Cenabı Hakk'ın emânet olarak verdiği hayat süratle eriyor. Bu emanet

ne zaman geriye istenecek belli değil; davet her an gerçekleşebilir.
Bir gün buralardan kuş gibi uçup gideceğiz. Bir yanımız Bediüzzaman gibi konuşuyor: "Eyvah

aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Şu güzerân-ı hayat bir uykudur

rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür bir rüzgâr gibi uçar gider."
İlâhî huzurda 'Eyvah!' dememek; ömür dakikalarını ibadete çevirmeye

cennet ve Cemalullah'a ulaşmaya; nefis ve malını Allah'a satmaya

her türlü imkânı Allah yolunda kullanmaya bağlıdır. Dünyevî ve fanî işlerde boğulmadan

bedenî arzulara yenik düşmeden

ebedler diyarına tâlip olunmalı ve Allah'ın rızası esas alınmalıdır. Sel gibi akıp giden hayat; geçtiği yerleri yeşertmeli

muhtaç gönüllere âb-ı hayat akıtmalıdır.
Ömrümüzün bir günü daha geride kalıyor. Ömrümüzü ebede dönük işlerle değerlendirerek geçirmemiz gerekirken

maalesef eğlenerek

gülerek geçirebiliyoruz.
Halbuki insanın

İlâhî huzurda kendini mahçup edecek

yüzünü kızartacak

karanlık ve kirli bir hayat bırakmaması gerekir. Sefâlet ve zillet içinde geçen bir ömür

gözyaşlarıyla yıkanması gerekirken

bedenî arzuları tatmin etmeye matuf israf edilmektedir. Bütün bu davranış ve hareketler

Allah ve Resulüllah'ın nefretine davetiye çıkardığı kadar

şeytanın celbine ve memnuniyetine de

sebep olmaktadır.
Merhameti sonsuz Allah

ayağı kayıp düşen

günaha bulaşan kullarının günahlarını silinebilecek bir yazıyla yazıyor. İnsan samimi olarak müracaat edip

Allah'tan özür dileyip günahlarına tevbe etse

Allah

bütün günahlarını bağışlayacağını taahhüt ediyor: "De ki: "Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O Gafûr ve Rahîm'dir (çok affedicidir

merhamet ve ihsanı fazladır)." (Zümer

53)
Bu güzel davete icabet edememe kadar büyük talihsizlik olamaz. "Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Büyük bir yarın olan (girme mecburiyetinde olduğunuz) kabrinize ne hazırladığınıza bir bakın. Muhakkak Allah; yaptığınız her şeyden haberdârdır."
Merhameti sonsuz Allah

önümüzdeki mutlak tehlikeleri; ihtiyarlıkta

kabirde

sıratta

mahşerde hattâ huzurunda sorulacak suallere kadar -imtihana girecek bir talebeye

soruların daha evvelden verilmesi gibi- her şeyi haber veriyor. Buna rağmen akıl

irade ve şuurunu suistimal edip

bedenî hazların esiri olarak kabri

ölümü

hesabı

muhasebeyi unutan insan

acınacak bir durumdadır. Ne yazık ki

"Kendi rızasıyla zarara girene

merhamet edilmez." kaidesince

acınma hakkını kaybetmiştir. Eğer bu tür insanlar

hakikati hiç duymamışlarsa

o zaman mesuliyetin büyüğü bize düşmektedir.
Evet

günahıyla-sevabıyla ömrümüzün bir kısmı geride kaldı. Geçen günleri milyarlar versek geri getiremeyiz. Önemli olan

"Zararın neresinden dönerseniz kârdır." hesabıyla

bütün günahlara bir sünger çekip nedâmet duymak

tevbe edip Cenabı Hakk'tan özür dilemek olmalıdır. O Allah ki: "Size azap gelip çatmadan önce

Rabb'inize dönün ve O'na teslim olun. O'na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz." (Zümer

54) buyuruyor.
İleride pişman olmak

dizini dövmek

eyvah edip çırpınmak bir şey ifade etmeyecektir. Her şey O'nundur ve tasarruf hakkı da O'na aittir.
Emanetin ne demek olduğunu bilen bir insan

kendine emanet edilen ömrü

gelişigüzel kullanamaz ve kullanmamalıdır. Geçmişine bak! Nice pişman olduğun iş ve nedamet duyduğun an vardır ki

sadece üzüntüsü kalmıştır.
Her şeye rağmen

Rabb'imizin sonsuz merhamet kapısı açıktır. Bunu fırsat bilip ömrümüzün geri kalanını değerlendirmek isabetli bir iş olacaktır.
