Şeker hastalığının tedavisini kavramak isteyenler, bu hastalı­ğın ne olduğunu bilmelidirler. Bu hastalık, ırsî istidada dayanır ve bir iç ifraz bezinde bozukluktan ve o bezi idare eden sinirlerin te-şevvüseuğramasmdan ileri gelir. Şeker hastalığının bütün şekillerin­de ağırlık merkezi, pankreas bezi işleyişinin bozulmasıdır.
Bezler, çeşitli vazifeler gören bir takım maddeleri meydana getirirler. Bunların iki çeşidi vardır.
1) Meydana getirdikleri maddeyi, bir özel kanalla uzvun dışına akıtan bezler. Bunlara (dış ifraz bezleri) denir. Meselâ tükrük bez­leri, tükrüğü ağız boşluğuna dökerler. Mide bezleri, mide usaresini meydana getirerek mide boşluğuna dökerler. Böylece meydana ge­len maddeler, mayalardır. Bu sayede gıda maddeleri yapı taşlarına parçalanırlar, kana karışacak hale gelirler. Şeker hastalığında ha­zım umumî suretle bozulmuş değüdir.2) Hasıl ettikleri maddeyi özel bir kanalla uzvun dışına akıt­madan derhal kana veren bezler: bunlara «iç ifraz» veya «hormon» bezleri denir. Boyundaki katkan bezi böbrek üstü bezi, hipofiz, te­nasül bezleri gibi. Bu hormonlar vücutta önemli vazifeler görürler.
Pankreas, özel ve karışık yapılı bir guddedir. Bir taraftan ma­yalar meydana getirerek barsağa döker, bir yandan da bir hor­mon yaparak kana verir. Bu hormona «insülin» derler. «İnsülin», adada meydana gelen demektir. Bu adı almasının sebebi, pankreasın Jüagerhans tarafından keşfedildiği için onun adiyle anılan adacık­larında hasıl olmasındandır.
Şeker hastalığı, pankreasın yeter derecede inüsülin yapamama­sından ileri gelir.
înüsülinin vazifesi gıda ile alınan şeker ve karbonhidratlı mad­deleri (un, hamur işleri, ekmek, patates, süt) gereği gibi değerlen­dirmek vücutta yanıp kalori meydana getirmelerini sağlamaktır. Bu yapılmazsa maddelerin yanması bozulmuş demektir. Böylece şe­ker hastalığı meydana gelir.
Son senelerde anlaşılmıştır ki, insülin teşekkülünün bozulma­sında öteki hormon bezleri ve sinir cümlesi bozukluklarının da ro­lü vardır. Hormon bezleriyle nebatî sinir cümlesi (Bunlar kalb, mi­de, karaciğer gibi uzuvlar cümlesini birbiriyle ayarlı işleten iki bü­yük sinir ve onların dallarından ibarettir. Bu sinirlerin adı vagus ve sempatikustur.) bir bütün teşkil eder irademize tâbi olmadan iş­leyen uzuvları idare eden sinirlerdir. Nebatî Hipofiz bezi bütün öte­ki bezlere hâkimdir. Onun için buna bezlerin başı denebilir. Nebatî sinir cümlesinin merkezi arabeyindedir. Bunların ikisi de «Türk eğe­ri» denilen yerde beyinin kaidesinde ve çok mahfuz bir durumda­dır. Bu arabeyinden bütün iç uzuvlara sempatik ve vagus yolu ile nebatî sinirler gider. Hipofizin ön bölümünde meydana gelen hor­monlar başka bezlere hızlandırıcı veya yavaşlatıcı tesirler yaparlar. Böbrek üstü bezinin kabuk tabakası bu tesirlere aracılık eder. Sağ­lam bir vücutta bütün bu hormon uzuvları arasında tam birahenk ve iş birliği vardır. Şeker hastalığı, işte bu tanzim sisteminde her hangi bir bozukluk baş gösterdiği zaman görülür ki, buna istidat irsidir. Bu uzuvlardan biri senelerce iyi işledikten sonra günün bi­rinde bozuk işlemeye başlar. Böylece meselâ tenasül bezleri veya böbreküstü bezinin az çalışmalarda şişmanlama, kalkan bez faa­liyetinin bozulmasında meydana gelir. Bütün bu hastalıklar, Hormon bezlerinin nizamlanma bozukluklarıdır. Şeker hastalığında pank-reasdan başkahormon bezleri de bozulmuştur. Bu yüzden şeker iyi yanmadığı gibi vücutta başka bozukluklar da başgösterir. Bu bez­lerin hastalıklarında dış tesirler de rol oynayabilir. Meselâ şeker hastalığında besleniş kusurları mühim rol oynar. En başta, fazla yağlı yemek gelir.
Ruhi sebepler de mühimdir. Her iki âmil daha ziyade medeni memleketlerde rol oynayacağından bu hastalıklara «medeniyet has­talıkları» da diyenler vardır.
Şeker ve nişasta hayat motorunun benzini gibilir. Bu madde­ler adalelerimizde yanarak onların hareketine ve böylece iş görme­mize imkân verir. Bu yanmada şeker tamamen yanarak asit karbo­nik ve su haline çevrilir. Asit karbonik nefese havasiyle su da id­rarla dışarı atılır. Böylece vücutta zararlı olabilecek bir artık kal­maz.
Şekerin böyle tam yanabümesi işin kanda yeter derecede instt-lîn bulunması lâzımdır. Şeker hastalarında kâfi insülin bulunmadığı için şeker tam olarak yanmaz. Böylece vücutta toplanır. Vücutta şekerin haddinden fazla çoğalışı kandaki miktarın artmasıyle tes-bit edilir.
Kanda daima bir miktar şeker bulunur ki, buna «kan şekeri» de­nir Bunun miktarı, sağlam insanda karnına hiç bir zaman yüz gramkanda 120 - 130 miligramı geçmez. Yani bir litre kanda 1,2 -1,3 gr. kadar şeker bulunur.
Sağlam insan şekerli gıda yediğinden kan şekeri 0,18 i bula­bilir fakat bunu geçmez. Ve iki saat sonra tekrar normal seviyesine düşer. Çünkü kana insülin gelir ve bu da şekerin yanmasını temin eder.
Şeker hastasında durum başka türlüdür. Bunlarda pankreas- ye­ter derecede insülin vermez. Bu hastalarda aç karnına kandaki miktarı yüzde 0,15 - 0,30 dur. Bazan daha da fazladır. Gıda aldık­larında bu miktar daha da artar. Ve iki saat sonra tabiî haddine düşmez. Çünkü kâfi insülin yoktur. Bu yüzden şeker yanamaz. Tam zamanında tedavi başlamazsa vücut şekerle öyle dolar ki, bir nevi, şekerle zehirlenme hali başgösterir.
Şeker hastalığının en emin alâmeti kanda şeker miktarının art­masıdır. İdrarda şeker aranması ve bulunması o kadar emin bir delil değildir. İnsanlar vardır ki, senelerce, idrarlarında yüzde be­şe kadar şeker çıkarabilirler. Fakat yine de şeker hastası değildir­ler. Çünkü kanlarındaki şeker normaldir, öte yandan idrarlariyle hiç şeker çıkarmadıkları veya pek az çıkardıkları halde şeker has­tası olan insanlar da vardır. Bu hal şeker hastalığının ne kadar ka­rışık bir hastalık olduğunu ve bazan tecrübeli hekimleri bile şa­şırttığını izah eder.
İdrarla şeker çıkarılmasının sebebi, dolan bir kabın taşması gibi kanda fazlalaşan şekerin böbreklerden taşmasıdır. Kanda şeker nis-beti yüzde 0,18 gr. geçerse böbrek artık bu miktar şekeri tutamaz. İdrara geçirir. Sağlam insan şeker yese bile kan şekeri nisbeti hiç bir zaman yüzde 0,18 i geçmediğinden idrarında şeker bulunmaz.
Şu var ki kanda şeker miktarı normal olduğu halde böbrekleri idrara şeker geçiren insanlar da vardır. Bu gibileri daima idrarla şe­ker çıkardıkları halde kandaki şekerleri normal olduğundan şeker hastası sayılamazlar. Öte yandan bilhassa yaşlı şeker hastalarında


kanda şeker yüzde 0,30 a yükseldiği halde bile, idrara şeker geçme­mesi vâkidir. Bu gibi adamlar idrarla şeker çıkarmadıkları halde ağır şekilde hasta olabilirler. Bundan anlaşılır ki, şeker hastalığının iyi kavranabilmesi için mutlaka kanda şekerin aranması şarttır. Fakat bir şeker hastasında daima kan şekeri aranması şart demek değildir. Umumî olarak idrarla çıkarılan şekere göre hesap yapmak kabildir. Çünkü her şeker hastasının böbreğinin şeker süzme dere­cesi az çok sabittir.
İnsülin şekerin tanı bir şekilde yanmasını sağlar. Fakat bir va­zifesi daha vardır. Meselâ uykuda şeker yanmasına fazla ihtiyaç ol­madığı zaman şeker depo edilecek ve çalışma zamanında gıda alın­masa da depodaki bu şeker kullanılacaktır. Bu yedek şeker karaci­ğerde, adalelerde depo edilir. Depo edilen bu şeker glikojen ha­lindedir, işte glikojenin teşekkül edebilmesi için de kçfi insüline ih­tiyaç vardır, tnsülin kıtlığında yani ağır şeker hastasında veya in­sanın uzun zaman pek az şeker ve nişasta yediğinde vücut, yedek şeker meydana getiremez.
Bunun amelî ehemmiyeti büyüktür. İnsülin kıtlığı dolayısiyle şekerlerin yanması ve yedek şeker teşekkülü bozulursa, gıda ile alınan yağlar da iyi değerlendirilemez. Yağlar da yanıp kalori veren maddelerdir. Sağlam vücutta bunlar da tam yanarak asit karbonik ve su meydana getirirler. Şeker yanması ve glikojen teşekkülü duraklarsa yağlar da tam yanamaz olur. Onların yarım yamalak yanmasından meydana gelen ara mddeleri vücutta yığılır ve zehir tesiri yapar. Bu maddeler, aseton, aset (sirke) asidi ve beta oksi-bütrik asididir. Bunların vücutta hasıl olmalarını behemehal önle­melidir. Bunun da çaresi vardır. Fakat bu tedbirler vakti zama-niyle alınmazsa ağır bir zehirlenme tablosu ve koma denen bay­gınlık meydana gelir ve ölüme sebep olabilir.
Aseton sağlam insanın idrarında da nadiren, bilhassa çok az şeker ve nişasta yiyenlerde görülebilir. Meselâ günlerce aç kalan sadece yağla beslenenlerde baş gösterebilir. Gebelerde ve süt ço­cuklarında bir kaç saat açlık, bazan aseton teşekkülüne sebep ola­bilir.
A — Şeker hastaları ne yemeli.
Şeker hastalığı tedavisinin esası, doğru beslenmedir. Bu olma­dıkça, bütün başka tedbirler faydasızdır. Her şeker hastasında ev

velâ beslenme ve perhiz ilk iş olarak tanzim edilmelidir. Yani şeker hastası bir gıda rejimine ayarlanmalıdır. Tayin edilen rejim de­vamlı olarak tatbik edilmelidir. însülinin keşfinden önce şöyle düşünülüyordu. Şeker hastası ma­demki şeker yakamıyor, ona hiç şeker ve karbonhidrat vermemeli Hasta bu düşünce ile uzunca bir zaman aç bırakılır ve sonra şeker yerine büyük miktarda yağ: ve albüminli gıda (et, balık, yumurta, peynir), cüzi miktarda sebze ve pek az ekmek verilirdi.
Fakat insülin keşfolunalı beri artık bu türlü harekete lüzum yoktur. Çünkü hastayı dermandan düşürür. Ve çalışma kabiliye­tini azaltır. Çünkü şeker hastasına hiç şeker verilmezse, yedek şeker yani glikojen meydana getiremez. Bu yüzden aseton teşekkül edebilir. Bol yağın başka zararları da vardır. Kan damarlarında ki-relçlenmeyi kolaylaştırır. Eskiden şeker hastalarında damar sert­liği ve genç yaşta ölüm diğer insanlara nisbetle dört misli fazla idi.
Şeker hastalarına kçfi nişasta ve kıt yağlı bir rejim lavsiye et­melidir. Maalesef bu hayırlı usul henüz umumî olarak tatbik edil­memektedir. Bizim telâkkimizin isabetini, geçirdiğimiz, harb ve kıt­lık yılları isbat etmiştir. Gıda kıtlaşmca şeker hastalığı ehemmiyetli derecede azalmış ve hafif seyretmeye başlamıştır. Çünkü hastalar bu kıtlık yıllarında yağ ve albüminli gıda bulamadıklarından ek­mek ve patates gibi nişastan gıda almaya mecbur olmuşlardır. Bu gösterir ki, vücuda az yağ girince insan daha fazla şeker yakıp değerlendirebiliyor. Harb bitip iktisadi durum biraz düzelince fazla yağ yenmeye başlanmış bu suretle hastaların miktarı arttığı gibi hastalık da ağır seyretmeye başlamıştır.
Bu söylediklerimizden anlaşılır ki, şeker hastalığında tedavinin esası, kâfi derecede karbonhidratlı gıda vermektir. Yağı azaltmak suretiyle nişastanın miktarını önemli derecede arttırmak kabildir. Unutmamalıdır ki, her hasta için tecavüz edilmesi caiz olmayan bir sınır vardır. însülin yardımı ile hastanın yakabileceği şeker mikta­rının sonsuz arttırmak kabil değildir.
Şeker hastalığının tedavisinde karbonhidratlı gıdalar başka bir bakımdan da önemlidir. Çünkü bunların içinde vitaminler vardır ki, şekerin yanmasında ve yeniden teşekkülünde mühim rol oynar. In-sülinşekerin yanmasını ancak Bl vitamini hazır bulunmak şartiyle sağlayabilir. Bu vitamin esmer ekmekde ve mayalarda bulunur. Bundan başka glikojen yapısı için başka vitaminler de lâzımdır.

(Laktoftavin, nikotin asit amid). Meyvelerde ve patatesde bulunan C vitamini de şekerin yanmasına yardım eder. Veludiyet vitamini olan E vitamini de bu nizamlanmalarda rol oynar. Bu vitaminlerin gıdada eksikliği insülinin tesirini zayıflatır. Şeker hastalarına saf şekerler verilmemeli, ve gıdanın umumî miktarı sağlam insanlara nisbetle yüzde 20 - 40 nisbetinde eksik ol­malıdır. Çok zayıflamış veya ağır işlerde çalışan şeker hastalarına verilecek miktar bundan biraz fazla olur.
Teferruata girmezden önce aşağıdaki cetvelde bazı umumî esas­ları hülâsa edelim: ı
1) Rejim : Verilen talimata göre tatbik edilme­lidir.2) Her öğünü terazi ile tartm£(k lâzım değil­dir’ Yalnız zaman zaman yağ ve nişasta mik­tarlarını kontrol etmelidir.3) Gıda basit olmalıdır. Kabil olduğu kadar tabiî gıda yenmelidir. «Diabetli gıdası» adı al­tındaki pahalı maddelerden vazgeçilebilir.4) Her halde aşırı gıdadan sakınmalıdır. Şiş­manlarda şeker hastalığı daha fazla olur.5) Kâfi derecede bedenî çalışma lâzımdır.
Bazı şeker hastalarına seçebilecekleri bir çok rejim planları verirler. Biz bunu lüzumsuz sayarız. Bunun yerine gıdaları grup­larına göre sınıflandırırız.
Hastaları kalori hesaplariyle uğraştırmak da lüzumsuzdur.
Standart olabilecek bir rejimin ana prensibi, günün övünlerine taksim edilerek kâfi nişastalı gıda vermek ve yağı asgarî haddi­ne indirmektir. Albüminli gıdalar orta miktarlarda verilir. Son tecrübelere göre verilebilecek nişastalı gıda miktarı biraz da art­tırılmış yani 150 - 200 gram yerine 250 grama çıkarılmıştır. İca-bederse yağ miktarı daha da azaltılır.
1 — Yağlar : Günde azamî 70 - 80 gram vermekteyiz. Yaı-nız ağır işlerde çalışanlara biraz daha fazla verilir. Fakat o za­man nişastalıların miktarım da arttırmalıdır. Şişman şeker hasta­larına 40 gram yağ verilir. Fakat bundan daha az vermemelidir ki zaten yemeğin pişirilmesi bakımından da imkânsızdır. Yemek boşaldıktan sonra tencerede kalan yağı da hesaba katmalıdır. Ve­rilecek yağın yansı tereyağ veya margarin, yarısı da zeytinyağı olabilir.
2 — Protein : Hayvani ve nebatî çeşitleri vardır. Nebatî pro­tein kısmen nişastan gıdalarda mevcuttur, (ekmek, patates, bakli­yat). Hayvan! protein olarak günde 250 - 300 gram az yağlı et (Çiğ ağırlık). Veya bunun birbuçuk ilâ iki misli balık eti verilir. Et ve balığın yağlısı verilmemelidir. Lokantalarda ızgara yeme­lidir. Çünkü bunlara yağ katılmaz. Karaciğer ve kan sucuğu fazla yenmemelidir. Et yerine yağsız peynirler tavsiyeye şayandır. Yu­murta yaşlı şeker hastalarına iyi gelmez. Damar sertleşmesini ko­laylaştırır.
3 — Karbonhidratlar : Bizim hazırladığımız standart perhizde günde 250 gram nişasta vardır. Zayıflamış şeker hastalarında bu miktar 300 - 350 grama kadar çıkarılabilir. Şişmanlarda daha az verilmeli fakat 200 gramın altına düşmemelidir.
Katî olarak menedilecek şeyler, şeker her nevî tatlılar, pastalar hamur işleri, şehriye ve makarna, ve baldır. Çünkü bu maddeler kolay hazım oldukları işin sür’atle kana karışırlar. O zaman kan­da anî olarak şeker artar ki, buna mani olmak lâzımdır. Sebze­lerde meyvelerde az mahzurludur. Çünkü yavaş olarak kana geçer.
Şeker yerine kaim olmak üzere sakkarin, sukrinet, dulsin (re­çetesi: dulcin 1, sipirtus ad, 20 tatlılaştırmak üzere damla damla kullanılır ve sinon verilir.) Bu son iki maddenin faydası, pişirme ve kaynatmada kullanılabilmesidir. Bütün bu tatlandırıcı maddeleri bol kullanmamalıdır.
Şeker hastasının ağzını tatlıya alıştırmamalıdır. Kahve ve çay tathlaştırılmadan içilmelidir. Bazı müstesna vesilelerle nişastası kıt cevizli, bademli pastalar ve yulaf peltesi verilebilir.
Standart rejimimizde biz 250 gram nişasta vermekteyiz. Pratik­te beslenme bakımından nişastaları dört gruba ayırıyoruz: Sebze -meyve, ekmek unlular, patates. Bunlardan başka nişasta bâzı di ğer gıda maddellerinde, sütte ve ---f maddelerinde de bulunur. Sebze:
Nişasta miktarının rejimde hesaplanmasına lü­zum yoktur. Ortalama olarak günde iki defa 500 - 750 gram verilir. I Ispanak, kuşkonmaz, lahana, mantarlar, engi­nar, salatalık, domates, kuzukulağı, kabak, ba­yır turpu, kırmızı turb, ravent. Az sirke, tereyağ veya limonlu taze salata.
ilk pişme suyu dökülmeli; taze bezelye, taze fasulye, şalgam, havuç, pancar, lahana, kere­viz, soğan. 1 — Sebze : Bunların bir kısmı çiğ bir şekilde salata halinde verilerek şeker hastasının daha fazla muhtaç olduğu vitaminler ve madenî maddeler muhafaza edilmiş olur. Aynı sebepten dolayı sebzeler bazı müstesnalarla uzun zaman pişirilmeli, hafif ateşte pi­şirilmelidir. Sebzenin konesrve, kurtulmuş ve dondurulmuş şekilleri de yenebilir. Şeker hastalarının çoğu için bakliyat yasaktır. 3 nu­maralı cetvelde en mühim sebzeler kaydedilmiştir. Bazı tahditlerle bu sebzeler, istenildiği kadar yenebilir. Yer altında yetişen bazı sebzelerle bol nişastalı sebzelerden gayrisi pişirilirken ilk pişirme suyu dökülmelidir. Çünkü bu suda bir kısım nişastalar erimiş bu­lunuyor. Ortalama olarak günde iki defa, bu sebzelerden 500 - 750 gram verilebilir.
Dördüncü cetvel standart diyette hesap edilmesi lâzım gelen ni­şasta miktarı hakkında bir fikir verir.
Standart diyette şeker hastasına günde 250 gram karbonhidrat verilecektir ki, tekabül ettiği kıymetler şunlardır : 300 gram esmer ekmek (altı dilim ekmek, 250 gram patates yumurta büyüklüğünde dört elma). Bu ni­şasta çeşitleri, kitabımızdaki mübadele cet­veline göre çeşitlendirilebilir. 2 — Meyve :
Şeker hastasma 50 gram nişastaya tekabül edecek meyve verilir, meyve ham ve fazla ol­gun olmamak. Kurutulmuş meyve, incir, hur­ma, tatlı kiraz, muz ve üzüm yasaktır. Limon, kabak, rabardar sapı meyveden sayılmaz. Ceviz ve fındık yağ ihtiva ettiğinden az yen­melidir. Meyveyi tartmaya lüzum yoktur. Yalnız zaman zaman bir iki numune almalıdır. Meyve daha zi­yade çiğ yenmelidir. Meyvenin şeker hastalarına tesiri farklıdır. Meselâ bazı hastalarda çilek idrarda şeker çıkmasına sebep olur. Halbuki bazılarına bir şey yapmaz. Hastanın muayyen meyvelere karşı aşırı hassasiyetleri araştırılmalı ve bu çeşit meyve verilme­melidir. Meyvenin bol mevsiminde günün muhtelif öğünlerinde çe­şitli meyveler vermelidir. Meselâ güzün yalnız armut vermekle ye­tinmemeli armuttan başka elma, erik ve sair meyveler verilmeli
dir. Komposto için fazla olgun olmayan meyveler kullanılmalıdır. Jelatin, yumurta sarısı, yumurta köpüğü ile ve şeker yerine kaim olacak Sionon ve dulcin ile tatlılar yapmalıdır. Bu maksatla limon, moka yağsız peynir ilâve edilebilir. Şeker ve nişasta ile karıştırma­mak şartile az miktarda marmelat verilebilir. Meyve sularına kar­şı ihtiyatlı olmalıdır. Çünkü çok defa şeker karıştırılır.
3 — Ekmek ve unlular : Esmer ekmeği tercih etmelidir. Çünkü
bol miktarda vitamin, bilhassa Bl vitamini ihtiva eder. Graham ek­
meği ve pahalı olan hususî ekmekler tam esmer ekmek yerine kaim
olmazlar. Onun için bunlardan vaz geçilebilir. Midesi zaif insanlara
daha az miktarlarda olmak şartiyle beyaz ekmek verilir (Cetvel
5)
Ekmeği de her zaman tartmaya lüzum yoktur. Yalnız ara sıra bir numune alarak bir dilim ekmeğin ağırlığı tartılabilir. Ekmek yerine çeşitli unsurlar ve pirinç uygun miktarlarda olmak şartiyle ikame edilebilir. (Cetvel 5.)
4 — Patates en mühim C vitamini kaynağıdır ve ucuzdur.5 — Süt: 250 gram sütte 12 gram nişasta vardır. Günde 100 santimetre kübden az olmak şartiyle günün muhtelif saatlerine da­ğıtarak kahve veya çayla başka yemeklerde kullanılabilir. Kayma­ğın ihtiva ettiği yağ hesaba katılmalıdır. Şeker karıştırılmadan yapılmış kondanse süt yenebilir. Peynirin ihtiva ettiği nişasta kale alınmayabilir. Bol miktarda yağsız peynir tavsiyeye şayandır.6 — Baharat ve ---if maddeleri, sirke, hardal ve Maggi baha­ratı aleyhine söylenecek bir şey yoktur. Tuz mutat miktarlarda alı­nabilir. Genç şeker hastalarını tuzsuz rejimle beslememelidir.
Maden sularının şeker hastalığına iyi tesir ettiği iddia edil­mektedir. Bir tesirleri olsa bile mübalâğa edilmektedir. Bizim te­lâkkimize göre maden suyu hiç kullanılmasa da olur.
Kahve, çay ve bunlar yerine kaim olan maddeler ve kakaoya izin vardır. «Diyabet çikolatası» denen şeyden vaz geçilmelidir. Va­kıa bunların nişasta miktarı mutat çikolatadan biraz azsa da lez­zetli olduklarından fazla kaçırılır. Ve hakikî çikolata yemeğe iştah uyandırır. Kokakola yasaktır. Bira, şeker ilâve edilmiş alkollar yasaktır. Çünkü bunlar vücuttaki yanmaları bozarlar. Saf ren-Mo-sel-Bordo şarapları (çeyrek - yarım) litreyi geçmemeli içilebilir. Burgunt şarabı ve şampanya yasaktır. Az miktarda konyak ve ru-tna cevaz vardır. Fazlası vücutta yanmaları tehlikeli şekilde bo­zabilir.
Cetvel : 5
Birbirinin yerini tutabilecek gıdalar :
25 gram nişasta şu gıdalarda bulunur :
50 gram esmer ekmek veya graham, knekker,
Pumpe, nikel ekmekleri.
40 gram beyaz ekmek.
30 gram buğday ve arpa unu, mayzena, yulaf
pirinç, sago pirinç unu.
50 gram bakliyat (fasulye, mercimek, bezelye)
125 gram patates (yumurta büyüklüğünde iki
adet)
250 gram elma, armut, kiraz, şeftali.
400 gram portakal, mandalina, erik, dağçileği
500 gram çilek, kaysı,
600 gram haydelber, ağaç çileği
1000 gram yeşil dağ çileği
Muz ve üzüm yasak
Yarım litre saf, (şeker katılmamış) meyve usa­resi,
Yarım litre tam veya yağsız süt
2/3 litre ayran
0,5 litre tabiî şarap
Bira yasak. Bu cetvelde nişasta ihtiva eden en mühim gıda maddeleri der-cedilmiştir. Her hasta bu cetvele göre değişik gıda seçebilir.
Mühim kaide olarak şunu söylemeliyiz: Hastaya nişastalı gıda günün muhtelif öğünlerine dağıtılarak verilmelidir ki, vücutta mik­tarları az çok sabit kalsın. Bu maksatla esas öğünler arasında kü­çük tali öğünler koymalı ve bu küçük öğünlerde meyve yenmelidir. «Vaktim yok» diyen şeker hastalarına da bu usulü tatbik ettirmeli­yiz. Aksi takdirde aseton teşekkül edebilir. 6 ncı cetvel, standart diyetin muhtelif öğünlerde taksimini gösterir.
20 gram beyaz ekmeğe tekabül eden (12 gram nişasta) gıdalar
UnlarBisküviler


Beyaz
17 gr.Muz unu
16 gr.


Yulaf bulguru19 gr. Yulaf bisküvisi20 gr. Yulaf unu18 gr.Alevron bisküvisi12 gr.
Yulaf peltesi21 gr. Badem ekmeği13 gr.
Makarna16 gr.
SebzeTaze Meyve


Taze bezelye
115 gr.Elma
100-150 gr.

Şeker hastaları için standart diyet şema­sı :
(250 gram nişasta, 70 gram yağ, 80 gram protein bu 2.000 kalori eder).
Sabah: 150 gram esmer ekmek - 20 gram tereyağ yahut margarin, 70 gram hafif sucuk veya peynir - kahve veya çay - az süt.
Kuşluk : 250 gram elma veya diğer mey­ve.
öğle yemeği: et suyu - 100 gram yağsız et veya 200 gram yağsız balık - 20 gram yağ sebze, salata, 125 gram patates, 125 gram el­ma veya başka meyve.
ikindi : 50 gram esmer ekmek - 10 gram tereyağ veya margarin - kahve veya çay -az süt.
Akşam yemeği : 70 gram yağsız sucuk veya balık veya peynir - sebze - 10 gram yağ - salata - 125 gram patates - 100 gram esmer ekmek - 10 gram tereyağ veya margarin.
Gece : 125 gram elma veya başka mey­ve veya 250 gram meyve usaresi.


Muayyen ihtilâtlarda tatbik edilmesi lâzım gelen hususî perhiz­lerden burada bahsetmeyeceğiz. Yalnız yulaf veya yulaf meyve perhizinden bahsedelim. Eski üstadımız Von Noorden müşahade et­miştir ki bilhassa aseton çıkaran şeker hastalarına yalnız nişas-talı gıda vermek esaslı bir iyilik getirmektedir. Bu rejimde yağ ve protein verilmez. Bu sayede aseton cisimleri kolayca yanar. Ve bu cisimler kaybolunca insülin tam bir surette tesir edebilir. Onun için umumî vaziyeti bozulan ve barsağmdan rahatsız olan has­talarda zaman zaman yulaf veya yulaf - meyve günleri araya koymak doğrudur. 7 inci cetvelde bir yulaf günü ve bir gün­leri bir araya koymak doğrudur. 7 inci cetvele de bir yulaf günü ve bir yulaf - meyve günü numunesi verilmiştir. Yulaf yerine diğer nişastalı gıdalar; pirinç, bulgur, sagon, patates konabilir. Yulaf günü :
150 - 200 gram yulaf çorbası 5-6 öğünde verilir. Az tuz konur. Çorba, pelte veya büs-küvi şeklinde verilebilir. İlâveten kahve, çay, ytl-ğı alınmış buyyon verilebilir. Bundan başka az sirke ve zeytin yağlı salata ve bir bardak kır­mızı şarap verilebilir.
Yulaf - Meyve günü :
Sabah, öğle akşam yulaf çorbası ve ilâveten arzu edildiği kadar meyve.
Çiğ ve nebatî rejim muvakkaten ve hekim nezareti altında fay­dalı olabilir. Fakat bizim iklimimizde devamlı olarak ne sağlam insana ne de şeker hastasına elverişli değildir.
îleri derecede iştahsızlık, ateş ve ishal hallerinde ve diğer ihti­lâtlarda aseton teşekkülünü önlemek için kâfi derecede nişasta ver­melidir. Bu gibi hallerde istisnai olarak iyi hesab edilmek şartiyle glikoz gibi saf karbon hidrat veya esasen memnu olan bal gibi şekerli gıdalar ve keke cevaz vardır. Yalnız şuna dikkat etmelidir ki bu maddeler süratle vücuda geçtiğinden standart diye şemasın­da gösterilen miktarların yarısı kadar alınabilir. 30 gram kek, 30 gram balda 25 gram karbon hidrat (nişasta) vardır. Bu gibi ihtilâf­lar devam ederse behemehal hekime müracaat etmelidir.
Şeker hastalarında evvelâ gıdanın tanzimi suretile başa çık maya çalışmalıdır. Fakat buna muvaffak olunamazsa yani sıkı bir rejim tatbik edildiği halde idrarla çıkarılan şeker 10 gramdan aşağıya düşmez, kandaki şeker yüzde 0,18 den aşağı düşmez veya devamlı aseton görülür, vücut, zayıflar ve çalışma kabiliyeti

azalırsa hemen insülinle tedaviye başlamalıdır. Bu tedavi bilhassa, koma halinde, ciddi, ihtilâtlarda ve genç şeker hastalarında kesin, bir zarurettir’ Bir çok şeker hastalarmda insülinin devamlı veril­mesi lâzımdır. Bazılarında 4-6-8 haftalık bir Insülin tedavisinden, sonra gıda rejimi ile yetinilebilir. Başlangıçta insülin tedavisi has­taya zahmetli gelir. Fakat sonraları bu tedaviye müteşekkir olur. Çünkü bu sayede daha fazla yemek yiyebilir, daha fazla çalışa­bilir. Ihtilâtlar önlenebilir ve hasta daha fazla yaşayabilir. Bir hasta insülinsiz yüz gram nişasta ile, şöyle, yaşayabileceğine insü­lin yardımı ile 250 - 300 gram nişastan yemek yiyebilir ki bu, de­vamlı yarı açlıktan daha iyidir. insülin 1890 da Alman bilginleri Mehring ve Minkovvski tara­fından pankreasda bir madde eksikliğinin şeker hastalığına sebep olduğu tesbit edilmesinden sonra 1922 senesinde Amerikalı Banting ve Best tarafından elde edilebilmiş sebebini bilmek pratikde önem dir.
Pankreas, evvelce söylediğimiz gibi, dış hem iç ifrazı olan bir guddedir. Bu guddenin bir baş kısmı bir orta kısmı ve bir kuyruğu, vardır. Bütün gudde boyunca ifraz kanalı geçerek bir çok dallar verir. Bezde teşekkül eden mayalar bu kanal vasıtasile 12 parmak barsağına dökülür. Bunun alt kısmında safra mecrasının açıldığı yer vardır. Bu mayalar sayesinde barsakda çeşitli gıda maddeleri hazım olarak kana karışabilecek hale gelirler.
Bundan tamamen müstakil olarak bu bezin içinde adacıklar şeklinde yapılar bulunur ki İnsülin bu adacıklarda teşekkül eder. Bunlara, kâşifin adile «Langerhans adacıklar» denir.
Son zamanlarda, pankreasda ikinci bir hormon teşekkül et­tiği anlaşılmıştır. Buna glikagon derler. Tesirli insuline zıttır. Sı-hatli insanda insülin ve glikagon ifrazı bir muvazene halinde bu­lunur. Bazı şeker hastalıklarında glikagon tesiri ağır basar. Ve-böylece insülinin tesirini zayıflatır.
Pankreasda insülin ancak gıda ile nişasta alınmak şartile te­şekkül eder.
İnsülin teşekkülü bir sinirin de tesiri altındadır, (vagus). Ye­meklerden sonra kanda şeker miktarı artınca bu sinir tahrişe uğ­rar. O da pankreası tenbih eder. Böylece insülin teşekkül eder. Sağlam insanda süratle insülin teşekkülü için ve bu sayede kanda ki fazla şeker hemen yanacağı için kan şekeri miktarı yüzde 0,18 i geçemez. Şeker hastasında ise pankreas hasta olduğu için kâfi de­recede insülin yapılamaz. Bazan da sinir yolu ile işlemediği için.

insülin teşekkül edemez. Bu sinir sistemim sıhhatli bir yaşayış ve bazı ilâçlarla (lüminal, bellergal) teskin etmek ve böyle maddele­rin yanmasını düzeltmek kabildir. Aynı sebepten dolayı insülin ağızdan alınamaz, zerk edilmesi lâzımdır. Çünkü ağızdan alınsa, barsağa geçince pankreasdan ge^ len mayalar yüzünden hemen tahrib edilir.
tnsülinden başka hormonlar, fermentler, vitaminler ve sinir ilâçları bazan faydalı olursa da hiç bir zaman insülinin yerini tuta­mazlar.
însülinle tedavi zamanla gelişmiştir. Bu ilâç şeker hastasının yaşamasını kolaylaştırmış ve daha fazla gıda alabilmesine imkân vermiştir. Yalnız hekimin vazifesi güçleşmiştir. Çünkü her hasta­ya uygun insülin dozunu bulmak bir san’attır.
İnsülin üç şekilde kullanılır. Alt - insülin, depo - insülin ve bunların ilcisini birden ihtiva eden muhtelit insülin. Bu ilâçların her birinin tatbik edilebileceği vak’alar vardır.
insülin ünitelerle hesaplanır. Bir ünite vücutta ortalama iki gram nişastanın yanmasına veya yedek şeker haline geçmesine yeten miktardır.
Umumî kaide olarak, ihtilatsız şeker hastalığı vak’alarında 24 saatte 80 üniteyi geçmemelidir. Hastaların çığuna 20-60 ünite kâfi gelir. Daha yüksek dozlar kullanan hastalar, gıdanın tanzimi ile daha küçük dozlara geçmeye gayret etmelidir. Yalnız ihtilâtlar da meselâ ateşli hastalıklarda ve tüberkülozda muvakkaten büyük dozlar kullanmak lâzımdır. Hasta, hekimine danışmadan insUIini bırakmamalıdır.
Şeker hastası kabil olduğu kadar ayni insülin preparatım kul­lanmalıdır. Değişiklik yapılınca bazan teşevvüşler baş gösterir.
Alt - insülin :
Bu madde insülinin berrak, asit, sulu bir eriyiğidir. Bunun mahzuru çok sür’atli tesir etmesidir. Vücuda normal bir pankrea­sın ifrazından daha büyük bir sür’atle ve miktarda karışır. Tesiri bir saat sonra başlayarak 3-4 saat sonra zail olur. Onun için 24 saat zarfında sık sık küçük dozlar zerk etmek lâzımdır. Bu ilâcın ikinci bir mahzuru, her zerkden yarım saat sonra nişastalı gıda verilmesi zaruretidir.
Şeker hastasını Alt - insüline ayarlamak için bir ünitenin 2 gram şekeri yakabildiği hesaba katılır.
Şoka mâni olmak için bir defada 24 üniteden fazla zerk etme­melidir. Sabahleyin biraz fazlaca, öğleyin orta ve akşam küçük bir doz vermek münasibdtr.