Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan BirinciBirinci 123
21 den 26´e kadar. Toplam 26 Sayfa bulundu

Konu: Çocuk hikayeleri ( Bayram)

  1. #21
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [ Bisiklet Sevdası ]


    Ahmet on yaşında, hayatı seven, derslerine iyi çalışan bir çocuktu. Derslerinde oldukça başarılı olan Ahmet’i annesi, babası, komşuları çok seviyordu. Çünkü o büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi gösteriyordu.

    Ahmet’in bir hayali vardı; her gece yatağa yattığı zaman o hayaline dalardı. Ahmet bazı arkadaşlarında olan ve kendisinde olmayan bir şeyin hayalini kuruyordu. 0 da bir bisiklete sahip olmaktı. Ama henüz bu mümkün olmamıştı. Ailesinin durumu pek iyi olmadığı için bu isteği gerçekleşmemişti. Bu isteğini annesine birkaç defa söylemiş, o da paralarının olmadığını anlatmıştı.

    Ailesinin durumunu bildiği için o da mecburen bu isteğinden vazgeçmişti, daha doğrusu vazgeçmiş görünüyordu.

    Ahmet, okuluna gidip gelirken devamlı bisiklet satan dükkanın önünden geçiyordu. Bisikletçide siyah bir bisiklet vardı, ışıl ışıl parlayan bu bisiklete adeta aşık olmuştu. Ama bakmaktan başka bir şey gelmiyordu elinden. Gece gündüz bir bisiklete sahip olmanın hayalini kuruyordu. Ne yapıp da bu bisiklete sahip olabilirdi?

    Birkaç hafta düşündükten sonra bir çözüm buldu. Planına göre kendine verilen harçlıkları harcamayacak, biriktirip bisiklete sahip olacaktı. Hafta sonları da ayakkabı boyacılığı yaparsa parayı daha çabuk biriktirebilirdi.

    Planını uygulamaya koymuştu. Hafta sonları ayakkabı boyuyor, verilen harçlıkları da ekonomik kullanıyordu. Planının üzerinden bir yıl geçti. Parasını her akşam sayıyordu. Bir yıl geçtikten sonra bisiklet parasının tamam olduğunu anladı. Artık bisiklet alabilirdi.

    Para biriktirdiğinden ailesinin haberi yoktu. Bir gün annesine bisiklet alacağını söyledi. Annesi yine paralarının olmadığını söyledi. Bu cevap üzerine annesine durumu anlattı. Bisiklet parasının hazır olduğunu öğrenince annesi hem çok sevindi, hem de duygulandı. Paranın hazır olduğunu öğrenince sevinmiş, oğlunun isteğini kendisi gerçekleştiremediği için üzülmüştü.

    Babası işten gelince ona da durumu anlattı. O da çok sevindi. Annesinin yaşadığı duyguları o da yaşadı. Hemen o akşam gidip bisikleti aldılar.

    Ahmet bisiklete sahip olduğu için çok sevinçliydi. Arkadaşlarının bisikletlerinden binmesini önceden öğrendiği için binmekte de bir zorluk çekmedi. Artık boş vakitlerinde derslerini yaptıktan sonra devamlı bisiklete biniyordu. Sonunda hayali, çabası sonucu gerçekleşmişti.

    Günler geçtikçe Ahmet bisiklete binmekte daha da ustalaştı. Kendine güveni arttı. Bu güven sonucu tehlikeli binişler yapmaya başladı. Bisikletiyle cambazlıklar yapıyordu. Arkadaşları ve büyükleri bu tür hareketleri yapmaması konusunda uyarılarda bulunuyorlardı, fakat bu uyarılara Ahmet pek kulak asmıyordu. Kaza yaparsın diyenleri" "Yapmam" diyerek geçiştiriyordu.

    Bir hafta sonu şehre on beş kilometre uzaklıktaki köyde görevli olan amcasının yanına gitmeye karar verdi. Ara sıra zaten gidiyordu. Ama bu gidişi farklı olacaktı. Bisikletle gitmeyi düşünüyordu. Anne babasını zor da olsa buna ikna etti. Özellikle annesi kaza yapmasından korkuyordu. Bu yüzden bisikletle göndermek istemiyordu.

    Ahmet cumartesi sabahı sevinçle evden ayrıldı. Bisikletle ilk defa uzun bir yolculuğa çıkıyordu. Ama gittiği yerin yolunun çoğu yokuştu. İlk yokuşlara bana mısın demedi. Fakat ilerleyen dakikalarda yorulma belirtileri görüldü. Hava da ısınmış, sıcak beynine vurmuştu. Sıcağın ve pedal çevirmenin yorgunluğuyla hali kalmayan Ahmet yol kenarında durup dinlenmeye başladı. Susuzluk da canına tak etmişti.

    Yol kenarında dinlenirken yanından birkaç traktör geçti. Traktörler pek hızlı gitmiyorlardı. "Acaba bunlara tutunursam daha kolay gidemez miyim? fikri doğdu Ahmet’te.

    Biraz düşündükten sonra olabileceğine karar verdi. Bundan sonra geçecek ilk traktöre binmeye karar verdi. Bu karar çok tehlikeliydi. Kazaya davetiye çıkartmak gibi bir şeydi.

    Aşağıdan bir traktör sesi gelmeye başladı. Az sonra da traktör göründü. Hemen bisikletiyle yola koyuldu. Biraz gittikten sonra traktör yanına yaklaştı. Tam yanından geçerken traktörün römorkuna tutundu. Tutunurken çok büyük bir tehlike atlattı. Neredeyse römorkun altında kalacaktı.

    Römorka tutunduğunda bir şeyin farkına vardı. Pedalları çevirmediğinde bisikletin dengesini kaybediyordu. Traktör tutunduğu ilk ana göre daha da hızlanmıştı. Ahmet’in traktörün gidiş hızına göre pedalları çevirmesi gerekiyordu. Yoksa dengesini kaybedip düşecekti.

    Geçen birkaç dakika içinde Ahmet güçten düştü. Traktörün römorkunu bırakmak istiyor, fakat bırakamıyordu. Bıraktığında dengesini kaybedip düşmekten korkuyordu. Şoföre sesleniyordu, ama o da bir şey duymuyordu.

    Ahmet’in gücü iyice azaldı. Artık bacakları pedalları çeviremiyordu. Pedalları çeviremez olunca direksiyon hakimiyetini kaybetti. O sırada ellerini römorktan çekti. Çekmesiyle birlikte bisikletle birlikte savruldu. Üç- dört takla attıktan sonra durabildi.

    Ahmet attığı taklaların etkisi ve korkuyla kısa süre bir baygınlık geçirdi. Gözlerini açtığında başında bir çok insan olduğunu gördü. Bilinci yerine geldi. Yanındakilerde bir telaş vardı. Elini, kolunu, başını yokladı. Elinde ve dizinde sıyrıklar vardı. Başında da biraz kanama vardı. " Korkmayın bir şeyim yok" dedi. Bu sözleri duyunca herkes rahat bir nefes aldı. Elbisesinin bazı yerleri yırtılmış, bisikleti hasar görmüştü,ama bunlar o kadar önemli değildi.

    İlk anda çok üzüldü. Ama sonra şükretti. Çünkü en azından kırık çıkığı yoktu. O sırada büyüklerinin, arkadaşlarının uyarıları aklına geldi. " Bir şey olmaz bir şey olmaz, diyerek uyarıları geçiştirdiğini düşündü. "Demek bildikleri bir şeyler varmış." dedi kendi kendine.

    Bu olaydan sonra büyüklerinin uyarılarına daha da dikkat etti. Büyüklerinin yaşadıkları tecrübelerle bazı uyarılarda bulunduklarının bilincine vardı. Onların uyarıları, küçüklerinin iyiliği içindi.

    Bu olaydan sonra bisikletine kendi daha dikkatli bindiği gibi arkadaşlarını da devamlı uyarıyordu.

    Başından geçen olayı anlatınca da arkadaşları ona hak veriyordu.

  2. #22
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [ Erkekler de Namaz Kılar mı? ]


    İslam’ın beş şartından biri olan namazı günde beş vakit kılmaktayız. Beş vakit dışında değişik zamanlarda kıldığımız namazlar da var. Kıldığımız her namaz ile Allah katında biraz daha değer kazanıyoruz.

    Üniversiteyi kazanıp ailemden ayrılıp Ankara’da okumaya başlamıştım. Kalacağım yer konusunu da memleketten komşum olan Emin amcanın evinde kalarak halletmiştim. Sağ olsun Emin amcanın o zaman bana çok faydası olmuştu. Onun yaptığı iyiliği ömrüm boyunca unutmam. Bu yüzden her zaman duacısıyım.

    Emin amcanın evinde tek başıma kalıyordum. Zamanla komşularım da olmuştu. Çocukların dilinden iyi anladığım için ben çocukları çok seviyordum, onlar da beni çok seviyordu.

    Fakülteden erken geldiğim zamanlarda benim yanıma gelirlerdi. Onlarla sohbet ederdik. Bana sorular sorarlar, ben de cevaplandırırdım.

    Yine bir gün fakülteden erken gelmiştim. Öğle namazı vakti de geçmek üzereydi. Namazı hemen kılmak için tek katlı evin dış kapısını bile kapatmadan eve girdim, Abdestimi alıp namaza durdum.

    Bu sırada kapının açıldığını hissettim. Gelen Azize teyzenin yedi yaşındaki torunu Hatice idi. Onun olduğunu sesinden anlamıştım. Odaya girdiğinde bir hayret ifadesiyle şöyle dedi:

    – Aaaa! Ali abi namaz kılıyor!

    Tabii ben namazda olduğum için sorusuna cevap veremedim. Hatice koltuğa oturup hayretle beni izlemeye başladı. Namazım bittikten sonra sorular gelmeye başladı. Ben de dilim döndüğünce cevaplar veriyordum:

    – Ali abi erkekler namaz kılar mı?

    – Elbette Hatice, bunda şaşacak ne var?

    – Bilmem, ben hiç görmemiştim de!

    – Peki senin baban namaz kılmıyor mu?

    – Kılmıyor.

    – Annen kılıyor mu?

    – Bazen.

    – Babaannen kılıyor mu?

    – 0 her zaman kılar.

    – Bak Hatice! Erkek ya da kadın Müslüman, akıllı ve çocukluk dönemini geçiren her insanın namazı kılması gerekir. Bu Allah’ın ve Peygamberimizin emridir. Peygamberimiz "Namaz dinin direğidir" buyurmuştur. Nasıl direksiz ev olmazsa, ayakta durmazsa, namazsız da din ayakta durmaz. Peygamberimiz ayrıca beş vakit namaz kılanın küçük günahlarının bağışlanacağını bildiriyor.

    – Peki babam neden kılmıyor? Kılmazsa ne olur?

    – Neden kılmadığını bilemem, ama kılmamakla günaha giriyor. Sevaptan da payını alamıyor.

    – Günah nedir?

    – Günaha giren öldükten sonra cezalandırılır. Bak Hatice! Senin beni namaz kılarken görünce şaşırman normal. Çünkü hiçbir erkeğin namaz kıldığını görmemişsin. Peki sen büyüyünce namaz kılacak mısın?

    – Hı hı.

    – Peki kardeşin Hasan kılacak mı?

    – 0 kılmaz!

    – Neden?

    – Çünkü babam kılmıyor.

    Erkeklerin namaz kıldığını anlatmama rağmen Hatice beynine kaydettiği bilgi ile cevap veriyordu.. Erkeklerin de namaz kıldığını anlatmam bir kulağından girip öbüründen çıkmıştı. Hatice’ye anlattıklarımı hatırlatınca unuttuğunun farkına vardı ve utandı. Ama onda suç yoktu. 0 öyle görmüştü. Onun dünyasında erkeklerin namaz kılması yoktu. Üzüm birbirine baka baka kararır sözü ne doğruydu. Çocuk gördüğünü doğru ya da yanlış örnek alıyordu. Bir kamera gibi kaydediyordu.

    Bu olay bana çocuklarımız yanındaki davranışlarda ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatmıştı. Çocuklar boş bir kamera kaseti gibiydi. Çevresinde ne görürse onu anında kaydediyordu. Yanında sigara içiliyorsa büyüyünce o da büyük ihtimal içecekti. Büyüklerimize saygısız davranıyorsak o da zamanı gelince bize öyle davranacaktı. Namaz kılıyorsak kılacak, kılmıyorsak kılma ihtimali düşük olacaktı.

  3. #23
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [ Ömer’in Pişmanlığı ]


    Nasıl yaptım o hatayı hala anlayamıyorum! Aradan üç yıl geçmesine rağmen aklıma geldikçe yüzüm kızarıyor, utanıyorum.

    İlkokul yıllarıydı. Otuz öğrencili bir sınıfımız vardı. Arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyor, birbirimizi çok seviyorduk. Özellikle birkaçıyla okuldan sonra da beraber oluyor, oyunlar oynuyorduk. Aramızdan su sızmıyordu.

    Bir gün önümdeki sırada oturan arkadaşım Orhan sevinçli bir şekilde:

    – Arkadaşlar size bir şey söyleyeceğim, dedi.

    Hepimiz yanına toplandık, ne söylediğini merakla bekliyorduk.

    – Ne söyleyeceksin Orhan?

    – Arkadaşlar, babam bana ne aldı biliyor musunuz?

    – Nasıl bilelim ne aldığını?

    – Küçük bir cep televizyonu.

    Cep televizyonu pek bulunmadığı için bize çok önemli bir şey gibi gelmişti. Bu yüzden üst üste sorular geldi:

    – Nerede, hani göstersene?

    – Evde, okula getirmeme izin vermediler.

    – Getirsen, biz de izlerdik. Neden izin vermiyorlar?

    – Bilmiyorum ki!

    – Belki bozarlar diye vermezler.

    – Neden bozulsun, ders aralarında izlerdik.

    – Arkadaşlar, isterseniz gizlice yarın getirebilirim.

    – Çok iyi olur Orhan biz izleriz. Akşam geri götürürsün, kimsenin haberi olmaz.

    Orhan televizyonu getireceği için çok sevinmiştik. 0 gün akşamı zor ettim. Ertesi gün erkenden okula gittim. Benim okula vardığımda daha Orhan gelmemişti. Ders başlamadan az önce geldi. Hemen Orhan’a sordum:

    – Televizyonu getirdin mi?

    – Getirdim.

    – Ne zaman göstereceksin?

    – Teneffüste gösteririm, şimdi ders başlayacak.

    – Tamam Orhan.

    Ders sonunda bütün arkadaşlar Orhan’ın başında toplandık. Sabırsızlıkla bekliyorduk, cep televizyonu daha hiç görmemiştik, acaba nasıl bir şeydi?

    – Haydi Orhan göstersene.

    – Tamam, sabredin biraz, göstereceğim.

    Konuşurken Orhan televizyonu çantasından çıkarttı. Küçücük bir şeydi, açtı, biraz izledik, insanlar minik minik görünüyordu. Hepimizin de çok hoşuna gitmişti bu küçük alet.

    Birkaç dersten sonra öğle arası geldi. Yemekten sonra arkadaşlar bahçeye oynamaya indiler. Ben inmedim.

    Sınıfta beklerken aklıma bir fikir geldi. Televizyonu alıp evde izleyecektim. Sonra da Orhan’a götürüp verecektim. Bu düşünceyle çantama koydum. Ertesi gün getirecektim.

    Eve vardıktan sonra hemen ödevimi yaptım, televizyonu çıkartıp izlemeye başladım. Bir ara odama annem geldi:

    – Ne o Ömer?

    – Şeey!

    – Ne o oğlum?

    – Şeey, televizyon!

    – Nereden buldun onu, biz sana televizyon almadık ki?

    – Arkadaşım Orhan’ın anne.

    – İzlemen için sana mı verdi?

    – Şey, vermedi, ben aldım.

    – Nasıl sen aldın?

    – Çantasından aldım.

    Annem şaşırmış halde yüzüme bakıyordu:

    – Sen ne dediğinin farkında mısın!?

    – Ama anne, götürüp vereceğim.

    – Oğlum, hiç izin almadan başkasının eşyası alınır mı? Sen ne yaptın? Bu yaptığın çok yanlış. Böyle yapanlara hırsız derler. Orhan televizyonu bulamayınca ne kadar üzülecek farkında mısın?

    Annemin dedikleri doğruydu. Nasıl olmuştu da bunu düşünememiştim. Üzüntümü anneme anlatmak istedim:

    – Afedersin anne, hiç düşünemedim bunu, ama ben hırsız değilim, sadece izlemek için almıştım.

    – Yarın televizyonu ver ve arkadaşından özür dile!

    – Tamam anne zaten vereceğim.

    – Arkadaşımın adresini ya da telefon numarasını biliyorsan durumu hemen bildirelim, çocuk boşu boşuna üzülmesin.

    – Bilmiyorum anne.

    Annemin söylediklerinden sonra ne kadar kötü bir şey yapmış olduğumun farkına vardım. Yaptığımın hırsızlık olduğunu düşündükçe çok canım sıkılıyordu. Üzüntümden o gece kahroldum, uyuyamadım.

    Ertesi gün okula erkenden gittim, okula vardığımda Orhan’ın da gelmiş olduğunu gördüm. Oturmuş, sırada ağlıyordu. Arkadaşlarımdan biri sordu:

    – Orhan, neden ağlıyorsun?

    – Televizyonumu kaybettim. Dün çantama koymuştum, eve vardığımda bulamadım, çalmışlar.

    – Ciddi misin, kim çalmış olabilir?

    – Bilmiyorum, annemle babam kaybettiğimi duyunca bana çok kızdılar. Bir daha bir şey almayacaklarmış.

    – Üzülme Orhan bulunur.

    – Nereden bulacağız, çalan geri verir mi?

    Konuşulanları dinlerken üzüntüm bir kat daha arttı. Bir türlü televizyon bende diyemiyordum. Hırsız damgası yemekten korkuyordum. Bu arada konuşmalar devam ediyordu:

    – Orhan, bütün herkesin çantalarını arayalım!

    – Olmaz, bu kadar çantayı nasıl arayalım?

    – O halde şüphelendiklerin varsa onlarınkini arayalım.

    Arkadaşlar kendilerince çözüm yolları arıyorlardı. Bu sözler beni çok korkuttu. Çünkü henüz televizyonu aldığımı söyleyememiştim. Aranarak bulunursa çok daha kötü olacaktı. Ama bir türlü söyleyemiyordum. Konuşmalar devam ediyordu:

    – Kimden şüpheleniyorsun?

    – Kamilden biraz şüpheleniyorum!

    – Yok canım, Kâmil öyle şey yapmaz!

    – Bir kaç defa benim kalemimle silgimi almıştı.

    Benim yüzümden suçsuz bir insan suçlanıyordu. Sonunda dayanamadım:

    – Kamil almamıştır!

    – Nereden biliyorsun Ömer?

    – Biliyorum, o almadı!

    – 0 halde kim aldı?

    – Söyleyeceğim, ama bana kızmayın!

    – Kızmak mı? Niye kızalım? Kızacak ne yaptın ki?

    – Orhan, senden özür diliyorum, televizyon bende.

    – Sende mi!?

    – Evet bende!

    – Ama nasıl olur Ömer?

    – Bakmak için dün çantandan almıştım. Çok hoşuma gitti. İzlemek için eve götürdüm. Bugün de getirecektim. Getirdim de. Annem televizyonu gördü ve yaptığımın çok kötü bir şey olduğunu söyledi. Yaptığıma çok pişman oldum. Ama iş işten geçmişti. Telefon ve adresini bilmediğim için sana da ulaşamadım.

    – Şimdiye kadar neden söylemedin?

    – Okula gelince hemen verecektim, ama utandım, bir şey söyleyemedim. Kâmilden şüphelendiğinizi duyunca söylemeye karar verdim. Benim yüzümden suçsuz biri haksız yere suçlanacaktı. Buna gönlüm razı olmadı. Hepinizden özür dilerim.

    Sözlerim bittikten sonra televizyonu çantamdan çıkartıp Orhan’a verdim. Herkes hayretten dona kalmış bana bakıyordu. Üzüntümden sıraya kapanıp ağlamaya başladım.

    Az sonra bir el başıma dokundu. Başımı kaldırdığımda öğretmenimizin olduğunu gördüm, gözlerimdeki yaşı sildi. Bizden olanları anlatmamızı istedi. Bir arkadaşım olanları anlattı. Öğretmenimiz olanları öğrenince bize nasihat verme ihtiyacı hissetti:

    – Çocuklar, insan hata yapabilir. "Beşer şaşar" demişler. Yani insan bazen yanlış yapabilir. Ömer’in yaptığı hatalı bir davranış, o bu yanlıştan ders almış, ağlaması da bunu gösteriyor. Bana kalırsa onu affedin. Bir daha böyle bir şey yapmayacağına da sanırım söz verir, değil mi Ömer?

    titreyen bir ses ve utangaçlıkla:

    – Evet diyebildim, öğretmenimiz.

    – Ben de ona inanıyorum. Kucaklaşın, barışın ve bu olay burada kapansın, dedi. Sonra Orhana döndü;

    – Bu olay sana da ders olsun Orhan. Sen de anne ve babanın izin vermediği şeyleri yapma. Onlar evden dışarı çıkartmamanı istemişler, onlardan gizli olarak sen televizyonu okula getirmişsin. Bu olaylar bu yüzden başına geldi. Hiçbir zaman emin olmadan başkalarını da suçlamayın. Başkalarının eşyasına izin almadan el sürmeyin, almayın. Niyetiniz kötü olmasa da hırsız durumuna düşebilirsiniz. Hepiniz de bu olaydan ders alın!

    Öğretmenimiz söylediklerinde çok haklıydı. Arkadaşlarımdan öğretmenimizin huzurunda tekrar özür diledim. Onlar da benim samimiyetimi anladılar. Bu olay bana unutmayacağım bir ders oldu.

  4. #24
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Gelin Gölü ]


    Bahar gelmiş, gül açmıştı. Yemyeşil çimenler yağan yağmurlar ve ısıtan güneşin etkisiyle topraktan çıkmış, dünyaya merhaba demişti.

    Kuşların cıvıltıları gökyüzüne yükseliyor, insanların koşuşturması biraz daha artıyordu. Çünkü bahar ile işler de artmıştı. Hayvanlar da yeşile çıkmanın, kırlarda özgürce dolaşmanın tadını doyasıya çıkartıyordu.

    Hacı Hasan efendi de zaman zaman torunu Ahmet ile hayvanları otlatmaya götürüyordu. On yaşında olan Ahmet zeki ve meraklı biriydi. Herkesten yeni yeni şeyler öğreniyordu.

    Güneşli bir bahar günüydü. Ahmet yine dedesiyle hayvanları otlatmaya gitti. Gittikleri tarlanın adı "Gelin Gölü" idi. Tarlanın ortasında göle benzer bir su birikintisi ve sazlık vardı. Ahmet bu tarlanın adının nereden geldiğini ne zamandan beri merak ediyordu. Göl denilmesini anlıyordu, ama neden "Gelin Gölü" dendiğine bir türlü anlam veremiyordu. 0 zamana kadar bunu merak etmesine rağmen öğrenememişti.

    Gölde kurbağaların "Vırak vırak" sesleri yükselirken Ahmet dedesine sorusunu yöneltti:

    – Dede.

    – Ne var oğlum?

    – Bu tarlamıza neden "Gelin Gölü" diyoruz?

    – Uzun hikaye oğlum.

    – Bana anlatır mısınız?

    – Çok mu merak ediyorsun?

    – Evet dede, çok merak ediyorum.

    – Kısaca anlatayım o halde. Yıllar önce, belki de yüz yıllar önce burada bir olay yaşanmış. Rivayete göre bir ağa oğlunu evlendiriyormuş. Mevsimlerden yaz mevsimiymiş ve hava çok sıcakmış. Düğün hazırlıkları yapılmış. Gelin arabası süslenmiş, mandalar koşulmuş.

    – Mandaların düğünde ne işi var dede?

    0 zamanlar otomobil, motorlu araç diye bir şey yokmuş. Ulaşımda, taşımacılıkta; öküz, at, eşek, manda gibi hayvanlar kullanılıyormuş.

    Tabii, doğru ya! Nasıl düşünemedim!

    – Gelin şu tepenin ardındaki köy var ya! 0 köydenmiş. Damat da bizim köydenmiş. Bizim köylüler gelini almışlar ve geliyorlarmış. Gelin de mandaların çekmiş olduğu kağnı arabasındaymış.

    – Manda arabasından gelin arabası, amma ilginç dede!

    – Evet ilginç. Gelin alayı bu gölün yakınına geldiğinde mandalar huysuzlanmış.

    – Neden acaba?

    – Sıcaklık doruk noktaya ulaşmış. Bir de hani şu bizim hayvanları ısırıp kanını emen arıdan büyük sinekler var ya! İşte onlar mandaların kanını emmeye başlamış. Ne olduysa o zaman olmuş. Mandalar da gölün yanından geçerken göle dalıvermişler.

    – Gelinle beraber mi?

    – Evet.

    – Göle giren mandalar, araba ve gelin bir anda gözden kaybolmuş. Gölün dibi milli olduğu için mandaları da gelini de çekmiş.

    – Kurtarmaya giren olmamış mı?

    – Olmaz mı! Kurtarmaya giren birkaç kişi de aynı sona uğramış ve çıkamamış.

    – Çok kötü olmuş dede.

    – Yaaa oğlum işte böyle. Bu göl o düğünde birkaç kişiye, mandalara ve geline mezar olmuş ve adı "Gelin Gölü" olarak kalmış, günümüze kadar gelmiş.

    – Dede gerçekten kötü olmuş. Dedeciğim sizi yordum, teşekkür ediyorum.

    – Ben yorulmadım oğlum. Ama biz bu tür olaylardan ders çıkartmalıyız. Ölümün ne zaman, nerede, nasıl geleceği bilinmez. Allah’tan başka kimse bunu bilemez. Herkesin bir kaderi, alınyazısı vardır. Er ya da geç bu dünyadan göçeceğiz. Bu dünya bir imtihan yeri, ahiret hayatına hazırlıklı gitmeliyiz. Dünya ahiretin tarlasıdır, iyilik eken iyilik bulacak, kötülük eken, yani kötülük yapan cezasını çekecek.

    – Ölenlerin yakınları ne yapmıştır kim bilir dede?

    – Sen hâlâ anlattığım olayın etkisindesin. Tabii ki üzülmüşlerdir, ağlamışlardır. Ama oğlum sabırlı olmak gerekir. Üzücü olaylar hayatımız boyunca hepimizin başına gelebilir. Bu olaylara karşı isyankâr olmamak, "Allah’ım bizi mi buldun?" dememek gerekir. Yani kadere razı olmak gerekir.

  5. #25
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [ Okula İlk Adım ]


    Yıllar ne çabuk gelip geçiyor. Daha dün denilecek kadar zaman önce çocuktum, şimdi yetişkin biri oldum. Zaman gelecek her canlı gibi bu dünyadan göçüp gideceğim, diyordu Fatih Bey içinden.

    Yıllar öncesiydi. Fatih büyüklerinin şefkatli kollarında bebekliğini geçirmiş, yaşı yedi olduğunda okuluna başlayacaktı. Okulların açılma dönemi yaklaştıkça okula başlama isteği ve heyecanı artıyordu.

    Hergün babasına okul araçlarının ne zaman alınacağı konusunda sorular soruyor, o da acele etmemesi gerektiğini, alınacağını söylüyordu.

    Eylül ayına girilmişti ve okulların açılmasına bir hafta kalmıştı. Her gece rüyasında okula başlayacağı anı görüyordu.

    Akşam olmuş, herkes evine girmişti. 0 zamanlar köyünde elektrik de yoktu. Evlerini kimi zaman gaz lambası, kimi zaman lüx denilen piknik tüpü ile çalışan alet aydınlatıyordu.

    Elektrikleri olmamasına rağmen evde televizyonları vardı. Bu televizyon akümülatör ile çalışıyordu. Uzun süreli televizyon izlediklerinde akü zayıflıyor, ekrandaki görüntüler kaymaya başlıyordu. Televizyonda önemli bir program olursa bu durumda babası traktörü çalıştırıyor, şarj etmesi ile televizyonu izliyorlardı.

    Televizyon izlemeye bazen komşuları da gelirdi. Çünkü onların televizyonu yoktu. 0 siyah beyaz televizyon, o sihirli kutu herkesin kendine bakmasını sağlıyordu.

    Yine bir akşam ailesi ile birlikte televizyon izliyordu. Haberlerde önemli olaylar vardı Haberlerin biri de okulların açılmasıyla ilgiliydi. Fatih bu haberi, kulaklarını biraz daha kabartarak izledi. Çünkü haber kendini de ilgilendiriyordu.

    Babası da Fatih’in televizyonu o sırada daha dikkatli izlediğini fark etti. Hem televizyonu, hem oğlunu izliyordu.

    O haber bittikten sonra babasına dönen Fatih heyecanla sordu:

    – Baba ben ne olacağım?

    – Sen de okula başlayacaksın, dedi babası.

    – Ama, elbisem, kalemim, kitaplarım, çantam alınmadı ki, dedi Fatih.

    Babası:

    – Yarın hazır ol, şehre gidip alacağız, dedi.

    Fatih bu habere çok sevinmişti. Televizyonun bulunduğu odadan hemen çıkıp annesinin yanına gitti.. Yemek hazırlayan annesine müjdeli haberi vermek istiyordu:

    – Anne, anne gidiyoruz!

    – Nereye oğlum?

    – Şehre.

    – Neden oğlum?

    – Okul için alınması gereken şeyleri almaya.

    – Tamam oğlum, dedi annesi.

    O gece Fatihin gözüne pek uyku girmedi. Sabah olmuyor, güneş doğmuyordu sanki.

    Sabah olunca babasıyla şehre gitti.

    Okul önlüğünü, ayakkabı, pantolon, kalem, defter, kalemtıraş, boya gibi malzemeleri aldılar. Fatih sevinçten uçuyordu. Kendine yeni şeyler alınmış, günlerdir beklediği heyecanın ilk bölümü sona ermişti.

    Okul araçlarını aldıktan sonraki her akşam alınan giyecekleri giyiyor, çantasını açıp içindekileri kontrol ediyor, özenle sonra yerine koyuyordu. Elbisesinin, önlüğünün de ütüsünün bozulmamasına özen gösteriyordu.

    Sonunda beklediği günün sabahı geldi. Heyecanı doruk noktaya ulaşmıştı. Annesi üzerini giydirdi. Yakalığını özenle taktı. Hazırlıkları yaparken annesi bir taraftan da öğütte bulunuyordu:

    – Oğlum, okula "Besmele" ile başla. Çünkü her hayırlı işe Besmele ile başlanması gerekir. Arkadaşlarınla iyi geçin. Öğretmenlerinin sözünü dinle. Yap denilenleri yap, yapma denilenleri yapma. Kalemini, kitabını, defterini, silgini, kalemtıraşını iyi kullan. Kötü kullanıp, kullanılmaz hale getirme.

    Fatih verilen öğütlere "Tamam anne" diyerek karşılık veriyordu. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra annesinin elini tutarak yola koyuldu. Sevinçten uçuyordu. Fakat yola devam ederken kendi yaşında olan bazı çocukların ağladığını, okula zorla getirildiğini gördü. Hayret içinde kalmıştı. 0 güle oynaya giderken bazılarının ağlamasına, gitmek istememesine neden ne olabilirdi? Hemen annesine sorusunu yöneltti:

    – Anne Hasan neden ağlıyor?

    – Okula gitmemek için!

    – Okula gitmemek için ağlanır mı anne!?

    – Bazıları ağlar.

    – Ama neden?

    – Okulun ne olduğunu bilmedikleri, annelerinden ayrılmaktan korktukları için sanırım, dedi annesi.

    Okula başlarken ağlayanların da olacağı hiç aklına gelmemişti Fatih’in. Hayret içinde kalmıştı.

    Birkaç dakika yürüdükten sonra okulun bahçesine vardılar. Fatih, annesinin evde verdiği öğütleri dinlediğini gösterircesine okul bahçesinin kapısından içeri girerken "BİSMİLLAHİRRAHMANiRRAHİM" dedi. Annesi Besmeleyi duyunca tebessüm etti. Sözünün dinlendiğini görünce sevindi.

    Fatih o gün okula ilk adımı attı. Öğretmeni ile tanıştı, elini öptü.

    Okula yeni başlayanlara ayrı bir ilgisi vardı öğretmeninin. Öğretmenin samimi ve candan tavrı Fatih’e okulu daha da sevdirdi.

    Okula ilk gelirken ağlayan bazı arkadaşları da birkaç gün sonra okula alışmışlardı. Onlar da artık severek okula geliyorlardı.

    İlkokuldan sonra ortaokul, lise ve üniversiteyi okumuştu, ama o ilk heyecanı unutamıyordu. İlkokula başlamanın heyecanı bir başkaydı.

  6. #26
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [ Kırılan Çiçek? ]


    Yıllar öncesiydi, çocukluğumu geçirdiğim köyümde sakin bir hayat yaşıyordum. Köyüm çok güzeldi, hâlâ da öyledir.

    Kışın kar yağması ile beyaz gelinliğini giyer, yazın çiçeklerin açmasıyla ağaçların yeşermesiyle mis gibi bir kokuya bürünür, yeşil elbisesini de giyerdi.

    Temiz havası, insanların ciğerlerine adeta bir merhem olur, insanlarının uzun ömürlü olması da sanırım bundandır.

    Çocukluğum bu güzel köyde geçti. Hafta içi okuluma giderdim, hafta sonları da boş olduğum zamanlarda dedemle ineklerimizi otlatırdım.

    Yeni yapılan okulumuz çok küçüktü. Köyümüz de küçük olduğundan zaten okula gidenlerin sayısı azdı. Benimle beraber okulda dokuz kişi vardık. Okulumuz yeni yapıldığı için noksanları da vardı.

    Boş zamanlarımızda öğretmenimizin de önderliğinde okul bahçemizi güzelleştirmeye çalışır, dikilen ağaçların, çiçeklerin bakımını yapardık.

    Öğretmenimiz hepimize üçer ağaç vermişti. Herkes ağaçlarından sorumluydu. Yıl sonunda kimin ağaçları daha iyi olursa, öğretmenimiz ona ödül vereceğini söylemişti. Bu yüzden hepimiz de ağaçlarımıza iyi bakıyorduk.

    Öğretmenimiz de okulun beş basamaklı merdiveninin yanına çok güzel bir çiçek dikmişti, onu çok severdi. Kimi zamanlar konuştuğu bile olurdu. Bu çiçekten köyümüzde hiç yoktu.

    Zamanla bu çiçek büyüdü, püskülü çıktı ve uzadı. Püskülü yüzünden adına "Püsküllü" diyorduk. Boyu bir metreye yaklaşmıştı. Zamanla püskülü aşağı doğru uzamaya başladı ve yere yaklaştı. Püskülünü artık zor çekiyordu.

    Bir gün öğretmenimiz taksisiyle şehre gitti. Bu yüzden bizimle eşi Nuran Hanım ilgileniyordu. Nuran Hanım çok cana yakın, insanları seven biriydi. Bizi de çok severdi. Ogün öğlene kadar dersimize girdi. Öğle arasında hepimiz evlerimize gidip yemeklerimizi yedik.

    Öğleden sonra yine okula gelmiştik. Nuran Hanım henüz gelmemişti. Bizler de bunu fırsat bilip sınıfta oyun oynamaya başladık. Çok neşeliydik. Sınıf oyunlarımız yüzünden toz içinde kalmıştı.

    Arkadaşlarımdan Şükrü bir ara bana vurup sınıftan dışarı kaçtı. Bende onun peşine düştüm. Kaçmanın ve yakalanmanın heyecanıyla Şükrü okulun giriş kapısı önündeki beş basamaklı merdivenin basamaklarını kullanmadan, merdivenin yanından aşağı atladı. Yüzünde bir endişe oluştu. Ben ise onu yakalamanın sevinci içindeydim. Şükrü endişeli bir şekilde:

    – Bırak, mahvolduk! dedi.

    Şaşırmıştım, ortada gördüğüm kadarıyla bir şey yoktu. Merakla sordum:

    – Ne oldu Şükrü!?

    – Ne olacak? Püsküllüyü kırdım, dedi.

    Merdivenin kenarındaki çiçeğe baktığımda bir parçasının yerde olduğunu gördüm. Beni de bir korku sarmıştı. Halimiz gerçekten kötüydü.

    Öğretmenimizin en sevdiği çiçeği kırmıştık. Biraz sinirli olan öğretmenimiz kesin bizi cezalandırırdı.

    Korkuyla hemen sınıfa girdik. Sınıf da toz içindeydi. Pencereleri ve kapıyı açıp içerisini havalandırdık. Durumu diğer arkadaşlarımıza anlattık. Onlar da çok üzüldü.

    Sessiz bir şekilde sınıfta oturmaya başladık. On- on beş dakika sonra Nuran Hanım geldi. Hepimizin sakin bir şekilde oturduğunu görünce bize "Aferin çocuklar!" dedi. Ama neden sessiz sakin bir şekilde oturduğumuzun sebebini bilmiyordu.

    Zaman ilerledikçe Şükrü ile benim durgunluğumu fark eden Nuran Hanım bunun sebebini sordu. Israrları üzerine zor da olsa olanları anlattım. 0 da olanlara çok üzüldü. Çünkü eşinin o çiçeği çok sevdiğini biliyordu.

    Çiçeği görmek için bizimle beraber dışarı çıktı. Çiçeğin püskülü yerde yatıyordu. Bir çıkar yol arıyorduk. Nuran Hanım bir arkadaş gibi bize yardımcı olmaya çalışıyordu. Endişelenmememizi, korkmamamızı öğütlüyor.

    Biraz düşündükten sonra çözüm yolu bulduğunu söyledi. Bizden bir tel bulmamızı istedi. Hemen sevinçle bir tel bulup geldik. Kopan parçayı tel ile gövdesine ekledi. Çiçek görüntü olarak eski halini aldı. Ama bir sorun vardı. Çiçeğin kopan kısmı solacaktı. 0 zaman ne yapacaktık? Bu geçici bir çözümdü. Nuran Hanıma endişemizi anlattık. O’da:

    – Ben bunu Ali’ye anlatırım, sizin çok korktuğunuzu, üzüldüğünüzü bildiririm. Ama bir daha oyun oynarken çok dikkatli olun, çevrenize zarar vermeyin, dedi.

    İki-üç gün sonra çiçeğin kopan kısmı iyice soldu. Öğretmenimizin sinirli olduğu gözleniyordu. Ama bize bir şey demiyordu. Solan kısmını bir gün telle bağladığımız yerden çıkartıp attı. Yine de bir şey demedi.

    Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra Nuran Hanım’a öğretmenimizin tepkisini sorduk, ikna etmekte çok zorluk çektiğini söyledi. Kopuk halini görseymiş, bizi cezalandıracakmış. Nuran Hanım’ın sayesinde dayaktan kurtulmuşuz. Bu olaydan sonra oyunlarımızda çok dikkatli olduk. Çevremize zarar vermemeye özen gösterdik.

Benzer Konular

  1. Bayram ve Bayram Namazları
    By EXiR in forum Dini Bilgiler
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 06-12-2007, 02:05 PM
  2. Aşk Hikayeleri
    By HeLiN in forum Deneme, Hikaye
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 03-21-2007, 06:46 PM
  3. Aşk Hikayeleri
    By SiyaH in forum Aşk Hikayeleri
    Cevaplar: 87
    Bölüm Listesi: 03-14-2007, 03:58 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]