elektropleksi olarak da bilinir) 1933 yılında Meduna

şizofreni tedavisi için konvülsiyon terapisini yeniden psikiyatride kullanmaya başlamış ve 1937 yılında Cerletti ve Bini

elektrikle harekete geçirilen nöbetlerin

terapötik olarak

daha önceleri kimyasal yoldan yaratılan konvülsiyonlar kadar etkin

ama daha güvenilir ve daha az rahatsız edici olduğunu ispatlamışlardır. ECT tamamen ampirik bir tedavi biçimidir. Bu tip nöbetin hastaya niçin yararlı olduğu bilinmemektedir

ancak son zamanlarda ECT'nin beyinde fizyolojik aktivite gösteren amin (bkz.) konsantrasyonlarını

tıpkı antidepresan ilaçlar gibi

arttırdığı ispatlanmıştır. Konvülsiyon terapisi ilk olarak şizofreni tedavisinde kullanılmış

ama tek başına uygulandığı zaman ve fenotiazinlerin bulunmasından önce olumlu sonuçlar vermemiştir. Oysa

fenotiazinlerle veya diğer majör trankilizanlarla kombine kullanımı gittikçe yaygınlaşmakta ve yalnızca çok kere dramatik bir tepki gösteren katatonik durumlarda veya affektif öğenin güçlü olduğu hastalarda değil

aynı zamanda akut bir hastalık başlangıcı ya da şiddetlenmesi gösteren

hattâ yalnızca medikasyonla tedaviye dirençli daha kronik paranoid şizofrenilerde bile uygulanmaktadır. ECT' nin başlıca endikasyonu

daha ziyade endojen tipteki depresyondur. Uygun vakalarda

ECT hastalığın tamamen iyileşmesini sağlar

ama tabii ki nüksetmeyi önlemez. Özellikle

ilk olarak hayatın envolüsyonel döneminde başgösteren ve belirgin ajitasyonla karakterize olan endojen depresyonlarda etkindir. Oysa

nörotik tipteki depresyonlarda

hastalık nekadar şiddetli olursa olsun

hiç yararlı değildir. Pratikte ECT

antidepresan ilaçlarla kıyaslanabilir. ECT bazı vakalarda hastalığın tamamen iyileşmesini

oysa antidepresanlar yalnızca semptomatik rahatlamayı sağlar ve doğal bir remisyona kadar belki de aylarca tedavi gerekebilir. Öte yandan

ECT tekrarlı anestetik kullanımını gerektirir ve poliklinik tedavide bile haftada bir veya iki kere yarım günlük iş kaybına yol açar. Pratikte

evde tedavi veya poliklinik tedavinin mümkün olduğu hafif ve orta derecedeki depresyon vakalarında

antidepresanlar çok yararlıdır. Daha entraktabl vakalarda veya antidepresanlarla tedavinin başarısız olması ihtimalinin bulunduğu şiddetli depresyon vakalarında

ECT'ye başvurulmalıdır. Şiddetli depresyon geçiren hastalarda

yeme güçlüklerinin yarattığı fizik rahatsızlık veya uykusuzluk

genel ajitasyon ve huzursuzluk nedeniyle olan halsizlikten dolayı

birçok hekim antidepresan ilaçları deneyerek zaman kaybedeceklerine

tedaviye ECT ile başlamayı yeğlerler. Bu

intihar tasarıları kuran hastalarda da geçerlidir; çünkü her iki tedavi yönteminde

de iyileşme kaydedilmeden önce latent bir dönem geçmesine rağmen

şiddetli depresyon geçiren hastalar şüphesiz ECT' den yararlanacaklardır ve daha az etkin bir tedaviyi deneyerek intihar riski göze alınmamalıdır. ECT ve antidepresan ilaçlar arasında bir seçim yapmak yerine

özellikle ortam ve kişilik sorunları olan hastalarda

yalnız ECT tedavisiyle başgösterebilecek bir nüksetmeyi önlemek için

artık ECT ile birlikte antidepresan ilaçlar uygulanmaktadır. ECT

öncelikle depressif hastalıklarda kullanılmakla birlikte

mani durumlarında da yarar sağlayabilmesi bir çelişki gibi görünmektedir. Majör trankilizanların yetersiz bir kontrol sağladığı yahut hastalığın belirgin olduğu vakalarda

ECT endikedir. Her iki durumdada genellikle daha sık uygulanan (örneğin

ilk hafta üç kere

sonra haftada iki kere) ECT kürüyle nöbetlere çok kere son verilir. Tecrübeli bir ekip tarafından uygulandığında

ECT son derece güvenli bir tedavidir ve ancak birkaç bin hastada bir ölüm vakası kaydedilir; başka bir deyimle genel anesaaaideki ölüm riskinden daha da az. Yalnızca yeni bir kardiak enfarktüs vakası

ECT için bir kontrendikasyondur. Diğer kontrendikasyonlar nisbidir. Örneğin

pülmoner tüberküloz veya konjestif kalb yetmezliği ve fizik gerileme vakalarında

anestetik ve modifiye konvülsiyonların sakıncaları ve depressif hastalıktaki sürekli huzursuzluğun dezavantajları karşılaştırılmalıdır. ECT

başlangıçta genellikle haftada iki kere uygulanır

ama tedavinin sonuna doğru haftada bire indirilir.Olumlu vakalarda

üçüncü ya da dördüncü konvülsiyondan sonra düzelme kaydedilir ve altı yedi tedavi yeterli olabilir. Altı ya da yedi konvülsiyondan sonra düzelme görülmezse

tedavinin sürdürülmesi tavsiye edilmez. Tedavinin bir sonucu olarak kısmi amnezi

özellikle yaşlı hastalarda

sık görülür. Konvülsiyon sıklığı ve sayısı arttıkça amnezi de artar ve yaşlı hastalarda

klinik durum elverir elvermez

tedaviyi seyrekleştirmek yoluyla azaltılabilir. Amnezi hemen her zaman geçicidir

ama yaşlı hastalarda birkaç ay sürebilir.Ender olarak şiddetlidir

ama özellikle işi hafızaya dayanan bir hastada rahatsızlık yaratır. Çok kere bu gibi hafıza bozukluklarının

ECT'nin ayrılmaz ve gerekli bir öğesi olduğu düşünülmektedir

ama son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun doğru olmayabileceğine işaret etmektedir. Böylece

ECT' nin yalnızca non-dominant hemisfere uygulanmasına başlanmış ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir.