1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Cilve

  1. #1
    BaL
    Administrator
    BaL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Cilve



    CİLVE

    "Kadın dediğin cilveli olmalı, Gerisi boş...Kadın dediğin cilveli olmalı,

    Gerisi boş..."

    Nilüferin kulakları bütün gün kocasının söylediği bu sözlerle çınladı
    durdu.Akşam kızkardeşinin düğünü vardı. Oyüzden sabah kahvaltıya annesinin
    yanındaydılar. Akşam restoranda yer ayırtılmış, gelen misafirlerle akşam
    yemeği yenilecek, oradanda düğün salonuna geçilecekti. Nilüfer ve eşi emrah
    restorana gelecek misafirleri karşılamak için ordaydılar. Emrah dışardaa
    oğlulay oynuyor, nilüferde sabah eşinin söylediklerini düşünüyordu. Sabah
    kahvaltıda eşi emrah kardeşine " bak baldız sana kocanı mutlu etmen için
    öğütte bulunayım. güzel yemek yapmışsın, ortalığı silmiş süpürmüşsün, kocanı
    mutlu edebilmek için etrafında pır dönüyorsun. bunların hepsi boş. bak
    ablana yemekleri süperdir, temizlik desen titizdir, eve akşam geldiğimde
    beni rahat ettirmek için elinden geleni yapar ama..." kahvaltıdaki herkes
    nilüfere bakıyordu. ağzına götürdüğü lokma kalbine doğru yakan bir ateş gibi
    inmişti. emrah devam etti. "Kadın dediğin cilveli olmalı, Gerisi boş...".
    Restorana giderlerken arabada emraha "cilveli kadın derken ne demek istedin"
    diye sormuş emrahta tarifle olmaz diye cevap vermişti. Nilüfer cilve
    hakkında bişiler biliyordu. Arada cilve yaptığınıda zannediyordu ama
    demekki, onun yaptığı cilveylle kocasının beklediği aynı şey değildi.

    Nilüfer bu düşünlerle meşgulken misafirlerin ilki geldi. Hoşgeldiniz
    muhabbeti olduktan sonra diğerleride yavaş yavaş gelmeye başlamışlardı.
    herkes yerini alıyor, gelecek diğer misafirler bir sohbet havasında
    bekleniyordu. herkes tamam olunca garsonlar servis yapmak üzere hazırlanmaya
    başladılar.Bu arada herkes birbiriyle sohbete dalmıştı. ancak nilüfer dalgın
    dalgın onları seyrediyordu. bunu farkeden ağabeyi; "neoldu? hastamısın?"
    diye sordu. Nilüfer "iyiyim bir şeyim yok" dedi. aysel yengesi "eminim
    kızkardeşim evleniyor diye hüzünlenmişsindir" diyerek bir kahkaha attı.
    Nilüferin annesi "haklısın kızım evleniyor diye hem seviniyor,hemde
    üzülüyorum" dedi gözünden bir iki damla göz yaşını silerek. Nilüferin murat
    dayısı ablasına "yapma abla.bugün mutlu gün nolur ağlama" diyerek sırtını
    sıvazladı. annesi " o daha 24 yaşında küçücük bir kız" diyinci kardeşi ali
    gülerek "yapma abla nerdeyse evde kalacaktı. son anda hamle yapıp bir koca
    buldu. şimdi kocalar karaborsada haberiniz yok" herkes gülüştüler bu espriye
    ve ortam biraz yumuşadı. ali dayı devam etti ;"yeğenim burda olsaydı ona
    biraz öğüt verirdim. kocayı buldu ama elde tutmasınıda bilmeli. ona kocayı
    elde tutmanın yollarını anlatırdım. adettendir gelin olacak kıza öğüt vermek
    lazım eminim siz bu telaşla kıza öğüt vermeyide unutmuşsunuzdur." deyince
    emrah "ben bu sabah öğüt verdim baldızıma" diye söze karıştı. "sizin
    dediğiniz gibi kocayı elde tutmanın yolunu söyledim.herşeyden önce kadın
    olarak kocanın yanında cilveli olacaksın dedim."

    "Ben bu cilve kelimesinden insanların ne anladığını anlayabilmiş
    değilim.Cilve nedir?" diyerek sabahtan beri kafasına takılan soruyu dilinden
    döktü nilüfer. kısa süren bir sessizlikten sonra aysel yengesi cevap verdi.

    "benim bildiğim cilve şıkır şıkır, fıkır fıkır. şen şakrak olmak, her zaman
    yüzünün gülmesi. ben doğuştan öyleyim. hiç bir gece başın ağrımayacak, her
    zaman kocanı memnun edeceksin. ben bütün bunları yapıyorum ama dayında benim
    cilveli bir kadın olduğumu düşünmüyor."

    "yanlış anlamışsın hayatım" dedi murat dayısı.

    "ben böyle anladım. anlatıcı sensin.tabi seninle birlikte yaşadığımız için
    artık ne yaparsam yapayım sana sıradan bir davranış gibi geliyor. benim
    senin için bir gizemim kalmadı. bence cilve, hiç bir erkeğin karısında
    olmayan, hep başka kadınlarda olduğunu zannettiği hayali bir şey."

    Ali dayının bu tarife itirazı vardı.

    "size katılmıyorum. cilve hayali bir şey değildir. cilve bir sanattır.
    kadının erkeğin mizacına göre davranmasıdır. çok ciddi bir iştir. pek çok
    kişinin zannettiği gibi şaklabanlık değildir.akıllı kadın işidir. akıllı bir
    kadın eşini iyi tahlil eder.onun zaaflarını bilir ve o zaafı kullanırken
    zamanlamayıdda iyi yapar."

    ali dayı konuşurken garsonlar kurmaya başlamışlardı.ilhan hanım kardeşinin
    sözlerine itiraz etti.

    "sana katılmıyorum. bence aysel haklı.erkekler başka bir kadında cilve diye
    kabul ettikleri hareketleri eşlerinde cilve olarak kabul etmiyorlar.
    rahmetli enişten gençken beni aldatmıştı.kötü yola düşmüş kadınlardan birine
    ev açmıştı,ona gidip geliyordu." eniştem seni aldattımı türünde
    hayretleşenler oldu.ilhan hanım devam etti. " gençliğinde yapmıştı bir kere.
    öğrendiğimde dünya başıma yıkıldı sandım.neden beni aldattığını sordum. oda
    o kadın çok cilveli dedi.bende kocam o kadınlarda ne buluyorsa öğrenmeye ve
    yapmaya karar verdim. dışarda aradığını evinde bulsun istedim. o zaman
    postanede yeni çalışmaya başlamıştım. herkesi bildiği o kadınların yaşadığı
    bir kaç ev vardı.onların erkeklerle nasıl konuştuğunu öğrenmek için
    telefonlarını dinledim.biraz argo ve kabadayı konuşuyorlardı. bende evde
    argo konuşmaya başladım. kendime bir kaç dansöz kıyafeti aldım, göbek atmayı
    öğrendim.evde o kadınlar gibi davranınca rahmetlinin hiç hoşuna gitmedi. o
    davranışları bana yakıştıramadı. beni karısı ve çocuklarının annesi olarak
    evin içinde bile olsa saygın biri olarak görmek istiyordu. benim cilvlerimi
    kabul etmedi."

    kızı çağlanında bu konuda söyleyecekleri vardı. "bence cilve oltanın
    ucundaki solucan gibidir.avını yakalarken işe yarar, sonrası
    yoktur.şaşkınbalıklar için her zaman salınan solucanlar vardır."

    nilüferin ağabeyi "cilvnin tanımı konusunda anlaşmamız imkansız" dedi.
    "çünkü bence cilveden her insan farklı şeyler anlıyordur. eğer cilve eşimi
    bana sevdirecek hareketlerse ben eşimin sakin ve kibar duruşunu seviyorum.
    daha farklı davransa hoşuma gitmezdi, ben onu olduğu gibi sevdim."

    servis bitmişti. herkes yavaş yavaş yemeklerini yemeye koyuldu. nilüfer
    ağabeyinin eşine "yenge sen ne düşünüyorsun bu cilve konusunda" diye sordu.
    yengesi " cilve hakkında bir şey bildiğimi zannetmiyorum. çünkü biz
    birbirimizi olduğumuz gibi kabul edip sevdik.cilveyle hiç işimiz
    olmadı.yalnız cilve deyince aklıma hemen annem gelir. ne zaman babama bir
    şey aldıracak olsa süslenip püslenip babamın yüzüne tatlı gülücüklerle
    bakarak istediğini aldırtırdı. zavallı babam taksitleri öderken çok
    söylenirdi ama iş işten geçmiş olurdu. cilve erkeğe karşı kullanılan bir
    silah diyebilirim." diye cevapladı. nilüferin ünlü bir haber spikeri biriyle
    evli, fakat boşanmak üzere olan teyzesi bu konuda baya dertliydi. " bence
    cilve bir çeşit sahtekarlık.yabancı bir kadın, ismini hatırlayamıyorum,
    başarıları karşısında onu tebrik edenlere bana zeki diyorsunuz ama ben zeki
    bir kadın değilim. eğer gerçekten zeki olsaydım kocama aptal görünmeyi
    becerebilirdim demiş. erkekler başarılı kadınlara uzaktan hayranlık
    duyuyorlar; fakat iş onlarla yaşamaya gelince onların zekasından,
    kendilerine güveninden korkup kaçmak istiyorlar. pek çok erkek horozluk
    yapabilmek için eşinin aptal ve korkak bir tavuk olmasını istiyor. ya aptal
    olacaksın, yada görüneceksin.yani cilve zeki olacaksın ama aptal rolü
    yapacaksın bence." bir kaç kişi kafa sallayarak destek verdi.

    nilüfer bu konuda sessiz kalan necdet amcasına,"sen hiç konuşmadın,cilve
    hakkında ne düşünüyorsun amca " diye sordu. Amcası her zaman iyi bir evlilik
    yaptığını, mutlu olduğunu söyler, eşini takdir ederdi. acaba yengesi ne
    yaparak onun gönlünü alıyordu, öğrenmek istedi. amcası, " cilve erkeğin
    kadına olan ilgisinden sonra kadının eşine vediği bir cevaptır. ne kadar
    ilgi o kadar cilve. bir erkek eşinden cilve beklemeden önce karısının
    duygularnı umursamalıdır. yaradanımız kutsal kitabında kadını toprağa
    benzetmiştir. toprak berkettir, hayattır.kadın toprak erkekte çiftçi
    gibidir. insan ne ekerse onu biçer. limon ağacı dikilip gül toplanamaz.
    çiftçi ne kadar iyiyse toprağın verimide o kadar iyi olur." diye konuştu.
    emirhan " çiftçi iyi fakat toprak verimli değilse, çiftçi diktiğinin
    karşılığını alamıyorsa?..." diye sordu. necdet amca "iyi bir çiftci hangi
    tip toprağa ne ekileceğini bilir. toprağın iyi bir verim için güneşe veya
    suya ihtiyacı vardır. erkek bazen güneş olmalı, enerjisiyle toprağı
    canlandırmalıdır.erkek hem cinsel anlamda hem duygusal anlamda kadına ancak
    verebildiğinin karşılığını alabilir. kadınlar da toprak gibi bereketlidir.
    bir alırlarsa karşılığını kat kat fazlasıyla verirler." diye cevap verdi.
    nilüfer necdet amcasının eşine tennur yengesine baktı.eşini dinlerken
    gözlerinin içi parlıyordu sanki.nilüfer onunda fikrini sordu. yengesi,
    "doğru söze ne denir? aynen katılıyorum.kadınlar erkeklerden daha duygusal
    oldukları için reddedilme korkusu yüzünden ilişkilerinde korkaktırlar.
    günümüzde evlilik tekliflerini hep erkekler yapıyorlar. neden? onlar
    cesaretliler. çünkü reddedildiklerinde kadınlar kadar yaralanmıyorlar. bir
    kadın cevabının evet olacağına emin olduğunda ancak evlenme teklif etmeye
    cesaret edebilir. evlilik içi ilişkilerde de öyle. kadın reddedilme ve
    yaralanma korkusu yüzünden eşine adım atmaya cesaret edemez. ve sürekli
    eşinden beklenti içerisindedir." diyerek sözünü tamamladı. ama aysel yenge "
    toprak gibi beklemede " diyince biraz daha devam etmeye karar verdi. " evet.
    eşim bir talı söz söylese, saçımı okşasa, iltifat etse diye bekler. cinsel
    konularda da kadın korkaktır. genellikle ilk adımı eşinden bekler. eğer
    erkeklerde kadınlar gibi beklese insan ırkı şimdiye kadar
    bitmişti.erkeklerdefalarca reddedilseler bile şanslarını tekrar tekrar
    denemekten
    çekinmezler. erkeklerin tek hatası kadınların duygusal olduklarını
    unutmaları. kadınlar duygusal mutluluğa ulaşmadan beden mutluluğunu
    yaşayamazlar. ben bekarken beceriksiz,çok içine kapanık, konuşmaya korkan
    biriydim. necdet beni her anlamda değiştirdi. kalbime bir avuç tatlı söz
    serpti, benim gibi bir çalıyı bir gül bahçesi haline getirdi. yani gül dikip
    gül topladı." dedi.

    amcasının ve yengesinin sözleri nilüferin hoşuna gitmişti. bu durumda
    emirhan öncelikle hatayı kendisinde aramalıydı. her akşam bir karış suratla
    gelirdi eve. nilüfer " öyle ya eve bir karış suratla gelen, sürekli karısını
    alaştiren adam, kadın nasıl cilve yapsın." deyiverdi.aslında aklından geçen
    bir düşünceydi ve nasıl oldu da söyleyiverdi kendiside
    anlamadı.nilüferinsözlerini emirhan üstüne alındı. kendisi için
    söylediğini anlamıştı. ve çok
    sinirlendi. oldukça yüksek bir ses tonuyla eşini azarladı. "yeter nilüfer
    konuyu ne kadar uzattın. ne zamandır akrabalarımızı göremedik. cilve, cilve,
    cilve. bşka konu yok mu? daha doğru dürüst hal hatır bile soramadık."

    emirhanın sözleri üzerine herkes gerilmiş, gözler nilüfere bakmıştı. nilüfer
    hiç kızmamıştı. onun gözlerine bakarak gülümsedi ve yumuşak bir ses tonuyla
    "kalbime limon dikme emirhan. sen limon dikersen ben sana gül veremem. fakat
    bir kök gül dik. sana demet demet gül vereyim. dedi. emirhan şaşırmıştı. ne
    diyeceğini bilemedi. masada çıt yoktu. sesszilği murat dayı bozdu. "sahi
    emirhan nasılsın? görüşmeyeli neler yaptın, anlat bakalım " deyince masadaki
    herkes kahkahayı patlattı. murat dayı sözlerine devam etti. " itiraf et
    konunun gidişatı işine gelmedi. kabul edelimki cilve konusunda biz
    suçluymuşuz. oysa yıllarca hep eşlerimizde aradık suçu. iyi çiftciler yada
    iyi bahçıvanlar olamayan meğer bizlermişiz. olabilseydik eğer demet demet
    gül toplayacakmışız."

    masada bulunan tüm kadınlar murat dayıyı hararetle alkışladılar. nilüfer
    eşinin sabahsiz sözlerinden sonra ilk defa kendini iyi hissetmişti. sabahtır
    sanki üzerinde bir ağırlık vardı. ve murat dayıyı alkışlarken yükün tamamen
    kalktığını ve rahatladığını farketti. lokantadaki bu muhabbet ona iyi
    gelmişti.

    Bir erkek karısına baktığı, karısıda kendisine baktığı vakit Allah her iksinede rahmet nazarı ile bakar ve erkek karısının elini tuttuğu zaman her ikisininde günahları parmakları arasından dökülüp gider. Hz. Muhammed ( S.A.V.)

    Serpil, sabah kalkar kalkmaz, her gün yaptığı gibi pencereleri açıp havalandırdı. Salonun penceresini açarken sabah kahvesinden dönen komşularınıı gördü. "Ne zaman uyanırlar, ev işlerini ne zaman bitirilerde kahve içmeye giderler aklım almıyor" dedi kendi kendine. Çocuklarına birer bardak süt verdikten sonra kapıdan gazetesini alıp çekyata uzandı ve hergün beğenerek okuduğu köşe yazarının yazılarının olduğu sayfaya gelince birden heyecandan ölecek gibi oldu. Çünkü yazar geçen hafta bu hafta evlilik konusunu işleyeceğini söylemiş, serpilde hemen kalemi kağıdı alıp yazara bir mektup yazmıştı. Yazarda onun mektubunu aynen yayınlamıştı.

    Önce eşini sonra akrabalarını ve arkadaşlarını arayıp durumdan haberdar etti. aramasa gücenirlerdi. Arasa sanki görgüsüzlük gibi olurdu. Ama gücenmelerinden iyiydi. Heyecanlıydı. hemen yazısını okumaya başladı.

    Herkese merhaba !

    Ben sevgiyi kocamdan öğrendim. Genç kızken, sevgi sadece filmlerde olur zannederdim.Bizim evde sevginin adı sanı olmazdı. Birbirimiz severmiydik sevmezmiydik hiç düşünmedim. Anne ve bamaın kavgalarına defalarca şahit olduk ama birbirlerini sevdiklerini gösterecek en ufak bir işareti dahi görmedim. sevgi deyince aklıma sadece babamın bahçede besleyip büyüttüğü köpeği geliyor. babam köpeğini okşar,sever,onunla oyunlar oynar, konuşur,ona güzel sözler söylerdi.köpeğine söylediği güzel sözlerden hiçbirini bize söylemedi. annem ise ayrı bir alemdi. ya temizlik yapar,yada gezmeye giderdi.bizi severmiydi bilmiyorum ama bize hiç göstermedi de söylemedi de. evi kirlettiğimizde veya kardeşlerimle kavga ettiğimizde sadece kızardı.belki haklıydı. çünkü dört kardeştik ve sürekli birbirimizle didşirdik.

    ailemin seçtiği kişiyle evlendim. evlilikten hiçbir beklentim yoktu. evliliği annemlerinki gibi bir şey zannediyordum.evlenince ev temizlersin, yemek yaparsın,çocuk doğurursun,arada bir kocanla kavga edersin. bir gün mutlu, bir gün mutsuz yaşayıp gidersin. evlilik böyle bir şey diye düşünürdüm.

    evlendiğim gün eşim beni gelinliğin içinde uzun uzun süzmüş "ne kadar güzelsin" demişti.

    daha önce hiçkimse bana böyle güzel olduğumu söylememişti.çokta güzel olduğumu düşünmüyordum ama onun bana güzel olduğumu söylemesi içimi kıpır kıpır etmişti. ogün duyduğum güzel söz daha sonra duyacağım güzel sözlerin sadece bir başlangıcıydı.eşim bana her fırsatta iltifat eder, beni sevdiğini söyler. bana sevginin sadece filmlerde değil gerçek hayatta da olduğunu gösterdi. eşimle çok güzel anılarımız var. ama beni en çok etkileyen ve mutlu eden anımı sizlerle paylaşmak isterim.

    ilk çocuğumun doğumundan 2 ay sonraydı. kontrol için doktoruma gittiğimde hamileliğimde karnımda oluşan çatlakların ne zaman geçeceğini ve doğumdan sonra kalan göbeğimin nasıl eriyeceğini sordum. doktorum " estetik ameliyat olmadıkça,o çatlaklar geçmez.jimnastikle göbeğiniz biraz erir ama hamilelikten önceki haline gelmez. ancak kendini estetik cerrahın ve bir güzellik uzmanının eline bırakırsanız eski halinize dönersiniz." dedi nerede bizde o kadar para.

    başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. akşam eşimle konuşana kadar üzüntümden kendi kendimi yedim bitirdim. akşam eşim canımın neden sıkkın olduğunufarkedince neler olduğunu sordu.ona doktorun söylediklerini anlattım.

    bazı kadınlar doğumdan sonra eşlerinin kendilerini beğenmediğini söylüyorlar. beni yine eskisi gibi sevecek ve beğenecekmisin diye sordum. o bana "ben seni karnın dümdüz diye sevmedim ki, şimdi göbeğin var diye sevmekten vazgeçeyim. hem karnındaki çizikler ve göbeğin beni kesinlikle rahatsız etmediği gibi hoşumada gidiyor. artık bir annesin, ikimizin parçasını taşıdın ve o izler bana bunu hatırlatıyor. karnındaki işaretler seni daha kadınsı yapıyor." dedi. eşimin sözleri bütün üzüntümü giderdi.

    doğum yapmamın üzerinden 10 yıl geçti. bu arada bir bebeğimiz daha oldu. eşimle birbirimize olan sevgimiz kesinlikle azalmadı. geçenlerde genç kızkenki resimlerime baktım. kendimi çok çirkin buldum.birde yakınlarda çekilmiş bir fotoğrafıma baktım. şimdiki halimi güzel buldum. şunu anladımki, sevgi çirkin bir kadını güzel yapabilir.sevgisizlik ise güzel bir kadını çirkin yapabilir.sevgi sihirli bir değnek gibi, değdiği herşeyi güzelleştiriyor. bana sevgiyi öğrettiği için eşime herkesin huzurunda teşekkür ediyorum.

    bütün okuyuculara sevgi dolu mutlu günler dilerim.

    Serpil KESER

    Serpil ilk tebrik telefonunu eşinden aldı. eşiyle birbirlerini kutladılar.dha sonr arkadaşlarıda aradı. o gün bütün günü telefon başında gelen kutlamaları kabul etmekle geçti.

  2. #2
    Yeni Üye

    Standart

    selam nilüfer hanım sizin hikayenizi genelde her evli kadın zaman zaman yaşıyo ama siz yinede şanslı olanlardansınız bi aile ortamında hep bi ağızdan dile getirebilmişsiniz sizi kendi adıma tebrik ediyorum becede kadın dediğin çiçektir sulanırsa yeşerir sulanırsa mis gibi kokular saçar etrafına sevdiklerine sulaması gereken tek kişide insanın sadece eşidir sizi çok iyi anlıyabiliyorum innaın cani gönülde sevgilerle sevgi ilke kalın aileniz ve siz bir ömür boyu mutluluklar

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]