USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Edebiyat > Deneme, Hikaye
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Deneme, Hikaye Burada deneme ve yazıları paylaşabilir ve bulabilirsiniz.


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-21-2007, 12:46 AM   #1 (permalink)
Mareşal
 
HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Soyutlama,Sanat Ve İslâm'ın Sanat Tasavvuru üzerine bir deneme

Soyutlama yoluyladır ki kâinatın geometrisine ermeye çalışır onun iskeletini çıkarmaya çabalarız” 1 Sezai Karakoç

Kırmızıya boyanmış bir gökyüzü ya da küplerden müteşekkil bir ağaç sûreti çizen ressam nasıl bir görüntü imajı peşinde koşuyor sizce? “Farklı olmak” güdüsünü tatmin etmeye mi çalışıyor acaba bu garip ressam? Kimbilir belki öyledir... Ne var ki her eksantrik olanı sırf farklı olmak isteğinden doğmuş bir garabet olarak görmek haksızlık olacaktır.

“Kırmızı bir gökyüzü” ya da “küplerden örülü bir ağaç” her şeyden önce bir “SOYUTLAMA”dır. Peki neden soyutlama ihtiyacı duymuştur ressam bu motifleri çizerken? Gerçeklik dünyası ona dar mı geliyor fanaaai mi arıyor yoksa?

Bu soruların cevabı sanatçının arayışıyla (problematiğiyle) ilişkiye geçilerek bulunabilir: Mesela eserlerinde görünen gerçekliğin gerisindeki görünmez gerçekliği arayan sanatçı görünen âlemin verileriyle elbette ki yetin(e)meyecektir. Bir anlamda her şeyin aslına nesline köküne yani özüne inmeye çalışacaktır. Bir başka deyişle Kitab-ı Mübin’de mütecelli olan İmam-ı Mübin estetiğini2 arayacaktır... Solup giden bir papatyanın “manevî tarihini” arayacaktır: Geçmiş ve gelecek baharlarda aynıyla değil belki ama misliyle var olan papatyanın mücerret ruhunu ondaki hüsn-ü mücerredi keşfedip eserine oturtacaktır bu sanatçı. Akıp giden zaman nehrinden çekilen nesne adeta zamansız bir buuda oturacak.. Böylelikle mutlak zaman’ın hakikati onda kısmen tahakkuk edecektir.

İmam-ı Mübîn’den Kitab-ı Mübîn’e doğru akan gerçekliği “hakîkat-ı zaman” olarak alırsak şayet “soyutlama” fiili İlahî şuunâtın işleyiş aaafiyetindeki ruhu (estetiği) çift yönlü olarak (diyalektik) algılamamıza imkân tanır: Yani imam-ı Mübîn’den Kitâb-ı Mübîn’e doğru olan akışı görüp Kitâb-ı Mübîn aaaahürlerinden (ikonlardan) İmâm-ı Mübîn’in mücerret ruhuna doğru süzülmek... Bir anlamda zamanı (hakîkat-ı zamanı) tersine bir diyalektik süreçmiş gibi algılama çabası...

“Mutlak zaman” a (“Kün” emrinin hakikatine) göndermede bulunan sanatçının bu işte ancak kısmen başarılı olabileceğini kabul etmemiz icabeder. Çünkü aşkın olan adı üstünde aşar sanatçıyı... Çünkü izafîliklerle çepeçevredir sanatçı...

Fakatsoyutlamasının(tefekkürünün) derinliği nispetinde Hikmet’e erebilecektir sanatçı: İlahî Nur’un ışığıyla...

Gözlerimizden belki gönlümüzden eşyanın içine doğru gönderilen bir x-ışını gibidir soyutlama:

Resmeder ufkumuza varlığın iskeletini resmeder varlığın iç-gizemini..

“Tek ân içinde eşya ve hâdiselerin maverasına sıçratır idrâkimizi” 3

Evet soyutlama yoluyladır ki kâinatın ruhunda cari olan İmam-ı Mübîn estetiğinin geometrisine ermeye çalışır onun çizgi ve nakışlarını nispeten somut olan simgelerle kalıba dökmeye çabalarız. Böylelikle sanat eserinin sebeb-i hikmeti olan somut vesileyi bir anlamda “aşkınlaştırır” ve onunla Üst anlamlar’a ermeye çabalarız. Değil mi ki her bir sanat eseri (O’ndan) bir mecaz bir “ikon” olarak ufkumuzdaki kâinat resmine bir çizgi bir kare daha ekler ve Hakikat daha bir tebeyyün eder ufkumuzda.. tenteneli perde biraz daha aralanır böylelikle.

Soyut sanatçı ve hususan tevhit inancına yaslanan bir ruh haliyle Müslüman sanatçı “kesret içindeki dış dünyayı ayrıntılarından soyutlayarak ana çizgilerine indirger yani onu basitleştirir. Böylelikle nesneler ‘geometrik bir şematizme’ müncer olacak şekilde üslûplaştırılmış) olur.” 4

Bu soyutlama ameliyesinden Müslüman sanatçının umduğu eşyanın özüne inebilmektir. Yani dış-yapının gizlediği iç-yapıyı kristalize ettirebilmektir. Bir başka deyişle eşyanın künhüne yarabilmektir. Sanatçı bahsettiğimiz basitleştirme/sadeleştirme işine yaslandığı vakit “eserindeki figürleri simgeleyen çizgiler gitgide benzeşmeye ve flu bir görünüm altında aynılaşmaya doğru gidecek.. bu flu çizgiler sanki sonsuzda bir/eşecek ve Tek Olan’ın sonsuzluğunda eriyip gideceklerdir.” 5

Böylece eşyanın zahirinde göze çarpan farklılıklar “törpülenip” batınî birlik gösterilmiş olacaktır. Bu sanat anlayışının ayrıntı duyarlılığına sahip olmadığı/olamayacağı eleştirisi yerinde bir eleştiridir; fakat unutulmaması gerekir ki ayrıntının elenip özün tebellür ettirilmesi İslâm’ın tefekkür ve sanat anlayışının en genel karakteristiğidir. Nitekim âfâkî tefekkür İslâm’ın düşünce sistematiğinde ancak icmalî olmak kaydıyla işlevsel olabilir (çünkü bütün yönleriyle kontrol altına alamadığımız dış dünyadaki kesret bizi boğabilir bu yüzden çokluk dünyası geometrik bir algılayış ile ana çizgilerine indirgenmeli ve böylelikle eşyanın gerisinde işleyen vahdet gerçeğinin altı çizilmelidir).

Böyle yüksek düzeyli bir vahdet kavrayışına imkân tanıması sadedinde ‘ayrıntı’nın ihmal edilişi bir eksiklik değil; fakat metodolojik bir tercih zihnî bir tavır alış biçimi (paradigma) olarak düşünülmelidir.

Son dönem Türk edebiyatında soyutla(ştır)ma/aşkınlaştırma eğilimi belki de en çok Necip Fazıl’da görülür. Onun şiirinde eşya harici ilişkilerinden tecrit edilmiş ve aşkınlaştırılmıştır. 6Onda; kaldırım oda duvar mum ışık vs... hep soyutlaşmıştır. Belli bir (soyut) anlamı simgeleyen sembollere dönüşmüştür hepsi. Böylelikle şair eşyanın maverâsını duyurmaya çerçevede anlamlandırılmasına çalışmıştır. Şiirine izafe edilen “eşya mistisizmi” de bu çerçevede anlamlandırılmaya çalışılmalıdır. Pasif bir duruşu ima eden “mistik” Mutlak Hakikat’in estetiğini tecessüm ettirme arayışı içinde hayret makamında gezinen Soyut/çu bir Müslüman sanatçı dememiz daha uygun olacaktır.*

Divan edebiyatının mazmunlarla örülen dünyası da Soyut/lamacı bir anlatıma sahiptir. Kadeh şarap sâki vs... hep soyuttur; asıl maksat bunların gayrıdır fakat bir anlam ilgisine binaen böyle bir soyutlama/yabancılaştırma cihetine gidilmiştir.

Amaç her zaman anlamın ruhunu resmetmektir. Bu amacın gerçekleştirilmesi hengâmında her soyut anlam kendine uygun düşen (soyut) bir anlatım biçimi bulacaktır.. hele hele dört boyut içinde kalarak aşkın olanı anlatmaya çalışıyorsanız o zaman soyutlama kaçınılmaz olacaktır... Böylelikle soyutlamanın bir fanaaai değil anlatım değeri olan bir yöntem olduğu sonucuna ulaşmış oluyoruz.

Tam bu noktada sinemada soyutlamaya ilişkin “Düş Gerçeklik ve Sinema”dan bir alıntı yapalım:

“Soyutlama kapasitesi her sanatsal üretim için özle ilgilidir. Soyutlama yönetmenin anlatım aracının naturalizmin sarmış olduğu çillen dışarı çıkmasına izin verir. Filmlerin yalnızca görsel olmasına değil ruhi olmasına da izin verir. Dreyer kendi ruhsal deneyimlerini seyirciyle paylaşırken gri ve sıkıcı naturalizmin dünyasının dışında bir dünya olduğunu belirtiyor: İmgelem [muhayyile] dünyası. Gerçek üstücü sinemacılar da aynı çağrıyı yapmışlardır. Akla aykırılık ve iç benlerinden gelen eğilimlerle film yapıyor ve olağanüstüyü olağanmış gibi anlatarak hayatın fizik ötesi görünümünü yansıtıyorlardı Fellini filmlerinde de kendini gösteri yordu: “Yaşamımızın derin soyut görüntüsü ki bu da herkesi ilgilendiren bir şey.” 7

Eserinde soyutlama yoluyla zaman ve mekân (perspektif) gerçekliklerinin dayattığı zorunlulukları (kısmen) kıran soyut sanatçı mutlak zaman ve mekân arayışına girmekle bir anlamda “zamansızlık” ve “mekânsızlık” peşinde koşmaktadır. Böylelikle gelip geçici ve karmaşık bir nitelik arzeden fenomenlerin tâ iç yüzüne inmekte tesadüf ve kaosun söz konusu olmadığı o muhteşem kanunluluğa mutlak sükûn ve armoniye şahit olmaktadır. Sanatçı bu temsil ile duyuları aşan bir estetik algıya gönderme yapmaktadır. Çünkü bu eserde “anlık” bir “izlenim” değil Bakî gerçeklik/ Sermedî güzellik ortaya konmaya çalışılmaktadır... Değil mi ki her güzel Bakî ve Sermedî bir Güzel’den almaktadır güzelliğini ve kainattaki her cemâl Mutlak Cemâl’in an be an tazelenen bir görüntüsü bir tecellisi olmaktadır.

Güzellik esasen “hüsn-ü mücerret’tir. Müslümanın algılayışına göre: 8Her şeyde bir güzellik vardır; ya bizzat ya da sonuçları itibarıyla.

Bu sanat anlayışını özümsemiş (içselleştirmiş) olan Müslüman sanatçı “bir gülün resmini çizerken onun objektif gerçekliğini değil onun özünü araştıracak o çiçeğin Mutlak Güzellik’ten aldığı mücerret payı ortaya koymaya çalışacaktır.” 9

Müslüman sanatçı bu hikmet eksenli güzellik algısına ancak gönlünde parlayacak İlâhi Nur ile ulaşabilecektir. Bu bağlamda Müslüman sanatçının gayesi “mümkün âlemindeki varlıklar üzerine ‘gayb’ sûretinde yazılmış olan ‘Nur’a belli ölçüde bile olsa ulaşabilmek olacaktır.” 10

Bir başka deyişle bu sanatçının gayesi Nurun ışığıyla aydınlanan eşyada bütün Celâl ve Cemâl sıfatlarının tayflarını temaşa etmek olacaktır.. ki bu sanatta iddia (“Yaratmak”) değil keşfetmek vardır olsa olsa bu yüzden hayret makamındadır Müslüman sanatçı:

Varlıkların melekûtunda parlayan
Sermedî Nurun ışığına
ermektir ona göre SANAT
aydınlatmaktır o ışıkla içimizi
ermektir Sermedî lşık’ın sırlı renklerine
ve erimektir pervane olup âşıkâne
“bakmaktır nukuş-u suver-i âleme mestâne
ve her birini özge bir temâşâ ile geçmektir.” 11

Müslüman sanatçının bu aaaafizik tecessüsü daha önce de belirttiğimiz gibi bizi görünenin ardındaki görünmeze (gayba) ulaştıracaktır. Böylelikle sanatın aşkın bir gerçeklik arayışı olduğu sonucuna ulaşmış oluyoruz. Bu aşkın gerçekliğin ancak üst-düzeyli soyutlamalarla ifadelendirilebildiği düşünülürse sanat Mutlak Hakîkat’e erme yolunda yapılan üst-düzeyli estetik soyutlamalardır denebilir.

Kâmil bir tefekkürün ancak üst-düzeyli soyutlamalarla gerçekleştirilebildiği düşünülürse kâinat ufkunda Sâni’i müşahede etme adına neden tefekkür’ün merkezde yer aldığını sanırım daha iyi kavrayabiliriz. Bu bağlam çerçevesinde “sanat bir tefekkürdür” veya “sanat tefekkürün bir uzantısıdır” gibi sonuçlara da ulaşabiliriz belki.

Madem sanat eseri sanatçının ruhunda boy veren kâinat tasavvurunun dışlaşmasıdır; o hâlde denebilir ki her sanat eseri ancak sanatkârının kozmolojik tasavvurunun enginliği ve derinliği nispetinde evrensel bir estetik değere ulaşabilir. Yani (gerçekliği yeniden-üreten) sanatçının eserindeki estetik yetkinlik eserde dışlaşan kozmolojik algının; kâinatın sahip olduğu kozmolojik/estetik gerçeklikle (hakaik-i eşya) ne derece örtüştüğü ile doğrudan ilişkilidir. (“Bu şiiri güzel gösteren içindeki hayalin [imgelerin] bir derece hakikate yakın oluşudur.” 12 sözünü hatırlayınız.) Ne var ki sanat eseri tabiatın kopyasıdır demek uygun düşmüyor; zira bir sanat eserini estetik kılan o eserin kâinattaki somut (görünen) gerçekliklerle ne derece örtüştüğü değil; fakat eserin somut gerçekliğin gerisindeki ruhu (estetiği kanunu hakikatı) ne derece yansıtabildiğidir: Somut gerçekliğin soyutlamalarla estetik gerçekliğe (aşkın gerçekliğe) dönüştürülmesi…

Yazımızı Kutsal Sanatın imkânlarına ilişkin Sadık Yalsızuçanlar’ın ufuk açıcı bir temennisiyle bitirelim: “Bugün üslûpta idolatri (putperestlik) değil de “ikonik” diye adlandırabileceğim bir hareketi yani bizi nesneden Tanrı’ya doğru götüren bir hareket olan çizginin-dinamik-düşüncesini de ihtiva edecek bir işaret teorisi üzerinde bir modern resim üretilebileceğine inanıyorum... Kutsal sanat mecazîdir çünkü her şey mecazîdir; her varlık bir mecazdır. Varlığımız mecazî bir anlama sahip. Nedir mecaz? İster benzetme ister ilgi olarak bir sözcüğün gerçek anlamında kullanılmaması bir başka anlama işaret edici olması...” 13

Evet neden mecaz? “Çünkü her şey Allah’ın bir ayetidir bir ima bir mecaz bir ikondur.” 14diyor Yalsızuçanlar. Hakikaten her mecaz (sembol) belli bir ‘gönderme’nin (mânâ-yı harfinin) öne çıkarılması adına yapılan bir soyutlama değil midir?




DİPNOTLAR
1. Yazımızın aaa cümlesi mesabesinde olan bu veciz söz Sezai Karakoç’un Edebiyat Yazıları II (Diriliş Vay.) kitabında yer almaktadır.
2. Kitab-ı Mübin ve İmam-ı Mübin’ in açılımı için 10. Mektup ve oradaki referanslara bakılabilir.
3. Necip Fazıl’ın Poetika’sında yer alan bu söz Sezai Karakoç’un girişte yer alan sözüyle birleştirildiğinde “soyutlama’ ile ilgili geniş bir çağrışım alanı doğmaktadır.
4.Yazıdaki 4 5 9 ve 10 nolu kısımlar Beşir Ayvazoğlu’nun İslâm Estetiği (Ağaç Yay 1992) kitabının muhtelit sayfalarından aynen veya düzenlenerek alınmıştır.
5. bkz 4
6. Bu tespit Ahmet Oktay’ın Şair ve Kurtarıcı (Korsan Yay.) kitabında yer almaktadır.
7. Sadık Yalsızuçanlar Düş Gerçeklik ve Sinema İstanbul İz Yay. 1997 s. 80-81
8. bkz. 13
9. bkz.4
10. bkz.4
11. Nailî’nin bir beyti; orijinal: “Nukuş-u suver-i âleme mestâne baktık/ Her birini özge bir temâşâ ile geçtik”
12. Nursi Muhakemat (Unsuru’l -Belağat) Sözler ………..1991 s.80
13. Yazıda 8 13 ve 14 no’lu kısımlar Köprü Dergisinde (Yaz 96 sayısında) Sadık Yalsızuçanlar ile yapılan söyleşiden alıntılanmıştır.
14. bkz. 13.
* Tam bu noktada “soyutlama’ ile ilgili çok önemli bir ayrımı dile getirelim:
Her soyutlama aaaafizik bir göndermede bulunmaz (niyet ve nazar ile ilgili unsurlar). Örneğin materyalistlerde gereğinde soyutlama yoluna başvururlar; ama onlarınkisi kâinatın aaaafizik geometrisine ermeye çalışan bir soyutlama değildir: Hayatın somut sferi (katmanı) dahilinde yer alan fakat idrakimizin (duyularımızın) yetişemediği karanlık noktaları bize bilgelik (Hikmet) sağlamaz: Tenteneli perdeyi kaldıramaz.. Bir yazarın (Sedat Umran) ifadesiyle bize “hoş-güzel”i yakalatır ama “yüce-güzel”i asla… Hatırlatmakta fayda var: Necip Fazıl bohem döneminde yazdığı
“Kaldırımlar” şiirinde bile Sezai Karakoç’un belirttiği gibi “Kaldırımlar” şiirinde bile Sezai Karakoç’un belirttiği gibi kaldırımları; transandantal bir arayışın aaaafizik bir hafakanın (“Yüce-Güzel”i arama geriliminin) uzayıp giden serüveni olarak görmüştür.


HeLiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz