalar : Nil Nehri’nden çıkan kurbağalar tüm memleketi istila eder.

    Bit : Mısır’daki tüm insan ve hayvanlar bitlerle dolarlar.

    Yırtıcı hayvanlar : Yırtıcı hayvanlar şehri basarlar.

    Bulaşıcı hayvan hastalığı: Bulaşıcı hastalıklar yüzünden hemen hemen tüm ülkenin hayvanları kırılır.

    Yaralar: Mısırlıların vücutları yaralarla dolar

    Dolu: Bütün ekin ve ağaçları mahfeden bir dolu yağar.

    Çekirgeler: Bulut halinde gökten gelen çekirgeler arta kalan bitkileri mahfeder.

    Karanlık: Üç gün ve üç gece her yer karanlık olur.

    İlk doğan erkeklerin ölümü: Mısır’da bütün ilk doğmuş olanlar (Behorlar) ölürler. Ölenlerin arasında Firavun’un oğlu da vardır.

    Ancak tüm bu belalardan sonra, Firavun İsrailoğullarını serbest bırakmaya karar verir.

    Son bela oluşacağı zaman, Tanrı Moşe’ye bütün İsrailoğullarının birer küçük kuzu kurban etmelerini, ondan akacak kanla evlerinin kapılarına işaret koymalarını ister. Böylece Tanrı bu işaretleri gördüğü her evi atlayacak ve o ev beladan korunacaktır.

    Kurban kanını gördüğüm her kapıdan atlayacağım der (Pesah- Passover-Atlama).

    Bu güne kadar bu atlayış (Pesah) nesillerce Tanrı’ya minnet duyarak ve imanla anılır, her yıl bu hikaye anlatılır.

    Firavun oğlunu kaybetmenin acısıyla kıvranmaktadır. Moşe’yi ve Aaron’u geceyarısı saraya çağırır. “Git” der. “Tanrın halkımın üzerinden belaları kaldırsın, İsrailoğullarını al ve git.”



    ÇIKIŞ
    Yıl 2448’dir. Tarih 15 Nisan’dır.

    Tanrı, İsrailoğullarına Mısırlıların zenginliklerini ve mücevherlerini, koyunlarını ve keçilerini de yanlarına almalarını emreder.

    Tora, Yaakov’un Mısır’a gelişi sırasında İsrailoğullarının 70 kişi olduklarını yazar. Oysa 210 yıl sonra onlar oradan çıkarlarken 600.000 kişidirler. Bu sayıya kadın ve çocuklar dahil değildir.

    Ekmeklerini yoğurmaya vakit bulamadıkları için mayasız pideler pişirirler. Bu olayın anısına Tanrı, 15 Nisan’dan itibaren 7 gün (İsrail haricindeki topraklarda 8 gün) Pesah bayramının kutlanmasını, matsa (hamursuz) yenmesini, fakat hamets (mayalı ekmek) ve mayalı yiyeceklerin yenmemesini emreder.

    Pesah, özgürlük En önemli Yahudi bayramlarından olan kavramını Yahudilere ifade eden tek bayramdır.

    3000 yıldan beri Yahudiye her zaman özgürlüğünü hatırlatır ve o sebeptendir ki bu bayramın diğer adı da “Özgürlük Bayramı”dır.

    Yahudi aileler Pesah gecesi bir araya gelirler ve aynı sofrayı paylaşarak atalarının yaşadıkları bu öyküyü nesilden nesile aktararak tekrar tekrar hatırlarlar.

    Bu bayramın farklı iki adı vardır. Pesah ve Hag ha Matzot.

    Pesah 10 felaket sırasında, İsrailoğullarını belelardan uzak tutan mucizevi kutsal korunmayı anımsatır. “Tanrı, İsrailoğullarının evlerinin üzerinden geçti (Pesah).”

    Bu olay daha sonraki dönemlerde, Bet Hamikdaş’ta kuzu veya keçi (bir yılını doldurmamış) kurban edilerek anılır.

    “Hag ha Matzot” adı ise, bayram boyunca yalnız mayalanmamış undan ekmek (matsa) yenileceğini hatırlatmak için konmuştur.

    Pesah çocuklar için özel bir kutlama haline getirilmiş. Pesah gecesi sofrada anlatılan öyküde Tanrı’nın mucizeleri babadan oğula aktarılmıştır.

    “Bunu oğluna söylemeli ve anlatmalısın” diyen atalarımız, tüm çocuklara öğretilmesini mecbur kılmıştır.

    Lag Baomer

    27 Mayıs 2005


    Şavuot’a kadar 49 gün “Omer” sayma emri, Tora’nın en ilginç emirlerinden biridir. Sayı = “Mispar” (İbranice) kelimesinin kökü “Sipur” = Hikaye ile bağlantılıdır. Bu ikisi arasında nasıl bir bağlantı vardır ?

    Olayların bir araya gelmesiyle bir hikaye oluşmakta – başlangıçta karakterlerin tanıtıldığı , ortasında çatışmaların olduğu ve sonunda çözüme ulaşıldığı bir hikaye.

    Sayma emri bize önem vermeyi öğretir. Kalbimizi anlatılan hikayeleri duymaya açar.

    Hikaye, Pesah’ta fiziksel hürriyetine kavuşan halkın Şavuot’ta manevi özgürlüğüne kavuşan halka dönüşmesini anlatır.

    Mısır’ı terk ettiğimiz zaman özgürdük, ancak henüz kendi hikayemizi bilmiyorduk. Tora’yı aldığımızda ruhumuzu ifade edebilmeye yönlenebildik. Ve hikayemiz gelişmeye başladı.

    Yahudi halkı özgürlük arayan bir milletten insanlık arayan bir millete dönüştü.

    Bizi tamamen insan yapan nedir ? Mistik yazılar, Tanrı’yla paylaştığımız bağlarımızın bizi insan yapan faktörler olduğunu söyler. Bu bağlar “Sefirot” olarak adlandırılır ve sayı (Mispar) ve hikaye (Sipur ) ile aynı köke sahip olan kelimedir.

    1500 lerde Safed ‘de oturan ve Ari ( Aslan ) olarak tanınan ünlü mistik Rav Yitshak Luria ‘nın öğretilerinin temeli, Tanrı’yla paylaştığımız bağın-ruhumuzun sefirotlarının - farkında olmamızdır.



    TANRISALLIĞIN 7 YÜZÜ
    Bizi insan yapan Tanrı’yla olan bağlarımızı inceleyelim- Tanrısallığın 7 yüzünü .

    1 . Birincisi “Hessed = Şefkat “

    Bedenin dürtüsü birine doğru olduğunda , ruhumuz da ona doğru yönelir. Şefkat verdiğimiz kişileri severiz çünkü onlar bizim maneviyatımızı geçerli kılarlar. Kendi en yüksek yansımamızı onlarda görürüz.

    İkincisi “Gevura = Güç “

    Kişinin ruhunu, önünde duran engellerin üstesinden gelebilmesi için güçlendirmesinden bahseder. Amaçlarımız için yaşama ve onlara ulaşmak için fedakarlık yapma kapasitemiz vardır. Her Yahudi ‘nin en büyük amacı ışık kaynağı olmaktır. Bunu yapmak için, egolarımızı bırakmalı ve Tanrı’nın Tora’sını dikkatle incelemeliyiz.

    Üçüncüsü “Tiferet = Güzellik “

    Güzellik uyum ve zıtlıktan yaratılmıştır . Doğru insan olduğumuzda , sözlerimiz, düşüncelerimiz, ve yaptıklarımız uyum içindedir. Sadece insanlar yalan söyleyebilirler. Yalan söylediğimizde , rahatlık için duyulan hayvansal isteğe boyun eğmiş ;doğruyu söylediğimizde de , Tanrı’nın insanüstü gerçekliğine tekrar bağlanır ve insan olarak doğru olmayı seçmiş oluruz.

    Dördüncüsü “Netsah = Sonsuzluk “

    Mutluluğa hemen ulaşma isteğine karşı direnen kişi bu kaliteye ulaşır. Bu, umudun ve gelişme tutkusunun kaynağıdır.

    Beşincisi “ Hod = Minnettarlık “

    İbranicede “Hod” isim olarak görkem anlamında,fiil olarak ise hem “itiraf etmek” hem de “teşekkür etmek” anlamındadır. İnsan olarak ister manevi ister fiziksel kaynaklı olsun görkem tarafından harekete geçiriliriz. Genellikle kendi özsaygımızın kırılgan yapısı nedeniyle minnettar olmamızı engellemekteyiz. Güne “Mode Ani – Sana teşekkür ederim “ ( sabah uyanınca söylenen şükran duası ) ile başladığımızda ise Tanrı’ya minnettarlığımızı ifade eder ve kendimizi yaşamaya değer varlıklar olarak görürüz.

    Altıncısı “ Yesod = Temel “

    Yesod, bağlılık yeteneğimizden söz eder. “Temel” olarak adlandırılır çünkü tüm etkileşimlerin temelidir. İlişkilerde aradığımız iyiliktir. Eşimizde aradığımız manevi anlamdaki karakter özellikleri bazılarımız için merhamet,bazıları için doğruluk veya duygusallık olabilir. Eğer kendi iyiliğimizin yansıdığını görürsek insanları daha çok severiz. Aslında aradığımız ruhsal bağlılıktır. Tanrı’nın yüzünü aramaktayız...

    Yedincisi “ Malhut = Krallık “

    Tanrı’nın Krallığını dünyaya ve kendi kalplerimize getirme yeteneğimizden bahseder. Bunu yapmamızın yolu , görevimizin sonsuzluğun önemini kavramak olduğunu anlamaktan geçer. Aynı zamanda bu sonsuzluğun küçük bir parçası olduğumuzu bilmenin sonucu olarak insanlığımızı kaybetmeyiz.

    Pesah’la Şavuot arasındaki 7 hafta, hikayelerimizi öğrenmemizi sağlayan manevi potansiyele sahiptir. Kendimizi insan olarak geliştirerek her günü daha değerli kılabiliriz.

    Rebbetzin Tzipporah Heller’in Aish Hatora yazısından tercüme edilmiştir


    Purim

    24-26 Mart 2005


    “Ester Orucu” Adar ayının 13’ünde tutulur. Bu oruç, Mordehay, Ester ve tüm Yahudilerin tuttukları üç günlük orucun anısınadır. Bu tarih, Aman’ın Yahudileri yok etmek amacıyla seçmiş olduğu güne rastlamaktadır. Oruca Ester’in adının verilmesinin sebebi, bu üç günlük oruç, dua ve Teşuva fikrini veren kişi olmasıdır.



    Neyse ki, bu oruç üç günlük değildir. Ayrıca, o zaman tutulan oruçla tarih olarak aynı güne düşmemektedir. Purim olayları sırasında tutulan oruç, Mordehay’ın, Aman’ın 13 Nisan’da yazıp her yere yolladığı emri haber almasının hemen ardından, hem de Pesah olmasına rağmen, 14-15-16 Nisan tarihlerinde tutulmuştur. Bizim orucu 13 Adar’da tutmamızın sebebi, düşmanlara karşı savaşa hazırlandığımız 13 Adar gününü hatırlamamızdır.

    . Purim’in pazar gününe düştüğü yıllarda Taanit Ester bir önceki perşembe günü tutulur.

    . Herkes Taanit yapmakla yükümlüdür. Fakat hamile, ya da bebek emziren kadınlarla, (ölüm tehlikesi olmasa da) hasta kişiler yemek yiyebilirler. Fakat onlar da sadece doymak amacıyla yemeli, büyük sofralar kurmamalıdırlar.

    . Taanit gecesi tan vaktine kadar yemek yenebilir. Fakat eğer bu vakitten önce yatılmışsa oruca başlanmış sayılır ve güneş henüz doğmamışsa bile yemek yenemez. Geceleri kalkıp bir şeyler içmeyi adet edinmiş kişiler ise, tan yeri ağarmamışsa, bir şeyler içebilirler.

    . Oruç, Arvit duası söylenip Megila okunması bittikten sonra sona erer.

    . Artık yıllarda, Taanit Ester ve Purim, Veadar ayı içinde aynı tarihlerde yapılır.



    Şekalim

    Roş Hodeş Adar’dan itibaren, Şekalim adı altında bir bağış yapılması adettir. Bu para, ihtiyaç sahiplerine ya da cemaatlerin ihtiyaçlarına gider. Bu bağış, Bet-Amikdaş’ın ayakta olduğu zaman, Adar ayı başında, toplanması ilan edilen yarım şekelin anısınadır. Bir çok cemaatte bu uygulama, yerel para biriminden üç yarım verilecek şekilde yerine getirilir. Örneğin İsrail’de, üç tane yarım şekel, ABD’de üç tane yarım dolar vermek adettir. Türkiye’de ise bu mümkün olmadığından, bu bağış Bet-Din’in belirlediği sabit bir para verilerek yapılır. Paralar genelde gabaylara ya da onları temsil eden kişilere verilir, onlar da gerekli yerlere ulaştırırlar.
    Şekalim en geç 13 Adar öğleden sonraya kadar verilmelidir.

    Bu bağış ailenin her ferdi için yapılır. Bir kadın hamile ise, doğmamış çocuk için de şekalim verilir. Bu mitsva yerine getirilirken üç tane yarım şekel verilmesinin sebebi, Ki Tisa peraşasının başında bulunan ve Roş Hodeş Adar’dan önceki Şabat günü okunan, bu emri içeren Şekalim peraşasında, “yarım şekel” teriminin üç kez geçmesidir.



    Diğer Mitsvalar

    Purim’le ilgili mitsvaların tümü Rabiler tarafından belirlenmiştir. Bu mitsvalar dört tanedir

    Keriat Megila (Megila’nın Okunuşu):

    ● Purim gününde herkes, hem gece hem de gündüz, Megila’yı okumakla yükümlüdür.

    ● Megila, Purim gecesi yıldızlar çıktıktan tan vaktine, gündüz de gün doğuşundan güneş batışına kadar okunabilir.

    ● Megila okunmasından, hem erkekler hem de kadınlar sorumludur.

    ● Megila, tıpkı bir Sefer-Tora’da olduğu gibi, işin uzmanı bir Sofer tarafından, deri üzerine özel bir mürekkeple yazılmış olmalıdır. Bu özellikte olmayan bir Megila’ya beraha söylenemez.

    ● Normal beraha olan “Al Mikra Megila”nın ardından, eğer Megila o yıl ilk kez okunuyorsa “Şeeheyanu” berahası söylenir. Hazan, berahaları ayakta ve Megila tümüyle açıldıktan sonra söylemelidir.

    ● Kaşer Megila’sı olmayan bir kişi, Hazan’ın ağzından Megila’yı dinler, ama onunla birlikte okumaz.

    ● Megila okunmadan önce yemek yenmez.

    Seudat Purim (Purim Ziyafeti):

    ● Megila’nın genelinde de gördüğümüz gibi, Purim mucizesi ziyafetler ve davetler arasında gerçekleşmiştir. Bu sebeple Rabilerimiz Purim’i bir bayram olarak sabitlemişler ve bu günde törensel bir ziyafet yapılmasını öngörmüşlerdir.

    ● Aruh Aşulhan, Purim günü kişinin, yapabileceği en güzel ziyafeti vermesi gerektiğini yazar. Ayrıca, ziyafete, tıpkı Şabat günü olduğu gibi, ekmekle başlanmalı ve et yenmelidir. Zira bu iki yiyecek maddesinin olmadığı bir yemek, ziyafet sayılmaz.

    ● “Seuda” adı verilen bu ziyafet, Purim günü içinde herhangi bir zamanda gerçekleşebilir. Ancak henüz Minha duası yapılmamışsa, ziyafete gün ortasında başlanmamalıdır.

    ● Yemeğin gerçekleştiği sürenin çoğunluğu Purim gününün içinde kalmalıdır. Bu sebeple, güneş batışından, Seuda’nın çoğunun biteceği kadar bir süre önce başlanmalıdır.

    Eğer 14 Adar, Cuma gününe düşerse, Şabat’a geç kalmamak için, ziyafet öğleden önce yapılır.

    Birkat Amazon’da, Purim’e özel parçalar (“Al Anisim” ve “Bime Mordehay”) okunur ve yemek güneş batışından sonraya sarkmışsa bile bu parçalar atlanmaz.

    Purim’i oluşturan mutluluk ifadelerinin önemli bir bölümü şaraptır. Gimara şöyle demektedir: “Kişi, ‘Arur Aman – Aman Lanetlidir’ ile ‘Baruh Mordehay – Mordehay Mübarektir’ arasındaki farkı anlayamayacak derecede şarap içmelidir.”

    Gimara’daki bu ifadenin ne anlama geldiği konusunda çeşitli açıklamalar mevcuttur ve bu broşür bunların tümünü kapsama amacında değildir. Fakat bunların en popüler olanı, kişinin sarhoş olması şeklindedir. Ne kadar sarhoş? Hafets Hayim, sarhoşluğun, Tanrı’nın yapmış olduğu iyilikler – Aman’ın düşüşü ve Mordehay’ın zaferi – arasındaki farkı anlayamayacak derecede olabileceğini yazar.

    Rabilerimiz, Purim’de şarap içilmesini, tüm bu mucizevi olaylar sırasında şarabın oynadığı rol sebebiyle öngörmüşlerdir. Meiri’nin yazdığı üzere, Rabilerimizin amacı, mutluluğun, boş ve anlamsız olması değil, aksine Tanrı’ya yönelik sevginin ortaya çıkacağı ve bizler için yaptığı tüm mucizeleri tanımamızı sağlayacak derecede gerçekleşmesidir. Bu açıdan, Haye Adam, bir kişinin, daha sonra doğru dürüst davranamayacağı, hatta Birkat Amazon’u bile söyleyemeyeceğini hissettiği takdirde şarap içmemesi gerektiğini vurgular.

    Hafets Hayim de, Gimara’nın bu direktifini uygulamanın en doğru yolunun, az miktarda şarap içip daha sonra biraz uyumak olduğunu yazar. (Uyuyan bir insan, Mordehay ve Aman arasındaki farkı anlayamaz!)

    Mişloah Manot (Yemek Gönderileri):

    ● Herkes, Purim gününde, en az bir kişiye, en az iki çeşit yemek hediye etmelidir. Buna içecek de dahildir.

    ● Yemek, anında yenebilecek şekilde, hazır olmalıdır.

    ● Bir kişi bu işlemi Purim’den önce yapmak isterse, yemeğin hedefine ulaşması, Purim gününde gerçekleşmelidir.

    Matanot Laevyonim (İhtiyaç Sahipleri İçin Hediyeler):

    ● Mişloah Manot’ta olduğu gibi, bu mitsva da Purim içinde yerine getirilmelidir. Başka bir deyişle, fakirlere para dağıtma işi Purim gününde yapılmalıdır. Bu sebeple, Purim günü ya da öncesi birine para gönderildiği takdirde, paranın hedefe Purim günü içinde ulaşmasına dikkat edilmelidir.

    ● Matanot Laevyonim, para ya da yemek yoluyla yapılabilir.

    ● Verilmesi gereken asgari miktar, pahalı olmayan bir yemek, ya da eşdeğer fiyatıdır. Bu miktar en az iki ihtiyaç sahibi kişiye verilmelidir.

    ● Hafets Hayim, Rambam’ın sözlerini hatırlatarak, daha iyi bir Seuda yapmak, ya da daha çok yemek hediyesi yapmaktansa, daha çok ihtiyaç sahibi kişiye hediye vermenin tercih edilmesi gerektiğini belirtir. Bunun sebebi, Purim ile ilgili düşünülebilecek en yüksek derecedeki mutluluğun, ihtiyaç sahiplerinin kalplerini mutlu etmekle gerçekleşeceğidir.

    ● Her Tsedaka hareketinde olduğu gibi, Matanot Laevyonim yerine getirilirken de, alanların psikolojik durumuna en yüksek derecede önem verilmelidir. Alan kişinin utandırılmaması büyük önem taşır.

    ● Birine para ya da yemek verirken, karşısındakinin fakirlik derecesi düşünülmemeli, elini uzatan herkese, imkanlar dahilinde yardım edilmelidir.

    Genel:

    ● Amida ve Birkat Amazon’da “Al Anisim” ve “Bime Mordehay” parçaları okunur.

    ● Purim günü hafta arasına ait elbiseler yerine, bayram ya da Şabat’a özel kıyafetler giyilmelidir.

    ● Purim’de iş yapılabilir. Fakat iş yapılmasının adet olmadığı bir yerde çalışılmaması daha doğrudur.

    ● Purim günü kadınlar çamaşır yıkamazlar.

    ● Purim’in her iki gününde de tıraş olunabilir.


    Tişabeav

    14 Ağustos 2005

    . Moşe Rabenu zamanında , İsrael topraklarına gönderilen 12 casusun verdikleri kötü rapor üzerine halk ayaklanmış ve o nesil İsrael topraklarına giremeyerek, 40 yılı çölde geçirmişlerdir .( M.Ö. 1312 )

    2. İlk Bet-Amikdaş Babil kralı Nabukadnezar tarafından yıkılmıştır. 100.000 Yahudi öldürüldü ve milyonlarcası sürgüne gönderildi. ( M.Ö. 586 )

    3. 2.Bet-Amikdaş Roma kralı Titus tarafından yıkıldı. 2 milyon Yahudi öldü ve 1 milyonu da sürgüne gönderildi. ( M.Ö. 70 ).

    4. Bar Kohba isyanı Roma İmparatoru Hadrian tarafından bastırıldı. Betar kenti – Romalılara karşı direnen son yer- ele geçirildi ve yok edildi. 100.000 den fazla Yahudi öldürüldü. ( M.Ö.135 )

    5. Tapınak bölgesi ve çevresi Romalı general Turnus Rufus tarafından ele geçirildi. Yeruşalayim bir pagan şehri – yeni ismi Aelia Capitolina- olarak tekrar inşa edildi ve Yahudilerin girmesi yasaklandı.

    6. Papa II.Urban 1.Haçlı seferini başlattı. Onbinlerce Yahudi öldürüldü.

    7. İspanya ‘daki Yahudiler kovuldu. ( 1492 )

    8. 1.Dünya Savaşı ,1914 yılında Tişa Beav günü Rusya’nın Almanlara savaş açmasıyla başladı.

    9. Tişa Beav’da Varşova Gettosundan Yahudilerin sürülmesine başlandı.


    Bu günde yapilmamasi gerekenler

    1. Gün batımıyla başlayan oruç ertesi akşam yıldızların çıkmasıyla sona erer.

    · Hamile veya süt veren kadınlar da bu orucu tutarlar.

    · 30 günlüğe kadar loğusa kadınlar oruç tutmazlar.

    · İlaç alınabilir, su içilmeden alınması tercih edilir.

    2. Özel bir kiri çıkarmak dışında yıkanılmaz veya banyo yapılmaz.

    3. Eşlerarası ilişkide bulunulmaz.

    4. Deri ayakkabı giyilmez. ( Deri kemer takılabilir )

    5. Hediye verilmez.

    6. Müzik dinlenmez .

    7. Tişabeav’la ilgili bölümler dışında Tora çalışılmaz.

  4. #4
    Mareşal
    HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Hanuka

    Noah'ın oğlu Yefet'in yedi oğlu oldu. Bunların dördüncüsünün ismi Yavan'dı [Yunanistan]. Noah'ın, Yefet'e verdiği "Tanrı Yefet'i [zihinsel bağlamda] genişletsin" (Bereşit 9:27) şeklindeki beraha, Yefet'te gerçekleşmiş, Tanrı Eski Yunanlılar'a estetik ve felsefe alanında gelişme bahşetmişti. 1700 yıl boyunca Eski Yunanlılar dünya tarihinde nispeten küçük bir rol oynamışken, Pers İmparatorluğu'nu yenilgiye uğrattıktan sonra, Eski Yunanlılar dünya medeniyetine, kültürüne ve felsefesine en çok katkıda bulunan halk olmuştur.

    II.Bet-Amikdaş döneminin başlarında, Erets-Yisrael Pers hakimiyeti altındaydı. Pers İmparatorluğu'nun yıkılışının ardından Yisrael bu kez Yunan egemenliğine girdi. 3442 (MÖ 318) yılında henüz 19 yaşında olan İskender, babası Filipus'un ardından Yunan tahtına çıktı. Makedonyalı İskender, Yunan Krallığı'nı, Afrika ve Ortadoğu'ya kadar yayılan büyük bir imparatorluk haline getirmeyi başardı. İmparator İskender Yisrael'in bilgelerine - hahamlara - büyük saygı ve değer verdi. Bunların arasında özellikle, o dönemin Koen Gadol'u [Baş-Koen] olan Şimon Atsadik göze çarpmaktaydı. Ancak Büyük İskender 3454 (MÖ 407) yılında zehirlenerek öldürüldükten sonra, imparatorluğu Ptolemy, Selekus, Antigonus ve Filipus arasında dörde bölündü. Bunların kendi krallıkları daha sonraları Mısır, Yunanistan ve Suriye olarak bilindi.

    Sanedrin'in 72 Üyesi


    Mısır bölgesinin kralı Ptolemy Filodolfus, bilim üzerine verilmiş sayısız eserden büyük bir kütüphane oluşturmaktaydı. Kolleksiyonunu dini kitaplar üzerinde yoğunlaştırmıştı ve Yahudilik'teki mantık sistemi onu özellikle etkilemişti. Ancak Ptolemy'nin kütüphanesinde, çok büyük öneme sahip bir kitap mevcut değildi: Moşe'nin Beş kitabı - yani Tora. O zamana kadar başka hiçbir dile çevrilmemiş ve İbranice olarak süregelmiş olan Tora, İbranice bilmeyen Kral Ptolemy için erişilmezdi. Ptolemy bu sebeple Tora'nın kendi anlayabileceği dile - Yunanca'ya çevrilmesini istedi. Yahudiler'in Moşe Rabenu zamanından beri en merkezi organı olan Sanedrin'in o dönemdeki 72 üyesini, İskenderiye'de deniz kenarında bir yere getirdi. Bu 72 kişiye kendilerinden ne istediğini söylemedi ve her birini, ayrı bir evde kapattı.

    Bilgelere sonra yapmaları istenen bildirildi ve hepsi 72 gün süren çalışmalarına başladı. Bilgeler, Tora'yı Yunanca'ya çevirirlerken, içindeki yanlış yorumlanabilecek bölümleri biraz farklı çevirdiler. Buna göre orijinal metine göre çeviride anlamsal olarak tam 13 değişiklik yapmışlardı. Diğer yandan bu çalışma sırasında bilgeler her biri tek başınaydı ve birbirleriyle hiçbir temas söz konusu değildi; ancak buna rağmen, çeviride yapılan bu onüç değişiklik, çevirinin 72 kopyasında da aynıydı. Talmud bu olayın bir mucize olduğunu vurgular.

    Suriye-Yunan Krallığı
    İskender'in bölünen krallığının Suriye kolu, buranın hakimi olan Selekus'un ismiyle Selevki Krallığı olarak bilindi. İskender'in, Yahudi tebaasına yönelik nispeten uyumlu ilişkisine karşın, tam bir tiran olan Suriye-Yunan kralı Antiyohus, Yahudiler'in farklı yaşam politikalarına tahammül edemiyordu. Küçük ve önemsiz Yeuda krallığını, kendi güçlü imparatorluğunun gözüne batan bir diken gibi görüyordu.

    Her ne kadar Yahudiler arasında Helenizm'i [Eski Yunanlılar'ın paganizm, güç ve asimilasyon kültürü] benimseyen önemli miktarda asimile olmuş bir bölüm var idiyse de, Yeuda topraklarında yaşayan halkın çoğunluğu, Helenizm'in yabancı fikirlerini reddettiler. 3610 (MÖ 151) yılında, Kuzey Hakimi Sylvacus Sautier cinayete kurban gitti. Sylvacus'un kardeşi Antiyohus Epifanes onu yerini aldı. Ağabeyinin Yahudiler'e karşı nispeten felesefik tutumuyla tezat teşkil edercesine, kafası sık verdiği partilerden dolayı çoğu zaman dumanlı olan Antiyohus, saf bir Helenist'ti.

    Kiralık Koen Gadol
    Yahudi bir işadamı bir gün sinagoga gelir ve Rabi'nin ofisine girer. Kendisine yaklaşarak, Koen olmak istediğini ve bunun için ne kadar bağış yapması gerektiğini sorar. Bu teklifi oldukça eğlenceli bulan Rabi, potansiyel bağış sahibine "Tüm içtenliğimle soruyorum: Koen olmak istemenizin sebebi nedir acaba?" der. İşadamı cevap verir: "Bakın Rabi. Benim büyükbabam Koen'di. Babam da aynı şekilde! O yüzden ben de Koen olmak istiyorum!"

    Elbette; "Koen" ünvanı Yahudilik'te babadan oğula geçer. Bu parayla satın alınabilecek bir ünvan değildir ve ilk Koen Aaron'un soyundan gelen herkes otomatik olarak Koen'dir; gelmeyen herkes de otomatik olarak Koen değildir. Bunun yanında Bet-Amikdaş'taki hizmetin merkez noktası olan Koen Gadol, tüm Koenler arasında bu denli önemli bir göreve en uygun olabilecek, Sözlü ve Yazılı Tora'ya tamamen hakim olanlar arasından çok özel bir şekilde seçilirdi. Ancak Helenistik dönemde bu durum değişti. Koen Gadol'un kim olacağı, en çok rüşveti kimin vereceğiyle bağlantılı hale geldi.

    Helenistik bir Yahudi olan Yeşua [Jason], Antiyohus ile bir antlaşma yaptı. Yeşua Koen Gadol mevkiini 60 parça gümüş karşılığında satın alırken, bağışlardan da 80 parça gümüş elde edeceğine dair söz verdi. Yeşua'nın liderliğinde Yeruşalayim'de bir olimpik stadyum inşa edildi. Olimpiyatlar, Eski Yunanlılar'ın vücut güzelliğini vurguladıkları ve kendi tanrılarına tapınma için araç olarak kullandıkları bir organizasyondu. Yunanlılar tamamen çıplak vücutlarla spor yaparlar, vücutlarına yağlar ve losyonlar sürerlerdi. Yeşua güçlü Yahudi gençlerini stadyumda egzersiz yapmaya teşvik ediyordu. Sonunda birçok Koen, Bet-Amikdaş'taki kutsal görevlerini bırakarak, spor yapmaya gidecek kadar asimile olmuştu. Yahudi yarışmacılar, Yunan toplumunca kabul edilebilmek için sünnetli olduklarını saklıyorlardı. Birçokları sünnetin bir sonucu olan fiziksel farklılığı geri alabilmek için derilerini geri çeken acı verici operasyonlara katlanıyordu. Yunan kültürünün etkisi artık bu derecede hissedilmeye başlanmıştı. Birçok Yahudi, oğullarını sünnet etmeyi reddetmeye başladı. Başkaları Akko'dan Gazze'ye, Yeuda sahillerinde Yunanlılar'la deniz banyosu yapıyordu. Kısacası "bir Yahudi için kendi farklı kimliğini korumaktansa, asimile olmak çok daha kolay" kültürü, Yahudiler arasında hakim olmaya başlamıştı.

    İç Çekişmeler


    Koen Gadol (!) Yeşua, mevkiini elde etmek için krala teklif ettiği borcunu henüz ödemiş değildi. Paragöz Antiyohus'a, Yeşua'nın arkadaşı olan, tam bir Helenist haline gelmiş ve adını bile Yunanca Menelaus'a çevirmiş olan Honiov tarafından bunun çok daha üstünde bir miktar teklif edilince, aileden Koen bile olmayan Menelaus yeni Koen Gadol oldu. Ancak krala söz verdiği fonu Menelaus da bir türlü toparlayamamıştı ve paraya doymayan Antiyohus için asıl önemli olan nokta buydu. Sonunda Yunanlı tiran, Yeşua'nın kardeşi Lizimakeus'u onun yerine Koen Gadol olarak atadı. Ancak Menelaus pes etmiş değildi. Söz verdiği miktarı Bet-Amikdaş'ın özel hazinesinden elde etmeye yeltendi; fakat bu sırada öldürüldü. Mevkii için Antiyohus'a borçlu olan Lizimakeus da Menelaus'un yöntemini denedi ve "telafi için" Bet-Amikdaş'ın özel hazinesine el uzattı. Yeruşalayim sakinleri artık bu entrikalar karşısında sessiz kalamadı. Yeruşalayim'liler Lizimakeus'u suçüstü yakaladılar ve öldürdüler. Bu sırada Antiyohus savaş için Mısır'a yönelmişti. Onun öldüğüne dair dedikodular yayılmaya başlayınca Yeşua askeri bir kuvvet toparladı ve Koen Gadol mevkiini tekrar ele geçirdi. Yahudi Helenistler Antiyohus'a, ölümüyle ilgili dedikodulardan Yahudiler'in memnun olduğunu bildirince 3616 yılında Antiyohus intikam almak için Yeruşalayim'e sürpriz bir saldırıya geçti. Fakat içeri girmek için şehir kapısını koçbaşıyla kırmaya bile ihtiyaç duymadı; çünkü şehirdeki Helenistler kapıyı ardına kadar açmışlardı bile. Yeşua bu arada canını kurtarmak için kaçmıştı.

    Helenistler'ce tezahüratlarla karşılanan Antiyohus üç konuda yasaklama getirdi. Buna göre Şabat uygulanmayacak, Yeni Ay'ın ne zaman çıkacağına dair hesaplar yapılmayacak [Roş Hodeş ilan edilmeyecek] ve sünnet olunmayacaktı. Tarihi bir belge olan Megilat Antiyohus'ta kralın provokatif kararı kendi sözleriyle şöyle kaydedilmiştir:

    "Yeruşalayim'de aramızda yaşayan Yahudiler'in bizim tanrılarımıza kurbanlar sunmadıklarının farkında mısınız? Ya da bizim inancımızı kabul etmediklerinin? Kendi inançlarını bırakmaya yanaşmadıklarının? Sürekli bizim hakimiyetimizin bitmesini bekliyorlar ve 'Bizim Kralımız [Tanrı] hakimiyetini göstereceği zaman, denize ve toprağa biz hakim olacağız ve tüm dünya bize ait olacak' diyorlar. Ordumuz onlara göre çok üstün olduğuna göre, gelin onlara karşı kalkalım ve Tanrı ile antlaşmalarını bozalım: Şabat'larını, Roş Hodeş'lerini ve Berit Mila'larını".

    Nikanor'un Gelişi
    Megilat Antiyohus'un anlattığına göre, 3618 (MÖ 143) yılında Antiyohus'un, başkomutanı Nikanor'u büyük bir askeri birlikle Yeruşalayim'e gönderdi. Birçok Yahudi katledildi. Yahudi Tapınağı'nda bir pagan sunağı inşa edildi ve Nikanor bunun üzerinde bir domuz kurban ederek kanını Bet-Amikdaş'ın kutsal avlusuna döktü. O sırada Koen Gadol olan Yohanan, kutsiyetin bu derece ihlali karşısında büyük öf---e kapıldı. Kıyafetinin altına bir kılıç gizleyerek, kumandan Nikanor ile bir randevu istedi. Asi birinin gelişi karşısında işkillenen Nikanor, Yohanan'ın amacını merak etmişti. Yohanan cevaben, yöneticinin emrini dinlemeye geldiğini belirtti.

    Nikanor ona "Eğer benim emrimi dinlemek istiyorsan, git ve sunak üzerinde bir domuz kurban et! Bunu yaptığın takdirde sana kraliyet kıyafeti giydirilecetir. Kralın atına binecek ve kralın yakın arkadaşlarından biri haline geleceksin" dedi.

    Yohanan cevap verdi: "Efendim; Yahudiler'den korkarım. Ya bunu öğrenip beni taşlayarak öldürürlerse? Yanımızdaki tüm kişileri dışarı çıkarın ki beni başkalarına ispiyonlamasınlar". Daha sonra Nikanor'la başbaşa kalan Yohanan, karşısındaki güçlü askerin eline düşmemek için Tanrı'nın merhametini diledi; sonra ileri doğru üç adım attı ve kılıcını çekerek Nikanor'un kalbine sapladı.

    Nikanor öldürüldükten sonra yerine Bagris atandı. Bagris, Şabat, Roş Hodeş ve Berit Mila ile ilgili yasaklamaları kuvvetlendirdi. Sünnet edilmiş olduğu belirlenen her bebek, ebeveyniyle birlikte asılacaktı. Buna karşın birçok Yahudi, atalarından kendilerine miras kalmış olan bu çok değerli uygulamayı yerine getirmek için hayatlarını riske etmekten çekinmediler. Megilat Antiyohus, birçok Yahudi kadının, Bagris'in adamları tarafından öldürülmektense, önce çocuklarını sonra da kendilerini Yeruşalayim'in surlarından aşağı attıklarını kaydeder.

    Gizli Şabat Mağarası


    Şabat'ı el üstünde tutan birçok Yahudi, bu çok özel günün gereklerini yerine getirebilmek amacıyla çöldeki bir mağarada gizleniyordu. Ne yazık ki ispiyoncular Bagris'e bu gizli yeri bildirdiler. Sonuçta Bagris bu mağaranın girişine bir birlik gönderdi ve içeriye çağrıda bulundu: "Dışarı! Bizim ekmeğimizi yeyin; bizim şarabımızı için; bizim yaşantımızı benimseyin". Ancak mağaranın sakinleri Tanrı'nın Sinay Dağı'nda verdiği emre sadık kalmayı tercih ettiler: "Altı gün boyunca çalış ve tüm yaratıcı işlerini yap; ancak yedinci gün Tanrı için Şabat olacaktır - hiçbir iş yapmayacaksın". Her ne kadar Talmud "bir hayat kurtarmak için Şabat ihlal edilebilir" diyorsa da, mağara sakinleri, kaderlerinin Yunan ordusunun elinde ölmek olduğunu bildikleri için, bu çok dar durumda bile Şabat'ı ihlal etmemeyi tercih ettiler. O gün, yaklaşık 1000 erkek kadın ve çocuk, Tanrı'nın İsmi'ni Kutsal kılarak ölümü seçtiler. Mağaradaki Yahudiler, "aydın" Yunanlılar tarafından diri diri yakılmışlardı.

    Yahudi Cevabı


    Koen Gadol Yohanan'ın oğlu Matatyau, Yeuda tepelerinden birindeki Modiin kasabasında yaşamaktaydı. Kendisi aynı zamanda Haşmonai [=Saygıdeğer] Matatyau olarak da tanınırdı. Matatyau'nun beş oğlu vardı: Yohanan Kodşi, Şimon Tasi, Yeuda Makabi, Elazar Horni ve Yonatan Hufsi. Matatyau, Bet-Amikdaş'ın kutsiyetinin ihlal edilmesi, inanç konusundaki baskı ve Helenistler'in asimilasyon politikası karşısında büyük öf---e kapılmıştı. Oldukça yaşlanmış olmasına karşın Matatyau 3621 (MÖ 140) yılında oğullarıyla birlikte güçlü Yunan İmparatorluğu'na karşı gerilla savaşına başladı. Yeuda toprakları boyunca mağaralarda gizlenen ve "Haşmonailer" olarak tanınan Matatyau ve oğulları, geceleyin harekete geçiyor Yunan kamplarını ateşe veriyorlardı. Mücadeleleri tamamen askeri olmaktan oldukça farklıydı. Tora'nın öğretilerini ön planda tutuyorlar ve Berit Mila'yı olması gerektiği gibi yerine getiriyorlardı.

    Yeuda Makabi ve Yiğitlik


    Bir yıllık fiziksel ve manevi savaşın ardından, yaşlı Matatyau, sonunun yaklaştığını fark etmişti. Yahudi direnişinin lideri olarak, oğlu Yeuda'yı kendi yerine atadı ve 3622 (MÖ 139) yılında öldü. Yeuda başa geçtikten sonra Yisrael'in onurunu eski düzeyine getiren kişi oldu. Ünlü tarihçi Josephus Flavius, "Makabi" sözcüğünün, Yunanca'da "yiğitlik" anlamına geldiğini belirtir. Yeuda'nın bayrağında "MaKaBİ" sözcüğü yazılıydı. Bu sözcük bazı açıklamalara göre "Mi Kamoha Baelim AD... - Güçler arasında Kim Senin gibidir Ey Tanrı" (Şemot 15:11) sözcüklerinin baş harflerinden oluşur.

    Yeuda Makabi 7000 Yahudi savaşçıdan bir ordu oluşturdu. Tanrısal yardım sayesinde, sayıca oldukça düşük olan bu kuvvet, Yunan ordularını bozguna uğrattı, birçoğunu öldürdü ve kalanların Gazze'ye kaçmasını sağlayarak Yeuda'dan kovaladı. 3622 yılında, Tanrı'nın takdirini gösterircesine, Antiyohus'un atları, dönemin tankları olan kendi fillerinden korkmuş olacaklar, arabasının ters dönmesine ve tonlar ağırlığındaki hayvanların ayakları altında ezilmesine sebep oldular. Antiyohus parçalanmış ve ezilmiş kemikleriyle pek bir şansa sahip değildi. Cesedi günler boyu güneş altında kalarak çürüdü.

    Bet-Amikdaş'ın Tekrar Hizmete Girmesi


    Megilat Taanit şöyle yazar: "Yunan Krallığı'nın döneminde, Haşmonailer Bet-Amikdaş'a girdiler, sunağı (Mizbeah) tekrar inşa ettiler, Bet-Amikdaş'ın duvarlarını tamir ettiler, kutsal eşyaları yenileriyle değiştirdiler ve sekiz gün boyunca yenileme işlerini sürdürdüler". Haşmonailer Menora'yı yakmak için yağ aradılar; fakat manevi saflığı bozulmamış ve üzerinde Koen Gadol'un mührünü taşıyan sadece bir küçük kap dolusu zeytinyağı bulabildiler. Tarih 25 Kislev'di - tarihin bir cilvesi (?) olarak, Moşe Rabenu'nun ağabeyi Aaron Akoen de, Mişkan'daki ilk Mizebah'ı yine 25 Kislev tarihinde hizmete açmak üzere emir almıştı. Haşmonailer'in buldukları küçük kap, Menora'yı sadece bir gün boyunca yakabilecek kadar yağ içermekteydi. Bir mucize oldu ve bu az miktardaki zeytinyağı, Menora'nın sekiz gün boyunca yanmasını sağladı. Bu, yeni saf yağ üretmek için gereken süreydi.

    Hanuka: Karanlığın Kovulması
    Bunun bir yıl sonrasında dönemin Sanedrin'i, bu yağ mucizesinin anısına bu tarihten itibaren sekiz günü nesiller boyu bir bayram olarak ilan ettiler. Sözcük anlamı olarak "Hanuka", "adamak/ihdas etmek" anlamındadır. Bu sözcüğü "Hanu-K-A - [Kislev ayının] 25'inde kamp kurdular/durdular" şeklinde anlamak da mümkündür [Kaf=20; E=5]. Tora Yunanca'ya çevrildiği zaman dünya üzerine üç gün boyunca bir karanlık çöktüğü söylenir. Suriye-Yunanlılar üç temel Yahudi kuralını kanundışı bırakmışlardı: Şabat; Yeni Ay'ın hesaplanması ve sünnet. 25 Kislev tarihinde Bene-Yisrael'in tarihindeki üçüncü sürgün sona erdi; heybetli Yunan İmparatorluğu, Yahudi Ulusu'nun küçük ışığıyla yanıp kül oldu.


    Hanuka nasil kutlanir

    Hanuka İle İlgili Alahalar:

    1) 25 Kislev günü , sekiz günlük Hanuka bayramı başlar. Hanuka’da (Şabat günü hariç) her türlü iş yapılabilir, ancak bu günler sevinçli olduğu için oruç tutulmaz. Hanuka ışıklarının yandığı süre içinde kadınlar ev işleri yapmamayı adet edinmişlerdir.

    2) Eğer Hanuka ışıkları için yağ ve pamuk (meças) kullanılıyorsa, zeytin yağı kullanılması tercih sebebidir. Ancak bulunamıyorsa başka yağlar kullanılabilir.

    3) Hanukiya yıldızlar çıktıktan sonra yakılır. Hanukiya’nın yakılışı sırasında tüm ev halkı bir arada olmalıdır. Eğer tüm gece boyunca bir engel sebebiyle Hanukiya yakılmamışsa, ertesi gün herhangi bir değişiklik yapılmaz. Her gün kendisine ait sayıda mum yakılır.

    4) Hanukiya’nın en az yarım saat yanması gerekir. Mumlar buna göre seçilmeli, yağ da bu süre göz önünde tutularak koyulmalıdır.

    5) Hanukiya’nın yakılışının yarım saat öncesinden itibaren, yemek yenmez; hatta Tora bile çalışılmaz.

    6) Hanukiya’nin ışığından yararlanılmaz. Bir ışığı yakmak için diğerlerinden yararlanılamaz. Aydınlanma konusunda ise “Şamaş” ışığından yararlanılabilir.

    7) Cuma akşamı, güneş batımından yirmi dakika önce Şabat mumları yakılır. Hanukiya Şabat Mumları’ndan önce yakılmalıdır. Bu durumda Cuma akşamı yakılan Hanukiya’nın mumları veya yağı, en az 70 dakika yanabilecek şekilde ayarlanmalıdır. Bu sayede ışıklar yıldızlar çıktıktan sonra yarım saat süreyle yanabilirler.

    8) Şabat Çıkışı’nda (İstanbul geleneğine göre) önce Avdala yapılır, sonra Hanukiya yakılır. Ancak tersi yapılırsa bir hata yoktur.

    9) Hanukiya normal bir insanın göz hizasında, kapının girişinde sol taraftan görülecek şekilde yerleştirilir. Böylece, odaya giren bir kişi sağında Mezuza, solunda ise Hanukiya’yı görecektir.

    10) Işıklar Hanukiya’nın (yakana göre) sağından başlayarak dizilmelidir. Önce o geceye ait olan (yakana göre en soldaki) ışık, daha sonra sağa doğru sırayla diğer ışıklar yakılır.

    11) Örnek olarak beşinci gece ışıklar (soldan itibaren) 5-4-3-2-1-ŞAMAŞ sırasıyla yakılır.

    12) Hanukiya yakılışında, önce berahalar söylenir. Daha sonra ilk ışık yakılır ve “Anerot Alalu” söylenir. Beraha sadece, ilk mumu yakacak kişi tarafından söylenir; diğerleri de “Amen” şeklinde cevap verirler.

    13) Yanlışlıkla eksik sayıda mum yakılmışsa, sayı tamamlanabilir. Ayrıca beraha söylenmez.

    14) Yarım saat dolmadan önce ışıklar sönerse, yakma işlemi tekrar yapılır fakat beraha söylenmez.

    15) Hanukiya yanarken başka bir yere götürülmez. Ancak yarım saat dolmuşsa ışıklar söndürülebilir ve Hanukiya taşınabilir.

    16) Hanukiya’nın yakılması herkes için bir mitsvadır.

    17) Hanuka ışıkları için elektrik kullanılmaz. Rabi Şelomo Zalman, bir Hanuka ışığının dört farklı özelliği olması gerektiğini ifade eder :

    Bir yakıt kaynağı ve bir fitil

    Bet-Amikdaş’daki ışıklara benzeyen gerçek bir alev.

    Tükenir yakıtlardan çıkan bir alev

    Yakış sırasında belirli bir yakıt miktarının varolması



    Elektrik bu koşullardan hiçbirini yerine getirmez.

    “El Gid Para El Pratikante” - Rabi Nisim Behar

    Hanuka Mumlarının Yakılması:

    Mumların yakılış düzeni şöyledir:

    Birinci gece yakılacak olan mum, Hanukiyanın sağ ucuna yerleştirilir.

    mum Tanrı’nın “ışık olsun” deyişini anımsatır.

    İkinci gece, sola doğru bir mum ilave edilir.

    Önce yeni ilave edilen mum yakılır. İkinci ışık “Tora”’nın ışığıdır.

    mum “Tora”’yı simgeler.

    mum “Adalet” ışığıdır.

    mum “merhamet” ışığıdır.

    mum “kutsallık” ışığıdır.

    mum “sevgi” ışığıdır.

    mum “sabır” ışığıdır.

    mum “cesaret” ışığıdır.

    Şamaş: Bir mumun diğer mumları yakıp, yine ışığından hiç bir şey kaybetmemesi örneğinde olduğu gibi, Yahudilik de çağlar boyunca bir çok ülkede gerçek ışığını yakıp, bugüne dek ışıldamasını sürdürmüştür. Şamaş bu fikri simgelemektedir.



    Hanukiya’yı Yakma Berahaları :

    (Elokenu ve Elokay kelimelerindeki “k” harflerini okumayınız.)

    Vii Noam AD... Elokenu Alenu Umaase Yadenu Konena Alenu Umaase Yadenu Koneneu.

    Baruh Ata AD... Elokenu Meleh Aolam Aşer Kideşanu Bemitsvotav Vetsivanu Leadlik Ner Hanuka.

    Baruh Ata AD... Elokenu Meleh Aolam Şeasa Nisim Laavotenu Bayamim Aem Bazeman Aze.

    -.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-

    (Sadece İlk Gece İcin)

    Baruh Ata AD... Elokenu Meleh Aolam Şeeheyanu Vekiyemanu Veigiyanu Lazeman Aze.

    -.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-



    Anerot Alalu Anu Madlikin Al Anisim, Veal Apurkan, Veal Agevurot, Veal Ateşuot, Veal Aniflaot, Veal Anehamot, Şeasita Laavotenu Bayamim Aem Bazeman Aze Al Yede Koaneha Akedoşim Vehol Şemonat Yeme Hanuka, Anerot Alalu Kodeş En, Veen Lanu Reşut Leiştameş Baen, Ella Lirotan Bilvad, Kede Leodot Lişmeha Al Niseha Veal Yeşuoteha Veal Nifleoteha.

    Mizmor Şir Hanukat Abayit Ledavid.

    Aromimha AD..., Ki Dilitani, Velo Simahta Oyevay Li. AD... Elokay, Şivati Eleha Vatirpaeni. AD... Eelita Min Şeol Nafşi, Hiyitani Miyaredi Vor. Zameru L’AD... Hasidav, Veodu Lezeher Kodşo. Ki Rega Beapo Hayim Birtsono, Baerev Yalin Behi, Velaboker Rina. Vaani Amarti Beşalvi, Bal Emot Leolam. AD..., Birtsonha Eemadta Leareri Oz, İstarta Paneha Ayiti Nival. Eleha AD... Ekra, Veel AD... Ethanan. Ma Betsa Bedami, Beridti El Şahat Ayodeha Afar, Ayagid Amiteha. Şema AD... Vehoneni, AD... Eye Ozer Li. Afahta Mispedi Lemahol Li, Pitahta Saki Vateazereni Simha. Lemaan Yezamerha Havod Velo Yidom, AD... Elokay Leolam Odeka.

    Çeviriler:

    NOT: Burada verilen çeviri, sadece okuduğumuzu genel olarak anlama
    amacındadır ve serbest olarak yapılmıştır. Hanukiya'nın yakılışı
    sırasında, çeviriyi değil, İbranice metni okuyunuz.

    Vii. Tanrı'mızın lütfu üzerimizde olsun, ve O, yaptıklarımızı,
    yükseklerdeki mekanlarına yerleştirsin ve bu şekilde yaptıklarımız bizim
    için sağlam ve ayakta kalsınlar.

    Leadlik Ner Hanuka. Bizleri emirleriyle kutsayan ve bizlere Hanuka
    kandilini yakmayı emreden, Evrenin Kralı, Sen - Tanrı'mız - Mübareksin.

    Şeasa Nisim Laavotenu. Atalarımıza o günlerde ve yılın bu vaktinde
    mucizeler yapan, Evrenin Kralı, Sen - Tanrı'mız - Mübareksin.

    Şeeheyanu. Bizleri yaşatan, ayakta tutan ve yılın bu vaktine eriştiren,
    Evrenin Kralı, Sen - Tanrı'mız - Mübareksin.

    Anerot Alalu. Bizler bu kandilleri, atalarımıza, kutsal Koenlerin'in
    yoluyla, o günlerde ve yılın bu vaktinde yaptığın mucizeler,
    kahramanlıklar, kurtuluşlar, olağanüstü olaylar ve teselliler için
    yakıyoruz. Hanuka'nın sekiz gün boyunca bu kandiller kutsaldırlar ve
    bizlerin onlardan yararlanma iznimiz yoktur. Onlara sadece bakabiliriz
    ve bu sayede, mucizelerin, kurtuluşların ve olağanüstü işlerin sebebiyle
    İsmin'e şükran duyarız.

    Mizmor Şir. Bet-Amikdaş'ın hizmete açılışı için David'in kompoze ettiği
    bir şarkı: Senin Yüceliğini anlatayım, ey Aşem! Çünkü beni yükselttin ve
    düşmanlarımı sevindirmedin.
    Tanrı'm Aşem; hasta olduğum zaman sana yakardım ve beni iyileştirdin.
    Aşem; canımı ölüm çukurundan yükselttin, mezara inmek üzereyken beni
    yaşattın.
    Kendisi'ne sadık olanlar Aşem'e şarkı söylesinler ve Kutsal İsmi'ne
    şükranlarını sunsunlar.
    Çünkü O'nun siniri sadece bir anlıktır, asıl istediği yaşamdır; kişi
    geceleyin ağlayarak yatsa bile, sabahleyin mutlulukla kalkacaktır.
    Ve ben, sükunet zamanımda dedim; hiçbir zaman başarısız olmayacak ve
    düşmeyeceğim.
    Çünkü Aşem; istekli olduğun zamanda, onurumu cesaret dağına
    sabitlemiştin; ama Yüzün'ü benden gizlediğin zaman, ne yapacağımı
    bilemedim.
    Sana sesleneceğim ey Aşem; ve Aşem'den merhamet dileyeceğim.
    Ölsem, yokoluş çukuruna insem neye yarar; topraktaki kişi Seni
    kabullenir mi, Doğruluğun'u anlatır mı?
    Dinle lütfen ey Aşem, ve bana acı; Aşem bana yardımcı ol.
    Yaslı dönemimi mutluluk danslarına çevirdin, üzerimden yas çuvalını
    çıkardın ve beni mutluluk halatlarıyla bağladın.
    Sana duraksamadan onur şarkıları söylemem için! Tanrı'm Aşem, Sana
    ebediyen şükranlarımı sunacağım!



    Tu Bişvat

    25 Ocak 2005


    AĞAÇLARIN YENİ YILI

    “Tanrı’nın size bağışladığı topraklara girdiğinizde, onların iyi şeylerle dolu olduğunu göreceksiniz.
    Sizlere vaadettiğim topraklara girdiğinizde orada bulduğunuz meyve ağaçlarının ürünlerinden yiyecek, yeni ağaçlar dikeceksiniz ki, sizden sonra gelecek nesiller, yeşil bir dünya devralsınlar.”

    Mişna’da Tişri ayının 1. günü “yılbaşı” olarak saptandığı halde, Şevat ayının 15. günü de ağaçların yılbaşısı olarak kabul edilir. Yahudi geleneğine göre, ağaçlar bu mevsimde yeniden hayat bulmaya başlar, dallarına su yürür ve bu yeni mevsim bir bayram olarak her yıl Şevat ayının 15. günü kutlanır.

    Bu tarihin saptanmasının en önemli nedeni kutsal topraklara yağan en bereketli yağmurların 15 Şevat tarihine kadar sürmesidir. Bu tarihten sonra yağmurlar azalır, göklerden dallara su yürür, güneşli günler başlar, ağaçlar meyva ve çiçeklerle donanır.



    “Sizlere vaadettiğim topraklara girdiğinizde orada bulduğunuz meyve ağaçlarının ürünlerinden yiyecek, yeni ağaçlar dikeceksiniz ki, sizden sonra gelecek nesiller, yeşil bir dünya devralsınlar.”



    İşte bu sözlerden de anlaşılabileceği gibi, Tu Bişvat’ın simgelediği anlam; kutsal topraklarda bulunan ağaçların korunması, yenilerin ekilmesi ve gelecek kuşaklara yemyeşil bir dünyanın miras bırakılmasıdır.

    Kutsal Tora’da, tarım ve ekim ile ilgili birçok yasa vardır. Bu yasalar insanlara doğaya değer vermeyi, ziraatçiliğin genel kaidelerini öğretmeyi ve doğayla tarım arasındaki dengeyi sağlayabilmeyi öğretmektedir.

    Tu Bişvat günü ağaç fidanlarının dikilmesi bir gelenek halini almıştır. Tu Bişvat dini bir bayram olmadığı için özel bir duası yoktur. Ancak ağaç fidanları dikilirken bu duanın okunması her zaman olduğu gibi zevkli bir görev halini almıştır.

    “Baruh ata Ad. Eloenu Meleh Aolam, bore peri aetz.”

    (Tanrımız ve alemin hakimi Ad.. Sen mübareksin ki ağacı ve meyvesini yarattın.)



    Ağaçlara duyulan sevgi...

    Kutsal topraklarda yaşayanların ağaçlara duydukları ilgi ve sevgi çok eskilere dayanır. Çağdaş toplumların dillerine ve akıllarına yerleşen ve onları meşgul eden “ekoloji” çevrecilik olgusu Yahudiler için binlerce yıllık eskiliktedir.

    Mısır esareti çıkışından sonra, kutsal toprakları yeniden yurt edinmeye hazırlanan İsrailoğulları’na Tora’da verilen Tanrısal emirde;

    “Oraya girceğiniz zaman, toprak kazanmak için girişeceğiniz savaşlar eğer uzarsa oradaki ağaçlara kesinlikle zarar vermeyecek, korumaya alacaksınız. Onların meyvesini yiyebilecek, asla kesmeyeceksiniz.”

    Siz her şeyi mükemmel bir şekilde bulduğunuz halde yine de gelecek nesiller için ekecek ve dikeceksiniz. Yaşınız ne olursa olsun, ömrünüzün yetip yetmeyeceğini düşünmeksizin dikeceksiniz ki, sizden sonra yetişecek olan çocuklarınız da sizlerin diktiğinden yararlanacaktır.” Denmektedir.



    Tu Bişvat’ın Evrensel Anlamda Önemi

    Tu Bişvat bayramı dini bir kutlama günü olmamakla birlikte, Kutsal Tora’mız içinde yer yer rastlanan Tanrısal yönergeler doğrultusunda doğayı ve ağaçları koruma altına alma bağlamında bütün zamanlar için güncelliğini koruyan ve her dem taze kalacak olan çevrecilik olgusunu, nüvesini oluşturmaktadır. Binlerce yıl önce İsrailoğulları’na sunulan Kutsal Tora o denli öngörüşlü bir dindir ki, insanına çevrecilik ve doğa dengesi konusunda yasalar getirmiştir.

    Kesilen her ağacın yerine dikilmesi gereken fidanlar, yaş sınırı göze alınmaksızın dikilen ekilen toprak, kendinden sonrakine bırakılacak en büyük miras ağaçlar ve yemyeşil bir doğa olacaktır.

    Bu doğrultuda dünyanın her tarafında varolan ormanlar ve yeşil alanlar yakılıp tahrip edilirken, 1905’ten bu yana sistemle ve yasal maddelerle bağlanmış olarak yürütülen ağaç dikme, yeşillendirme, ormanları çoğaltma ve koruma vakfı olan Keren Kayamet Leisrale’in eşgüdümünde (Yahudi Ulusal Vakfı) çorak ve verimsiz olan İsrail toprakları yemyeşil ve orman zengini bir ülke haline getirilmiştir.

    Dinsel buyruklar ve gelenekler doğrultusunda başlayan bu faaliyetler giderek çağdaş boyutlara ulaşmış ve bugünkü evrensel ekoloji kavramları ile koşutluklar kurularak, doğa dengesini korumak adına sonu gelmeyen, dünyaca ünlü bir tarımsal uğraşı haline gelmiştir.

    Tu Bişvat Nasıl Kutlanır?

    Tu Bişvat Gelenekleri

    Tu Bişvat tümüyle bir dinsel bayram olmamakla birlikte, yine de kutlanması mutlaka gerekli bir gündür. O gün için özel olarak hazırlanmış Tu Bişvat seder sofrası çok önem taşır.

    Sefaradlar arasında meyve bayramı olarak da kabul edilen bu günde özel şiirler okunur, bir masa etrafında oturulur ve kutsal topraklarda yetişen 7 çeşit ürünün hazır bulunduğu Tu Bişvat sederi gerçekleştirilir. Bu ürünler buğday, arpa, üzüm, incir, nar, zeytin ve hurmadır..

    Tu Bişvat Sofrası ve Dinimleri
    14 Şevat’ı 15 Şevat’a bağlayan akşam, yemekten ve Birkat Amazon’dan hemen sonra sofra, her türlü, ağaçta ve toprakta yetişen meyvelerle donatılır. Özellikle masada; ERETS YİSRAEL’in takdis edildiği meyveler olan: BUĞDAY, ZEYTİN, HURMA, kuru veya yaş ÜZÜM, İNCİR ve NAR bulundurulur.

    Merasim şöyle başlar: TEİLİM’de; ŞİR AMAALOT EL AD. BATSARATA Lİ (Mezmur 120)’den, ŞİR AMAALOT BAREHU ET AD. (Mezmur 134)’e kadar okunur.

    Öyle tertip edilir ki, her ŞİR’in arkasından merasimi yöneten kişi herhangi bir kimseye bir meyve vererek beraha söylemesini sağlar.

    İzlenecek sıra şöyledir:

    Masanın etrafında bulunan herkese birer meyve verilir ve beraha söylenir.

    Herkes eline bir biskoço (kurabiye) alır ve beraberce, BARUH ATA AD. EL. MELEH AOLAM BORE MİNE MEZONOT berahası söylenir.

    Evin sahibi bir ZEYTİN alıp, B.A.AD.E.M.A. BORE PERİ AETS berahası söyler.

    Masada bulunanlardan birine HURMA verilir. O kişi AETS berahasını söyler.

    Masadakilerden birine kuru veya yaş ÜZÜM verilerek AETS berahası söyletilir.

    Hep birlikte bir bardak KAŞER ŞARAP alınır ve B.A.AD.E.M.A. BORE PERİ AGEFEN berahası söylenir.

    Gene, masada bulunanlardan birine İNCİR verilerek, AETS berahasını söylemesinden önce, ŞİR AŞİRİM’de bulunan:

    TSEENA URENA BENOT TSİYON BAMELEH ŞELOMO, BAATARA, ŞEİTERA LO İMO BEYOM HATUNATO UVYOM SİMHAT LİBO ve ATEENA HANETA PAGEA VEAGEFANİM SEMADAR NATENU REAH, KUMİ LAH RAYATİ YAFATİ ULHİ LAH, pasukları okunur, arkasından da beraha söylenip yenir.

    Masadakilerden birine NAR verilir ve AETS BERAHASI söylenmeden evvel gene ŞİR AŞİRİM’den KEHUT AŞANİ SİFTOTAYİH UMİDBAREH NAVE, KEFELAH ARİMON RAKATEH MİBAAD LEDSAMATEH pasuğu söylenir ve berahadan sonra yenir.

    Yukarıda sayılan meyvelerin yenmesinden sonra henüz AETS berahası söylememiş kişilere diğer ağaç meyveleri verilir. Onlar da berahayı söyledikten sonra meyveyi yer. Mesela; BADEM, FINDIK, PORTAKAL ve diğerleri. Sadece ELMA yenileceği zaman, AETS berahası söylenmeden evvel ŞİR AŞİRİM’deki: KETAPUAH BAATSE AYAAR KEN DODİ BEN ABANİM, BETSİLO HİMADTİ VEYAŞAVTİ UFİRYO MATOK LEHİKİ pasuğu söylenir ve berahadan sonra yenir. Gene CEVİZ yemeden önce ŞİR AŞİRİM’deki: EL GİNAT EGOZ YARADTİ LİROT BEİME ANAHAL, LİROT AFAREHA AGEFEN ENETSU ARİMONİM, LO YADATİ NAFŞİ SAMATNİ MARKEVOT AMİ NADİV pasuğu söylenir ve berahadan sonra yenir.

    Ağaç meyvelerinin dağıtımı bittikten sonra, toprakta yetişen meyvelere sıra gelir. Mesela HAVUÇ, KARPUZ, KAVUN ve onlara benzer meyveler B.A.AD.E.M.A. BORE PERİ AADAMA berahası söylendikten sonra yenir.

    Ayrıca B.A.AD.E.M.A. ANOTEN REAH TOV BAPEROT berahası söylenerek LİMON veya ETROG koklanır.

    AETS berahası herhangi bir meyve için söylendikten sonra tabii ki masada bulunan ağaçta yetişen başka bir meyve yenildiğinde tekrar beraha söylenmesine gerek yoktur. Aynı şekilde toprakta yetişen meyveler için de geçerli olup, tekrar beraha söylenmesi gereksizdir.

    Ağaç Bayramı

    Her yıl Tu Bişvat Bayramı yaklaşırken genç-yaşlı, sivil-asker, öğrenci-öğretmen binlerce İsrailli, ülkenin dört bir yöresinde “Ağaç Dikme Mitsvası”’nı yerine getirirler. Bu eşsiz ve görkemli olay KKL tarafından düzenlenir. Bu günler İsrail’in en eğitici ve fevkalade günleri arasında yer alır... Ve şöyle yakarır Tanrı’ya ağaç dikenler:

    “Ulu Tanrı’mız! Bugün önünde diktiğimiz bu fidanlar kök salıp yeşersinler; İsrail’in diğer tüm ağaçları gibi güzellik ve neşe getirsinler...”

    Sonsuzluğun sembolü ağaç ve değerli anların ebediyetini simgeleyecek olan en önemli eser, bir ağaç dikmek olsa gerek...Kişinin diktiği ve sahibi olduğu ağaç doğanın bir parçası olduğu kadar, onu diken kişinin yeryüzündeki varlığını da simgeler. Hatta nasıl ki bizler Roş Aşana’dan önce Tanrı önünde yargılanmaya hazırlanırsak, Tu Bişvat’ta da ağaçların yargılanacağına inanılır.


    Şavuot

    12 - 14 Temmuz 2005


    Sivan ayının 6’sı, 49 gün süren Omer sayımının ertesinde, bu yedi haftanın (Şavuot) tamamlanışıyla Şavuot bayramı olarak kutlanır. [Erets-Yisrael dışında bayram 6 ve 7 Sivan’da (Bu yıl 28-29 Mayıs Pazartesi-Salı) kutlanır. İki gün arasında kutsiyet açısından fark yoktur; hatta Tora’nın alındığı asıl gün 7 Sivan’dır.]

    Rabilerimiz “Acaba Tora neden Şavuot bayramını Omer sayımına bağlamış ve diğer bayramlar gibi kendine has bir tarih yazmamıştır?” sorusunu sorarlar ve cevabı şöyle verirler: “Çünkü Bene-Yisrael’e Mısır’dan çıkışlarının elli gün sonra Tora’yı alacakları bildirilmişti. ‘[Tanrı Moşe’ye şöyle dedi:] Halkı Mısır’dan çıkardığın zaman Tanrı’ya bu dağda hizmet edeceksiniz’ (Şemot 3:12) pasuğunda ‘hizmet edeceksiniz’ anlamındaki sözcük ‘TaavduN’dur. Ancak normal şartlarda sözcük ‘Taavdu’ olmalıydı. Tora burada fazladan bir Nun harfi kullanmış ve sayısal değeri 50 olan bu harf yoluyla bu olayın çıkıştan 50 gün sonra gerçekleşeceğine dair bir ipucu vermiştir. Dolayısıyla Bene-Yisrael Mısır’dan çıkışından itibaren bu 50 günü sevgiyle saymaya başladılar. ‘İşte bir gün geçti’, ‘İşte iki gün geçti’ vs. diyerek söz konusu tarihi dört gözle beklediler. Bu şekilde Şavuot bayramı ile Mısır çıkışı, bu sayım aracılığıyla bir bütünün parçaları haline geldiler ve bu yüzden Şavuot’un tarihi doğrudan Mısır çıkışına bağlandı”.

    3300 yıl önce Pesah gecesi Mısır’dan çıktıktan sonra Yahudiler Sinay çölüne yolculuk ettiler. Orada, tüm Yahudi milleti – 3 milyon erkek, kadın ve çocuk- direkt olarak ilahi ortamı deneyimlediler :



    “ Tanrı size ateşin içinden seslendi; kelimelerin sesini duydunuz, ancak bir suret görmediniz sadece bir ses. Size anlaşmasından bahsetti, On Emir’e uymayı emretti, ve onları taş tabletlere yazdı.” ( Devarim 4:12-13 )



    Tora’nın verilişi , Yahudi milletini tek bir karakter, inanç ve kaderle bağlayan bir olaydır.Ve bu olaydan beri 3300 yıldır Tora idealleri-monoteizm, adalet , sorumluluk- Batı uygarlığının ahlak temelleri olmuştur.

    Şavuot Bayramı, tüm din bilginlerinin , tarihinde mutabık oldukları tek bayramdır. Şavuot Pesah Bayramı’nın ilk gününün 50 gün sonrasına rastlamaktadır. Bu gün, Tanrı’nın Sinay Dağı’nda Moşe’ye 10 Emir tabletlerini verdiği günün tarihidir.

    Tora’nın verildiği esnada, insanlar gökgürlemeleri, şimşekler, dağın tepesinden tüten dumanlar görürler, kuvvetli şofar sesleri duyarlar. (Şemot -Çıkış 20:18).

    Sinay Dağı’nda Moşe’ye verilen 10 Emir, son derece doğal ve yalın ahlak kurallarını öngören buyruklardır. Cinayet, hırsızlık, zina, puta tapma ve bunun gibi yalın ve doğal emirlerdir. Kişinin iyi ve ahlaklı bireyler olmalarını sağlayacak olan yönergelerdir. Fakat Tora’nın İsrailoğullarına verilişinde başka bir deyişle bir düğünün insanda uyandırdığı hûşû duyguları duyumsanmaktadır. Bu duygunun içinde dikkatli davranma, özen gösterme, risk olasılığının hissedilmesi ve her şeye rağmen aşk ve sevgi vardır. Aşk ve sevgi duyulmaksızın kim kendini kayıtsız şartsız bir bilinmeyene teslim edebilir? Bu bilinmeyen son derece güçlü ve kendi dışında gelişen bir çekim ve etki gücüdür. Bu güç ise Tanrı’nın ta kendisidir.

    Sinay Dağın’nda Tanrı Moşe’ye 10 Emir’i veya kelimeleri tebliğ ettiği zaman Moşe’ye ilk olarak şu sözlerle hitap eder. “Anohi Haşem Elokeha”. Bu üç kelimenin anlamı “Ben sizin Rabbiniz Tanrı’yım” demektir.

    Doğru bir düşünüşle, olaya bu şekilde yaklaşan Tanrı’nın insanlara “Ben sizinim” demesiyle, bir sevgi, aşk ve güvence verme duygusunu insanlara aktarmak istediği ortaya çıkmaktadır. Bu bir düğün, evliliği ifade etmektedir. “Atzeret” neticeden ziyade, bir gerçekleşme veya mükemmel bir sonuca ulaşmaktır.

    İşte onun içindir ki Şavuot’un zamanı ve tarihi asla tartışılmamıştır. Son derece samimi ve mutlu vakitleri zaman ölçüsü ile ölçmek ne denli doğru olabilir? Elbette ki zaman kavramı hayatımızın her döneminde ve saatinde, iyi günde ve karanlık zamanlarda bizi terkedemez. Ama insanın Tanrı ile olmasının zamanı ve mekanı yoktur; olmamalıdır da.

    Tanrı, Tora’yı Yahudi’ye Sinay çölünde vermiştir.çünkü çölün yeknesaklığı, durgunluğu ve sessizliği insanın zaman ve mekan kavramını usundan öteye, mistik bir sarmalayışıyla fırlatıverir. Çölün o bitmez tükenmez rutin sürekliliği insanları farklı duyumsamalara yaklaştırır. Çöl, zor, sıcak ve rahatsız bir yaşama biçimi sunar insana, insan orada birşeylerin gücüne sığınarak yaşar. Tanrı kendini insanlara daha kuvvetli bir biçimde kabul ettirmek için belki de çölü özellikle seçmiştir.

    Tora’yı gözle görmek, kulakla duymak, hûşû içinde, dehşet içinde kalmak; işte bu ,duyguların insan ruhunda tezahür etmiş halidir.

    Tora’yı sevmek bir aşk ilanıdır. Ona yaklaşırken tüm duygu ve düşüncelerimizi geride bırakıp, kendimizi tamamen ona adamamız gerekir.

    Şavuot günü okunan Rut’un Megilası’nda bunun en güzel örneğine rastlanır. Yahudi dininden olmayan bir putperest olan Moav’lı Rut, kendi özgür iradesi ve mantığıyla, İsrail’in Tanrı’sına inanmış, ailesini ve doğduğu toprakları bırakıp kayınvalidesi Naomi ile birlikte Bet Lehem’e gitmiş, Tanrı’ya gönülden iman edip putlarını fırlatmış ve Yahudi olmuştur. Daha sonra Boaz ile evlenerek David Ameleh soyunun başlangıcı olmuştur. (Rut Oved’in annesi, Oved Yesse’nin, Yesse ise David Ameleh’in babasıdır.) Maşiyah’ın da David soyundan geleceği inancı vardır.

    Rut’un bu davranışı Tanrı ile kulu arasında aşka, hiç kimsenin müdahele etmemesi gerektiğini son derece açık bir biçimde anlatmaktadır.



    Şavuot Notları
    [ Tora, 2448 yılında (bundan 3310 yıl önce) verilmiştir. Tora bir Şabat günü verilmişti. Bu, normal işlerin yapılmadığı gün olan Şabat’ın, Tora öğrenimine ayrılması gerektiğini gösterir.

    [ Dünyanın yaratılışı ile ilgili bölümün sonunda, Şabat günü Kiduş’ta söylediğimiz şu cümle dikkat çekicidir: “Vayhal Elokim Bayom Aşevii Melahto Aşer Asa – Ve Tanrı Yedinci Gün, Yapmış Olduğu İşleri Bitirdi.”

    Bu cümlede ilginç olan nokta, Tanrı’nın, işlerini yedinci günde bitirdiğinin söylenmesidir. Oysa bildiğimiz kadarıyla, Tanrı yedinci gün iş yapmamıştır ve dolayısıyla işlerini altıncı günde tamamlamış olması daha akla yatkındır.

    Midraş’a göre Tanrı dünyayı Tora için yaratmıştı. Bu sebeple, Tora verilmeden önce yaratılış henüz amacına ulaşmış değildi ve gerçekte tamamlanmamıştı. Yaratılış Tora verildiği gün tamamlandı. Tanrı’nın “işlerini bitirdiği” “yedinci gün”, Tora’nın verildiği Şabat günüydü.

    [ Şavuot, bundan başka üç değişik isimle adlandırılır :

    Hag Abikurim –Turfandalar Bayramı (Şavuot’da turfandalar Bet-Amikdaş’a getirilirdi)

    2. Atseret –Durdurma ;Sonuçlandırma (Omer sayımı bu günün öncesinde tamamlanır.Böylece Şavuot,Pesah’la başlayan dönemin sonunu işaretler )

    3. Zeman Matan Toratenu.- Toramız’ın Veriliş Zamanı



    Şavuot kelimesi dört harfle yazılır (Şin – Bet – Ayin – Tav) ve bu harflerin her biri bu dört isme gönderme yapar:



    Şin – Şavuot

    Bet – Bikurim

    Ayin – Atseret

    Tav – Tora



    Bayrama “Şavuot” adının verilmesinin sebebi nedir?

    İbranice’de “Şavuot”, “Haftalar” anlamındadır. Bu bayram, Pesah’ın ikinci gününden itibaren Omer’in yedi haftalık bir süre sayılmasının hemen bitimindedir. “Haftalar” olarak isimlendirilmesi de, bu yedi haftalık dönem içindir.

    Şavuot kelimesi, aynı zamanda “Şevua – Yemin” sözcüğünden gelir. Tora’nın verilişi zamanında, Tanrı ve Bene-Yisrael birbirlerine yemin ettiler. Bene-Yisrael, Tora’yı takip edecelerine ve Aşem’den başka herhangi bir güce itibar etmeyeceklerine, Tanrı da, Bene-Yisrael’i başka bir milletle değiş tokuş etmeyeceğine dair yemin etmiştir.

    Talmud’daki hahamlardan Rabi Hananya Ben Akaşya, Tora ve Mitsvalar’la ilgili olarak şunları söylemiştir: “Kutsal ve Mübarek Olan (Tanrı), Yisrael’in (birçok ödüle) hak kazanmasını istedi; bu yüzden onlara Tora ve Mitsvaları fazlasıyla verdi.” Tora 365 tane yasaklama ve 248 tane “yap” şeklinde emir içerir.

    Her ne kadar, “Mitsva” kelimesinin tam çevirisi, “emir” ise de, bu kelime aynı zamanda “bağlamak – birleştirmek” anlamındadır. Zira Tora öğrenip, mitsvaları yerine getirdiğimiz zaman Tanrı’yla olan bağlantımız daha da güçlenir. Tanrı’ya olan bağlantımız, yerine getirdiğimiz mitsvalar oranında güçlüdür. Mitsvaları bazı sebeplerden dolayı yerine getirmediğimiz çeşitli zamanlarda bile, uyguladığımız başka kurallar sayesinde Tanrı’yla bağlantımız kopmaz. Tanrı Bene-Yisrael’e çok mitsva vererek bu bağlantının devamlılığını garanti altına almıştır.

    Bir adam, elindeki pakedi postalamak üzere postaneye gider. Görevli memur pakedi tarttıktan sonra adama dönerek, “Bu paket çok ağır.” der. “Daha fazla pul yapıştırmalısınız.”

    “Ama, anlayamıyorum.” diye cevap verir adam. “Pakedin üzerine daha çok pul koyarsam ağırlığı daha da artmayacak mı?”

    Bu benzetmeyle bağlantılı olarak, Tora’nın ve mitsvaların çok ağır olduğundan şikayet eden birinin, bunların gerçek amaç ve değerini tam olarak anlayamadığını söyleyebiliriz. Tanrı’ya gerektiği şekilde bağlanabilmek için, doğru “posta parasını” ödememiz gereklidir. Tora ve mitsvalar, bu amaca hizmet eden araçlardır


    NASIL KUTLANIR

    Şavuot’un pek bilinmemesinin nedeni bu bayramın açık “semboller”inin olmamasıdır- ne Şofar, ne Suka, ne Hanukiya.

    Şavuot’da, dikkatleri Yahudi yaşamının odağı olan Tora ‘dan başka yöne çeviren semboller yoktur. O halde Şavuot’u nasıl anımsayacağız ?

    Oldukça yaygın olan bir gelenek, tüm geceyi Tora öğrenerek geçirmektir.

    Şavuot sabahı sinagoglarda Rut’un kitabı okunur. Rut, Tanrı ve Tora’ya olan sevgisi yüzünden sonradan Yahudilik’i kabul eden bir kadındı. Tora, sonradan Yahudilik’i kabul edenlerin ruhlarının Sinay Dağı’nda bulunduğunu söyler :

    “ Tanrımız Efendimiz’in önünde bugün burada bulunan ve aynı zamanda burada bulunmayanla [anlaşma] yapıyorum.” ( Devarim 29:13 )

    Rut’un Şavuot’la başka bir bağlantısı daha vardır. Şavuot’da doğan ve Şavuot’da ölen Kral David, Rut’un soyundandır.

    [ Şavuot’ta, aslen Moavlı olan, fakat daha sonra Yahudiliği kabul eden Rut’un anlatıldığı “Megilat Rut” okunur. Bunun sebebi, Rut’un, ölüm yıl dönümü Şavuot olan David Ameleh’in büyük büyük annesi olmasıdır.

    İkinci bir açıklama da şöyledir: Bene-Yisrael Tora’nın alınışıyla Yahudi dinini kabul etmiş oluyordu. Bundan önce Bene-Yisrael, tıpkı diğer milletler gibi sadece 7 mitsvadan sorumluydular. Fakat Tora’nın alınışıyla birlikte, eklenen “606” mitsva ile birlikte bu sayı 613’e ulaştı. Bu durum Gematria ile de görülmektedir:

    Rut = Reş + Vav + Tav = 200 + 6 + 400 = 606. Böylece Rut, Bene-Yisrael’in aldığı ek 606 mitsvayı da simgelemektedir.

    Rut Yahudiliği herhangi bir maddi kazanç için kabul etmemişti. Hatta, kayınvalidesi Naomi ve Bene-Yisrael ile birlikte fakir bir şekilde yaşayabilmek için, maddi olarak çok rahat bir hayattan vaz geçmiştir. Rut’un davranışı, Tora öğrenimi ve uygulamasının, herhangi bir kazanç beklemeden yapılmasının gerekliliğini ve önemini öğretmektedir. Bu sebeple, Tora ve mitsvalarla ödüllendirildiğimiz için Tanrı’ya şükran duymamız ve bize vermiş olduğu kurallara, herhangi bir beklenti olmaksızın bağlı kalmamız gereklidir.

    Şavuot’da sinagogların çiçekler ve dallarla süslenmesi gelenektir. Bu da Sinay Dağı’nın Tora’nın verildiği günde çiçeklerle kaplanması anısınadır. Şavuot aynı zamanda buğday ve meyvelerin hasat zamanı olup, Bet-Amikdaş’a ilk meyvelerin şükran olarak getirildiği bayramdır.( Şemot 23:16, 34:22, Bamidbar 28:26 )

    SÜTLÜ YİYECEKLER
    Şavuot’da sütlü yiyeceklerin yenilmesi gelenektir. Bunun birçok nedeni vardır. Bunlardan birkaçı :

    Şavuot ve Süt

    Şavuot Bayramı’nda sütlü yiyeceklerin yenmesi gelenektir. Bu gelenek için bazı sebepleri aşağıda bulabilirsiniz:

    [ Sinay Dağı’nda Tanrı, Bene-Yisrael’e sadece On Emir’i değil, Tora’daki bütün mitsvaları vermiştir. Rabi Saadya Gaon, eserlerinin bir tanesinde, On Emir’in tüm 613 emri bünyesinde nasıl barındırdığına dair açıklamalarda bulunur. Alınan emirler arasında, elbette Kaşerut kuralları da yer almaktaydı. Kaşerut kuralları çerçevesinde, o ana kadar kullandıkları her kap Taref’ti (Kaşer olmayan). Bu sebeple kapkacak problemi yaşamamak için yapabilecekleri tek şey sadece sütlü yiyecekler yemekti. Şavuot’ta bu sebeple sütlü yiyecekler yemek adettir.

    [ Şir-Aşirim ( Şarkıların şarkısı – 4:11) de Tora’nın değerinden şöyle bahseder :” “Dudaklarından bal ve süt gibi damlar”.

    [ Şavuot günü, Bene-Yisrael Tora’yı kabul ettikleri zaman, yeniden doğmuş bir bebek gibi oldular. Bir bebeğin sütle beslenmesi gibi, biz de Bene-Yisrael’in bir millet olarak doğuşunu hatırlamak için sütlü yiyecekler yeriz.

    [ Şavuot, 7 Sivan tarihine rastlar. Bu tarih, Moşe Rabenu’nun doğum günü olan 7 Adar’dan tam üç ay sonradır. Tora, Moşe Rabenu’nun üç aylıkken annesi tarafından bir sepete koyularak nehre bırakıldığını anlatır. Paro’nun kızı Moşe Rabenu’yu bulur, onu nehirden çeker ve emzirmesi için Mısır’lı bir kadına verir. Fakat Moşe bu kadından süt içmemektedir. Başka kadınlar da denenir fakat Moşe bunlardan da süt içmez. Sonunda, olayı baştan sona kadar izlemekte olan Moşe’nin ablası Miryam’ın önerisi üzerine, annesi Yoheved Moşe’yi emzirmeye getirilir. Moşe Rabenu annesinin sütünü içer. Şavuot’ta sütlü yiyecekler yiyerek Moşe Rabenu’nun hayatının bu bölümünü anımsarız.

    [ İbranice’de süt kelimesi için “Halav” sözcüğü kullanılır. Halav kelimesinin sayısal değeri, HaLaV = Het + Lamed + Bet = 8 + 30 + 2 = 40’tır. Bu sayı, Moşe Rabenu’nun Sinay Dağı’nda kaldığı günlerin sayısıdır.

    [ Tora’daki 613 mitsva, 365 “yapma” ve 248 “yap” şeklindeki emirler olmak üzere ikiye ayrılır. 365 yasaklama, güneş yılındaki 365 güne denk gelir. Her yasak yılın belirli bir gününü temsil eder. Şavuot gününe denk gelen yasaklama ise, et ve sütün karıştırılmaması ile ilgili olandır. Bu da, Şavuot ve sütlü yemekler arasındaki başka bir bağlantıdır.

    [ Midraş’a göre, Moşe Rabenu Sinay Dağı’na çıktığı zaman, melekler Tanrı’ya şikayette bulunurlar: “Neden Tora’yı insanlara veriyorsun Tanrı’mız? Burada gökyüzünde bizimle olması daha iyi değil mi?” Tanrı bu şikayeti cevaplamasını Moşe Rabenu’dan ister. Moşe meleklere şöyle der: “Tora’da üç meleğin insan kılığında Avraam Avinu’ya geldiklerini okuruz. Avraam onlara et ve süt vermişti ve onlar da yemişlerdi (Bereşit 18:8). Tanrı, et ve sütün beraber yenmemesi ile ilgili yasaklamayı içeren Tora’yı neden size versin? Bu kadar zaman Tora zaten sizinleydi. Fakat buna rağmen siz Avraam’ın evinde bu kuralı ihlal ettiniz.”

    Et ve sütün beraber yenmemesinin, Tora’yı almamız konusunda temel mitsva olmasından dolayı Şavuot’ta sütlü yiyecekler yeriz.

    NOT : Elbette, bu gelenek, Şavuot bayramında etli yiyeceklerin yenilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Aksine, bayram yemeği için et yenmesi, bayramı onurlandırmak içindir. Sütlü yemekler yemek, yerine getirilmesi gereken güzel bir adettir. Fakat, geçtiğimiz haftalarda belirttiğimiz üzere, Kaşerut kurallarına dikkat edilmelidir. Şavuot günü önce sütlü yiyecekleri, sonra da etlileri yiyerek et ve sütün beraber kullanımı ile ilgili kuralları ihlal etmemiş oluruz.

    BATI DUVARINI ZİYARET
    1967 yılında “6 Gün Savaşı” Şavuot’dan birkaç gün önce sona erdi. İsrael Batı Duvarı (Kotel –Ağlama Duvarı) nı geri alarak 20 yıldan beri ilk olarak en kutsal yerlerine kavuştular. Şavuot’da da Batı Duvarı tüm ziyaretçilere açıldı ve bu anlamlı günde, 200.000 den fazla Yahudi Batı Duvarı’na yürüyerek geldiler. ( Yeruşalayim’de Yahudi Bayramlarında ne araba ne de otobüs çalışır )

    Sonraki yıllarda , bu yürüyüş yinelenen bir gelenek oldu. Şavuot sabahı Tora öğrenimi ile geçen gecenin ardından , Yeruşalayim sokakları Batı Duvarı’na yürüyen binlerce Yahudi ile dolar.

    Bu geleneğin dayanağı Tora’dır. Şavuot Yahudilerin Yeruşalayim’de Bet-Amikdaş’ı ziyaret ettikleri 3 bayramdan - tüm milletin Yeruşalayim’de öğrenim ve kutlama için toplandığı Pesah, Şavuot ve

  5. #5
    Mareşal
    HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Elul Ayı ve Önemi

    Işığım ve kurtuluşum Rab’dir. Kimden korkayım? Hayatımın kudreti Rab’dir. Kimden yılayım?”
    (Teilim 27 - 1)

    “Çünkü Şer gününde beni çardağında saklayacak,
    Çadırın örtüsü ile beni örtecek, Kaya üzerine beni yükseltecek.”
    (Teilim 27 - 5)

    MERHAMET AYI
    Mısır çıkışından sonra Moşe, Sinay Dağı’na üç kez çıkmıştır. Tanrı Bene-Yisrael’e ilk defa seslenip, “On Emir”i sözlü olarak tebliğ ettiğinde Moşe Sinay Dağı’na ilk defa çıkmıştı. (Şemot 19:10-20) İkinci çıkışı ilk kez “On Emir”i yazılı olarak almak (Şemot 31:18), üçüncüsü ise Elul ayında Bene-Yisrael’in altın buzağıya taparak günah işlemelerinden sonra Tanrı’nın onları affetmesini istemek ve ikinci kez “On Emir”i almak içindi. (Şemot 34:4). Bu üçüncü çıkışında Moşe, Bene-Yisrael Tanrı tarafından affedilinceye kadar (yani Yom Kipur’a kadar olan kırk gün boyunca) Sinay Dağı’nda kalır. Moşe dağdan inerken kuvvetli bir Tanrısal şofar sesi herkesin kulaklarında ve yüreklerinde çınlamaktadır. İsraeloğulları o andan itibaren affedilmişler ve din/ulus kavramlarının ve Tora disiplininin koruyucu ve kutsal damı altına sığınmışlardır.

    O zamandan beri, bu kırk gün bizim içtenlikle ettiğimiz duaların Tanrı tarafından kabul edildiği kutsal bir dönemdir.

    ELUL AYI ÖZELLİKLERİ
    · Roş-Aşana’dan önceki son gün hariç hafta arası her sabah şofar çalmak adettir.
    · Teilim kitabının 27. Mizmoru, günlük sabah ve akşam dualarına eklenir.
    · Her gün yardıma muhtaç olanlara daha çok yardımda bulunulur.
    · Roş-Aşana’ya kadar olan dönemde, sabah gün ağarıncaya kadar olan süreçte Selihot adı verilen özel pişmanlık duaları edilir.
    · Elul ayı, bir önceki senede bulunduğumuz davranışların, yaptığımız hareketlerin değerlendirilmesi ve hatalarımızın düzeltilmesi için uygun bir zamandır.


    TARLADAKİ KRAL

    Kral, sarayda tahtında oturduğu zaman, sadece onun ilgisine layık olan insanlar onunla görüşebilir, herkes ona ulaşamazdı. Ancak kral halk içindeyken herkes ona yaklaşabilirdi.
    Hasidimlerin ileri gelenleri, Elul ayını, kralın sarayına dönerken çevresindeki insanları ışıldayan bir çehreyle selamlamasına benzetirler. Elul ayında Tanrı (Evrenin Kralı), O’na yakınlaşmak isteyen herkesin yanındadır ve O tüm bağışlayıcılığıyla bizim dualarımızı ve isteklerimizi kabul eder.


    ŞOFAR

    Bu pişmanlık günlerinin hazırlığı Elul ayının ilk günü (Roş Hodeş), sabah tefilasından sonra çalınan Şofar ile başlamaktadır.
    Şelomo Ameleh’in Şiir Aşirim kitabının içinde bulunan yukarıdan aşağı ve aşağıdan yukarıya akroştiş biçimde kaleme aldığı bir ilahesinde “Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana aittir.” tümcesi görülür. Buradaki “Ben” İsrailoğulunu, “Sevgili” ise Tanrı’yı simgeler. İşte aynen bu duygularla Musevi inanç Elul ayında o ait olduğu sevgiliye olan bağlılığını dile getirme fırsatını verecek olan Yamim Noramim dönemine Elul ayındaki ilk hazırlıklarla kendini motive etmeye başlar.
    Her cemaat kendi içinde zaman zaman küçük farklılıklar gösterebilen geleneklerle bu dönemi elinden geldiğince kutlu kılmaya çalışır.


    27. TEİLİM
    Elul ayı boyunca her sabah duasında çalınan şofarın eşliğinde David Ameleh’in 27. Mizmoru okunur. Bu mizmorun içinde yer alan bazı dizeler kişiye doğrudan Roş Aşana, Kipur ve Sukot çağrışımları yapmaktadır. Mizmorun ilk dizesi “Işığım ve kurtuluşum Rab’dır, Kimden korkayım?” ifadesini taşır. Bu dizedeki “ Işık” sözcüğü Roş Aşana’yı ve “Kurtuluşum” sözcüğü Yom Kipur’u simgelemektedir. Daha sonra devam eden dizelerin birinde “Çünkü Şer gününde beni çardağında (sukasında) saklayacak” dizesinde bulunan “çardak” sözcüğü ise Sukot bayramını simgelemektedir. Bu mizmor Sukot bayramının son gününe kadar yani tüm Elul ve Tişri ayının neredeyse sonlarına değin her gün sabah duasında okunur. Bu mizmorun her dizesinde David’in Tanrı’ya olan güveni, sevgisi, onun düşmanlarından nasıl koruduğu, Tanrı’nın hatalarını nasıl affedip, koruması altına aldığı anlatılır.

    “Rab’den bir şey diledim, onu ararım: Rabbin yüzünü görüp Onun mabedinde hayran olmak için, Hayatımın bütün günleri Rabbin evinde oturacağım.” ( Teilim 27:4)

    Bu dizeler ise “Yamim Noraim” günlerinin ruhunu ifade etmektedir.


    SELİHOT

    Elu ayının hazırlık dönemi olmasının üçüncü nedeni ise “Selihot” (Özür dileme) dualarıdır. Selihot duaları tamamen bu dönem için hazırlanmış olup, içlerinde “Tora”’nın ışığını taşırlar. Duaların içinde bulunan bir bölüm birçok kere terennüm edilir.

    “Ad-onay, Ad-onay hakiki lütüfkar ve esirgeyici Tanrı, Tahammülkar, iyiliği çok... Milyonlara iyilik bahşeden; Kusur ve günahlara tahammül eden Kin tutup, öç almaz..”

    Bu sözler Moşe’nin Tanrı’dan kendisine ilahi bir işaret göstermesini istediği vakit, Tanrı’nın Moşe’ye söylediği sözlerdir.


    SELİHOT'UN DUA SAATLERİ

    Selihot duaları, sabah tefilasından evvel, şafak sökerken okunmaya başlar. Doğu Avrupa’da ve ülkemizde 30-40 yıl öncesine kadar tanyeri ağırırken, sinagogun şamaşı elinde tahta tokmak ile tüm Musevi evlerinin kapılarını tıklayıp “Selihot” duları için onları uyandırırdı. Sefarad geleneklerine göre Selihot duaları tüm Elul ayı boyunca her sabah gün ağırırken, edilir. Aşkenaz geleneğinde ise, Roş Aşana’dan tam bir hafta evvel Selihot dualarına başlanır. “Selihot” duaları Yom Kipur gününe değin her gün okunur.


    SELİHOT DUASI

    Bağışlayıcılık tahtında oturup
    İyicilikle davranan hükümran Tanrı;
    İlkidir diye geçiştirip
    Halkının günahlarını bağışlayan
    Kusurlulara affını
    Günahkarlara bağışlamasını arttıran
    Her bedene ve ruha hakça davranan
    Kötülüklerine göre karşılık vermeyen
    Tanrı bize 13 il---i söylemeyi gösterdin
    Tıpkı önceleri alçakgönüllüye bildirdiğin gibi
    Bu bizim için 13 ilke ahdini anımsa
    Senin Tora’nda şöyle yazıldı
    Ve Tanrı bulutlar içinde indi,
    Onunla orada karşılıklı duruştu
    Ve Ad. Adıyla hitap ederek dedi ki,
    “Ad. Ad.., lütüfkar ve esirgeyici Tanrı,
    Tahammülkar, iyiliği çok ve hakiki,
    Milyonlara iyilikler bahşeden
    Kusur ve günahlara tahammül eden
    Kin tutup, öc almaz.”

    Roş-Aşana’dan önceki ay olan Elul ayı , Tanrı’nın Gerçekliğinin içimizde uyandırılmaya çalışıldığı en yoğun dönemi başlatır. Bu ay, yüksek maneviyata ulaşmak için en uygun zamandır. Kitzer Şulhan Aruh 128.1 de şöyle açıklanır :

    “Elul ayı Tanrısal hoşgörünün dönemidir.Tanrı, yıl boyunca tüm kalbiyle O’na dönen ve Teşuva yapanları kabul etmesine rağmen, bu günler iyiniyet ve merhamet günleri olduğundan Teşuva yapmak için en uygun zamandır.Elul ayında, Moşe Sinay dağına 2.ci kez On Emir tabletlerini almak için çıkmış, 40 gün sonra da 10 Tişri gününde, Tanrı halkı altın buzağı günahından affettiği zaman inmiştir. (Kipur günü ) O tarihten beri bu günler iyi niyet günleri, 10 Tişri de af dileme günü olmuştur.”

    Elul ayı boyunca her sabah sinagoglarda, bulunduğumuz günlerin öneminin farkında olmamızı sağlamak için Şofar çalınır.Ancak karakterimizi tahlil edip, gerekli düzeltmeleri yapmaya nasıl başlayabiliriz ?

    Genel kural, Kipur gününe safha safha hazırlanmaktır.Kolay olan mitsvaları yapmakla başlamak ve yavaş yavaş daha zor ve karmaşık olanları başarmak ve aynı zamanda da tüm yıl boyunca güçlü olduğunuz alanlarda kendinizi kuvvetlendirmeye odaklanmak.

    Şimdi uygun şekilde dua etmek için çalışmaya başlamak için en iyi zamandır.Duanızı güçlendirerek yılın bu döneminde daha da önemli olan manevi gücünüzü kazanacaksınız.

    İnsanlarla ilişkilerinizde daha dikkatli olmak için bilinçli bir çaba gösterin.

    Biriyle tartışmak kadar Elul ruhuna aykırı düşecek bir şey daha olamaz.Teşuva yapmanın en önemli bölümü de insanlararası ilişkiler üzerinde çalışmak ve sebep olduğunuz herhangi bir zararı tamir etmektir.

    Genel anlamda ,yaşamımızın hangi noktada olduğu ve bu noktanın nereye gitmesini istediğinizi düşünmeye başlayın. Bu ,rahatlama ve problemleri önemsememe zamanı değildir!

    Rabinu Yitshak Abohav’ın “Meroras Hameor” ‘da belirttiği gibi :

    “Bir kralın önünde mahkemesi olacak her mantıklı kişi bu davaya hazırlanmak için uykusuz günler ve geceler geçirir.Davaya hazırlanmak için ona yardım edebilecek herkese danışır ve her bilgili kişiden öğüt alır. Dava kişisel bir risk oluşturmasa ve servetinin küçük bir kısmı söz konusu olsa bile uygun kararın verilmesini sağlamak için çok uzaklara da olsa gidecektir.

    Kralların kralı ,Kutsal Tanrı ‘nın önüne yargı için getirildiğinde, yalnız o değil çocuklarının ve servetinin de tartılacağı bir yargı için aynı şeyi yapmayacak mıdır ?

    Bu dönemde atılacak en önemli adım nedir ?

    Tora öğrenmek için çaba gösterin. Kaynak Tora olunca diğer herşey bu kaynaktan akacaktır.


    Roş Aşana

    3 - 5 Ekim 2005


    Roş Aşana günü yemek, içmek ve mutlu olmak gerekir. Bu günde oruç tutulmaz, ağlanmaz; fakat günahlar içten itiraf edilir. Her ne kadar mutlu olmak gerekirse de bunun Yargı Günü olduğu unutulmamalıdır.

    Roş Aşana bir Yom Tov’dur ve Şabat günü yapılması yasak olan işler, Taşıma dışında, bu günde de yapılamaz.

    Roş Aşana’nın her iki gününde uyumamaya özen gösterilir. Ancak çok ihtiyaç duyuluyorsa öğleden sonra uyunabilir.

    Roş Aşana gecesi kadınlar mum yakarken “Şeeheyanu” berahasını söylemezler. Bayramın her iki gecesinde de Kiduş’ta “Şeeheyanu” berahası söylenir.
    ROŞAŞANA SEDERİ
    Gimara’da (Keritut 6a) şu cümleye rastlanır : “Abaye şöyle dedi : ‘Her yılın başında herkes kabak, pırasa, pancar ve hurma yemelidir.’ ” Bu Gimara sebebiyle, yukarıda listelenen ve listelenmeyen bazı sebzeler, iyi şeyleri simgeledikleri için Roş Aşana’da yenirler. Bu yiyeceklerin neden “iyi şeyleri” simgeledikleri konusunu aşağıda inceleyeceğiz. Fakat önce açıklanması gereken konu, neden bu tipte simgeler kullanma ihtiyacı içinde olduğumuzdur. Biraz sonra göreceğimiz gibi, Roş Aşana ile ilgili olarak birçok simge ve gelenek vardır. Roş Aşana'da bu simgesel yiyecekleri yememizin sebebi nedir?

    Bu simgelerin her biri bazı şeyleri hatırlatmak amacını güder. İnsan, birer olumlu mesaj içeren bu yiyecekleri yiyerek, Roş Aşana’nın bu iyi şeyleri istemek için en uygun zaman olduğunu hatırlayacaktır. Zira Roş Aşana yargı günüdür. Kişi yargılandığının farkına vardığı zaman, kendi kurtuluşunun ve yargıdan yüzü ak bir şekilde çıkabilmesinin sadece bu simgelere bağlı olmadığını ve teşuva yapmanın gerekli olduğunu anlayacaktır. Bu sebeple, teşuva için en uygun zamanda olduğumuzu hatırlatan bu simgesel yiyecekleri Roş Aşana günü tüketmemiz oldukça uygundur.

    Bu yiyecekleri yememizin başka bir sebebi de Roş Aşana bayramının ruhu ile ilgilidir. Roş Aşana günü okuduğumuz duaların anlamlarına bakacak olursak, bunların tümünde bulunan temel temanın, Tanrı’nın Yüceliği’nin ve Kral olduğunun ilanı üzerinde yoğunlaştığının farkına varırız. Roş Aşana’nın Tanrı katında yargılandığımız gün olması sebebiyle, geçim,sağlık uzun ömür vb. konularda istekte bulunmak yakışık almayacaktır. Bunun yerine, Tanrı’yı Kral olarak kabul ettiğimizi, dolayısıyla bizlere emretmiş olduğu her şeyi dinleyerek takip edeceğimizi ilan ederiz.

    Yine de, Tanrı’dan ihtiyaçlarımızı gidermesini istememiz de O’nu Kral olarak ilan etmemizden çok farklı bir kavram değildir. Tanrı’dan ihtiyaçlarımızı gidermesini isteyerek, aslında, O’nun bizden üstün olduğunu, ve her şeyimizde O’na bağımlı olduğumuzu kabullenmiş oluruz.

    Bu iki gerçeği ortak bir paydada buluşturabilmek için simgesel yiyecekleri kullanırız. Bu yiyecekleri yiyerek, Tanrı’dan üstü örtülü olarak ihtiyaçlarımızı gidermesini rica ederiz. Ana temasının yargı olduğu Roş Aşana gününde, isteklerimizi Tanrı’ya doğrudan değil, bu sembollerle iletmeye çalışarak, günün ruhuna aykırı davranmamaya gayret ederiz.


    --------------------------------------------------------------------------------


    Yukarıda bahsedilen sembolik yiyeceklerle ilgili olarak Roş Aşana’nın her iki gecesinde de ufak bir seremoni yapılır. İstanbul’daki geleneğe göre seremoni aşağıdaki gibidir:

    Keila’dan çıkılıp eve gelindiğinde (Şabat ise Şalom Alehem ve Eşet Hayil okunduktan sonra) Kiduş yapılır. Daha sonra Netilat Yadayim (ellerin yıkanması) ve Amotsiden sonra Yei Ratson’lar okunarak ilgili sembolik yiyecek yenir. “Yei Ratson”, “Senin isteğin öyle olsun ki…” anlamını taşır ve ardından yenilen yiyeceğe uygun bir cümle okunur. Sıra şu şekildedir:

    · Herkes Aets berahası söyleyerek bir parça elma, ya da elma tatlısı yer ve ilk Yei Ratson okunur.


    1. ELMA TATLISI İÇİN:
    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENU VELOKE AVOTENU ŞETİTHADEŞ ALENU ŞANA TOVA UMTUKA. MEREŞİT AŞANA VEAD AHARİT AŞA

    Senin isteğin öyle olsun ki; yeni ve tatlı bir seneye başlayalım. Senenin başından sonuna kadar.


    · Aadama berahası söylenir ve pırasa ağırlıklı bir yemekten en az bir lokma yenilir. İbranice’de pırasa “karti”dir. Bu kelime, düşmanlarımız için söylediğimiz “şeyikaretu – yok olsunlar” ile benzeştiği için pırasa yenir.


    2. PIRASA İÇİN:
    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENU VELOKE AVOTENU ŞEYİKAETU OYEVEHA VESONEEHA VEHOL MEVAKŞE RAATENU. TARUM YADEHA AL TSAREHA VEHOL OYEVEHA YİKARETU.

    Senin isteğin öyle olsun ki; düşmanların ve Sen’den nefret edenler ve kötülüğümüzü isteyen herkes yok olsun.

    · Pazı ağırlıklı bir yemekten en az bir lokma yenilir. İbranice’de pazı, “salka”dır. Bu kelime, yine düşmanlarımız için söylediğimiz , “şeyistaleku – ortadan kalksınlar” ile aynı kökten gelir.


    3. PAZI İÇİN:
    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENU VELOKE AVOTENU ŞEYİSTALEKU OYEVEHA VESONEEHA VEHOL MEVAKŞE RAATENU. SURU MİMENİ KOL POALE AVEN Kİ ŞAMA AD. KOL BİHYİ. SURU SURU TSEU MİŞAM TAME AL TİGAU TSEU MİTOHA İBARU NOSE KELE AD.

    Tanrı’mız ve Atalarımızın Tanrı’sı, tüm düşmanların, senden nefret edenlerin ve bizim kötülüğümüzü isteyenlerin uzaklaşmalarını dileriz. Kötülük yapanlar, benden uzaklaşsın! Çünkü Tanrı ağlayışımı duydu. Çekilin! Çekilin! Oradan ayrılın! Kirli nesnelere dokunmayın! Oradan çıkıp temizlenin, Tanrı’nın eşyalarını taşıyanlar!



    4. HURMA İÇİN:
    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENU VELOKE AVOTENU ŞEYİTAMU OYEVEHA VESONEEHA VEHOL MEVAKŞE RAATENU. YİTAMU HATAİM MİN AARETS ERŞAİM OD ENAM BAREHİ NAFŞİ ET AD. UVHASDEHA TATSMİT OYEVAY VEAAVADTA KOL TSORERE NAFŞİ Kİ ANİ AVDEHA.

    Tanrı’mız ve Atalarımızın Tanrı’sı, tüm düşmanların, senden nefret edenlerin ve bizim kötülüğümüzü isteyenlerin tükenmiş olmasını dileriz. Günahkarlar ve kötüler yeryüzünden silinsin ve canım, Tanrı’yı mübarek kılsın. Ey Tanrı’m iyiliğinle, düşmanlarımı ve canıma sıkıntı verenleri yok et. Çünkü ben kulunum.

    · Kabak ağırlıklı bir yiyecek yenir. İbranice’de kabak, “kera”dır. Bu kelime, hem hakkımızda verilmiş olabilecek olumsuz kararlar için söylediğimiz “şetikra – yırtılsın” ile, hem de hakettiğimiz iyilikler için söylediğimiz, “veyikareu– okunsunlar” ile aynı kökten gelir.)

    5. KABAK İÇİN:

    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENU VELOKE AVOTENU ŞETİKRA ROA GEZAR DİNENU VEYİKAREU LEFANEHA ZAHİYOTENU.

    Senin isteğin öyle olsun ki; hakkımızda verilen olumsuz kararlar yırtılsın ve hakettiklerimiz önünde okunsunlar.

    · Bir parça balık yenir. Balık bereketi ve çoğalmayı simgeler. Bazı ailelerde börülce yemek de adettir.

    6. BALIK İÇİN:

    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. ELOKENUVELOKE AVOTENU ŞEYİRBU ZAHİYOTENU.

    Senin isteğin öyle olsun ki; hakettiklerimiz artsın.

    · Kuzu başı, ya da bulunamıyorsa tavuk ya da balık başı yenir.

    7. KOYUN VEYA TAVUK BAŞI İÇİN:

    YEİ RATSON MİLEFANEHA AD. EL. ELOKENU VELOKE ŞENİYE LEROŞ VELO LEZANAV.

    Senin isteğin öyle olsun ki; daima baş olalım ve kuyruk olmayalım.

    NOT: ELOKENU – VELOKE kelimelerindeki koyu olan “K” harfi dua sırasında okunmayacaktır.

    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

    Bu sembolik yiyeceklerin ilki elmadır. Aşkenaz cemaatlerinde elma bala batırılarak yenir ve ilk Yei Ratson söylenir. Elma’nın Roş Aşana ile ilgili ne gibi bir özelliği vardır? Maharil, Bereşit 27’de anlatılan, ve Yaakov’un Esav yerine behorluk berahasını Yitshak’tan alışını konu eden bölümü hatırlatır. Gözleri artık iyi görmeyen Yitshak, Esav sandığı Yaakov yanına geldiği zaman “…bakın, oğlumun kokusu, Aşem’in mübarek kıldığı tarlanın kokusu gibidir” (Bereşit 27:27) cümlesini söyler ve Yaakov’u kuvvetli bir berahayla mübarek kılar. Bir çok otoriteye göre, “Aşem’in mübarek kıldığı tarla” ifadesi, elma bahçesine, elma kokusu da Gan Eden’in kokusuna gönderme yapmaktadır. Vilna Gaon’u bu hatırlatmayı biraz ileri götürerek Yitshak ve Yaakov arasında geçen bu olayın Roş Aşana günü gerçekleştiğini belirtir. Bu sebeple, elma Roş Aşana’da, özellikle Yaakov Avinu yoluyla çok kuvvetli berahalar aldığımız bu günde yemek için oldukça uygun, sembolik bir yiyecektir.

    Biz Kitap'ı koruduk, Kitap da bizi korudu
    David Ben Gurion

    Ask Moses Online
    Rav ile 24 Saat İngilizce Sohbet


    Yom Kipur

    12 - 13 Ekim 2005


    “Yom Kipur” yani kefaret günü, Moşe Rabenu tarafından, Tanrı’nın yönergeleri doğrultusunda halkına tebliğ eden bir gündür.

    Gün boyunca yakaran ve pişmanlık belirten halkı, Tanrı tarafından affedilecek ve “altın buzağı” günahı unutturmaya çalışılacaktır.

    YOM KİPUR’UN ÖZELLİĞİ

    Yom Kipur İbrani takvimi içinde yer alan en kutsal gündür. Genellikle “Şabatların Şabatı” diye anılır. Roş Aşana ile birlikte “Yüce Kutsal Günler” (Yamim Noraim) kapsamına girer. Tüm yıl boyunca belki bir kez bile sinagoga gitmeyen insanlar dahi o gün ibadet için sinagoga gidip dindaşlarına katılır. Pişmanlık hissedip, Tanrı’ya yakarırlar.

    BİR GÜNLÜK MELEK

    “Melek” nedir? Melekler , ruhları Tanrı’ya hizmet etmeye odaklanmış tamamıyla ruhsal varlıklardır.

    Kipur gününde, her Yahudi adeta bir melek gibi olur. Praglı Maharal’ın açıkladığı gibi :

    “ Kipur günü için Tanrı’nın koymuş olduğu kurallar, kişinin mümkün olduğu kadar fiziksel dünyayla olan ilişkilerinden sıyrılıp bir melek gibi olmasını sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.”

    Kipur gününün büyük bir kısmını sinagogda ayakta, meleklerin durduğu gibi geçirir, onlar gibi beyaz giyinir ve yiyip içmeyiz.

    BEŞ KISITLAMA

    Kipur günü şu 5 fiziksel aktiviteden kendimizi uzaklaştırırız :

    1) Yemek ve içmek
    2) Yıkanmak
    3) Deriye krem veya losyon sürmek
    4) Eşler arası ilişkide bulunmak
    5) Deri ayakkabı giymek

    TEŞUVA VE AF

    Moşe’nin, altın buzağı olayından sonra , Tanrı’ya halkı affetmesi için yalvarmalarının sonucunda Kipur günü af gerçekleşir ve Moşe Sinay’dan ikinci On Emir tabletleriyle iner.

    Bu günden sonra,her Kipur gününün Yahudilerin gerek şahsi gerekse halk olarak yaptıkları hataları temizleme gücü vardır.

    Kipur günü Tanrı’ya karşı işlenmiş günahların affı olduğu için, bu af insanlara karşı yapılan hataları kapsamaz.Bu yüzden, Kipur gününden önce geçmiş yılda incittiğimiz kişilerden özür dilemek gerekir.

    Kipur’da,

    1. a. Yemek/içmek, b. Yıkanmak, c. Ferahlatıcı bir şeyler sürmek, d. Deri ayakkabı ya da terlik giymek ve e. Eşlerarası ilişkide bulunmak yasaktır.

    Kipur, sadece oruç tutmaktan ibaret değildir ve her kurala eşit olarak uyulmalıdır. Ayrıca “Şabatlar Şabatı” olarak anılan Kipur’da, Şabat günü yasak olan her iş yasaktır. Kipur gecesi ile gündüzü arasında kural açısından hiçbir fark yoktur.

    Hata sonucu bir yemeğe beraha söylemiş, ancak yemeden hatırlamış bir kişi, “Baruh Şem Kevod Malhuto Leolam Vaed” der ve yemez.

    2. Yıkanmak, gerek sıcak gerek soğuk suyla olsun yasaktır. Sabah kalkıldığında eller sadece parmakların başlangıç yerine kadar yıkanır ve Netilat Yadayim berahası söylenir. Kurulandıktan sonra gözler elde kalan nemle silinir.

    3. Kir söz konusu olduğunda söz konusu yer normal yıkanır. Koenler de, “Nesiat Kapayim”e çıkmadan önce her zaman olduğu gibi bileklerine kadar ellerini yıkarlar.

    4. Kipur günü, herhangi bir merhem ya da ferahlatıcı şey sürülmez. Sağlık açısından bir problem söz konusu olduğunda bu geçerli değildir.

    5. Deri ayakkabı yasaktır. Ancak lastik ya da bez ayakkabı, ne kadar rahat ya da pahalı olursa olsun giyilebilir. Çünkü kural, rahatlık ya da zenginlikle ilgili değildir. Diğer yandan otuz gün içinde doğum yapmış kadınlar, ölüm tehlikesi olmasa bile hastalar ya da ayağında sorun olanlar, daha rahat hissedeceklerse deri ayakkabı giyebilirler.

    6. Dokuz yaşından küçük çocuklara oruç tutturulmaz. Bunun üzerindeki çocuklara eğitim amacıyla birkaç saat oruç tutturulur. Gerekirse sabah yemek verilir. 11 yaşından büyük çocuğa, eğer sağlığı ve dayanıklılığı elverecekse tüm gün oruç tutturulur. 12 yaşını doldurmuş bir kız ve 13 yaşını doldurmuş bir erkek çocuk ise, büyüklerle aynı kategoridedir.

    7. Hamile ya da süt veren kadınlar oruç tutarlar. Üç gün içinde doğum yapmış bir kadın, kendisi de doktor da izin verse bile oruç tutmaz; tutma konusunda ısrar etmesi yasaktır. Yine de, küçük lokmalar halinde yemek yemelidir. Yedi gün geçtikten sonra, herkesle aynı durumdadır. Düşük yapmış bir kadın için de kural aynıdır. Hepsi, ölüm tehlikesi olan hasta sınıfındadır ve oruç tutmaları yasaktır.

    8. Doktorun oruç tutmayı yasakladığı bir kişi Kipur’da yemek yemelidir. Eğer hasta kendini iyi hissettiğini söylerse bile oruç tutmasına izin verilmez. Zira Tora mitsvalarla “yaşamamızı” emretmektedir; ölmemizi değil.

    9. Doktor oruç tutmanın sorun olmadığını söylerse, ancak hasta aynı fikirde değilse, oruç tutmaz.

    10. Sağlık sebebiyle Kipur günü yemek yemiş bir kişinin, ne bunun için Teşuva yapması, ne de başka bir zaman oruç tutması gerekli değildir. Ancak yediğinde 30 gr.dan az parçalar halinde ve on dakikada bir yemeye, 40 gr.dan az -------r halinde ve beş dakikada bir içmeye gayret etmelidir. Her biri için başta tek beraha yeterlidir. Elbette; sağlık koşulları bu aralık için uygun olmadığı takdirde normal yemek yenebilir.


    Sukot

    17 - 24 Ekim 2005


    Çardaklar Bayramı

    Mısır esareti kurtuluşundan sonra çöllerde açlıkta yaşayan İsrailoğullarını anımsamak için kutlanan Sukot (Çardaklar Bayramı) Tişri ayının 15. gününde başlar. Bayram 8 gün sürer, ilk iki gün ve son iki gün Yomtov, diğer günler Hol ha Moed (iş yapılmasına izin verilen günler) olarak kabul edilir.

    Sukot’tan hemen sonraki 8. gün (diasporada 9. gün) Şemini Atzeret adını alır. Bugün de Yomtov olarak kutlanır. İkinci günün adı aynı zamanda Simha Tora’dır (Tora’nın sevinci) İsrail’de “Şemini Atzeret” ve “ Simha Tora” aynı günde kutlanır.



    Suka

    Yedi gün çardaklarda (sukalarda) oturacaksınız, İsrail’de bütün yerliler çardaklarında oturacaklar. Ta ki İsrailoğullarını Mısır diyarından çıkardığım zaman, onları çardaklarda otturttuğumu nesilleriniz bilsinler.

    Vayikra 23.42-43

    Tora’da anlatıldığı gibi atalarımız Mısır’dan ayrıldıktan sonra vaadedilmiş topraklara varmadan önce çöllerde 40 yıl boyunca dolaşırlar.Bu süreç içinde yerleşik düzende olmayan İsrailoğulları , etrafta bulabildikleri kuru çalı ve dallardan yaptıkları kulübe ve çardaklarda yaşarlar.

    Tora da Yahudilere o günlerin anısına yedi gün boyunca çardaklarda ikamet etmelerini emreder.

    Sukalar en az üç duvardan meydana gelmelidir. Sukayı kesilen ağaç dallarından ve tahtalarla inşa etmek gerekir. Damın arasından gün ışığı ve ay görülebilmeli, dam çeşitli meyvalar asılarak süslenmelidir. Her Yahudi, bir zeytin büyüklüğündeki ekmek parçasını Sukot’un ilk gecesi, Suka’da oturarak yemelidir.

    Esas olarak insanlar 7 gün boyunca sukada yemeli, içmeli ve uyumalıdır. Yemekler asla Suka’nın dışında yenmemelidir. Dışarda sadece meyve yenip, su içilebilir.

    Günümüzde insanlar hava soğuk olduğundan sukalarda yatmak istememekle birlikte, Suka’da yatıp kalkmak genel kuraldır.



    Zeman Simhatenu ( Mutluluğumuzun Zamanı )

    Bilginlerimizin çalışmalarına baktığımızda, Sukot için “Zeman Simhatenu – Mutluluğumuzun Zamanı” tanımlamasını kullandıklarını görürüz. Her ne kadar diğer Şaloş Regalim bayramları için de benzer tanımlamalar kullanılıyorsa da, daha çok kullanılan isimleri ile haklarında yapılan tanımlamalar arasındaki bağlantı, Sukot’a bakıldığında daha aşikardır. Örneğin Pesah Bayramı için “Zemat Herutenu – Bağımsızlığımızın Zamanı”, Şavuot için de “Zeman Matan Toratenu – Tora’mızın Veriliş Zamanı” tanımlamaları kullanılmıştır. Bu iki bayram ismi ve tanımlamaları arasındaki bağlantı çok spesifik olmasına rağmen, “mutluluk” kavramı Sukot Bayramı için çok genel kalmaktadır. Ne de olsa mutluluk sadece Sukot’a özgü değil, benzer her bayram için geçerli bir tanımlamadır. Peki Sukot’un hatırlattığı mutluluk veren olay nedir? Mutlulukla, bir sukayı yapmanın ve içinde bir hafta yaşamanın ne gibi bir bağlantısı vardır?

    Vilna Gaonu başka bir soruyla karşımız çıkmaktadır. Talmud’da (Suka 11b) inşa ettiğimiz Suka’nın “Anane Akavod – Onur Bulutları”nı temsil ettiğ???? dair bir fikir vardır. Bu bulutlar, tüm Bene-Yisrael’i çöldeki yolculukları boyunca çevrelemiş, düşmanlardan ve doğanın zarar verici etkisinden korumuş, ayrıca yolculuklarında onlara rehber olmuştur. İşin ilginç yanı, Anane Akavod’un ilk ortaya çıkışı Nisan ayına rastlar. Bene-Yisrael Mısır’dan çıktıklarından itibaren bu bulutlar göreve başlamışlardır. “Durum böyle iken,” der Vilna Gaonu, “bu korumayı kutlamamız gereken ay Nisan ayıdır. Bizim bunu Tişri ayında kutlamamızın ne gibi bir sebebi olabilir?” Sorunun cevabı, yine Vilna Gaonu’ndan gelmektedir. Açıklama şöyledir: Bene-Yisrael “Egel Azaav – Altın Buzağı” günahını işledikleri zaman, bu koruyucu bulutlar ortadan kalktılar ve ancak Moşe tüm Halkın tam olarak affedilmesini sağlamasından ve Mişkan’ın inşasına başlanmadan önce geri gelmemişlerdir. Daha önceki sayılarımızda da belşirtmiş olduğumuz gibi, Moşe Rabenu’nun ellerinde ikinci tabletlerle Sinay Dağı’ndan geldiği tarih Yom Kipur, yani Tişri ayının 10’u idi. Halk da Mişkan’ın inşasına Tişri Ayı’nın 15’inde başladı. Vilna Gaon, Sukot Bayramı’nın 15 Tişri tarihinde kutlanmasının sebebinin bu olduğunu belirtir.

    Buradan, sadece Tanrı’nın bize bulutlar yoluyla verdiği korumayı değil, Bene-Yisrael’in günahından sonra ortadan kalkan bu bulutların, Tanrı’nın affetmesi sonucu geri gelişlerini de kutladığımızı anlamaktayız. Bu açıdan bakıldığında Sukot’un neden mutlulukla bağdaştığı açıklığa kavuşmuş olur. Tanrı’nın vermiş olduğu mucizevi koruma, ceza olarak alındıktan sonra tekrar Bene-Yisrael’e Tanrı tarafından bahşedilmiştir. Dahası, bu durum Kipur’u henüz geçirmiş ve günahlarından arınmış olan toplumun Tanrı tarafından eski statüsünde tanınması tekrar gerçekleşmiştir. Anane Kavod ile ilgili yukarıda anlatılan olaylar yılın bu zamanında meydana geldiğinden Sukot Bayramı da bu dönemde kutlanır. Olaylar gerçekten de birer mutluluk kaynağıdır ve Sukot’un tanımlanması için belki de en uygun ifade, “Zeman Simhatenu – Mutluluğumuzun Zamanı” olacaktır.

    Ancak durum bu kadar basit değildir. Zira yukarıdaki açıklama başka bir soruyu doğurmaktadır: Eğer bulutların ortadan kaybolmalarının sebebi gerçekten Bene-Yisrael’in işlemiş olduğu günah idi ise, neden geriye dönüşleri, affedilmelerinin tarihi olan Yom Kipur’da değil de bundan beş gün sonra gerçekleşmiştir?

    Rabenu Yona, eseri Şaare Teşuva’da her şeyin Tanrı’nın affetmesi ile sona ermediğini belirtir. Günah işlemiş bir kiş, tüm çabasıyla dua ederek teşuva yapması sonucunda Tanrı tarafından affedilebilir. Ancak bu durum, sadece o günah için ceza almaması anlamına gelmektedir. Zira Tanrı’nın bir kişiyi affetmesi, bu kişinin Tanrı’nın gözünde tam olarak lütuf bulması için yeterli olmayabilir. Tanrı, yapmış olduğu hatadan dolayı, her ne kadar onu cezalandırmayacaksa da, günahın işlenmesinden önceki yakınlığı göstermeyebilir. O kişinin duaları Tanrı tarafından eskisi kadar değerli kabul edilmeyebilir. Günahın işlenmesinden önceki yakınlığın tekrar sağlanabilmesi için, teşuva yapmış kişinin dua etmeye, tsedaka vermeye ve mümkün olduğu kadar çok mitsva yapmaya ihtiyacı vardır. Ancak bu şekilde kişi kendisi ile Tanrı arasında eskiden var olan yakın iletişimi tekrar sağlayabilecektir. Tanrı’nın bir kişiyi tamamen affettiğinin göstergelerinden bir tanesi de, o kişiye eskiye göre daha çok mitsva yapma şansı verilmesidir. Bir insanın, Tanrı’nın Sözü’nü dinlediğinde, önünde, bu yakınlaşmayı artırma amacını güden daha çok mitsva seçeneğinin ortaya çıktığını, hata işlemesini öğütleyen dürtüsünün daha zayıf olduğunu ve doğru biçimde davranma isteğinin daha yükseldiğini farkettiği zaman, teşuvasının Tanrı katında kabul edildiğinden artık şüphe duymasına gerek yoktur.

    Tanrı Bene-Yisrael’i altın buzağı günahından dolayı affettikten sonra, bu affı sonuna kadar götürmek için istek duydu. Halka, Kendisi’ne olan bağlılıklarının ne kadar yüksek olduğunu gösterebilmeleri için bir fırsat verdi ve onlara Mişkan’ı inşa etmelerini emretti. Bu inşaat, kişisel maddi ve manevi katkının dışında, gönüllü çalışmayı da öngörmekteydi. Herkes bir şekilde bu inşaata katkıda bulundu ve bu şekilde Tanrı’ya oloan sevgi ve bağlılıklarını kanıtlamış oldular. Mişkan’ın inşaatının başlangıcında bir nokta açıklığa kavuşmuş oluyordu : Bene-Yisrael tam olarak teşuva yapmış ve Tanrı’yla yakınlaşabilmek için büyük çaba göstermişti. Gerçek af işte bu zamanda gerçekleşti. Tanrı koruyucu bulutları tekrar Halkın hizmetine sundu ve onlar da Mişkan’ın inşasına başladılar.

    Bene-Yisrael’in bulutların geri gelmesi sebebiyle duydukları sevinç tanılanamayacak kadar büyüktür. Bu şekilde teşuvalarının kabul edildiğini anlamış oldular. Zira Mişkan’ın inşası emriyle, Tanrı’ya hizmet için bir fırsata daha sahip olmuşlardı. Bunun yanında, koruyucuları ve rehberleri olan bulutlar tekrar onlarla idiler. Artık Tanrı’nın gözünde lütuf buldukları konusunda şüpheleri kalmadı.

    Sukot Bayramı’nı kutladığımız zaman, sadece atalarımızın Anane Kavod’un geri gelmeleri sebebiyle duydukları sevinci hatırlamakla değil, bu günün bizler için bir bayram olması için de sevinçli oluruz. Elul ayının başından Yom Kipur’a kadar olan kırk günlük bir teşuva sürecinin ardından, Tanrı’nın gözünde lütuf bulmuş olmayı umarken; yılın en kutsal gününden oldukça kısa bir süre sonra Tanrı’nın bize sunduğu bir çok mitsvayı yerine getirme şansını elde ederiz: Suka’da oturmak, Arbaa Minim (Dört bitki çeşidi – Lulav [Hurma dalı], Etrog [bir turunçgil], Adas [murta ağacı dalları], Arava [Söğüt dalları]) ile dua etmek ve kutsal bayram gününü şereflendirmek bunların en çabuk akla gelenleridir. Bizler de tıpkı atalarımız gibi, Tanrı’nın bize sunmuş olduğu bu çeşitli mitsvaları yerine getirme imkanını sevinçle karşılamalı ve değerlendirmeliyiz. Zira bu imkan, Tanrı’nın bizi affettiğinin ve bize yeni bir şans verdiğinin bir göstergesidir.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sukot “Zeman Simhatenu- Mutluluğumuzun Zamanı” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu mutluluk, atalarımızın hissedebilecek kadar şanslı oldukları bir mutluluktur. Ve Sukot Bayramı bizim, bu sevinci atalarımız kadar hissedebilmemiz için öngörülmüş bir zamandır. Bu, hepimizin, Yom Kipur’da ettiğimiz duaların kabul edildiğinden emin olabileceğimiz bir zamandır. Bu, bayramla özdeşleşmiş bir çok mitsvayı yapabileceğimiz ve bundan mutlu olacağımız bir zamandır. Mutlu olmak için bize bahşedilmiş bu fırsatı iyi bir şekilde değerlendirmemiz gereklidir. Bu şekilde Tanrı’ya mutluluk ve bağlılıkla hizmet etmiş ve

    “İvdu Et Aşem Besimha Bou Lefanav Birnana – Aşem’e mutlulukla hizmet edin; O’nun önüne terennümle gelin” (Teilim 100:2 )

    prensibini yerine getirmiş oluruz.


    NASIL KUTLANIR

    Arba Minim (Dört Çeşit)

    Sukot haftası içinde ibadetlerin belli bölümlerinde kullanılan “Arba Minim” bu bayramın özelliğini belirtir. Lulav (palmiye dalı), Adas (mersin ağacı dalı), Arava (söğüt dalı) ve Etrog (turunçgillerden bir meyve) den oluşan Arba Minim belli simgesel anlamlar taşımaktadır.



    <İ>“Ve birinci günde kendiniz için güzel ağaçların meyvasını, hurma dallarını ve sık yapraklı ağaçların dallarını ve dere söğütlerini alacaksınız ve Tanrı’nız Rabbin önünde yedi gün şenlik edeceksiniz.”

    Vayikra 23:40



    Arba Minim’in simgeledikleri

    Bahya Ben Aşer’e göre, dört çeşit insan bedeninin simgesidir.

    Etrog, insan kalbi gibidir.İnsanlar kalpsiz yaşayamazlar.

    Lulav insanın belkemiğini;

    Adas (mersin dalının tomurcukları) gözlerini,

    Arava dudaklarını simgeler.

    Dördü birlikte insanın Tanrı’ya tüm bedeni ve ruhu ile ibadet etmesi gerektiğini anlatır.

    Diğer bir anlatıya göre dört çeşit Yahudi halkını simgeler.

    Turunçgil (Etrog) tadı güzel, kokulu bir bitkidir. Hurmanın (Lulav) tadı güzeldir. Ama kokusuzdur. Mersin (Adas) kokulu ama tatsızdır. Söğüt (Arava) ise ne lezzetli ne de kokuludur. Birinci örnek bize insanların hem Tora bilgisine hem de iyi özelliklere sahip olduğunu gösterir (Etrog). Bazıları iyi değerlere sahip olmalarına rağmen Tora bilgisinden yoksundurlar (Lulav). Bazıları Tora’yı iyi bilmelerine rağmen iyi özellikler taşıyamazlar (Adas). Bazıları da aynı dere söğüdü misali ne Tora’yı bilirler, ne de iyi özelliklere sahiptirler. (Arava).

    Yüce Yaradan, bu dört değişik yapıdaki insana zarar vermez, onları yok etmez, tam tersine onları kardeşlik bağı ile bağlayıp, birbirlerine karşı hoşgörü içinde olmalarını ister.

    Dört çeşit bizlere tatları ve kokuları duyumsatmaktadır. Bütün yılımız tatlı ve kokulu geçecek, elimizde bu dört çeşidi alıp ibadet ettiğimiz, şarkı söylediğimiz ve dans ettiğimiz için tüm yılımız şenlik ve mutluluk içinde geçecektir.

    Etrog ve Lulav’ın lezzetine karşın, Adas tatsız, Arava ise acıdır. Böylece hayatımızı yaşarken sevinçli ve ---ifli mutlu günlerin yanısıra tatsız ve acı günlerin de bizi beklediğini unutmamalı, Tanrı’nın bizlere verebileceği her türlü duyguyu iyilik ve olgunlukla karşılamayı öğrenmeliyiz.



    OŞANA RABA

    Sukot’un yedinci ve son gününe Oşana Raba adı verilir.

    Oşana Raba gecesini dua ederek uyumadan geçirmek ve bu şekilde Tanrı’nın bizi Hayat Kitabı’na(Sefer A-Hayim’e) yazmasını ondan dilemek adettir. Çünkü, oşana Raba hayatımızla ilgili son karar günü olup; dolayısıyla bu gece, Tanrı’dan dilekte bulunabileceğimiz son gecedir. Oşana Raba gecesi, Sinagog’ta, Kipur gecesi gibi büyük bir dikkatle ve tevazuyla Arvit söylenmelidir. Oşana Raba sabahı ise Sinagog’a giderken günün kutsiyeti ve heybeti akıldan çıkarılmamalıdır.

    Oşana Raba sabahı Tefilla’da beş Arava dalından oluşmuş bir buket tutmak adet olmuştur. Tefilla’dan sonra bu buket, bir kaç yaprağının düşmesi amacıyla yere vurulur. Bu, dökülen yapraklar gibi günahlarımızın da üzerimizden dökülmüş olmasını dilediğimizi simgeler.



    Şemini Hag Atseret

    Tora’nın emirlerinin bir çoğu fiziksel nesneler kullanılarak yerine getirilir. Bayramlarımızda da günün anlamını içeren bazı semboller kullanırız. Bunun en güzel örneği Pesah Bayramı’nda Matsa ve Maror yememizdir.

    Sukot’ta kullandığımız semboller ise, günün anlamıyla ilgili değildirler. Bu semboller, yani Lulav, Etrog, Adas ve Arava başka anlamlar taşırlar. İnsanlar birçok şeyde olduğu gibi, sevinci de fiziksel nesene ve hareketlerle ifade ederler. Sukot Bayramı’nın diğer adı da “Hag Aasif – Hasat Bayramı”dır. Bu sebeple, yukarıda açıkladığımız sevincin dışında, bir de yıl boyu yapılan toprak çalışmalarının ardından ürünün elde edilmesinden kaynaklanan bir mutluluk söz konusudur. Mutluluğun fiziksel ifadesi sırasında bir tehlike vardır. O da sevincin dozunu kaçırarak fiziksel nesnelerle günah işlemektir. Bu sebeple Tora bize mutluluğu fiziksel anlamda da yaşayabilmemiz için semboller vermiştir. Arbaa Minim’in her biri, vücudun belirli bir kısmını simgeler ve hepsini bir araya getirerek, tüm bedenimizle Tanrı’nın hizmetinde olduğumuzu sembolik olarak ifade ederiz.

    İlginç olan nokta, Sukot’un sekizinci günü olan Şemini Hag Atseret için herhangi bir sembolun öngörülmemiş olmasıdır. Bunun sebebi nedir?



    Tora’da şöyle yazılıdır:

    “sekizinci gün sizin için bir bayram olacak… sizin için Atseret (sonlandırma) olacaktır…” (Vayikra 23:36)

    Sefer Ahinuh, Hahamlarımızın, aslında Şemini Hag Atseret’i Sukot’un sekizinci günü olarak değil, sadece Sukot’un hemen ardından gelen ayrı ve bağımsız bir bayram olarak gördüklerini belirtir. Tanrı’nın bizim bu günü bir bayram olarak kutlamamızı istemesinin sebebini de Sefer Ahinuh şöyle açıklar :

    Sukot, (Yahudi takviminin ilk ayının Nisan ve dolayısıyla ilk bayramının Pesah olduğu göz önünde bulundurularak) yıl içindeki son Şaloş Regalim bayramıdır. Tanrı,

    Şemini Hag Atsret’i bir bayram olarak belirleyerek, sanki “Lütfen benimle bir gün daha kalın; sizden ayrılmak benim için çok zor” diyor gibidir. Bene-Yisrael’e duyduğu büyük sevgiden dolayı Tanrı, bayramların bitiminde, çocuklarından ayrılmayı zor bulmaktadır. Bu sebeple, biz Bene-Yisrael’in “ayrılışımızdan” önce son bir gün yanında kalmamız için bir bayram günü daha eklemiştir.

    Şemini Hag Atseret bayramının ardındaki düşünceyi biraz da olsa bu açıklamayla anlayabiliriz. Ayrıca bu şekilde, neden bu bayrama özel bir sembolümüzün olmadığı da açıklığa kavuşmaktadır. Bayramın ana fikri Tanrı ile biraz daha fazla zaman geçirmemiz olduğu için, bayram boyunca zihnimiz Tanrı’ya konsantre olmalıdır. Zira bundan sonra Pesah’a kadar Yom Tov yoktur. Bu günde Tanrı’yı unutmamızın bu sebeple mümkün olmamasından dolayı fazladan bir hatırlatıcıya ihtiyaç duymayız.

    Bu bayramın Sukot ile hiçbir ilgisi olmadığından Kiduş’ta “Şeeheyanu” berahası söylenir. Benzer sebepten dolayı Suka’da oturulduğunda “Leşev Basuka” berahası söylenmez. (Ancak bu gün de Suka’da yemek yenmesi gerekir.)

    Şemini Hag Atseret sabahı Tefilla’da, Sefer Tora’nın okunmasından sonra Tanrı’dan yağmurlar yağdırması dilenir. Ve Musaf’tan itibaren “Morid Atal” yerine “Maşiv Aruah Umoroid Ageşem” duası okunmaya başlar.



    Simhat Tora

    Sukot’un sonuncu günü kutlanan Simhat Tora, bir yıllık dönem içinde beş bölümlük ve en baştan başlamak üzere yeniden okuma dönemine geçilmesinin dinsel törenle kutlanmasıdır.

    O gün Sefer Tora rulosunun son bölümleri okunur ve kitaplar kapanır. Tora’nın son bölümünü okumak için çağrılan kişi “Hatan Tora” adıyla anılır. (Tora damadı). Tora okumanın “düğün şenliğini” anımsattığı, “gelinin” Tora, damadın ise onun ilk ve son defa okuyan kişinin olduğudur.

    Simhat Tora gününden bir önceki akşam ve Simhat Tora günü, tüm gün boyunca sinagoglarda Ehal ha Kodeş’te bulunan tüm Sefer Tora’lar dışarı çıkartılır. Onları taşıyan kişiler tarafından sinagogun içinde dualar ve ilahiler raksedilerek dolaştırılırlar. Bazı cemaatlerde Sefer Tora’lar elde danslar edilir.

    Simhat Tora, nesiller değişse de, Tanrısal iradenin kesintisiz sürekliliğini en güzel biçimde anlatır.

    Simhat Tora yeryüzündeki tüm Yahudiler için, manevi duyguları muhafaza etmek fakat Tora’nın emirlerini de hiç aksatmadan yerine getirmek ilkesi olan “Lişmor Velaasot” anlayışının kesin bir göstergesidir.

Benzer Konular

  1. Yahudilik Ve Tarihi
    By DeViL in forum Yahudilik
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 03-10-2007, 06:54 PM
  2. Yahudilik, Tevrat ve Talmud
    By HeLiN in forum Dini Programlar
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 01-30-2007, 11:44 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]