USLANMAM  

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Edebiyat > Deneme, Hikaye
Google
 
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Kayıt ol Sosyal Gruplar Üye Listesi Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Deneme, Hikaye Burada deneme ve yazıları paylaşabilir ve bulabilirsiniz.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-20-2007, 11:09 PM   #1 (permalink)
Mareşal
 
HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Bilgileri
Üyelik tarihi: Jan 2007
Konular: 8933
Mesajlar: 11.524
Rep Bilgileri
Rep Puanı : 1838
Rep Derecesi : HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future HeLiN has a brilliant future
Standart Bizim Kız

Doğduğunuz ve büyüdüğünüz şehrin belki sabahında belki akşamında belki de günün diğer bir vaktinde bindiğiniz bir otobüsle ayrıldınız anne ve babanızdan. Kara trenle değil ama klimalı bol ikramlı ve de hostesli bir vasıtayla koptunuz doğduğunuz yerlerden.
Aradan geçen o kadar zaman; istasyon garaj ve hava alanlarını çok değiştirmiş olabilir ama ne farkeder? Ayrılık aynı ayrılık acı yine aynı acı!... Kopuşun yaralayıcılığı gidilen gurbet diyarının o bilinmezliği hep aynı!

Sevdiklerinizin gözleri yaşlı elleri ise havada... Ve siz yerleşemediğiniz rahat koltukta kadîm bir rahatsızlığın o bilinen tedirginliği içindesiniz. Bir iki damla gözyaşı yanaklarınızı ıslatırken dışarıdakilere el sallarken arabanız garajdan çıkıyor sevdikleriniz gözden kayboluyor.

Gerisin geri dönüyor ve öylece kalıyorsunuz.

Boşluk duygusu...

Hiçbir şey otobüsü dolduran onca insan düştüğünüz boşluğu dolduramıyor; içinizde dolaşan bir sızıyla acılar çekiyorsunuz. Sızının dolaştığı yerde bu sefer kan gibi sızı gibi sorular beliriveriyor: Ne yaptım ben?! Nereye gidiyorum böyle!? Niçin?!...

Pişman oluyorsunuz; sizi yollara düşüren o şey ne ise buna değmediğini düşünüyorsunuz. Arabayı durdurmak inmek gerisin geri dönmek arzusuna kapılıyorsunuz... Bir şey sizi engelliyor yapamıyorsunuz.

Bindiğiniz otobüs şehri geride bıraktığında muavin o bildik uyarı ve duyurularına başlıyor: 'Sayın yolcularımız!... Hoş geldiniz!... Yapacağımız beş yüz kilometrelik yolculuğumuza çıkmış bulunuyoruz. Lütfen cep telefonlarınızı kapatınız!... Toplu taşım araçlarında sigara içilmesi yasa gereği yasaklanmıştır. (...) İhtiyaçlarınız için ben servis memurunuz (...) hizmetinizdeyim! Hepinize hayırlı yolculuklar!...'

Bu sizi kendinize getiriyor; rüyada olmadığınızı sahiden bir başka yere gittiğinizi acı da olsa farkediyorsunuz. Serde gurbet görünmektedir; anadan ayrı babadan ayrı ...

Muavin şimdilerdeki ismiyle servis memurunuz bilet kontrollerine başlarken vasıtanızın kaptanı tarafından ayarlanan radyodan hüzünlü bir şarkı duyulmaktadır. Üçüncü sınıf bir sesin söylediği şarkının güftesi ve melodisi tam da sizi söylüyor hüznünüze eşlik ediyor. Gurbet duygusunun şimdiden sizi kavurmaya başladığına şaşırıyor cismen olmasa da zihnen şehrinize evinize sevdiklerinizin arasına dönüyorsunuz.

Burası dolaştığınız çocukluğunuzun geçtiği sokaklar... Sakız ve balonlar aldığınız konu-komşunun derdin ve dermanın konuşulduğu köşedeki bakkalı düşünüyorsunuz; süpermarkete dönüşünü hipermarketlere yenilgisini hatırlıyorsunuz... Okula gitmek üzere otobüs beklediğiniz durakları okul arkadaşlarınızı hocalarınızı uğradığınız kitabevlerini Seyyid Burhanettin'i Kızlarağası Hanı'nı... Aklınıza eviniz geliyor; babanız anneniz kardeşleriniz... En çok da odanız... Onca yıl hüzünlerinize kırgınlıklarınıza uykusuz geçen gecelerinize mekân olan o mahrem dört duvar aranız... Penceresinden baktığınız yıldızları seyrettiğiniz şiirler okuduğunuz uzaktan duyulan sesler dinlediğiniz mektuplar yazdığınız ağladığınız naif aşkların kırılganlıklarını yaşadığınız.. o çoğu kimseye kapalı ama bütünüyle sizinle dolu odanız... Sonra toy ve delişmen yüreğinizi kışkırtan mücadele aşkınız... Heyecanlarınız... Okunan kitaplar... Mitingler... Aklınızı başınızdan alan serüvenleriniz... Alıp başınızı gitmeleriniz... Filistin Afganistan Bosna Çeçenistan yine Filistin... Üniversite kapılarında biriken kızlar erkekler polisler; kırgın kızgın ve hüzünlü yürekler... El ele yürüyüşler kameralar iri puntolu manşetler brifingler korkular tehditler yasaklar kapanan okul ve yurtlar çözülüşler hayal kırıklıkları yargılamalar tutuklamalar ikna odaları peruklar utanan yüzler okullarını bırakanlar yurt dışına çıkanlar kızgın ebeveynlerin karşısına suçlu suçlu çıkanlar içine kapananlar psikiyatri odaları intiharlar evet intiharlar.. ama yine yasaklar...

Muavinin yani servis memurunun uyarısıyla sizi alıp götüren otobüsün içine geri dönüyor 'Efendim!' diyorsunuz. 'Ne istersiniz?' deniliyor. Siz iyi geleceğini düşünerek bir kahve istiyorsunuz.

...

Şimdi başka bir yerdesiniz!... Geldiğiniz yere; doğduğunuz büyüdüğünüz aşina olduğunuz caddelerinde dolaştığınız şehrin havasına hiç benzemeyen yabancı bir yerde yapayalnızsınız. Havasıyla toprağıyla insanıyla sürekli yabancı olduğunuzu hissettiren bu 'yeni' yerde 'eski' yerinizin alışkanlıklarını ararken omuzlarınıza çarpıp giden insanların ortasında kalıyorsunuz. Bir yabancı gibi... Gideceği yeri olmayan o insanın 'yer'sizliğine ve 'yurt'suzluğuna benzer şeyler yaşıyorsunuz.

Sahi niçin buradasınız? 'Belki cahilliğimden belki serüvenciliğimden belki deliliğimden belki bilinçsizliğimden belki kendime karşı takındığım vurdumduymazlıktan dolayı bu şehrin caddelerinde yürürken onun bunun omuzuma çarparak geçmesini alışmadığım insanlarla aynı mekânda bulunup aynı havayı solumayı okul kapısında örtümü çıkarıp 'Niye surat asıyorsun?' tepkilerine karşı gözlerim dolarak tebessüm etmeyi sineye çekerek yaşamaya çalıştığımı bilmenizi istiyorum' diyorsunuz.

Biliyorum sizin gurbetiniz bir başka... Adına şiirler yazılan hasret türküleri yakılan gurbetlere pek benzemiyor. Sevdiklerinizden ve alışkın olduğunuz her şeyden ayrı kaldığınız gibi bir de fazlanız var. Siz sadece 'eski'nin o alışılmış havasından 'yeni'nin belirsizliğine yolculuk yapmamışsınız. Ayrıca uğruna yıllarınızı emeğinizi göznurunuzu zihninizi yüreğinizi vererek girmeye hak kazandığınız kapılardan ebeveynlerinizi genel geçer kabulleri arkanıza alarak sahiplendiğiniz kimliğinizden vazgeçerek girmenizi istiyorlar. Evet biliyorum gurbetiniz bir başka... Daha yakıcı daha trajik daha da çözümsüz... Onun için 'sabırlı olun bunlar 'eski'nin rahatından 'yeni'nin belirsizliğine düşen herkesin başına gelen şeylerdir' diyemiyorum. Sizi dinlemekle acınızı yüreğimde hissetmekle yetiniyorum.

Diyorsunuz ki:

'Hayat zor ve bu zorluğun ortasında tek başına mücadele ağır. Halimden şikâyet etmek değil niyetim. Sadece anlamadığım bir şey var. Kafama takılan; beynimi yüreğimi hücrelerimi yoran bir şey. Ne zaman kendim gibi yaşayacağım? Ne zaman ben olacağım? Şart mıydı sanki örtümü çıkarmak? Şart mıydı adam olmak için adamlıktan çıkmak? Hâlâ şoktayım... Koridorlarda kimselere örtülü yakalanmamak için suçluymuş gibi oradan oraya koşuşturmalarımızın şoku... Bayan hocaların 'Rahibeler gibi gezmeyin! Erkeklerin çıkma tekliflerini kabul edin!' gibi kahredici nasihatlerinin beynimizi delip geçmesinin şoku...'

Bir şeyler söylememi bekliyorsunuz. Ama biliyorum ki söyleyeceğim şeylerin hiçbiri bu şokları gideremeyecek. Onun için yüreğinizi ferahlatmak ve yaşadığınız şoku hafifletmek için değil canı yanan herhangi biri gibi konuşuyorum.

Diyorum ki:

Bazen havaların güzel gitmesi ekonomik sıkıntıların olmayışı uzun zamandır görüşemediğimiz bir dostun çıkıp gelmesi.. hiçbir şey hissettiğimiz sıkıntıyı gidermez. Kıstırıldığımız köşede üzerimize üzerimize gelen o çok şeye anlam verememenin boşluğu bizi içine çeker. Kendimizi sallantıda hissederiz; tutunduğumuz dalların kırıldığını yaslandığımız duvarların yıkıldığını görürüz. Her şey anlamını yitirir. 'Hiç'lik duygusu yakamıza yapışır sarsar durur. Yüreğimiz burkulur sancılar başlar midemizde. Sevginin sesi kısılır. Acı ve kahır bir kor gibi dolanır içimizde.

Doğar doğmaz edindiğimiz 'doğru'ların ve 'değer'lerin o an yaşadıklarımızın bize bulaştırdığı sıkıntıyı gideremediği her durumda böyle oluruz. Üzerinde yaşayıp gittiğimiz zeminin kendisi olan 'doğru'larımız ve 'değer'lerimizle bizi içine alan kültürel atmosfer arasındaki uyumsuzluk durumunda da aynı şey olur. Çünkü 'doğru'lar ve 'değer'ler dediğimiz şeyler insana yer ve yurt olan 'ev'i karşılıyorlar. Ev ki insanın huzur bulduğu sosyal hayatın köpürdüğü negatiflerden korunduğu kendince beslendiği ve bir kimlik oluşturduğu yerdir. Eğer eviniz başınıza yıkılmışsa ya da artık sizi korumuyorsa sokakta kalmışsınız demektir. Yani boşlukta yani size ve hiçkimseye ait olmayan ortalıkta her türlü tehliaaae açık bir yerde...

Biz bu ülkenin çocukları böylesine talihsiz bir 'yıkım'a şahit oluyoruz. Bizi 'ev'siz bırakmayı vazife edinmiş insafsız bir rüzgâr 'sokak çocukları'na dönüşmemizi bekliyor. Saldırıları bitmek bilmiyor; her gün yeni bir dalgayla bizi ırgalıyor. İstiyor ki sokak hastalıkları bizi de kapsın; 'ev'lerimizde edindiğimiz renklerimiz solmaya yüz tutsun.

'Kaygı'lıyız; 'doğru'larımızdan ve 'değer'lerimizden olmaktan 'ev'imizin başımıza yıkılmasından korkuyoruz. Bu insafsız rüzgârın uğultusuyla korkutulan naif yüreklerimizde sorular ve acılar büyüyor.

Korku acı ve sorularla iç içe yaşanan günlerin belirsizliğinde yer yer umutlanmıyor da değiliz. Korkularımız bizi uyanık tutuyor; acılarımız hâl çarelerini aramaya sokuyor bizleri; sorularımız boşluklarımızı gözardı ettiklerimizi daha sağlıklı bir kimliği işaretliyor. Mazlum ve mağdur olmanın o hüzünlü gururunu yaşarken Pavese'nin Yaşama Uğraşı'nda söylediklerine benzer şeyler hissediyoruz: 'Bir haksızlığa uğramanın acısı güçlendiren bir irkiltidir insan için -bir kış sabahı gibi. Canlılığınızı ve yaşama sevincimizi doruğuna ulaştırır nesnelerle aramızdaki bağ açısından önemimizi bize yeniden kazandırır bizi yüceltir; herhangi bir talihsizlik sonucu acı çekmekse sadece utanç verir insana.' Umutluyuz çünkü; acı çeken kaygılı yaşayan ve soruları olan insanlar ancak diri kalabilir ve ölümsüz sözler söyleyebilirler.

Stefan Zweig Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar'da 'Acı insanı bilge yapıyor' der. Bu sebeple bizi hayatın kıyısına getiren acılarımıza buğzetmiyoruz. Çünkü hayatın sahici yüzüyle onlar sayesinde karşılaşıyor ve daha sağlıklı bir duruş ediniyoruz. İçine bırakıldığımız yersizlik ve yurtsuzluk duygusu bizi daha güçlü ediyor. Zira 'Yalnız kalıtımla elde edilen ve hiç sarsılmayan rahatlık durumu ham ve habersiz bir memnunluk demektir. Bir isteği yoktur bir sorusu yoktur onun.' Evet 'Bilginin her türü ıstıraptan gelir acı hep nedenleri sorar oysa tat duraklamak ve geriye bakmamak eğilimindedir. İnsan duyduğu ağrılarla incelir; sürekli kurcalayan törpüleyen acı ruhun toprağını alt üst eder ve işte asıl bu ruh işlemesinin ağrılı oluşu yeni düşünce meyveleri için havalandırmayı sağlar.'

Her şey hayatımızın şiirini yazarken oldu. Hayatın şiiri gibi bir kaygımız olmasaydı; sorularımızın ardına düşmeyip öylesine yaşayıp gitseydik; başkalarının tekrarlayıp durduğu soluksuz cevaplarla yetinseydik başımıza bunlar gelmeyecekti. Ama pişman değiliz. Biliyoruz ki 'Ancak büyük ağrı ruhun son kurtarıcısıdır yalnız o bizi içimizin en derinlerine inmeye zorlar ve her kim için öldürücü bir ağrı olmamışsa bu o insan kendisi hakkında gurur verici şu sözü edebilir: Ben hayatı kaybetmenin kıyısına çok kez yaklaştığım için hayatı daha iyi bilirim. Beni öldürmeyen şey beni daha güçlü eder.'

O halde şiire devam!...

HeLiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan UslanmaM Cevaplar Son Mesaj
AB nin bizim için özeti ButterFly Komik resimler & Linkler 4 05-04-2007 02:24 PM
Ne olacak bizim halimiz. EXiR Tanışalım-Kaynaşalım/Geyik Bölümü 2 04-03-2007 04:45 PM
Bu bizim yalanımız HeLiN Sizden Gelen Şiirler 0 01-24-2007 04:46 PM
Bizim Köy FERHATCAN Fıkralar 0 12-31-2006 11:17 AM
Bizim Karı FERHATCAN Fıkralar 0 12-20-2006 10:45 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:33 AM .
Üyelerimiz görüşlerini önceden onay olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, UslanmaM yoneticileri itina ile icerik kontrolleri yapmaktadir, yine de UslanmaM' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız İLETİŞİME veya 0555 582 46 56 numaralı telefona bildirebilirsiniz, gereği yapılacaktır.
English Explanation: Our users can give their opinions without getting any approval in our site, all the responsibilities which can rise from these articles belong to these users, the managers of UslanmaM control the contents very carrefully, but if you find any item opposite to the rules CONTACT or dial +90555 582 46 56


Powered by vBulletin Version 3.7.2
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden : TEKplatform
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0 RC7
[Gizlilik Bildirimi]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]
Alexa
Sagopa Kajmer*Komik Resimler*izafet*Web Hattı*kadınlar*MaxiCep