Kazdaği Ve Sarikiz Efsaneleri
Belirli yer, şahıs ve olaylara bağlı olarak anlatılan efsanelerin en önemli özelliklerinden biri inandırıcı olmalarıdır. Bu inandırıcılık özellikleri dolayısıyla efsaneler, teşekkül ettikleri coğrafyanın kültürel yapısı üzerinde de etkili olmuş ve hâlâ da olmaktadır. Hatta bazı yerler etrafında bir “kült” teessüs etmiş ve efsaneler de bu kült içerisinde yer almışlardır.

Üzerinde duracağımız Kazdağı ve Sarıkız efsaneleri de böyle bir kült etrafında teşekkül etmiştir. Yunan mitolojisinde de önemli yeri olan Kazdağı, Balıkesir’in Edremit ilçesi sınırları içerisinde ve Edremit körfezinin kuzeyinde yer almaktadır. Sarıkız Tepesi ve Babatepe (Kartaltepe) adında iki zirvesi bulunan Kazdağı, yaklaşık 1800 m. yüksekliktedir.

Yunan mitolojisine göre adı İda olan Kazdağı, bilhassa ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak tanınır. Mitolojiye göre aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerinin yenerek güzellik kraliçesi seçilir. Ayrıca Zeus’un zaman zaman gelip konakladığı ve burada çobanlık eden Ganymedes’i kaçırdığı da yine mitolojisinde anlatılır. [Bkz. Şefik Can: Klasik Yunan Mitolojisi. İstanbul 1963: 249-267; Behçet Necatigil: 100 Soruda Mitologya. İstanbul 1988: 60.]

Yunan mitolojisinde İda adıyla Troya bölgesinde yer alan Kazdağı ve çevresi, Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasına paralel olarak Türk aşiretlerinin iskân bölgelerinden biri olmuştur. Bu bölgede Tahtacı Türkmenlerinin iskânı ise Fatih devrine uzanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in Midilli adasının fethi için gerekli olan gemilerin yapımında kendilerinden faydalanmak gayesiyle Adana civarından getirdiği bu Türkmen aşiretine, kerestecilikten anladıkları için Tahtacı dendiği rivayet edilmektedir. Nitekim Kazdağı’nın gür ormanlarından faydalanarak yaptıkları gemilerle Tahtacı Türkmenlerin Midilli’nin fethinde önemli katkıları olmuştur. Daha sonra ise Ahmet Vefik Paşa’nın da bu bölgeye Türkmen iskânında bulunduğu ve bilhassa Kazdağı eteklerindeki köylerin bu iskândan sonra oluştuğu bilinmektedir. [Bkz. Hikmet Tanyu: Türklerde Taşla İlgili İnançlar: Ankara 1987: 121-122. Bu köyler Çamcı, Hacıhasan, Yastıçalı, Guşlarbayırı, Gavlak, Poyralı, Doyuran, Daşçılar, Pelitköyü, Demircideresi ve Kozak’tır. Bkz. M. Eröz: Türkiye’de Alevîlik ve Bektâşîlik. Ankara 1990: 23.] Yüzlerce yıl sürecek olan hayatlarına bu şekilde başlayan Türkmen aşiretleri, bölgede hakim olan Yunan tesiri dinamik kültürel ve sosyal yaşantılarıyla kendi lehlerine çevirmeyi başarmışlardır.

Aşağıda metinlerini vereceğimiz efsaneler, işte bu kültürel ve sosyal dinamizmin tesiriyle oluşmuş metinlerdir. İda’yı Kazdağı yapan, Afrodit’in yerine Sarıkız’ı koyan bu hayat etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları aşağıdaki şekildedir:

I. Varyant

a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış.

b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez.

c) Köylüler kıza iftira ederler.

ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır.

d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez. Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur.

e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur.

f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir. [Bkz. Saim Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 103-104; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehaaaalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet aaai) Erzurum 1982: 65-66.]

II. Varyant

a) Bir zamanlar Edremit’e dünya güzeli bir kız yaşarmış.

b) Onu gören herkes evlenmek istermiş.

c) Ancak o ilâhî aşkla yanan bir evliya derecesinde olduğu için bunları kabul etmezmiş.

ç) Sonunda namusu konusunda iftira ederek babasına duyururlar.

d) Babası da kızını cezalandırıp kaz gütmek için çıktıkları dağda kızını bırakıp gelir.

e) Fakat kız dağda ölmez. Köylüler ve babası kızın yaşadığını öğrenirler.

f) Babası dağa çıkınca kızının kerametlerine şahit olur. Kız, kar ve fırtına içindeki dağı bir ışıkla bahar haline çevirir, babasının abdest alabilmesi için denizden su alır.

g) Babası kızını tekrar köye götürmek ister, ama Sarıkız “Ben Edremit’e kazları yağlı, kızları sevdalı olsun diye beddua ettim” demiş ve dağdan inmemiş.

ğ) Şimdi Sarıkız’ın ve babasının kabirleri Kazdağı’ndadır. [Bkz. Nezihe Araz: Anadolu Evliyaları. İstanbul 1984: 69-72.]

III. Varyant

a) Sarıkız adlı çok güzel bir kız vardır.

b) Güre’liler bu kıza iftira ederler.

c) Babası da kızını kesmek için Kazdağı’na çıkarır.

ç) Babası abdest almak için su ararken Sarıkız, bakracıyla tâ denizden su alır.

d) Babası kızının ermiş olduğunu anlayıp onu bağışlar ve Güre’lilere beddua eder: “Gürelilerin suları soğuk, kızları koğuk (dul) olsun”.

e) Sarıkız, dağda kalıp kazlarını gütmeye devam eder.

f) Sarıkız’ın öldüğü yere Sarıkız Tepesi, babasının öldüğü yere ise Babatepe (Babadağı) denmiş. [Bkz. Sadi Yaver Ataman: "Bölgelerimiz 10 / Balıkesir", Türk Folkloru 80-81 (1986): 32-36.]

IV. Varyant

a) Hz. Ali, Kan Kalesini fethe gidince Hz. Fatma, Selman Hazretlerine “iki oğlum var, ama bir kızım yok” der.

b) Selman-ı Pâk, “Al, öyleyse nasibini” deyince Hz. Fatma, kucağında bir kız çocuğu bulur.

c) Hz. Fatma sevinerek babasına gidince Hz. Muhammed, “Benim torunlarım bunu kötülerler, bunun nasibini Allah’a havale ettim” der.

ç) Bunun üzerine Selman-ı Pâk, Kazdağı’nda inciden bir saray yaptırır ve kızı oraya koyar.

d) Kız, burada 20-25 yıl yaşar ve ölür. Kazdağı’nda ölen Sarıkız’a yapılan kabir böylece Alevilerin Kâbesi olur. [Bkz. S. Y. Ataman: "Kazdağı’nda Sarıkız", Varlık 203 (1941): 251-253 (aynı yazı için bkz. Türk Folkloru 80-81 (1986): 32-36); A. Yılmaz: Tahtacılarda Gelenekler. Ankara 1948: 18-20; A. Turgud: "Kazdağı ve Sarıkız Efsanesi", Cem Aralık 1966: 9-11; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehaaaalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet aaai) Erzurum 1982: 65-66.]

V. Varyant

a) Güzeller güzeli bir kıza delikanlının biri âşık olur.

b) Kız, delikanlıdan gücünü ispatlamasını ister. Delikanlının sırtına tuz çuvalları vurulur. Delikanlı çuvallar ile birlikte göle düşer ve tuzların ıslanıp ağırlaşmasıyla boğulur.

c) Köylüler, kıza öfkelenerek yumurta atarlar. Yumurtalardan her yanı sarıya boyanan kıza Sarıkız adı verilir.

ç) Babası kızını cezalandırmak için dağa götürür.

d) Ancak kız, babasının abdest suyu olarak delikanlının boğulduğu tuzlu sudan getirir. Babası tatlı su isteyince de ayağını yere vurarak su fışkırtır.

e) Baba, kızının erdiğini görüp onu bağışlar ve fışkıran suyun etrafını da taşla çevirir. Bu suyun şifalı olduğuna inanılmaktadır. [Bkz. Belkıs İbrahimhakkıoğlu: "Örnek Bir Teşebbüs: Köy Müzeleri", Türk Edebiyatı 184 (1989): 57.]

VI. Varyant

a) Güre köyünde güzeller güzeli bir kız babasıyla birlikte yaşarmış.

b) Babası hacca gidince onu elde edemeyen köylüler iftirada bulunurlar.

c) Babası kızını cezalandırmak için kazlarıyla birlikte dağa götürür ve orada bırakıp geri döner.

ç) Sonunda gerçeği öğrenen babası dağa kızının yanına gelir.

d) Sarıkız, babasına abdest alması için hem denizden tuzlu su, hem de parmağıyla yerden tatlı su bulunca babası kızının erdiğini anlar.

e) Kız ise köye dönmeye razı olmayarak beddua eder: “Ben orada iftiraya uğradım. Oranın erkekleri gür, kadınları dul olsun” der. İftiraya uğradığı yere de Güre köyü kurulur.

f) Babası çaresiz köye dönerken kayalıklardan düşer ve ölür.

g) Sarıkız, kazlarıyla dağda yaşamaya devam eder.

ğ) Köylüler, susuz kaldıkları bir gün Sarıkız’a yalvarırlar. Sarıkız da “Ak çay!” diyerek çayı akıtır ve oranın da adı Akçay olur. [Bkz. Hayati Çelik: "Akçay’ın Güzel Sarıkız’ı Anıtlaştı", İzmir Bayram Gazetesi, 27 Temmuz 1988: 7.]

Motif sırasını verdiğimiz bu altı efsanede görülen en önemli motif, şüphesiz ki “kötü yolda olmakla itham edilen kadın” motifidir. Bu motifin esas olduğu “Helvacı Güzeli” masalı ile ele aldığımız efsaneler arasındaki benzerlik dikkati çekmektedir. Bu masalda da babası hacca giden kıza sahip olamayan kişilerin iftirası ve neticede gerçeğin ortaya çıkışı konu alınmıştır. Anadolu’da çok yaygın olan ve Typen Türkischer Volksmärchen’de 245 no'da kayıtlı olan bu masal; Ankara, Develi, Kastamonu, Eskişehir, Kayseri, Sarıkamış, Tekirdağ, İstanbul, Amasya, Erzurum, İzmir, Bursa, Bitlis, Bayburt, Gümüşhane, Kars, Sivas, Çankırı, Trabzon, Giresun, Kırşehir, Niğde, Zonguldak, Tokat gibi şehirlerimizde ve bugün Tuna nehri altında kalan Adakale’de derlenmiş ve yayımlanmıştır.

Aynı masalı Aarne-Thompson kataloğunda da 883 no'da “İftira Edilen Kız” adıyla görmekteyiz.

Masal, ülkemiz dışında Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Romanya, Macaristan, Rusya, Arabistan, Hindistan, Porto-Rico, Dominik Cumhuriyeti, Yunanistan, Danimarka, Çekoslavakya gibi ülkelerde de anlatılmaktadır. Ayrıca Azerbaycan anlatılan “Alı Han Peri” adlı hikâye de Helvacı Güzeli masalının bir varyantı olması sebebiyle aynı motife sahiptir. [Bkz. Ali Berat Alptekin: "Bir Azerbaycan Halk Hikâyesi ve Düşündürdükleri", Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, IV (1985): 69-77.]

Efsanelerimizin hepsinde Sarıkız adı ortaktır. Bu adı almanın sebebi ise genellikle kızın saçlarının sarılığından kaynaklanmaktadır. Ancak, bir efsanede kendine âşık olan delikanlının ölümüne sebep olduğu için atılan yumurtaların renginden dolayı bu adı aldığı anlatılmaktadır.

Sarıkız adı başka bölgelerimizde anlatılan efsanelerde de dikkat çekmektedir. Ancak daha önce Türk mitolojisindeki yerinden bahsetmeliyiz. Urenha’ların şaman dualarında “kayalarda bulunan altı sarı albastı (kız)”dan bahsedilmektedir.

Kazak, Kırgız ve Başkırtların Sarıkız suretindeki ruha inandıkları da bilinmektedir. Kazak, Kırgız bakşıları bu ruhu “tuv dediği derde derman olan ey Sarıkız, gel” diye çağırırlarmış [bkz. Abdulkadir İnan: Makaleler ve İncelemeler. Ankara 1968: 262-263.]. Bu Sarıkız inanışı Bektaşî şairi Geda Musli’nin bir nefesinde de dikkati çeker:

Seyit Ali Sultan kırkların başı

Nevruz beyleridir yârı yoldaşı

Görün Sarıkız’da ol çaldı taşı

Ol dem kuvvet verildi pirin koluna

[S. Nüzhet Ergun: Bektaşi-Kızılbaş-Alevi Şairleri ve Nefesleri II. İstanbul 1944: 13.]

Sarıkız inanışının mitolojideki şekline benzer bir durumu da Mudurnu’nun dağ eteklerinde Göncek köyü civarındaki “Sarıkızlar Kayası” da denilen kayalıkta köylülerin inancına göre Sarıkızların bulunduğu şeklinde görmekteyiz. [Bkz. Abdulkadir İnan: Makaleler ve İncelemeler. Ankara 1968: 262.]

Ayrıca Bursa, Kütahya ve Tekirdağ’da anlatılan efsanelerde de Sarıkıza adına rastlamaktayız. Bursa ve Kütahya’da mevcut kaplıcalar için anlatılan ve birbirine çok benzeyen efsanelere göre Sarıkız, annesi ve inekleriyle yaşayan güzel bir kızdır. İneklerini otlatırken uyuduğu sırada duyduğu “Ağlayarak mı geleyim, çağlayarak mı?” sorusuna üç gün sonra “harlayarak gel” deyince kayalar çatırdar ve her yerden sular akar. Sular, Sarıkız’ı alır götürür ve sırra kavuşturur. Bu bölgede de kaplıca olur ve şifa dağıtır. [Bkz. S. Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 171-172 (Kütahya); M. Önder: Anadolu Efsaneleri Ankara 1966: 49-50 (Kütahya); P. Naili Boratav: 100 Soruda Türk Folkloru. İstanbul 1984: 50 (Bursa); Aydın Oy: "Tekirdağ Yatırlarında Sarıkız" TFA 165 (1963): 3025-3026.]

Tekirdağ’ın Şabanoğlu semtinde yatırı bulunan Sarıkız ise gelin olmak üzere iken ölen bir genç kızdır. Birisinin rüyasına girerek kabrinin yapılmasını sağlayan Sarıkız, şimdi adak ve dilek yeridir. Adaklarını yerine getiremeyenleri cezalandırdığına da inanılmaktadır [Aydın Oy: "Tekirdağ Yatırlarında Sarıkız" TFA 165 (1963): 3025-3026.]

Afyonkarahisar’da anlatılan başka bir efsaneye göre ise, bir mağaranın önünde Sarıkız adlı bir kaya vardır. Heykel şeklinde olan ve yüzü allı pullu yazmalarla örtülü olan bu kaya, bir yatır olarak da değerlendirilmektedir. Bu efsaneye göre Sarıkız, kâfirler tarafından kovalanınca buraya sığınmış ve Allah tarafından korunmuş. Şimdi bu yatıra akşamları yemek getirilir, mumlar dikilir ve ziyaretçiler yüzlerini bu kayaya sürerek şifa umarlar [Hikmet Tanyu: Türklerde Taşla İlgili İnançlar. Ankara 1987: 109-110].

Bu efsanelerden de görüleceği gibi Sarıkız tipi, dağ-kaya kültüyle ilgisi kurularak Türk mitolojisinden günümüze kadar ulaşmış bir motif olarak dikkati çekmektedir.

Efsanelerimizin hemen hepsinde ortak olan diğer bir motif ise “kaz”dır. Türk mitolojisinde ve folklorunda çok geniş bir yeri olan kaz; Radloff’un tesbit ettiği “yaradılış efsanesi”nde, Divanü Lûgat-it Türk’te, Dede Korkut’ta, Noksanî, Kaygusuz Abdal, Viranî, Pir Sultan Abdal gibi şairlerde de tesbit edilen bir motiftir. Ayrıca şamanizmden bugüne kadar çeşitli Türk topluluklarında totem ve sembol olarak da kullanılagelmiştir. Bu arada çeşitli yer adlarının da kaz kelimesinden kaynaklandığı belirtmeliyiz. Burada ayrıntıya girmek yerine “kaz” motifinin Türk halk edebiyatı ve folklorunda çok önemli bir yere sahip olduğunu ve özellikle Alevî-Bektaşî inanışlarında yaşamaya devam ettiğini ifade etmek istiyoruz. [Kaz motifi hakkında daha geniş bilgi için bkz. Kaz Maddesi, TDEA, V, İstanbul 1982: 240-241; Halil Ersoylu; Kuş Maddesi, TDEA, VI, İstanbul 1986: 10-15; Bahaeddin Ögel: Türk Mitolojisi. Ankara 1989: 33; M. Eröz: Türkiye’de Alevîlik ve Bektâşîlik. Ankara 1990: 402-406.]

Yine bir “keramet” motifi olarak dikkati çeken “yerden su çıkarma” veya “denizden su temini” gibi motifler de efsanelerimizde ortaktır. Sarıkız, babasının abdest alabilmesi için ve köylerin susuz kalmaları üzerine su temin etmeyi başarır.

Bu motif, Kitab-ı Mukaddes’te, Kur’an-ı Kerim’de, hadislerde, sünnî ve gayrisünnî menakıpnamelerde ve efsanelerde yer alan yaygın bir motiftir [bkz. Ahmet Yaşar Ocak: Türk Halk İnançlarında ve Edebiyatında Evliya Menkabeleri. Ankara 1984: 71-94.].

V nolu efsanede de görüldüğü gibi Sarıkız’ın çıkardığı suyun daha sonra halk tarafından şifalı sayılması ise, “su kültü”nün bir izi olarak değerlendirilebilir.

Nitekim Mehmet Eröz’ün yazdığına göre Edremit çevresi Tahtacı Türkmenlerinin çocuklarının karın ağrılarının geçmesi için “ulu çaylar”a dua ettikleri bilinmektedir. Ayrıca “erkâna girme” töreninde de su ile ilgili bir âdet vardır. Bacılar yamalarının ucu ile su alıp bunu “musahip” erkeklerin ayakları ucuna damlatırlar. [Bkz. M. Eröz: Türkiye’de Alevîlik ve Bektâşîlik. Ankara 1990: 366-367, 376.]

Bu motiflerden de görüleceği üzere Sarıkız ve Kazdağı efsaneleri Türk mitolojisindeki yer, su ve dağ kültleriyle yakından ilişkili görülmektedir.

Kazdağı ve Sarıkız etrafında oluşmuş bazı inanışlar da dikkati çekmektedir. Bu inanışlar genellikle Alevî-Bektaşî kökenlidir. Mesela Tahir Harimi Balcıoğlu, Tahtacı Türkmenlerin ve Alevîlerin yedi yılda bir Sarıkız’ın kabrini ziyaret ettiklerini ifade eder.

Aynı yazar Alevîlerin kâbesinin burası olduğunu ve Sarıkız’ı ziyaret edenlerin “hacı” olduğunu belirterek gelemeyenlerin de “vekil” gönderdiklerini yazar. Bu ziyaret her yıl 13 Ağustos-11 Eylül tarihleri arasında gerçekleşir ve ayini İzmir-Narlıdere köyünde ikamet eden “Dede” idare edermiş [T. Harimi Balcıoğlu: Tarihte Edremit Şehri. Balıkesir 1937: 87.].

Yine aynı yazara göre Kazdağı’nda bulunan kutsal taş etrafında da bazı inanışlar vardır. Bu taşın İbrani, Yunan, Latin ve Türklerce mukaddes sayıldığı; Tevrat’ta bu taşla ilgili bahislerin bulunduğu ve “yeşim” ya da “kut” taşoyla bu taş arasında bir ilişki bulunduğu bu inanışlar arasındadır.

Ayrıca Bektaşîlerin “Teslim taşı” ile de bu taş arasında ilgi olduğu ileri sürülür [H. Tanyu: Türklerde Taşla İlgili İnançlar. Ankara 1987: 120-121].

Ancak Hikmet Tanyu, Balcıoğlu’nun bu görüşlerini Gıyas Yetkin’in eserine ve Alevî dedesi Mustafa Özcan’a dayanarak abartılı bulur ve turist celbetmek amacıyla ileri sürülmüş olabileceğini belirtir.

Buna göre Tahtacı Türkmenler, oraya murat ve adak için gitmektedirler. “Hacı olma” ve “yada taşı” gibi inançlarının ise olmadığı ifade edilmektedir [H. Tanyu: Türklerde Taşla İlgili İnançlar. Ankara 1987: 122].

IV nolu efsanede de görüldüğü gibi Sarıkız ile Hz. Ali arasında da bir ilgi kurulmaktadır. Tahtacı Türkmenlere göre Sarıkız, Hz. Ali’nin kızıdır. Diğer bir inanışa göre ise, Zühre yıldızı Hz. Ali’nin alnında doğmuş ve Selman ona âşık olmuştur. Efsanedeki bilgilerle bu inanışı mukayese edince Zühre yıldızı ile Sarıkız arasındaki ilişki de ortaya çıkmaktadır [P. N. Boratav: 100 Soruda Türk Folkloru. İstanbul 1988: 19, 41, 49.].

Bu arada Sarıkız için yapılan törenlerden de bahsetmek istiyoruz: Evlerde bir gün önceden temizlik yapılır. 22 Ağustos sabahı her evde bir kurban kesilir. Sarıkız’a kesilen bu kurbanın ve yüzülmesi işlerini erkekler yaparken kadınlar da ocak yakıp ateşi köz hâline getirirler. Kurban kanından çocuklarla kadınların alınlarına birer parça sürülür. Daha sonra kurbanın böbrek ve karaciğer gibi parçaları közde pişirilir, öncelikle çocuklara dağıtılır. Bu sırada kadınlar güzel elbiselerini giyerler. Avlulara hasırlar yayılır, minderler konur ve ilk pişen etlerden ev halkı ve konuklar yer. Buna “ilk sabah sofrası” denir.

Bu yemeğin arkasından “hayır dağıtma” töreni gelir. Her evin genç kızı komşu evlere kavun, karpuz dilimleri dağıtır. Kalan et de haşlanır ve suyuna pilav yapılır. Bu etli pilav asıl yemektir ve ikindiye doğru yenir. Bu sırada genç kızlar ve erkekler köy sokaklarında gezip eğlenmektedir. İkinci gün aynı şekilde Sarıkız’ın babasına adanan kurban,üçüncü gün ise “Üç Taşlar”a adanan kurban kesilir. Bu kurbanları her ev ayrı ayrı olarak kestiği gibi bir kaç ev birleşerek de kesebilir. [Bkz.P. N. Boratav: 100 Soruda Türk Folkloru. İstanbul 1988: 228-229.]

Yukarıda anlatılanlar Kazdağı’na çıkılamadığı zamanlarda yapılan törenlerdir. Daha eskilerde, yani Kazdağı’na çıkıldığı zamanlarda bu uygulamaların aynı şekilde dağın zirvesindeki Babatepe, Sarıkız Tepesi, Üç Taşlar ve diğer yatırların çevresinde yapıldığı bilinmektedir. [Bkz. P. N. Boratav: 100 Soruda Türk Folkloru. İstanbul 1988: 228; M. Eröz: Türkiye’de Alevîlik ve Bektâşîlik. Ankara 1990: 367-368.]

Şimdilerde Sarıkız yatırına bir de dilek defteri bırakılmış olup ziyaretçiler dileklerini bu deftere yazmaktadırlar [Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehaaaalan Köyü Fokloru. 65-66].

Buraya kadar incelediğimiz motif ve inanışlardan da görüleceği gibi, Kazdağı ve Sarıkız efsaneleri, tamamen Türk mitolojisi ile İslâm inançlarından kaynaklanan efsanelerdir. Ancak bir kısım yerli ve yabancı araştırıcı Bektaşilik ile Hıristiyanlık arasında ilgiler kurarak, “iki taraflı inanışlar”lardan söz ederler.

F. W. Hasluck da bu araştırıcılardan biridir. Pek çok yer ve yatır için iddia ettiği gibi Sarıkız ve Kazdağı hakkındaki görüşlerinde de Hıristiyanlığın etkilerini arayan Hasluck, Tahtacı Türkmenlerinin 15 Ağustos’ta kurdukları “Hıdrellez Sofrası” inanışını da hıristiyanlıkla açıklamaya çalışır. Ona göre 15 Ağustos tarihi, Hıristiyanlıkta Meryem’in göğe urucu yortusu tarihidir ve oradan Türkmenlere geçmiştir. Hıdrellez ile St. George arasındaki ilişkiye de dikkati çeken Hasluck, Bektaşilerin “en büyük bayramı”nın Hıristiyanlıktan türemiş olduğunu iddia eder. [Bkz. F. W. Hasluck: Christianity and Islam under the Sultan, C. I.. Oxford 1929: 100.]

Aslında bu gibi görüşler pek çok batılı araştırıcı tarafından ileri sürülmüştür. Ancak bu görüşlerin “biraz da Hıristiyanlık taassubundan ilham alan bir iddia” olduğu ve Alevî-Bektaşî inanışlarının tabiî karşılanması gereken küçük bir tesirden başka Hıristiyanlıkla alakaları olmadığı ilmî incelemelerle açıklanmıştır. [Bkz. M. Eröz: Türkiye’de Alevîlik ve Bektâşîlik. Ankara 1990: 175-184.]

Konunun diğer bir yönünü ise yer isimlerinde bulmaktayız. Şu anda bölgede hemen hemen hiç bir yabancı yer ismine tesadüf etmemekteyiz. Sadece Sarıkız ve Kazdağı efsanelerinden kaynaklanan isimler bile oldukça çoktur. Mesela bugün turistik beldeler olarak dikkati çeken Akçay, Güre, Kazdağı isimleri efsanelerden kaynaklanmaktadır.

Akçay ismini açıklayan efsaneye göre çayların Sarıkız’a müracaat ederler. Sarıkız da “Ak çay!” diyerek çayın akmasını sağlar. Önce çaya, sonra da orada kurulan köye Akçay adı verilir (VI. nolu efsane).

Günümüzde kaplıcalarıyla meşhur olan Güre de ismini efsanelerimizden almıştır. Efsaneye göre kızının masum olduğunu anlayan babası, köye dönmesi için kızına yalvarır. Sarıkız ise; “Ben orada iftiraya uğradım. Oranın erkekleri güre, kadınları dul olsun” der ve teklifi reddeder. Bunun üzerine köyün adı Güre kalır (VI nolu efsane).

Yine aynı efsaneler dolayısıyla Yunan mitolojisinde adı İda olan dağa da Sarıkız’ın kaz gütmesi sebebiyle Kazdağı adı verilmiştir (III. Nolu efsane).

Kazdağı’ndaki bazı yer adları da efsanelerimizle ilgilidir. Mesela Sarıkız’ın kaz güderken kazlar uçmasın diye inşa ettiği yere “Kaz Avlusu”; kazlarını suladığı rivayet edilen yere de Çatalçimi denilmektedir. Bu Çatalçimi’nde her cumartesi Kazdağı’nın kartallarının inip yıkandıkları da inanışlar arasındadır. [Bkz. S. Y. Ataman: "Kazdağı’nda Sarıkız", Varlık 203 (1941): 252.]

Ayrıca bugün Sarıkız’ın defnolunduğu kabir olarak rivayet edilen tepeciğe Sarıkız Tepesi; babasının kabrinin bulunduğu yere ise Babatepe (Babadağı) adı verilmektedir (I ve III nolu efsaneler).

Bu yer adları, efsanelerin bölge üzerindeki etkisini gösterdiği gibi Yunan mitolojisinde önemli yeri olan bölgenin Türkleşmesine de katkılarını ortaya koymaktadır.

Sarıkız ve Kazdağı efsanelerinin günümüzde de etkisini sürdürdüğünü görmekteyiz. Bunun güzel bir örneğini Akçay meydanında dikilen Sarıkız anıtında görmekteyiz.

Böylece efsanelerin güzel Sarıkız’ı bu turistik beldemizin sembolü haline gelmiş ve devamlı hatırlarda kalması sağlanmıştır [H. Çelik: "Akçay’ın Güzel Sarıkız’ı Anıtlaştı", İzmir Bayram 27 Temmuz 1988: 7].

Ayrıca Anadolu efsanelerini resimlerine konu edinen ressam Selim Turan da, “Köy Müzeleri” düşüncesini gerçekleştirme çalışmalarına Sarıkız efsanelerinin ilhamıyla başlamıştır [B. İbrahimhakkıoğlu: "Köy Müzeleri", Türk Edebiyatı 184, 57.].

Her yıl yapılan ve 14-16 Temmuz tarihlerinde kutlanan Akçay Zeytin Festivali’nde de Sarıkız’ın temsilî olarak canlandırıldığını bilmekteyiz [Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehaaaalan Köyü Folkloru. 66].

Sonuç olarak Sarıkız ve Kazdağı çevresinde teşekkül eden efsanelerin bölgenin Türkleşmesi ve Müslümanlaşmasının bir aaaahürü olduğunu söyleyebiliriz. Alevî-Bektaşî inanışlarının Hıristiyanlıktan etkilendiği yönündeki düşüncelerde bölgenin de örnek gösterilmesi ise mümkün görülmemektedir. Çünkü efsane ve inanışlarda Türk mitolojisi (yer, dağ, su ve Sarıkız kültleri vb) ile İslâmî izlerden (Hz. Muhammed, Hz. Ali, Selman-ı Pâk, kurban, Hıdrellez, Hz. Fatma, hac, abdest, namaz ve keramet gibi) başka bir tesir bulunmamaktadır. Bölgenin Türk millî kültürüyle entegre olamadığı ve heteredoks bir kültür yapısına sahip olduğu şeklindeki düşünceler de gerçeği yansıtmamaktadır. Zira bölgedeki köylerin bugün ulaştığı seviye Türk millî kültürüyle tamamen bir paralellik arz etmektedir. Yapılacak gezi ve derlemelerde bu durumun tespiti oldukça açık olarak görülecektir.