![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Dert Köşesi Dertlerinizi, üzüntülerinizi bizimle paylaşmak ister misiniz? |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Mareşal
![]() ![]() |
arkadaşlar yetiştirmem gereken bi kaç aaaaim var.bana yardımcı olurmusunuz plesee
1-Teknolojinin günümüzdeki önemi sağladığı yarar-zararları gelişimi Yani teknoloji hakkında ayrıntılı bilgileeer2-Türk dilinin günümüzdeki yeri önemi gelişimi hakkında bilgiiya aslında konular oldukça basit bunları inteenetten bende bulabilirim ama yinede sizede bi sorum dedim.çünkü gerçekten önemliler ve kapsamlı bi araştırma olması lazıım yardımlarınızı bekliyoruım arkadaşlaarr ![]() ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) | |
|
Mareşal
![]() ![]() |
Alıntı:
abi yanlış anlaşıldı galibaa bunlar banada saçma geliyo ama bu üniverste 1 aaaaiiii![]() ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
*BUNALIMLARIN ADMİNİ*
![]() |
1. TEKNOLOJİNİN ÖNEMİ
Günümüzde siyasi ekonomik ve toplumsal etkileri açısından sanayi devrimi ile eş tutulan ve kimilerince yeni bir sanayi devrimi kimilerince de yeni bir çağa geçiş süreci olarak nitelenen bir olguya tanık olmaktayız. Bu olgu daha ziyade iş süreci ve üretim sistemlerinin dayandığı teknoloji tabanındaki köklü değişimle ayırt ediliyor. Bu değişime paralel olarak üretiminteknoloji içeriği de giderek artıyor. Teknoloji kas gücünü tamamen beyin gücünü de kısmen ikame eden diğer üretim faktörlerini önemli ölçüde değişime uğratan bir konuma gelmiştir. Bundan dolayı üretim faktörleri arasındaki nispi önemi de giderek artmaktadır.“Uzun dönemde büyümenin temel kaynağı yeni teknolojidir”(Gürak 2003:37). Çağımızda teknolojiye sahip olan ülkeler sanayi başta olmak üzere bütün ekonomik alanlarda mutlak bir üstünlük elde etme yolundadırlar. Kısaca teknoloji ülkelerin rekabet üstünlüğünün tek belirleyicisi haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki gerek toplumsal refahın yükselmesinde gerekse dünya nimetlerinin paylaşımında teknolojik üstünlüğe sahip olan ülkeler uluslar arası arenada belirleyici rol oynamaktadır. Teknolojinin önemi maalesef son 20 yıla kadar iktisat literatüründe hak ettiği yeri alamamıştır. Neo-Klasik teori halen iktisat biliminde baskın eğilim olmasına rağmen teknoloji ve yenilik iktisadı konularında yetersiz kalmıştır. Bu teorinin karşısında ise teknoloji ve yenilik politikalarının geliştirilmesinde çok önemli etkisi olan Schumpeter’ci teori vardır. Schumpeter’ci iktisatçılar Neo-Klasik teorinin teknolojik gelişme sürecinin anlaşılması açısından yetersiz olduğunu vurgulamışlar ve teknolojik yeniliği uzun dönemde ekonominin gelişmesinin motoru olarak değerlendirmişlerdir. 2. TÜRKİYE’NİN TEKNOLOJİ POLİTİKASI Önceki bölümde teknolojinin önemini vurgulayıp teknoloji üreten ülkelerin sahip olduğu avantajlardan bahsettik. Bu bölümde ise Türkiye’de teknolojiye verilen önem ve Türkiye’nin uyguladığı bilim ve teknoloji politikaları tartışılacaktır. 1994 yılında yayınlayan DPT raporuna göre bilim ve teknoloji politikası “teknoloji çıktısının düzey ve bileşimini yükseltmek için genel bir toplumsal kabul çerçevesinde hükümetlerce öngörülen önlemler/düzenlemeler bütünüdür” şeklinde tanımlanmıştır (DPT 1994 : 2). Başka bir tanımla bilim ve teknoloji politikası “bilim ve araştırma faaliyetlerinin ülkenin ekonomik sosyal siyasal durumu ve ihtiyaçlarıyla tutarlı bir şekilde geliştirilmesini sağlayacak genel tedbirle faaliyetler ve teşkilatlanma ile ilgili düzenlemeler”dir (DPT 1988 : 60). Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında bilim ve teknoloji alanında politika belirleme işi planlı dönemle birlikte (1960’lı yıllarda) başlamıştır. İlk kalkınma planının içinde ve bunu izleyen kalkınma planları içinde bilim ve teknolojiye ilişkin politikalara yer verilmiştir (Türkcan 1981 : 219). 1963-1967 döneminde araştırma ve teknik bilgi düzeyinin yükseltilmesinden bahsedilmesine rağmen bu alanda somut adımlar atılamamıştır. Bu dönemin teknoloji açısından en önemli özelliği Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)’ın kurulmuş olmasıdır. İkinci beş yıllık kalkınma planında da bilim ve teknoloji konularına değinilmiş genel önerilerde bulunulmuştur. Bu dönemde TÜBİTAK’a bağlı Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Merkezi (MAM) kurulmuştur. Yine üçüncü plan döneminde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda Bilim ve Teknoloji Dairesi kurulmuştur. Yalnız bu kuruluşlar bu dönemde etkin bir çalışma gösterememişlerdir. 1960 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 358 6 Dolar iken 1970 yılında 538 8 Dolara yükselmiştir (DİE 1992 : 426-7). Yani 10 yıllık süre içinde kişi başına düşen milli gelir yaklaşık iki katına çıkmıştır. Bu dönemde kişi başına düşen milli gelirimiz Kore’de kişi başına düşen milli gelirden fazladır. Dördüncü beş yıllık kalkınma planı diğer üç plana göre teknoloji politikası açısından daha kapsamlı tutulmuştur. Bilim ve teknolojiye ayrı bir bölüm açılmıştır. Bu bölümde teknoloji araştırma-geliştirme uluslar arası iş birliği ve teknik yardım konularına yer verilmiştir. Ar-Ge faaliyetlerine ayrılan kaynağın yetersizliği ulusal bilim-teknoloji politikasının belirsizliği gibi konulara değinilmiştir. 4 Ekim 1983 günü ana görevi “uzun vadeli bilim ve teknoloji politikalarının tespitinde hükümete yardımcı olmak” olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) kurulmuştur(Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın). Yine aynı yıldaki programda Türkiye’de Teknoloji politikası ile ilgili daha ayrıntılı durum saptaması ve alınması gereken önlemlere yer verilmiştir. Bunlardan ilki teknoloji transferi ile ilgilidir. İkincisi mevcut teknolojik birikimin bilinmemesi dolayısıyla kaynak kaybı olduğu bunu önlemek için mevcut ulusal teknolojik birikimin belirlenmesi için çalışmalar yapılması gerektiğidir. Beşinci beş yıllık kalkınma planında teknolojinin kullanılması açısından öncelikli sektörler ve alanlar tespit edilmesine özel sektör kuruluşlarının teknoloji adaptasyonunun teşvik edilmesine ilişkin politikalar belirlenmiştir. Ayrıca 1987 yılında DPT bünyesinde “Bilim-Araştırm-Teknoloji Ana Plan Özel İhtisas Komisyonu” kurulmuştur. Bu komisyonun bilim ve teknoloji politikaları ile ilgili düzenlediği raporlar 1988 yılında DPT tarafından yayınlanmıştır. Bu raporlarda Türkiye’nin bilim-araştırma-teknoloji alanındaki amaçları şu şekilde belirtilmiştir:1- Dünyadaki hızlı teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilmek ![]() 2- Türkiye’de bilimsel seviyenin yükseltilmesi bilim ve teknoloji planlaması yapılması![]() 3- Ekonomik sosyal ve kültürel alandaki gelişmelerin yükseltilmesi ve refahın artırılması![]() 4- Üretimde verimliliğin artırılması rekabet şartlarının sağlanması ve kalitenin yükseltilmesi![]() 5- Üniversiteler araştırma kurumları ve sanayi arasındaki bağların geliştirilerek sağlam organizasyonlara bağlanması![]() 6- Bilim ve teknolojiye öncelik verilmesi suretiyle tutarlı bir bilim politikası hedeflerinin tespit edilmesi ![]() 7- Süratle gelişen a- Biyoteknoloji b- Enformasyon teknolojileri c- Mikro elektronik d- Yeni enerji kaynakları e- Yeni malzemeler gibi bilim dallarının uygulama alanlarının belirlenmesi ve hedeflerin tespit edilmesi ![]() 8- Yenileme ve ekonomik büyüme süreci içindeki yerleri yeniden belirlenmiş olan sınai hakların korunması ve gelişen teknolojiye uygun yeni üretimler elde edilmesi konusunda patent faydalı model sınai resim ve model marka ticaret ünvanı işletme adı üretici ve tüketicinin korunması gibi tedbirlere ışık tutulmasının sağlanması![]() 9- Sınai hakların tanınması ve korunması bir yandan araştırma ve geliştirmeyi teşvik etmek teknik bilgilerin yoğunlaşmasını sağlaması diğer yandan teknoloji transferine imkan vermesidir (DPT 1988:11-12).Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 1993 yılında toplanarak 2003 yılına kadar olan 10 yıllık dönem için bilim ve teknolojide izlenecek yeni bir politika belirledi. 10 yıllık süreyi kapsayacak bu politikanın amacı ülaaai bilim ve teknoloji bakımından ileri ülkeler seviyesine çıkarmak yani dünya teknolojisine yetişmekti. 1993-2003 yılları için bilim ve teknoloji politikasının hedefleri olarak aşağıdaki değerler kabul edilmiştir: 1- Onbin nüfus başına bugün 7 olan araştırmacı sayısının 15’i aşması ![]() 2- Araştırma-Geliştirme harcamalarının Gayri Safi Milli Hasıla içindeki bu gün %0 33 olan payının %1’i aşması![]() 3- Ülkemizin evrensel bilime katkısı açısından dünya sıralamasında kırkıncı sırada olan yerinin otuzunculuğa çıkarılması![]() 4- Ülke Araştırma-Geliştirme harcamaları içindeki özel sektör payının %18 olan mevcut durumundan %30’a çıkarılması (Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın) DİE’nin 2000 yılı Ar-Ge faaliyetleri anket sonuçlarına göre onbin çalışan nüfus başına Ar-Ge personel sayısı 1990 yılında 7 5 iken 2000 yılında 13 1’e yükselmiştir. Günümüze gelindiğinde hedeflenen rakama ulaşılamamıştır. 1993 yılında hedeflenen diğer bir büyüklük de Ar-Ge harcamalarının Gayri Safi Milli Hasıla İçinde %1’i aşmasıydı. 1990 yılında bu oran %0 32 iken 2000 yılına gelindiğinde ancak %0 64’e ulaşmıştır. Yani hedef tutturulamamıştır.1990’lı yılların bilim ve teknoloji politikası çerçevesinde Sanayi kuruluşlarına ARGE yardımı konusunda ciddi bir atılım yapılmıştır. Para Kredi ve Koordinasyon Kurulu’nun 1 Haziran 1995 günlü resmi gazetede yayınlanan 95/2 sayılı ARGE Yardımı kararı çerçevesinde hibe biçiminde destek sağlamak üzere TÜBİTAK-TİDEB kurulmuştur. Bunun yanında 1991’de sanayinin ARGE faaliyetlerine finansman desteği sağlamak üzere kurulmuş olan TTGV de bu karar kapsamında finansman kaynaklarını genişleterek destek faaliyetini sürdürmüş; ayrıca 3 Nisan 1986 tarihli resmi gazetede yayınlanan 31 seri numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile yürürlüğe konan “Araştırma ve Geliştirmeyi teşvik amacıyla vergi ertelemesi uygulaması”na da TÜBİTAK-TİDEB eliyle devam edilmiştir |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
*BUNALIMLARIN ADMİNİ*
![]() |
TEKONOLJİ VE İNSAN
Teknoloji……! Gün geçmiyor ki bizden insandan ve hayat dan geri kalmasın her gün kendini yenileyen ve kabına sığmayan teknoloji aslında ihtiyaç mı yoksa basit bir gereksinim mi?yoksa medeniyetlerin kendi arasındaki beyin ve gelişim çatışması mı?Henüz ne açıklanabiliyor nede karar veriliyor….Milyon dolarların servetlerin ve milyonlarca insanın iş gücü harcadığı maddiyat ve kitlesel güçle dönen bir sektör.Her konu da her alanda tüm ürünlerde günlük değişim ve icatlarla her gün değişen teknoloji ürün mü sadece;ürünü üreten fabrika bile .......Teknoloji ile kendini yeniledi.Sadece on dakika da bir(1) araba üreten ve günde beşyüz (500) araba üreten fabrikalar ve her gün değişik versiyonları çıkan beyaz eşyalar bilgisayarlar cep telefonları ve niceleri elbet de ki hepsi birer teknoloji ürünüydü…Teknoloji’nin nimetleriydi…..Bir ürünün her gün değişik versiyonları değişik modelleri çıkmaya başlayınca artık üründe bile değişiklik az gelmeye başlamıştır. Aynı markada her gün bir model çıkmaya başladı.Her gün değişen ve gelişen teknolojinin yararları ve zararları da vardı.Bunlar da çok tartışıldı ve hiç son bulmayacak tartışmalar devam ediyor… devem edecek gibi de görünüyordu!. Binlerce aaa ve antiaaa ortaya çıktı ama tam anlamıyla doğruyu bulamadık…. İhtiyaç mıydı teknoloji insanın ekmek su hava ihtiyaçlarının yanına teknoloji eklendi.Belki bazı insanlar için ekmek ve sudan daha önemliydi.Yararları da vardı bir cep telefonunun bir bilgisayarın televizyonun ve internet in gelişen teknoloji içerisinde çok büyük yer kaplıyordu.İnternetin yararları uzakları yakın eden teknoloji ve istediğin her türlü bilgiyi internet üzerinden alabiliyorduk;ya cep telefonunun koskoca telefonu 5-10 cm ve sadece gramlarla üretilen ve yararları inkar edilemeyen büyük bir icat…----Teknolojinin; Zararları da vardı.insan hem memnun hem pişmandı.Bizi sadece 5-6 saniyede dünyaya bağlayan internet ve onun harikası olan e-posta(mail) ile mektup yazmayı unutmuştuk.Televizyonlardan bilim adamları sanki bir birileri ile yarışır gibi internet den çocuklarınızı uzak tutunuz küçük yaşta alıştırmayın diye uyarılarda bulunuyordu;neden peki zarar veriyordu da bize niye ürettiniz interneti denilmeye başlandı ama hep yaşanan standart hayat oyunları azınlık hiçbir zaman söz sahibi olamamıştı. Postacılar mektupları dağıtarak para kazanıyordu.okullarda “Bak postacı geliyor bize selam veriyor” şarkısı artık çocuklara öğretilemiyordu.ama artık ne postacı para kazanıyordu nede çocuklar şarkı öğrenebiliyordu. İnsan oğlu hem kırılgan hem de düşünceli bir ifadeyle teknolojiye kabullenmeye çalışıyordu.. Peki biz teknolojinin neresindeyiz…. Dedem anlatırdı;Elbistan a ilk traktör geldiğin de bazı köyler bu gavur icadı bu şeytan işi biz bunu kullanmayız diye; ama şimdi tarlalar o gavur icadı ile verim kazanıyordu. Biz gavur icadı dedik gavur bizi geçti arık…….! Teknoloji bu olsa gerek )Saygılar ve selamlar! NOT:Benim bu yazım bile teknolojiye yenik düşmüştü aslında… TEKNOLOJİNİN ZARARLARI Teknoloji insanların hayatlarını yoluna koymak için tasarlanmıştır. Her yıl çok daha fazla araba yollara çıkmakta. bu yeni araçlar önceki modellerden daha çevreyle barışık olmasına rağmen artan araç sayısını inkar edemez.. Teknolojinin çevresel etkileri sadece son zamanlarda idrak edildi. • Ozon incelmesi ve delinmesi – otomobiller ve aerosol kutuların fazlalığına bağlı olarak • Yağmur ormanlarının katledilmesi – toprakların genişletilmesi kağıt ürünleri için kesim gibi… hayvan endüstrisi için milyonlarca hayvanın üretilebileceği çayırlar yaratmak için. Gerek termik santrallerden gerekse fabrika bacalarından araba egzozlarından çıkan zehirli gazlar gün geçtikçe atmosferdeki havayı daha da kirletiyorlar. Sadece havayı kirletmekle kalmıyor çok yoğunlaştığı zaman asit yağmuru şeklinde toprağı da etkiliyorlar. Hava kirliliğine yol açan gazların insan sağlığını nasıl etkilediği yıllardır araştırılan bir konu. Hava kirliliğinde en çok açığa çıkan gazlardan biri olan sülfürdioksit solunum yolu problemlerine yol açıyor; üstelik akciğer dokusunu da zedeliyor. Monoksit sinir sisteminin çalışmasını etkiliyor. Kurşun ise çocuklarda beyin zararlarına yol açıyor. Yine bol miktarda bulunan nitrojendioksit nefes almayı güçleştirirken astıma da neden oluyor. Bugün çoğu insanın karşı karşıya kaldığı elektromanyetik alanların zararları sigara içmek nükleer radyasyon yoğun hava kirliliği kronik yetersiz beslenme ve benzerlerinden olasılıkla daha az zararlıdır. Ancak maruz kaldığımız alanların günden güne artıyor olması ve etkilerinin ancak uzun vadede ortaya çıkabilecek olması bu durumu değiştirebilir. Yüksek gerilim hatları yakınındaki evlerde yaşayan çocuklarda çocukluk çağı kanserlerindeki artışın epidemiyolojik olarak gösterilmesi ile tüm bu konudaki araştırmalar US National Academy of Sciences (Amerikan Bilimler Akademisi) tarafından tekrar incelenmiş ve 1996 yılında yüksek gerilim hatları yakınında yaşayan çocuklarda lösemi görülme riskinin diğerlerine göre 1.5 katı fazla olduğu Amerikan Bilimler Akademisi tarafından kabul edilmiştir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar yüksek gerilim hatları ve elektrikli aletlerin (0-300 Hz) kanser riskini artırdığını göstermektedir. 0-300 Hz frekanslı alanlardan iletkenlik özellikleri nedeniyle en çok etkilenen dokular beyin sıvısı ve kan ikincil derecede etkilenen dokular ise göz göz sıvısı troid kas gastrointestinal sistem prostat ve testis dokularıdır. Nükleer santrallerde atom çekirdekleri parçalanarak enerji sağlanır.Atomun çıkardığ ısı enerjisi yüksektir ama çıkardığı radyasyon ancak özel binalarda veya kurşun mezarlarda saklanır ve uzun yıllar radyasyon yayar.Ayrıca santraldeki ufak bir sızıntı milyonlarca canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.Örneğin;1986 yılında Rusya'da Çernobil Nükleet Santrali'ndeki sızıntıdan 3milyon insan radyasyona maruz kalmış radyasyon Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
*BUNALIMLARIN ADMİNİ*
![]() |
teknolojinin gelişimi
1.Giriş Bilimsel ve teknolojik yenilik çeşitli yazarlarca haklı olarak defalarca ifade edildiği üzere bireysel ve toplumsal düzeyde bakıldığında hayat kalitesi ve refahın yükseltilmesinin uluslar arası düzeyde bakıldığında ise ülkenin rekabet edebilirliğinin hatta daha da ileri giderek var olabilmesinin ön şartı olmuştur. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin bilimsel ve teknolojik gelişme seviyesinin değerlendirilmesinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu da tabii gözlerimizi ilgili literatüre çevirmemizi gerektirmektedir. Bu noktada söz konusu bu literatürü değerlendirebilecek veri ve kavramsal çerçeveye sahip miyiz sorusu akla gelmektedir. Mevcut durumda her ikisi için de olumlu cevap vermek ne yazık ki zor görünüyor. Her şeyden önce böyle bir değerlendirme ilgili literatürün kapsamlı ve güncel bir bibliyografyasının varlığını gerektirmektedir. Bu konuda elimizdeki en kapsamlı tek bibliyografya bir Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (TÜBİTAK) projesi çerçevesinde Aykut Kazancıgil ve Vural Solok isimli iki tıpçı bilim adamı tarafından Atatürk’ün doğumunun 100. yılı vesilesiyle hazırlanmış bulunan Türk Bilim Tarihi Bibliyografyası 1850-1981(İstanbul 1981) başlıklı eserdir. Adından da anlaşılacağı üzere eser son 23 yılı kapsamamaktadır yani güncel değildir. Ayrıca bibliyografya Astronomi Matematik Fizik Kimya Botanik Zooloji Jeoloji Fiziki Coğrafya Ormancılık Mühendislik Teknik Bilimler Tıp Eczacılık Diş Hekimliği Veteriner Hekimlik ve Ziraat dallarını kapsamakta olup Sosyal bilimler hariç tutulmuştur.Kavramsal çerçeve konusuna gelince… Bu konuda da genel kabul görmüş bir yaklaşım bulunmamaktadır. Ancak buna duyulan ihtiyaç başkaları tarafından da dile getirilmiştir [11 s.115] (atıflardaki ilk rakam eserin aşağıda Bibliyografya bölümdeki sıra numarasına işaret etmektedir). Bu makalede işaret edilen her iki boşluk da doldurulmaya çalışılmıştır: Bu yazıda yapılacak değerlendirmeye temel olacak mümkün olduğunca güncel ve bütün bilim dallarının kapsayacak seçme bir bibliyografya hazırlanmıştır -bu bibliyografya 5. bölümde “Bibliyografya” başlığı altında verilmiştir. Kavramsal çerçeve konusunda da TÜBİTAK tarafından hazırlanmış bulanan Türk Bilim Politikası (1983-2003) adlı strateji raporunda da kullanılmış bulunan [114 s.229] sistem yaklaşımı benimsenmiştir. Bu yaklaşımın geniş bir tanımı verilerek bu makalenin konusu açısından nasıl yararlanılabileceği gösterilmiştir. Yazının bundan sonraki kısmında sistem yaklaşımına ve literatürün bu yaklaşım çerçevesinde yapılan değerlendirilmesine yer verilmektedir. 2.Kavramsal Çerçeve Bu makalede literatürün değerlendirilmesi için sistem yaklaşımı önerilmektedir. Peki nedir sistem yaklaşımı? Sistem yaklaşımı bilgisayar sistemlerinin işleyişinden esinlenilerek geliştirilmiştir. Bu yaklaşımda bir ülkedeki bilim ve teknoloji veya araştırma-geliştirme (AR-GE) alanındaki faaliyetlerin dinamik bir sistem içinde cereyan ettiği düşünülmektedir. Bu sistemde girdiler (inputs) öğretim elemanı/araştırıcılar öğrenciler bina-araç-gereç ve finansmandır. AR-GE faaliyetleri belli kurumlar içinde meydana gelir. Bu kurumlarda yürürlükte olan yazılı kurallar (kanunlar tüzükler yönetmelikler) ve yazılı olmayan kurallar (gelenekler zihniyet ahlak vs) bu sitemin iç girdilerini (withinputs) oluşturur. AR-GE kurumlarında meydana gelen eğitim/öğretim ve araştırma süreci sonucunda sistem girdileri çıktılara (outputs) dönüşür. Bu çıktılar yetişmiş insan gücü bilimsel yayınlar buluşlar ve sosyo-ekonomik/politik problemlere çözümlerdir. Çıktılar bir sonraki adımda geri besleme yoluyla girdileri etkilemektedir. Mesela AR-GE yoluyla sosyo-ekonomik problemlere geliştirilen çözümler sonucu artan refah sisteme giren finansmanda artışa yol açmaktadır. Sistem kapalı değil aksine belli bir sosyo-ekonomik/politik çevrede bulunmaktadır; girdileri itibariyle bu çevreden etkilenmekte çıktıları itibariyle de bu çevreye etki yapmaktadır. Uygulanan bilim ve teknoloji politikaları bu sistemin bir bütün olarak işleyiş ve performansını etkilemekte ve yönlendirmektedir. Belli bir alanda veya bilim dalında gerçekleştirilen faaliyetler bu sistemin alt sistemini oluşturmaktadır. Görüldüğü üzere bu yaklaşım sağlam veriler olması kaydıyla bilim teknoloji sistemini dinamik bir süreçte ele alma imkanı sağlamaktadır. Sistemin parçalarını zorunlu olarak tek tek incelerken sistemin bütününü göz önünde bulundurma imkanı sağlamaktadır. Zaten yaklaşımın bir adı da bütünleşik yaklaşımdır. Peki böyle bir yaklaşım bilim teknolojinin gelişimi ile ilgili literatürün değerlendirilmesinde nasıl kullanılabilir? Her şeyden önce sistemin bir bütün olarak işleyişini anlamaya yarayacak verilerin toplanıp sonra bunları işleyip yorumlayan çalışmalar yapılıp yapılmadığına bakılabilir. Ayrıca sistemin unsurları olan Girdiler İç-Girdiler Ar-Ge Kurumları ekonomik/politik çevre ve AR-GE Sistemi ve Bilim Politikalarında biri veya birkaçı ve aralarındaki ilişkileri ele alan ayrıntılı incelemelerin bulunup bulunmadığına bakılabilir: Sistemi yönlendiren bir bilim-teknoloji politikasının varlığı isabet ve etkisi araştırılmış mı? Öğretim elemanı/araştırıcılar öğrenciler bina-araç-gereç ve finansman hakkında karşılaştırmalı incelemeler var ve yeterli mi? Bilim ve Teknoloji faaliyetlerinin gerçekleştirildiği kurumlar ve bunlar arasındaki bilgi akışı ve koordinasyon konusunda ayrıntılı incelemeler var mı? AR-GE’yi düzenleyen kanun tüzük yönetmelikler gelenekler etik tutum ve davranışların girdilerin çıktılara dönüşümünde aldıkları rol periyodik olarak değerlendirilmiş mi? Yetişmiş insan gücü bilimsel yayınlar buluşlar ve sosyo-ekonomik/politik problemlere çözümler niteliksel niceliksel açıdan ve karşılaştırmalı olarak incelenmiş mi? AR-GE Sistemi ve Sosyo-ekonomik/politik çevre arasındaki ilişkilerin mahiyeti araştırılmış mı? Alt sistemler yani belli bilim teknoloji dallarının doğuşu gelişmesi konusunda ayrıntılı incelemeler var mı? Aşağıda beşinci bölümde verilen bibliyografya bu sorular göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. 3. Değerlendirme Bir ülkenin AR-GE sistemini bir bütün olarak yani sistem yaklaşımına uygun olarak değerlendirilmesi oldukça zordur [114 s.205]. Çükü böyle bir çalışma sistemin bütün unsurlarıyla ilgili verilerin eksiksiz ve güncel olmasını gerektirmektedir. Bilindiği gibi bilim teknoloji ile ilgili istatistikler 1990 yılından bu yana Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (DİE) tarafından yıllık anketlerle derlenmektedir. Bu istatistiklerin en sonuncusu 2002 yılında yayınlanmıştır (bkz. [45]). 1990 öncesine ait düzenli istatistikler ise mevcut değildir. DİE istatistiklerinin önemli bir başka eksikliği de konuya sadece girdi yönünden yaklaşmasıdır. Bu yüzden de sistem yaklaşımıyla konuyu ele alan çalışmalar az sayıda olup (mesela bkz. [2] [3] [114] [145]) bunlar da çoğu zaman tasviri olmaktan öteye geçememektedirler.Sistemin parçaları veya alt sistemler hakkındaki çalışmalara gelince… Sistemin bütününe yön veren bilim politikası konusunun en çok ilgi gören alan olduğu anlaşılmaktadır [46] [142] [145] [146] [151] [152] [153] ve [154]. Bu alandaki en önemli çalışma TÜBİTAK’ın ilk kurucu genel sekreteri Prof. Dr. Nimet Özdaş’ın Devlet Bakanlığı döneminde hazırlanan Türk Bilim Politikası 1983-2003 [145] adlı rapordur. Bu raporda bütün sektörlerde ve ilgili alanlarda yapılması gerekli projeler eylemler kurumsal ve yasal değişiklikler sistem yaklaşımına uygun biçimde hazırlanarak politik karar organının emrine verilmiştir. Bu raporda on bin çalışan nüfus başına araştırıcı sayısının 15’e AR-GE harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içindeki payının %1’i aşması ülke AR-GE harcamalarının içinde özel sektör payının % 30’a çıkartılması hedeflenmişti. Son DİE verileri [45.11] bu hedeflere bugün bile ulaşılamadığını gösteriyor: On bin çalışan nüfus başına araştırıcı sayısı 13.6; GSYİH oranı %067 ve Ticari kesimin AR-GE Harcamalarındaki payı ise % 26.6 civarındadır. Buradan bilim politikası raporlarının sistemi bütün olarak yönlendirme konusunda beklenen etkiyi yapmadıklarını sonucunu çıkarmak mümkündür.Türk Bilim Politikası 1983-2003’de kurulması öngörülen Başbakanın başkanlığında Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (DPT) Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (YÖK) Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (TAEK) ve TÜBİTAK’ın yetkililerinden oluşan Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) kuruluşundan ancak altı yıl sonra toplanabilmiş hiçbir karar alamadan da dağılmıştır[114 s.232]. Bununla birlikte bardağın dolu tarafında da bakmak gerekir. 1998 yılında üçüncü defa toplanan BTYK’da kurulması kararlaştırılan Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi TÜBİTAK’a bağlı bir birim olarak kurulmuş ve kısa zamanda Türkiye’deki üniversitelerin tamamının ve bazı kamu araştırma kurumlarının bağlı bulunduğu Türkiye’nin en güçlü İnternet omurgası haline gelmiştir. ULAKNET adı verilen bu ağın üniversitelerce ve kamu araştırma kurumlarınca ne derece etkili ve verimli kullanıldığına ilişkin çalışmalar ise henüz mevcut değildir.Bilim politikası alanındaki göreli ilgi yoğunluğuna karşılık bibliyografyalar AR-GE Envanteri Canlı Varlıkları Envanteri (Flora ve Fauna) Kültür Varlıkları Envanterleri Fonetik Envanteri gibi gerek bilim politikası araştırmalarında gerekse diğer araştırmalarda kullanılacak temel verilerin derlenmesini öngören çalışmalar ise yeterli ilgiyi görmemiştir [3 s.216]. Bu bakımdan [49] [89] ve [90] bir istisna oluşturmaktadır. Sahaya inip uzun süreli ve zahmetli bir ameliye sonucu veri toplamaktansa masa başında “politika (fikir)” üretmek daha kolay gelmiş olmalı. Türkiye’de AR-GE alanında mevcut AR-GE kaynaklarının (mali ve insan gücü) etkili ve verimli kullanılmasına yönelik olarak sistem içinde bilgi akışı koordinasyon değerlendirme ve denetim mekanizmaları kurulması gerektiği ve sürekli güncel tutulan kapsamlı bir AR-GE envanteri ve bir milli AR-GE bütçesinin en etkin izleme ve değerlendirme mekanizması olacağı ifade edilmiş olmakla birlikte (bkz. [2] [3] ve [142.29]) mevcut mekanizmaların nasıl işlediğine dair kapsamlı araştırmalar bulunmamaktadır. Son DİE istatistiklerine göre [45.1] Türkiye’de AR-GE personelinin çoğunluğu (% 58.6) Üniversitelerde bulunmaktadır. Aynı şekilde AR-GE harcamalarının önemli bir bölümü de üniversitelerde yapılmaktadır (% 64.3). Sistemin çıktılarından olan bilimsel yayınlar da yine üniversitelerde üretilmektedir. Buna karşılık alt sistemler olarak üniversitelerin tamamının veya bir bölümünün (mesela vakıf üniversiteleri) veya belli bilim dallarının gelişimi konusuna akademik ilgi azlığı kendini göstermektedir. Genel mahiyetteki [3] [76] [94] [114] [121] [127] [150] gibi çalışmalarda üniversiteler konusu çok kısa yer almaktadır. Münhasıran üniversiteler hakkında hazırlanan [30] [36] [147] [148] [164] [165] gibi eserler ise bağımsız akademik çalışmalar olmayıp değişik zamanlarda Başbakanlık veya Cumhurbaşkanlığının girişimiyle zamanın üniversite yönetimlerince derlenmiş bilgilerden oluşmaktadır. Benzer şekilde DPT TÜBİTAK ve Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın (TÜBA) hakkındaki literatürün hem sayı hem de nitelik olarak bu kurumların Türkiye’de bilim teknoloji alanında gerek araştırmalara sağladıkları mali destek gerekse bizzat araştırma kurumu olarak oynadıkları önemli role paralel olduğunu söylemek mümkün değildir. Aynı şey AR-GE harcamalarının %25-30’unu gerçekleştiren özel sektör araştırma kurumları için de söylenmelidir.Spesifik bilim dallarının gelişimini ele alan çalışmaların sayıca daha fazla olduğu anlaşılıyor: bkz. [18] [22] [25] [64] [77] [78] [79] [81] [86] [102] [105] [133] [151] [152] [153] [154] [165] [169]. Ancak bunların önemli bir bölümü TÜBİTAK ve TÜBA’nın girişimleriyle Cumhuriyetin 50. yılı 70. yılı 75. yılı veya Atatürk’ün doğumunun yıldönümleri gibi vesilelerle yapılmış “bilanço” çalışmalarından oluşmaktadır. Bu durum başka bir bakışla şöyle de ifade edilebilir: “Türkiye’de bilimin ve teknolojinin gelişmesi konusu büyük ölçüde normal araştırma sürecinin dışında kalmıştır.” Literatürün belki de en seyrek olduğu alan AR-GE sisteminin iç girdileri mevzuat gelenek tutum ve davranışlardır. Bu alandaki temel düzenlemeleri yapan 1981 yılında kabul edilmiş olan 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ve 1995 yılında kabul edilmiş olan 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu sonradan bir çok kere değiştirilmişlerdir. Bu kanunlar ve uygulanmaları hakkında yapılmış kapsamlı araştırmaların bulunmamasına bakılarak yapılan değişikliklerin uygulamadan doğan aksaklıkların bilimsel yolla araştırılmasına dayalı olarak değil el yordamıyla ve yüzeysel gözlemlere dayalı olduğu söylenebilir. Aynı şekilde 2001 yılında kabul edilmiş bulunan 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun uygulanması konusunda da henüz bir inceleme bulunmamaktadır. AR-GE personelinin bilim ve teknolojiye yönelik anlayış tutum ve davranışları kısaca Türkiye’de bilim etiği konusunda anekdot türü bilgiler ötesinde sistematik bilimsel araştırmalar bulunmamaktadır 4. Sonuç Cumhuriyet döneminde bilim ve teknolojinin gelişimi sürecini ele alan literatür konusunda sonuç olarak şunlar söylenebilir: Bir büyük ölçüde normal araştırma sürecinin dışında çeşitli yıldönümleri vesilesiyle ve sipariş yoluyla hazırlatılmış yer yer oldukça sığ bir görüntü veren bir literatür ortaya çıkmıştır. İki henüz el atılmamış boş alanlar vardır. Bu da bilim teknoloji alanında Türkiye’nin mevcut gelişmişlik düzeyi ile tam örtüşmektedir. |
|
|
|