USLANMAM

UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Edebiyat > Deneme, Hikaye
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Deneme, Hikaye Burada deneme ve yazıları paylaşabilir ve bulabilirsiniz.


Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-21-2007, 12:00 AM   #1 (permalink)
Mareşal
 
HeLiN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Yolculuk Nereye?

29 Ocak 2001 Pazartesi günüydü. Cep telefonuma bir mesaj geldi. İstanbul’dan bir arkadaşım yazmıştı. ‘Kazadan haberin var mı?’ diyordu. Ne kazası diye yanımdaki arkadaşlarıma sordum. Karadeniz’de bir geminin battığını Kırım Türk Koleji mezunlarından ve şimdi Türkiye’de okuyan dört öğrencinin de gemide olduğunu söylediler. Televizyondaki haberler de Ukrayna uyruklu bir yük gemisinin battığını doğruluyordu. Bütün bildiğimiz buydu. Öğrencilerimizi merak ediyor ne durumda olduklarını öğrenmek istiyorduk.
Âlim ve Ahmethan İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde okuyorlardı. Yarıyıl tatilinde Kırım’a gitmek aileleriyle hasret gidermek istiyorlardı. Babasıyla telefonda görüşmüşler; babası “yol parası göndereyim uçakla gel” diye ısrar etmişti. Babasının maddî durumunu iyi bilen Âlim bunu kabul etmemiş gemi yolculuğuna karar vermişti. İstanbul’da limana geldiklerinde arkadaşları Viktor ve Aleksi de oradaydılar. Kırım Türk Lisesi mezunu dört arkadaş bu küçük yük gemisiyle Kırım’a gitmek için biletlerini almışlar anne babalarına kavuşacakları ânı düşünüyorlardı. Selçuk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde okuyan Ruslan Settarov da aynı duygularla bu gemiye binmişti.

Gemi limandan yetmiş ton yük almıştı. Küçük bir gemiye göre bu yük fazlaydı ve dengeli de yüklenmemişti. Ukrayna kanunlarına göre bu tip gemiler sahilden 30 km kadar açılabilirler ve ancak sahili takip ederek yüzebilirler. Aç gözlü ve hırslı kaptan ise biletsiz yolcuları gemide çalışan mürettebat gibi göstermişti. İstanbul’dan 51 kişi ile hareket eden bu gemi sahili takip ederek Kırım’ın Yevpatorya liman şehrine doğru yol almak üzere demir aldı. Fakat kaptan kendinden emin bir şekilde Karadeniz’i ortalayıp gitmeyi tercih etmişti. Gemi 26 Ocak Cuma günü Sivastopol şehrinin 160 km açıklarına kadar gelmişti. Akşam vaktiydi ve hava çok soğuktu. Saatler 18.52’yi gösteriyordu. Mürettebat ve yolcular geminin içinde masalarda oturuyorlardı bir ara küçük bir sarsıntı ile irkildiler. Bunu normal bir sallanma zannettiler. Aradan çok zaman geçmeden gemi yan yatmıştı. Herkes can havli ile güverteye fırlamış panik hâlinde ne yapacaklarını bilmeden koşuşturuyorlardı. Havanın çok soğuk olduğunu gören Ahmethan o telaş anında gemiye girip montunu ayakkabılarını şapkasını aldıktan sonra tekrar güverteye çıkmıştı. Diğerleri filikaları denize indirmiş can simitlerine sarılarak kendilerini denize atmışlardı; herkes kendini kurtarmaya çalışıyordu. Ahmethan da diğerleri gibi kendini Karadeniz’in engin sularına bırakmıştı. Gemi on dakika gibi kısa bir süre içinde denizin dibine gömülmüştü. Ahmethan yüzerek ters dönmüş bir filikaya yanaşmış ve arkadaşlarının da yardımıyla filikaya binmişti. Normalde bir filikaya ancak 10 kişi sığabilirken Viktor'un binebildiği diğer bir filikada 23 kişi vardı. Âlim ise bir filikaya dördüncü kişi olarak bindi. Aleksi’nin gemiden atlayıp atlamadığını bir filikaya binip binmediğini kimse bilmiyordu. Ruslan Settarov yüzerek Viktor’un bulunduğu filikaya gelmişti. Ruslan’ı filikaya almak için tam 40 dakika uğraşmışlardı. Ruslan kendinden geçip bayılmışken filikadakiler onu ispirto koklatarak ayıltmışlardı. Fakat buz gibi dondurucu suyun içinden çıkan Ruslan’ın artık mecali kalmamış gözlerini kapatıp ebedî uykuya dalmıştı. Belki de deniz şehidi olayım diye Hakk’ın kendisine yapmış olduğu bu daveti kabul edip ruhunu teslim etmişti. Ruslan’ın cesedini suya bırakarak filikaya bağlamışlardı. Ruslan’ın cesedi 23 kişinin bulunduğu filikayı dibe doğru çektiği için mecburen onu Karadeniz’e veriyorlardı. Kader kendisine izin verseydi Ruslan Türkiye’de İlâhiyat Fakültesini bitirecek tekrar vatanına döndüğünde halkına dinin özünü öğretecek zor şartlar altında yaşayan ailesine yardımcı olacaktı. Ahmethan’ın filikasında ise 9 kişi vardı ve gemiden atlamadan önce şapkasını ayakkabılarını ve montunu aldığı için üzeri diğerlerine göre sıkıydı. Gece donmamak ve ısınmak için birbirlerine sarılıp yatıyorlardı. Fakat uyuyup donabilecekleri akıllarına geliyor uyanık kalmaya çalışıyorlardı. Ahmethan filikasında bulunan hanımların çoraplarını göğsünde ısıtıp ısıtıp onlara veriyor ve onlar da bu ısınmış çoraplara sımsıkı sarılıyorlardı. Filikaları ters döndüğü için rüzgâr alıyor ve soğuk dalgalar üzerlerine geliyordu. Ahmethan rüzgârın ve dalgaların geldiği tarafa bir kalkan gibi uzanıyor diğerlerini dalgalardan korumaya çalışıyordu. Kendinden çok filikadaki insanları düşünüyor hayatta kalmaları için var gücü ile gayret ediyordu. Filikalar birbirine 200–300 metre uzaklıkta yüzüyor ve içindekiler birbirlerini görebiliyorlardı. Herkes bu can pazarında hayatını kurtarmaya çalışıyordu.

Viktor ve arkadaşları Hazreti Yunus (as)'un zor durumu gibi bir durumda idiler ve herşeye hükmü geçene müracaat etmekten başka yapabilecekleri birşey yoktu. Boş bir filika bulmuşlar ve hemen 13 kişi bu boş filikaya geçmişlerdi. Tecrübeli bir yolcu kontrolü eline almış görev taksimi yapmış ve dengeyi sağlamak için herkesi filikanın bir köşesine oturtmuştu. Onları hayatta kalmak için konsantre etmeye çalışıyordu. Filikalar birbirinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başlamıştı. Ellerindeki ikaz fişeğini havaya atıyorlar. Bu imdat işaretini gören ve yardıma koşan civardaki bir geminin yetişmesi ile bu filikadakiler kurtuluyorlardı. Ahmethanlar da uzaktan bu gemiyi görmüşlerdi fakat imdat isteyecek fişekleri yoktu kimse onları duymuyordu. Viktor’ların soğuktan ayakta duracak hâlleri kalmamış diğer filikadakiler hakkında onları bulacak kadar malumat verememişlerdi. Ahmethanların filikasında birinci gün iki kişi soğuktan ölmüştü. Bir hanım da ayakları donduğu için filikadan düşmüş ve kurtarılamamıştı. Pazar günü iki kişi daha ölmüştü. Pazar gecesi karla karışık yağmur yağmaya başlamıştı. Ahmethan inancından hiçbir şey kaybetmeden dua ederek Hak’tan yardım diliyordu. İnsanların akıllarını oynattığı soğuktan donup gittiği o hengâmede hayatta kalmasının sırrını ziyaretine gittiğimizde okul müdürümüz Mehmet Bey’e; “hocam bana bu yaşama gücünü bu inancı bu sabrı sizler öğrettiniz ve ben bu sebeple yaşıyorum” diye anlatacaktı. Ahmethanların filikasında üçüncü gece iki kişi daha ölmüştü. Dokuz kişiden sadece iki kişi kalmışlardı. Bu arada Ahmethanların 500 metre ilerisinden bir gemi geçmiş fakat onların haykırışlarını duymamıştı. Pazartesi günü sabah saat altıda Omega adlı gemi bu yerden geçiyor ve Ahmethanları görüyor. Ve kurtuluş... Ahmethan üç gece iki gün ölümle hayat arasında gidip gelmişti. Viktor’u hastanede ziyaret ettiğimizde söyledikleri yine çok ilginçti: “Sizlerin bana vermiş olduğunuz terbiye ve öğretmiş olduğunuz değerlerden güç aldım ve Allah'ın yardımıyla hayatta kaldım.”Alim'in bindiği filikaya geç ulaşıldığı için yolcuların tahammülleri kalmamış ve birer birer donmaya başlamışlardı. Sonunda Alim de ruhunu teslim etti.

Çarşamba günü öğle vaktinde Âlim’in cenaze namazı kılınıp defin işlemi yapılacaktı. Bir minibüs dolusu öğretmen ve arkadaş çok değerli bir öğrencimizi böyle elim bir kazada kaybetmenin verdiği hüzünle yola koyulmuştuk. Bilgisayar mühendisi olmak üzere yola koyulan Âlim bu mücadelede soğuktan donarak ölmüştü. Cenaze evine geldiğimizde kalabalık bir toplulukla karşılaştık. Kırım Tatarları'nın lideri Mustafa Cemiloğlu müftü arkadaşları akrabaları altı yıl ona kol kanat geren öğretmenleri ve kalabalık bir topluluk son vazifeyi ifâ etmek için oradaydılar.

Ey acılı anne baba! Sizler meğer ne kadar sabırlı ne kadar yürekleri deryalar gibi geniş müminlermişsiniz. Sürgün yediniz yıkılmadınız; bundan iki yıl önce hamile kızınız öldü yıkılmadınız ve Âliminiz Hak’ın rahmetine kavuştu yıkılmadınız. İşte iki evlâdını yitirmiş sürgün yemiş ana babadaki inanç. Baba Şevket Ağa yaşadıklarının kendini yoğurmasıyla ayaktaydı. Oğlunun mezarının başında “Evlâtlar namazınızı kılın ana ve babanıza hürmet edin Allah’a hayırlı bir kul olmaya çalışın” diye sesleniyordu biz gençlere. Şevket Ağayı ayakta tutan sırrı az çok anlamıştım. Hepimiz içimizden “İnşaallah deniz şehidi olmuşsundur Âlim!" diyorduk Aleksi ise hâlâ bulunamamıştı. Annesi “hiç değilse cesedini verin bana” diyordu.

Evet çok yolculuklar yapıyoruz; bizi nereye çıkaracağını bilmediğimiz...

Sahi yolculuk nereye?...

HeLiN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
Eklenti Ekleyemezsiniz
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz