İktisadi rekabet ve ekonomik savaş

beşer hayatına yön veren

silahlı çatışmalara dahi temel teşkil eden amiller arasına girmiştir. Geri kalmış

kalkınmış

kalkınmakta olan vasıfları daha çok iktisadi durum ve seviyeye bağlanmakta

buna göre devletler zayıf veya güçlü

geri veya ileri sayılmaktadır. İktisaden zayıf ve buna bağlı olarak teknik sahada geri kalmışlık içinde yaşayan ülkelerin

maddi ve manevi değerleri korumaları mümkün olmazsa

o milletler özlerinden uzaklaşır ve geri dönülmesi zor bir yola girmiş olurlar.
Beşeri mutluluğu araştırırken maddi ve manevi değerler birlikte göz önüne alınmalıdır. Hoşgörünün olmadığı

zorbalığın hüküm sürdüğü yerde mutluluğun gelişip serpilemiyeceğini biliyoruz. Teknik bilgi

insan hayatıyla ve insani değerlerle birleştirilmedikçe ondan daha tehlikeli bir şey yoktur. Çağdaş tekniğin

hoşgörüsüzlüğün ve saldırganlığın hal hakim olduğu çevrelere sokulması son derece tehlikeli bir gelişmedir. Bir vahşiye modern teknikleri öğretmek onu uygarlaştırmaz

sadece onu daha güçlü bir vahşi haline getirir.
Teknik ve iktisadi gelişmeyle birlikte ahlaki gelişme de olmalıdır. Bilgileri öğretirken ona insan kişiliğinin değerini

haysiyetini ve ayrıca kime saygılı olacağını da öğretmeliyiz. Aksi takdirde yukarı doğru bir ilerleme değil aşağıya doğru bir düşüş kaydederiz. Amerikan iktisatçısı Chopilla:
“Maden ocakları ve elektrik santralleri yerleşeli pek olmadı. Henüz yapımını bile bitiremediğimiz bu evde yaşamaya yenı başladık. Adetlerimiz

hayat şartlarımız o kadar değişti ki ruh varlığımız en gizli köşelerine kadar sarsıntı içindedir. İlerlemenin sarhoşluğu içinde insanları demiryolu yapımında

fabrikalarda

petrol kuyuları açmada birer vasıta olarak kullandık. Oysa bütün faaliyetleri insanlara hizmet etmenin birer vasıtası olarak yaptığımızı da unutuyorduk. İlerlerken kalitemizin seviyesini de hiç düsünmüyorduk. Bilmiyorum

insanları mallarla bir tutmak veya onlardan değersiz görmek hangi manevi değerlerle imtizaç ediyor?
18. yüzyıl sonunda Çin’i gezen John Barrow elçiliği sırasında şöyle hadiseye şahit olur!
“Kanton’da büyük kanalın kenarında bir kalabalık toplanmıştı. Bir kısmı eski bir geminin kalkık pupasına çıkmış oturuyorlardı. Geminin pupası ağırlığa dayanamayıp yı kılınca hepsi birden kanala döküldüler. Çevrede pek çok yelkenli kayık vardı. Ama kimse

suda debelenen adamların yardımına koşmadı. Yalnız bir tanesi kancasıyla uğraşıp duruyordu. Ancak kurtarmak istediği

boğulmakta olan biri değil kendi şapkası idi.”
Bunun sebebi

insanın gereğinden fazla bol

şapkanın kıt olması mıdır? İnsanın da marjinal değerinin düşmesi bollaşınca insan hayatına verilen önemin azalmasını

düşünebilir miyiz? Öyle bir çağda yaşıyoruz ki herşeyin efendisi olan insan kendisinin efendisi değildir. Zenginlikleri arasında kendini kaybetmişlik duygusu içindedir.”
Hayatın gayesinin ne olduğunu bilemeyen insanlar

iktisadi gelişmelerde

devletce ve milletce kalkınmayı hedef seçerler. Fakat bu

mutluluklarını arttırmak şöyle dursun

problemleri ve sıkıntıları artırmaktan başka işe yaramaz. Gaye

maddi refah olsa idi insanlığın gelişmesi çok önceden durabilirdi. Çünkü

insanı hayvanlardan ayıran özellik

maddi değil: onlar üzerinde kurduğu hakimiyetle beraber

akıllı

şuurlu davranması ve Allah’a karşı olan mesuliyetidir. Bu açıdan

iktisadi kalkınmayı gerçekleştirirken üzerinde durulması gereken konular çok mühimdir.
Kaynakların kullanımında optimum faydayı ve ekonomik refahı temin etmek (ancak toplum fertlerine adilane) karşılık beklenilmeden yardım edilmesi ve yapılan yatırımların diğer sahalara temel teşkil etmesi hem kalkınmayı hızlandırır

hem de hedefe varmayı kolaylaştırır.
Hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır ki: bir millet

arzu edildiği ölçüde

kendini kurtaracak müessese ve ellerden mahrum kaldığı müddetce onun maddi refahı

iktisat ve ticaret

ziraat ve sanayii ve daha değişik istikametteki bütün hamleleri

batmaya yüz tutmuş bir vapurun direklerine yaldızlı boya çalmadan öte bir mana ifade etmeyecektir.
Evet

ziraat modernleştirilmeli

ticaret meşru çizgide çağın icaplarına göre ıslah edilmeli: büyük sanayie giden yollardaki tıkanıklıklar açılmalı

ama bütün bunlardan evvel ve mutlaka o millet fertleri günübirlik düşüncelerden kurtarılmalı

iffet semasına uzatılan şeytani eller kırılmalı

diller koparılmalı ve kendi “gök kubbesi” altında kendi ibrişim ve kanaviçeleriyle kendi dünyasına ait motifleri ortaya koymasına zemin ve imkan hazırlamalıdır.