Kâinat sana hasret

insanlık sana susamıştı. İstikbâl karanlık

gönüller kapkaraydı. Karanlıkda sarhoşlar nâra savuruyor

zâlimlerin hayhuyu

mazlumların da âhu-vâhı duyuluyordu. İste sen böyle bir gecenin sabahında

karanlıkların içinden bir ışık tufanı

nur gibi doğdun. Ve "En Doğru Sözlü"nün sinesinde uğranılan bir kaynak olup gittin.
Her kapıya bir ün saldın. Çilekeşler ve dertli gönüller arıyordun. Derken sıddıklar sana kucak açdı. Garibler

teşrifatçıların gibi yollara döküldü.
Artık ışık ve karanlığın boğuşmasıyla beraber bir çile devri de başlamıştı; bir tarafta gönülleri
"ahad-ahad!" diye çarpan

ruhları mâ'nâ ufuklarının ötesinde

ötelerin de ötesinde inim inim garipler ordusu

beri tarafta inatçı

mağrur ve süfli emellerinin esiri ham ruhlar..
Bu çile devrinde sen; kızgın çöllerde

kayaların altında Bilâllerin dilinde bir nağme; Yasirlerin dilinde bir inilti ve şükran; Bedirlerde

Uhudlarda

bir bayrak ve cihanın dörtbir bucağında gökkuşağı gibi taklar olup yürüdün... Artık önün alınamazdı sen bir kere eroğlu erlerin

sıddıkların sinesinde makes bulmuş ve bu emin ellerde ve heyecanlı gönüllerde buğu buğu etrafa yayılıyordun. Zaten bu seni gönderen Hak'kın vaadi idi.
Sen neydin

niçin gelmiştin? Bir tomurcuk gibi iç dışa aksetmeye baslamısdı.
Kâinat bir sır

hilkat bir muamma ve insan paha biçilmez bir tablo ise

sen

o sırrı ve o muammayı keşfeden.
"Yapan bilir
yapan konuşur" kaide-since harf harf kâinatı okuyandın. Ve girdiğin her beldede ruhlar
"ilim ve hikmet” le şahlanıyor

kâinat gerçek mânâsına bürünüyordu.
Kısacası sen her derde deva bir ilaç

her kapıyı açan sırlı bir anahtarsın.
Sen her zamana hükmedegeldin. Sana hürmet gösterip bulunduğun odada uyumayı edepsizlik sayanlar aziz; kadrini bilmeyen nadanlar da zelil olup gittiler...
Derken zaman bir daire misâli

başladığı yere dayandı. Bir yanda henüz ilmin elif-besinde ve onu herşey sayan

maddeye takılıp kalan

bakışları bulanmış ham ruhlar; diğer kutupta da kursundan yükü omuzlamaya azimli

hayat verici solukları

ümit verici bakışları

her hâl ve tavrıyla tıpkı ilkleri hatırlatan bir avuç garip..
Ey simdi rafa kaldırılan ve tozlanan

tozlarına yüzümüzü sürdüğümüz kitabi. Bilebilseydik bütün sancılarımızın kaynağının sensizlik olduğunu..! Bilebilselerdi

muâllâkta sallanan gönüllerimizin ancak seninle tatmin olacağını; bilebilseydik ve sana dönebilseydik...


