İnsan

hayatın sıkıntısız olmasını ister. Ama bu kendiliğinden olmaz. İnsan

ancak bilmesi gerekenleri bilip

yapması gerekenleri yaptığı zaman buna ulaşabilir.
Kişi öncelikle şunu bilmelidir: Şu dünya sarayındaki bir insan hangi dine inanırsa inansın

ırkı ne olursa olsun esas itibariyle Hz. Âdem'in (as) torunudur. Atamız ortak olmasına rağmen

biz torunlar ve evlâtlar arasında inanç ve yaşama bakımından farklılıklar olacaktır. Bu

Allah'ın (cc) her bir insanı ayrı bir fert olarak yaratmasının ve onu kendi şartlarına göre imtihana tâbi tutmasının bir gereğidir. Bu bakımdan

Allah'ın (cc) değer verip insan olarak yarattığı bu şerefli varlık

kendi inanç ve kültürüyle kabul edilmelidir. Ancak o

yanlış yollara sapar ve fıtrata aykırı yaşamaya başlarsa

ona istikameti göstermek diğer insanlar için bir vazife hâline gelir. Ancak

onlar bu vazifeyi yerine getirirken sevgi

tatlı dil ve güler yüzle

onun aklına

mantığına hitap etmelidirler. Zîrâ tatlı dil ve güler yüzle muamele etme

Kur'ân'ın ifadesidir:
“Ona tatlı
yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır
yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Tâhâ
44) .
Karşımızdaki küçük bir çocuk bile olsa

uygun bir hitap tarzıyla ona yaklaşılmadığı sürece

verilmek istenenin sıhhatli verilemeyeceği bir gerçektir. Ona iman ve inanç adına vereceğimiz şeyler

azarlamakla ve dövmekle verilemez. Muhatabımız bebek bile olsa

kâinatta cereyan eden teennî (düşüne düşüne iş yapma) sırrıyla hareket etmemiz gerekir. En azından kendi çocuklarımıza iman ve inancın güzellikleri anlatılmadan

tarihî değerlerimiz ve kültürümüz sevdirilmeden

meleklerle yarıştırılacak güzel bir ahlâk verilmeden sağlıklı bir nesil meydana gelmesi mümkün müdür?
“Allah'ın kullarına
Allah'ı sevdirin ki
Allah da sizi sevsin.” mesajı dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu olmanın yolunu göstermektedir. Kavgasız

gürültüsüz

emniyet içinde yaşamanın yolu da sevgiden

güzel görmekten

tatlı dilli ve güler yüzlü olmaktan geçer. İnsanın bilmesi gereken diğer bir husus da şudur: Akıl insana

Allah’a inanmak

itaat etmek

O’nun emir ve yasaklarına saygılı davranmak

aynı zamanda huzur ve emniyeti tesis etmek ve dengeli yaşamak için verilmiştir. Tebliğ ve temsili iyi yaparsak

eksiği kusuru olanlar

bunları tashih ederler. İnanan insan

kendisine bakıldığı zaman Allah'ı hatırlatmalıdır. Mü’min öyle olmalıdır ki

tanındıkça daha çok sevilmelidir. Sevilmeyenler kendilerini ciddi bir kontrolden geçirmelidirler. Din (İslâm) Allah için yaşanırsa emniyet ve itimat artar.
“İman edip
makbul ve güzel işler yapanları Rahman
(hem Allah
hem de mahlûkları nezdinde) sevimli kılacaktır.” (Meryem
96) . Bir mü'min diğer mü'minlerin güzelliklerini görür

onlarla iftihar ederse

vicdanen itminan ve huzur içinde olur.
Bilmemiz gereken diğer bir husus ise şudur: Tek başına bir insan cevher olsa

nur olsa

değeri zâtîdir. Sadece kendini ve yakınlarını aydınlatır. O nur

kolektif

şahs-ı mânevî olarak temsil edilirse geniş dairede istifadeye

Allah'ın rahmetinin celbine vesile olur. Kâinatta her şeyi Allah (cc) hesabına değerlendirdiğimiz zaman

hiçbir şeyin değersiz

lüzumsuz ve hikmetsiz olmadığını görürüz. Her şeyi hikmetle yaratan

canlı-cansız bütün varlıklara birçok mükellefiyet yükleyen Allah (cc)

insanı başıboş bırakmamıştır.
Dağların bile yüklenmekten çekindiği ağır bir sorumluluğumuz var. Bu mesuliyetin şuuruyla hareket eden insan

imanın zevkini

kulluğun huzurunu tadar. Pusulasını kaybedip yönünü tayin edemeyen

hedefini bulamayan insanlar

kâinatta olup biten hâdiselerin sırrını çözemez

mânâsını kavrayamaz.