Ben batan şeyleri sevmem. Beni bir gün bırakır gider onlar. Muhabbetin kalıcı olanı muteberdir. Diğerlerinin arkadaşlıkları kabir kapısına kadardır. Onlar her zevâl vakti saklanırlar perdelere. İşte ben

bu yüzden batan

kaybolan şeylerden uzak kalmaya çalışırım.
Benimle kabirden geçip

mahşere kadar beraber olup

oradan da öbür âleme gidenleredir muhabbetim. Ondan başkasını istemem

arzulamam

dayanamam ayrılığa. Ayrılık yakar

yandırır beni ve başkalarını. Ayrılıklardan çok çeker ve çekinir insanlar. Kendimizi bilip bulmadığımız dönemlerde biz de aynı çileyi yaşar

yalancı ve geçici şeyleri bırakınca yaşadığımızı anlarız. Bugüne kadar kaç yalancı muma kapıldık

kaç yalancı sevdanın peşine düştük. Bundan sonra asla!
Bazen zihnimin bulandığı

gönlümün kaydığı da olur böyle geçici sevdalarla. Çabuk geçerim onlardan ve derim ki: "Sevmiyorum sizleri

batıp gittiğiniz için. Batıp gitmeseniz veya batmayana

yok olmayana

ezelî ve ebedî olana ayna olsanız

belki de ebedî olanın nâmına sevebilirim sizleri; yoksa terk edin sahilimi

bırakın beni." Kırılan aynalara bakmam

buz gibi bin parçaya bölünmem böylece; kalbimi vahdette bütünlemeye çalışırım. Bin parçaya ayrılan gönül kâsemi onların çeşmesine sunmam; çünkü onlar dolduramaz benim ebede âşık gönlümü. "Samed aynası kalble

sanem misâl mahbublar sevilemez

sevilmemeli." Sevildiği zaman birer put olur onlar

kendini seversen kendini putlaştırır

nefsinin yolunda gider

Hûda'yı unutursun. Unutunca da kaybolur bütün sır. Asilerden inkârcılardan olursun maazallah. Gayr-i meşrû bir muhabbetin cezasını

pahalı ıztırablarla ödersin.
Onlar beni terk etmeden onların sîmâlarındaki fânîliğin yalan ve çirkin damgasını görerek bırakırım onları. Kayıtlı

kelepçeli sevk edilmezden önce ben terk ederim

zafer benim olsun diye. Onları terk etmekle hürriyete düşkünlüğümü bir daha ispatlamış olurum cihâna. Ben öyle birinin esiri olurum ki

beni bırakıp gitmez ve her zaman yâdımdadır ve yanımdadır. O zaman. "Andım yine seni her şey yâdımdan silindi. / Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi." (F.Gülen) derim ve hafakanlarım diner. Hafakanlı hayatta yaşamak insanı yorar. Bundandır ki

rıhlet yolunun şartındandır vahdet.
Fânilik damgasını yemiş cesedin paletleri ezer önce beni; sonra bütün fâniler ve batıp giden güzellikler... Onların kırılan parçalarında çizilirim

kırılırım

bir buz gibi dağılırım; toparlarım kendimi İbrahim (as)'in Yüce Kitab diliyle söylediklerini

püskürtürüm üzerlerine. Parçalar bütünlük

fâniler ebediyet kazanır bu sâyede. İşte İlâhî Beyân’la bize tâlim edilen yüce ifadeler:
"İbrahim

babası Azer'e demişti ki: "Sen putları tanrı mı ediniyorsun?" Doğrusu ben

seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum. Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki kesin inananlardan olsun. Üzerine gece bastırınca bir yıldız gördü. "Rabbim budur." dedi. Yıldız batınca da: "Ben batanları sevmem." dedi. Ay'ı doğarken gördü: "Rabbim budur." dedi. O da batınca "Yemin ederim ki

Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi

elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum." dedi. Güneş’i doğarken görünce "Rabbim budur

bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca: "Ey kavmim! Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım." dedi. Ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan var edene tamamen çevirdim ve artık Allah'a ortak koşanlardan değilim." (En'am 74-79)
Sevmek fıtratta var

lâkin peygamber tâlim ve terbiyesini unutmamalı severken. Bir nebinin lisânıyla anlayacağımız şekilde izah ediliyor bu. Gece gündüz deveranında kaybolup gidenlerin Rab olamayacağıyla anlatılıyor ve sonunda hüküm veriliyor: Batanlar sevilmeye lâyık değildir

onlar; mahbûb

matlûb ve mâbut değildir

olamazlar da.
Onlar

birer put da olabilir; birer delil de... Bu durum insanın gönül aynasının elinde. Kalbine Samed'in rengi nakşedilmişse

orada sanemlerden eser kalmaz. Tapduk'un dergâhına eğri odun girmediği gibi

bazılarının kalbinin seması da yalancı yıldızlara ayna olmaz. Bunlardır ki nûruyla cehennemin nârını söndürür. Cehennem

sıratta üstünden onların çabuk geçmelerini ister. "Çabuk geçin

zira nûrunuz nârımı söndürecek." der.
Ağyara açılmamış gönülleri

hep bir buhurdanlık gibi tüter onların. Batan şeylere muhabbetleri olmadığındandır

kirlenmediğindendir gönülleri fânîlerle. Sevmezler batanları

bir görünüp bir batan yıldız böceklerini. Yıldızların yanında yıldız böceğinin lâfı hiç olur mu? Batan Güneş de olsa

Ay da olsa hüküm değişmez. Bütün batanların çirkinliği üstünde. Batmayan bir Güneş vardır ki; bütün bu güzellikleri O'dur yaratan. Sevilecekse bu yalancı güneşler ancak O'nun adına sevilir. Onlar kendi zâtında bir değer taşımaz aslında. Böyle bir sevgi

fânide

Bâkî'yı sevmektir.
Batmayana açık olanlar ve onu bütün batanlara bedel sevenler

batanları da bâkîleştirmiş sayılırlar. Çevrelerinde oluşan hâle de onlar sâyesinde onlarla sonsuzluğa akacaktır. Fânî ceset ruh gibi bâkî olup

onun bekâdan hissesini artıracaktır. Batma ve batan şey diye bir şey kalmayacak

O'nun isimlerinin cilvesi olacaktır.
Batan şeyleri sevmemekle başlayan serüven

batan ve yok olan şeyleri

Bâkî namına ve hesabına sevmek gibi bir anlayışa dönüşecek

ondan dolayı da zevâl ve fenânın zinciri onları bağlamayacaktır. İkilik aradan çıkacak

varlıklara muhabbet günahlı ve elemli olmayacaktır. Dost'a beraberce gidilecek

O'nun eşiğine baş konulacaktır. Eşya ve hâdiselerde Bâkî olanın izi ve yüzü görülecektir. Bu aşkla ser-mest olanlar

zamanın fenâ ve zevâl rüzgârlarının öldürücülüğünü yaşamayacaklardır. Fırtınalar içinde bahar havasını hissedecekler

O'nunla ser-mest olacaklardır