1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Halk oyunları /Şebinkarahisar Ve Yöresinde Oyun

  1. #1
    Emektar Üye
    EXiR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart Halk oyunları /Şebinkarahisar Ve Yöresinde Oyun



    Bu bölge, kendine has özelliklerle tartımlı sanatlar bakımından yakın illerden farklı ayrı bir çevre vücuda getirmekle beraber, bu halin etraftan gelen etkilerin uzmanlaşmasından ileri geldiği ufak bir dikkat neticesinde ayrıca anlaşılır. Bahusus ki (özellikle) asırları aşan şahsiyeti de (kültürel kimliği de) aynı kaynaşmada özüyle mahfuz (saklı) kalmıştır.

    Düğünleri her zaman çalgılı, pek az olarak da çalgısız geçer. Kız evinde başlıca tef, kemençe, ud (ayrıca gramafon gibi vasıtalar) , oğlan evinde ise davul zurna, kimi de zurna yerine klarinet yahut incesaz takımı, tulum (çoban gaydası), zilli tef, maşa (yine gramafon veya radyo) gibi musikî imkanları işletilir. Bu çalgılarla kadın ve erkekler kendi alemlerinde; Dik Ayak, Düz ayak, Fırlanma, Çiftetelli, Tamzara, Türkmen Kızı, Karadeniz, Temür Ağa, Hoşbilezik ve Bıçak Oyunu çeşitleri gibi mahalli ve milli oyunları toplu, yahut yalnız olarak oynarlar. Oynayışlarında bir mekik intizamı yaşandığı (yeknesaklığı "tekdüzelik, monotonluk" rağmen) müşahede edilir. Oyuncu ve seyirciler her vesilede fazlasıyla hoşnut edegelmiş olan çeşitlerdir.

    Düğünden birkaç gün önceki "komşu kınası" adlı toplantıda, öğleden sonra herkes gelince kızların cümlesi (tamamı) veya yer elverişli değilse birtakımı el ele vererek halka çevirirler. Gelin olacak kız ile ev sahibinden mehel (münasip) bir kadını ortaya alırlar ve aşağıdaki türküyü koşturarak oynamaya başlarlar.

    Türkü, iki gruba ayrılmış kızlar tarafından beyit beyit söylenir. Birinci grubun söylediğini ikinci grup tekrarlar:

    Çaldı dibi durağım
    Bu yıl yardan ırağım
    Eğer yarim gelmezse
    Olmaz benim durağım

    Kına tasın al ele
    Yak şu geline hele

    Oy nereye nereye
    Kazan kurdum deri'ye
    Başladı kına bugün
    Düğün kalsın geriye

    Kına tasın al ele
    Yak şu geline hele

    Bu sırada yaşlı kadın kınayı gelinin başına yakmaya başlamıştır.

    Şu Karaysar (Karahisar) kızları
    Huy, husta (ahlakta) okur sele (meydan)

    Dön geriye geriye
    İşte döndüm geriye

    Sıçrayın gelin kızlar
    Kaynak verin geriye

    Kına yakılma işi bittikten sonra gelini de halkaya sokup biraz oynatırlar. Bundan sonra türlü eğlenceler yapılır.

    Düğün ve başka vesilelerle söylenilip oynanabilen mahalli türkülerden örneklerin sadece sözlerini aşağıya alıyoruz. Erkek toplantılarında söylenen Dik Ayak adlı Şebihkarahisar türküsü şudur:

    Kareysar (Karahisar) oylum oylum
    İçinde selvi boylum
    Selvi boylum çıkanda
    Yıkılsın oylum oylum

    Ararsın asmaları
    Giyersin basmaları
    Gene horan'a girdi
    Kareysar yosmaları

    Kareysar mezarlığı
    Üstünün üzerliği
    Memlekete şan vermiş
    Yarimin güzelliği

    Gökte yıldız sayılmaz
    Çiğ yumurta soyulmaz
    Ergen kız ergen oğlan
    Cilvesinden doyulmaz

    İn dereye dereye
    Al dereden taş getir
    Aşlanmamış fidandan
    Dişlenmemiş yar getir

    İndim derelerine
    Bilmem nerelerine
    Kaytan bıyıklarımı
    Sürsem nerelerine

    Kadın toplantılarında söylenen Dik Ayak adlı Karahisar (Şebinkarahisar) türküsü şudur:

    Altın yüzük var benim (cicim)
    Parmağıma dar benim
    Kareysar'ın içinde (cicim)
    Orta boylu yar benim

    Kareysar (Karahisar) tası bende (cicim)
    Kumaşın hası bende
    Çatlan patlan komşular (cicim)
    Yiğidin hası bende

    Gökte yıldız kah gider (cicim)
    Kah eylenir, mah gider
    Bugün ben yari gördüm (cicim)
    Sandım padişah gider

    Altım yüzük möhreli (cicim)
    Eli gümüş dehreli
    Ben sana yar mı derim (cicim)
    Hey hizmekker (hizmetkar) çehreli
    İnce çitin incesi (cicim)
    Dağların yeşilcesi
    Gene fikrime düştün (cicim)
    Gönlümün eğlencesi

    Erkek cemiyetlerinde söylenen Düz Ayak şudur:

    Efeler Türküsü

    Tepeler tepeler yüksek tepeler
    Orda yağmur yağar, burda serpeler
    Sandıkta çürümüş elmas küpeler

    Yaslan dağlar arslan yosmam geliyor
    Elleri kınalı, kolları sıvalı
    Sandım yosmam geliyor

    Çakırlı'dan bir su içtim kanmadım
    Yedi dirhem kurşun yedim ölmedim
    Kardaş bana düşman imiş bilmedim

    Osman Efem, bende derman kalmadı
    Yalvardım, yakardım dostlar almadı

    Efelerin ıssız tenha yolları
    Boynumda kalmıştır yarin kolları
    Menekşeden biçilmiştir şalvarı

    Yaslan dağlar arslan yosmam geliyor
    Elleri kınalı, kolları sıvalı
    Sandım sunam geliyor

    Böyle m'olur efelerin yolları
    Issız kalmış Karakuş'un dağları
    Bağlı kalmış Abdullah'ın kolları

    Osman Efem, bende derman kalmadı
    Yalvardım yalvardım dostlar almadı.

    Ufacık taş ile kale yapılmaz
    Penceresi yüksek yare bakılmaz
    Bekir ölme ile dünya yıkılmaz

    Yaslan dağlar yaslan yosmam geliyor
    Elleri kınalı, kolları sıvalı
    Sandım sunam geliyor.

    Kadın cemiyetlerinde söylenip oynanılan Düz Ayak türküsü şudur:

    Dudu dilim

    Zülüflerin tutam tutam
    Arasına güller takam
    Nice bir yalınız yatam

    Dudu dillim, ince bellim
    Kalem kaşlım, sırma saçlım

    Gelin zülfün tarasana
    Tarayıp da yağlasana
    Bak yarimi yitirmişim
    Koğuş koğuş arasana

    Nakarat

    Zülüflerin çıkmış yandan
    Hem o yandan hem bu yandan
    Ben istersem bir yanından
    Sen verirsin her yanından

    Nakarat

    Kadın cemiyetlerinde söylenen ve oynanan ikinci nevi Düz Ayak türküsü şudur:

    Kırmızılım Türküsü

    Kırmızı gül her dem olsa
    Her dertlere derman olsa
    İl beyinden ferman olsa
    Herkes sevdiğini alsa

    Kırmızılım kırmızılım
    Al yanaklı kırmızılım
    Bal dudaklı kırmızılım
    Çekip giden kırmızılım

    Kırmızıyı giyme dedim
    El sözüne uyma dedim
    Naneleri ben yedim
    El oğluna ben ne dedim

    Kırmızılım kırmızılım
    Al yanaklı kırmızılım
    Bal dudaklı kırmızılım
    Sekip giden kırmızılım

    Kırmızı başındadır
    On üç on dört yaşındadır
    Sevgilisi peşindedir
    Bak nişanı başındadır

    Kırmızılım kırmızılım
    Al yanaklı kırmızılım
    Bal dudaklı kırmızılım
    Çekip giden kırmızılım

    Erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanan ikinci nevi Dik ayak Karahisar (Şebin) türküsü şudur:

    Ha buradan o yana
    Kareysar'ın yolları
    Dola gelin boynuma
    O sırmalı kolları

    Ha buradan o yana
    Yana yüreğim yana
    Gel otur şu yanıma
    Dön o yana, bu yana

    Geceler ay ışığı
    Elinde bal kaşığı
    Hiç aklımdan çıkmıyor
    Güzeller yakışığı

    Ay ışıktır varamam
    Varsam yari bulamam
    Girsem yarin koynuna
    Sabahtan uyanamam

    Dut ağacı dut verir
    Yaprağını kıt verir
    Eğen, kız ergen oğlan
    Sarıldıkça dat verir

    Dut ağacı dutludur
    Dibi yeşil otludur
    Kurban olduğum Allah
    El kızı ne tatlıdır.

    Kadın cemiyetinde söylenen ve oynanan ikinci nevi (çeşit)

    Dik Ayak horan türküsü:

    Horandayım horanda
    Kardaşımın kolunda
    On beş lira yitirdim
    Ben o yarin koynunda

    Ay ışıktır varamam
    Varsam yari bulamam
    Ay buluda girende
    Bağlasalar duramam

    Horan oynamayınan
    Horan yeri düz olmaz
    Kadife geymeyinen
    Dul karılar kız olmaz

    Horanın başındayım
    On iki yaşındayım
    On iki yaştan beri
    O yarin peşindeyim

    Pencereden bakıver
    Ayna mısın, can mısın?
    Elleme zülüflerim
    Sen benim kocam mısın?

    Pencereden bakıyor
    Kitap almış okuyor
    Perçemine yağ çalmış
    Yel estikçe kokuyor

    Kadın ve erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanılan Dik ayak Kabahoran'ın sözleri şunlardır:

    Kemençe Türküsü

    Kemençe çala çala
    Çıktım bir ince dala
    İnce dallar kırıldı
    Kızlar bana vuruldu

    Kemençemin telleri
    Dülgaridir dülgari
    Kızdan ikbalim yoktur
    Alacağım dul karı

    Ben kemençe çalamam
    Kollarımı alamam
    Çok derine dalamam
    Akılsız da kalamam

    Ben kemençe çalamam
    Dayım darılır dayım
    Dayımın kızlarından
    Yok mudur benim payım

    Hey kemençeci dayı
    Vurdun gözüne yayı
    Güzellerin üstüne
    Çevirsene kaydayı

    Hey kemençe kemençe
    Ne halt ettin dün gece
    Gösterdin yari bana
    Kaşları da ne ince

    Erkeklerde Bıçak Oyunu, bir veya iki erkek tarafından oynanır:

    Hovarda çapkın yarim
    Sen söyle ben yazayım
    Ettiğin günahları
    Boş deftere yazayım

    Al kamayı gir yandan
    Ben de geçtim bu candan
    Doldur doldur ver bana
    Koynundaki fincandan

    Nakarat

    Dereler salkım saçak
    Alçak boylusun alçak
    Sana derler küçücek
    Sen doldurursun kucak

    Nakarat

    Dereler akmayınan
    Ne olur bakmayınan?
    Çirkin güzel olur mu?
    Çok altın takmayınan?

    Kadın cemiyetlerinde oynanan Fırlanma oyunu:

    Kestim kaküllerini
    Yana değiyor yana
    Yar senin bakışların
    Cana değiyor cana

    Kız oynak,oynak, oynak
    Olur mu yardan doymak
    Yardan doydum diyenin
    Caizdir boynun vurmak

    Cebimden aynam düştü
    Karıştı gazellere
    Küçükten adetimdir
    Bakarım güzellere

    Nakarat

    Derenin kıyısında
    Yılanın kemikleri
    Seldi de geri durdu
    Gavurun enikleri

    Nakarat

    Dere akıyor dere
    Oda nafile yere
    Al beni götür dere
    Yarin olduğu yere

    Nakarat

    Kadın cemiyetlerinde oynanan ve söylenen Kelkit Türküsü (Fırlanma) :

    Keklik taşta ne seker (oy, oy, oy)
    Akıl başta ne gezer
    Gel yanıma kız keklik
    Kodun canıma keklik
    Kınalı parmakların (oy, oy, oy)
    Batır kanıma kız keklik

    Kekliğim, kekliğim, gukguğum yar
    Gerdanına güller ektiğim yar
    Nedir elinden of çektiğim yar

    Kekliğim özüyünen (vay, vay)
    (Ah) Şirindir sözüyünen
    Gel gel yanıma kız keklik
    Kodun canıma vay keklik
    O kınalı parmağın (vay, vay, vay)
    Batır kanıma kız keklik

    Nakarat

    Keklik taşta el eyler (ey, ey, ey)
    (Ah) Eşine gel gel eyler
    Di gel yanıma yar keklik
    Kodun canıma kız keklik
    (Ah) Kınalı parmakların (ey, ey, ey)
    Batır kanıma ye keklik

    Nakarat

    Erkek cemiyetlerinde söylenen ve oynanan Tek Ayak Türkmen Kızı:

    Türkmen kızı süt pişirir
    Hem pişirir, hem taşırır
    Kepçeyi baştan aşırır
    Leylim aman Türkmen kızı

    Sen aklar gey, ben kırmızı
    Gel gidelim obamıza
    Sen sütler iç ben kımız'ı

    Kız mendil, hele mendil
    Kaldır kolların indir
    Sar boynuma dolandır
    Gir koynuma inandır

    Mendilim bende bende
    Bir ayvam kaldı sende
    Ayva gibi sarardım
    Din iman yok mu sende?

    Kız mendil, mendil, mendil
    Kaldır kolların indir
    Seversen yürekten sev
    Dilindeki yalandır

    Kadınlarda Çiftetelli:

    O çiftetelli
    Mesnedi belli
    Bir yar da sevdim
    O da terelelli

    Aygınım ben
    Baygınım ben
    Çiftetelli

    Çaldığımdır bağlama
    Kömür gözlüm ağlama
    Ben buralı değilim
    Bana meyil bağlama

    Nakarat

    Çaldığımdır hep keman
    Benim halim pek yaman
    Ölüyorum derdinden
    Gel ol bana sen derman

    Nakarat

    Kadınlarda Fırlanma oyunu:

    Çeçen kızı

    Çeçen kızı çardaktadır
    Soğu sular bardaktadır
    Çifte benler yanaktadır

    Haydi malım Çeçenkızı
    Sen allar giy, ben kırmızı
    Gel gidelim has bahçaya
    Sen gül topla, ben nergisi

    Evlerinin önü nane
    Ben kül oldum yane yane
    Gavur isen gel imane

    Nakarat

    Evlerinin önü susam
    Su bulsam mendilim yusam
    Arasam yarimi bulsam

    Nakarat

    Evlerinin önü çöplük
    Çöplükten toplarlar iplik
    Anası kızından keklik

    Nakarat

    Erkekler de "Karadeniz Türküsü"

    Titreme Oyunu

    Ha buradan aşağı
    Ben inemem inemem
    Küçüceksin sevdiğim
    Sözüne güvenemem

    Ha burası ne bayır
    Gülün dikenden ayır
    Sevdalıktan öleni
    Kayır Allah'ım kayır

    Ha buradan aşağı
    Buzlar sallanır buzlar
    Erkekler asker oldu
    Arzuhal verin kızlar

    Al aşağı vur dizi
    Baban duymasın bizi
    Baban duyarsa bizi
    Öldürür ikimizi

    Al aşağı aşağı
    Fistan kırmalarını
    Beğenemedim gelin
    Senin durmalarını

    Vay vay demeye geldim
    Kaymak yemeye geldim
    Değil meramım kaymak
    Yari görmeye geldim

    Aynalıdır aynalı
    Konak pencereleri
    Verseler yari bana
    Cumağı geceleri

    Kadınlar da düz ayak "Karadeniz Türküsü"

    Giresun Kıyıları

    Giresun'un evleri
    Şımayıyan kaynama
    Benim ile oynadın
    Başkasıyla oynama

    Ağam haydi yar haydi
    Kunduram taştan kayıdı
    Elin bir tanesine
    Nasıl diyelim haydi

    Giresun'un evleri
    Başustanın yapısı
    Benim için açılmış
    Hapishane kapısı

    Ağam nerede kaldı
    Paşam nerede kaldı
    Sevgilimin kolları
    Benim boynumda kaldı

    Ağam haydi yar haydi
    Kunduram taştan kaydı
    İlik düğme çözerken
    Elim bir yana kaydı

    Giresun kayıkları
    Hep geliyor karından
    Sevdim de alamadım
    Ölüyom efkarımdan

    Ağam neresi güzel
    Başında saçı güzel
    Saçı başını yesin
    Kumar başını güzel

    Giresun, Ordu, Pazar
    İçinde bir kız gezer
    Elinde divit kalem
    Dertlere derman yazar

    Nakarat

    Hey Giresin Giresin
    Beriye gelmez misin?
    Dünyada ettiklerin
    Ahrette çekmez misin?

    Nakarat

    Kadın ve erkek cemiyetlerinde söylenip oynanan "Hoşbilezik Türküsü" :

    Fesim düştü yollara
    Deryada, yolda
    Başbuğumu vurdular
    Baş karakolda

    Hoş bilezik, hoş bilezik
    Pakmakta yüzük
    Ben yarimden ayrılmışam
    Vay bana yazık

    Bir oda yaptırdım hurma dalından
    İçini donattım Acem şalından
    Oda benim değil ahbap malından

    Nakarat

    Bir oda yaptırdım döşedemedim
    Kahbe felek ile başedemedim
    Yalvardım, yakardım eş edemedim

    Hoş bilezik, hoş bilezik
    Kolları nazik
    Nazlı yardan ayrı düştüm
    Can bana yazık

    Bir oda yaptırdım yüceden yüce
    İçinde yatmadım üç gün üç gece
    Kurbanlar keserim sardığım gece

    Nakarat

    Bir oda yaptırdım dururum diye
    Aldım martinimi (anam) vururum diye
    Aklıma gelmedi ölürüm diye

    Nakarat

    Milli oyunlarımızdan Tamzara türküsüne gelince; bu türkü Tamzara'nın Demircilik Bağları'nın Karşıbahçe mevkiinden Çapkın Şerif'e aittir. Çapkın Şerif, halasının kızı Güllü'ye gönül vermiş, Güllü de o delikanlıya aynı kertede vurgunluk göstermiştir. Şerif, yetim ve mangırsız (parasız) bir delikanlı olduğu için eniştesi, yani Güllü'nün babası iki sevgiliyi birleştirmek yoluna katiyen yanaşmamıştır. Delikanlı da, kendi semtlerine 15 dakika uzaklıktaki Tamzara'ya bu kızın aşkına her gün gündüz ve gece gidip gelerek kızı kaçırmak üzere fırsat kollarmış. Nihayet, halasının da yardımıyla kızı kaçırmaya muvaffak olan Şerif, düğün dernek yapılmasına meydan verilmeksizin askere alınmış ve işte askerden bu türküyü yavuklusuna yollamıştır.

    Bu türküye ve oyuna Erzurum Tamzarası denilmesinin sebebi, Tamzara'nın bir zamanlar Erzurum'a bağlı olmasındandır. İkinci şekle Giresun Tamzarası denilmesi de Şebinkarahisar'ın (eskiden il merkeziydi) şimdi Giresun'a bağlı bulunmasındandır.

    Eski Tamzara oyununun türküsü şudur ve figürlerde yer yer değişmeler olmuştur:

    Tamzara'dan gece geçtim
    Karlı buzlu sular içtim
    İnanmayın eş ve dostlar
    Ben o yardan vaz mı geçtim ?

    Leli leli Tamzaram
    Ninni benim hoş balam

    Tamzara'nın bayırına
    Kuzu saldım çayırına
    Tanrı benim şu Güllü'mü
    Bağışlasın hayırına

    Leli leli Tamzara
    İki somun on para

    Tamzara'nın tandırları
    Kardan beyaz baldırları
    Bizi baştan hep çıkaran
    Karşı köyün andırları

    Leli leli Tamzaram
    Bir kez görün kaç balam

    Tamzara'da maden suyu
    Çok şirindir yarin huyu
    Sorarsanız eğer bana
    Türk oğludur onun soyu

    Leli leli Tamzaram
    Gel gidelim hoş balam

    Tamzara'dan taş geliyor
    Ala (el') gözden yaş geliyor
    Karşı köyün şu kızları
    Yiğitlere hoş geliyor

    Leli leli Tamzaram
    Mor sümbüllü hoş balam

    Tamzara'dan yedi pınar
    İçen onu herdem anar
    Mor sümbüllü bağlarını
    Görenler hep cennet sanar

    Leli leli Tamzaram
    Haydi benim maskaram

    Çocuk oyunlarından olarak Yılbaşı gecesi (yani Rumî 13 Ocak gecesi) mahalli veya köy çocukları bir araya gelerek aralarından 4-5 çocuğu oyunu seçip, köy veya mahalle halkının yeni yılını kutlamaya gönderirler. Seçilen bir oyuncu çocuğun elinde uzun ip, onun ucunda da bağlı bir torba bulunur. İkinci çocukta da heybe veya bir çuval vardır. Geriye kalan üç çocuğun üzerine kilim, destar, çul gibi şeyler atılarak bir deve heybetine sokulurlar. Boyunlarına çan, kelek, çıngıl gibi şeyler takılır. Bir çocuk da deveci olur. Bir hayhuyla evleri dolaşmaya koyulurlar. Evde yapılacak oyuncular bulunmadığı takdirde ise, tek çocuğu Yılbaşı gelini yaparak onunla birlikte dolaşırlar. Her kapı önünde hususi (özel) bir türküyü bir ağızdan söyleyerek iyilik dileğinde bulunur, ayrıca bacadan torba sarkıtarak yemiş toplama adetini yerine getirirler. O sırada deve veya yılbaşı gelini de türkünün ayrı kaydasıyla oynayıp şenlik gösterirler.

    Deveci Oyunu: El ele veren 10-20 çocuk yarım daire kurarlar. Dizinin bir başındaki çocuk deveci, diğer başındaki elebaşı olur. İkisi arasında şu konuşma geçer:

    - Deveci?
    - Ey canım?
    - Develer hangi dağda?
    - Uludağ'da
    - Neler yer?
    - Hurma
    - Neler hazırlar?
    - Dolma
    - Bir kütük yuvarladım geldi mi?
    - Geldi
    - Gelin attan indi mi?
    - İndi.
    - Ne doğurdu?
    - Bir oğlan, bir kız
    - Adları ne?
    - Yaprak iki toprak
    - Sağ mı, öldüler mi?
    - Öldüler
    - Nereye gömdüler?
    - Eşik beşik dibine.
    - Ne ile gömdüler?
    - Davul zurnayla.
    - Öyleyse haydin biz de görelim, der ve hep birlikte davul zurna çalma taklidi yapa yapa elebaşının peşi sıra yürürler ve devecinin tuttuğu çocukla devecinin ara yerinden geçerler. Çocuklar, hep el ele tutuşmuş bulunduklarından devecinin yanındaki çocuğun elleri çaprazlama bağlı ve yüzü ters tarafa dönüktür.

    Çocukların tümü aynı veçhile (şekilde) çaprazlama bağlanıncaya kadar her çocukta yukardaki konuşma birer defa tekrarlanır. En sonunda deveci ile elebaşı iki baştan bağlanmış olarak kalkıp, daireyi düzelterek oyuncuları düz bir çizgi düzenine sokarlar. Bundan sonra da elebaşı deveciye;

    - Çek, uzasın, der.

    Tarafeyn (iki taraf) çocukları kendilerinden yana çektiklerinden tarafların birinden nihayet çözülme vuku bulur ve herkes kendi tarafına düşen çocukları sayar. Hangi tarafınki çok çıkarsa, o taraf oyunu kazanmış sayılır. Hep birlikte el çırparak yeni baştan elebaşı ve deveci seçer ve oyuna devam ederler.

    Oyunun yarışma ve konuşma yerlerine rağmen, davul zurnalı raks unsuru yine de katılabilir. Eski zamanlarda büyüklerce de oynanılmış, kıdemli bir tertip olduğundan hiç şüphe yoktur. Zamanla çocuk oyunları arasında hatırasını yaşattığı sanılıyor. Bir zamanlar, davul zurna oyunlardan olsa gerektir.

    Çiftçi Oyunu: Toplu çocuk oyunlarından çoğuna yurtta raks unsurunun karıştığı görülmekle beraber, bu oyunun yapısında halka oyunu bilhassa vardır.

    10-15 çocuk el ele vererek halka olurlar. İçlerinden biri elebaşı (ebe) olur, verdiği komutayla birlikte harekete geçilir. Çiftçilik taklidine başlarlar. Dairevi dönerken bir ağızdan ve kendi sesli (özel nağmeli) tekerlemesiyle şunları söylerler:

    Hep verelim el ele
    Yapalım halka hele
    Açılalım geriye
    Tarla olsun bizlere

    Sonra ekeriz buğdayı
    Çavdar, arpa pek kolay
    Yaz gelende toplanır
    Biçeriz alay alay

    Pambuk (pamuk), kendir ve tütün
    Hep ekelim biz bugün
    Bitsin, olsun, satalım
    Gelsin paralar bütün

    Orda ekeriz darı
    Yaprakları sapsarı
    Toprazı kucak kucak
    Yetişen darıları

    Bazan ekeriz kabak
    Yapraklar tabak tabak
    Verince bir fırına
    İstersen tadına bak

    Haydi çiftçi arkadaş
    Bu işlerle ol yoldaş
    Uğraşanlar toprakta
    Sonra çekmezler talaş (telaş)

    "Sonra çekmezler talaş" diyerek oyunu bağlarlar. Sözler, çocuk karihasından (tabiatından, yaratıcılığından) kolay kolay doğamayacak kadar nazım olarak mazbuttur (derli topludur). Şu halde, bunun da eski büyüklerden çocuklara kaldığını düşünmek yanlış olmaz.

    Kurdun koyun kapması ve daha ziyade çocuklarca yürütülen Halvacı (helvacı) Güzeli oyunlarında, keza kendine has türkülü yerler vardır. Raks unsuru, hepsinde aynıdır. Mesela fincan oyunu deyişlerine rağmen sessiz bir sahne haline belki kalbedilebilir (dönüştürülebilir) ve uzunca sürer.

    Bir de pehlivan güreşlerinde hakem buyuruklarını (sunuşlarını, salâvatn'melerini) bu bölgedeki görünüşleriyle dinleyelim: Hakem, pehlivanlarını oynatarak güreş (güleş de denir) alanına getirir. Onlara halkı selamlatır. Her ikisini kol kola duruma getirerek rükûa getirircesine öne eğiltir ve daha başlangıçta halka yüksek sesle şunları söyler;

    Türkler çıktı alana
    Bak dolana dolana
    Değer vermez yalana
    Selam verdi kalana

    Sonra, iki elini sırasıyla pehlivanların sırtına vurarak yine yüksek sesle onlara da şu deyişleri tevcih eder (yöneltir);

    Haydi arslanlar haydi
    Türk'ü gören tez caydı
    Demir bilekli Türk'e
    Dost düşman saygı saydı

    Birinin adı arslan
    Öbürünün ki kaplan
    Hasmına göz açtırma
    Bir ok gibi var saplam

    Hoplan, zıplan ok gibi
    Karşında er yok gibi
    Gözetin Türk sanını
    Geçmiş atalar gibi

    Bura erler alanı
    Gez dolanı dolanı
    Türk hiç aman istemez
    Sevmez altta kalanı

    Aldanmayın boş lafa
    Kaptırman sakın kafa
    Alır, hasmın altına
    Çektirir sonra cefa

    Boğa, tosun dinlemez
    Üste çıkan inlemez
    Çalış da erlik göster
    Hasmın boş laf dinlemez

    Hakem (bazen de cazgır) bunları söyledikten sonra pehlivanların sırtlarına vurarak onları meydane salıverir.

    Pehlivan güreşlerimizin umumiyetle Peşrev, Yürüyüş gibi kendi havaları vardır. Davul zurna bunları vururken, bilhassa güreşe kapışılmadan ve el enseden önce, iki oyuncunun babayiğitçe tavırlarla meydanı ahengin tartımı dairesinde devrederek ağır ve heybetli çepeçevre dolaşmaları bir nevi (çeşit) ön raks sahnesi yaratır.

    Şebinkarahisar'ın başlıca atasözlerinden biri şudur: "Davula vurup zurnadan haber almak". Şunu demek ister: Aldatmak yolundan hasmın düşüncesini kavramak.

    Başka bir özlü nokta da, Yüzük Oyunu'nun sözleri arasındadır. Bir sürü türkülerinden birinde şöyle deniliyor:

    Ormanda çoktur domuz
    Oyunumuz oldu dokuz
    Arkadaşlar çalın kopuz
    Hey zalım nenni
    Nenni de nenni!


    Burada adı geçen kopuz'un Türk kültüründeki kıdemi meşhurdur. Bu mısraların söylenişi sırasında herkes ağzıyla, elleriyle bağlama, davul zurna çalar gibi taklitler yapar. Yüzük tekrar saklanarak ortaya getirildiğinde bulunamazsa deyişler yeniden yükselir:

    Erzurum'dan aldık kına
    Oyunumuz vardı ona
    Börkler baştan yere kona
    Hey gülüm nenni
    Nenni de nenni
    Bilir oynar, bilmez oynar
    Akşamdan beri

    Buradaki börk ve nenni (raks anlamında) hep en eski geleneklerden hatıralardır. Oyunun şu daha önce geçen ihtarlı beyitinde bir Toktamış sözü vardır ki Kımrî (Kimmer) İmparatorlarından önemli bir simayı hatırlatmaktadır.

    Arkadaşlar fincanlar bak toktamış
    Kara dayın çok y.......(silahlar) yoklamış

    Şebinkarahisar, coğrafi bakımdan Karadeniz ile Orta Anadolu sınırı üzerindedir. Oyun ve türkülerinde bu iki bölgenin etkileşip bağdaşması sezilir. Karadeniz'in dinamik tartımı ile Orta Anadolu'nun uzun ağız veya ayrıca halaylarının kaynaşmasından Karahisar'da kendine has türkü ve halaylar meydana gelmiştir denilebilir.

    Tamzara oyunu yurdun başka yerlerince de benimsenmiştir. Zaten her bucağın sekenesi (yerli halkı) her sevdiğini kendine mal etmekte ısrar gösterirse de, Tamzara adıyla başka yerlerde yürütülen oyun Karahisar Tamzarası'nın ancak bir kısım figürlerinden ibaret kaldığı açıktır. Bu oyunun Erzurum'a izafe edilmesi (bağlanması), Karahisar'ın bir zamanlar Erzurum'a bağlı kalmasından ileri gelmiştir. Yurdumuzda aynı sözlerle söylenen Oturak Havası da, o ezginin Karahisar'a aidiyetini ispata yeter.

    Oturak Havası ve oyun olarak söylenen sözlerin ezgileri başka başkadır. Şu sözler mani tarzında ve Karacaoğlanvari bir çapkınca ifade taşıyor:

    Tamzara iki yoldur
    Bir sağ, biri soldur
    İki göğüs arası
    Cennete giden yoldur

    Bu halaydaki tartımlı ayak değiştirmeleri dik ve keskin vuruşlarıyla, bilhassa diz vuruşlarıyla nefis bir manzara arz eder. Mûsikisi ince, ifadesi babayiğitçedir. Figürleri ihtişamlıdır. Makam değiştirimleriyle de renklidir.

    Bir de Efeler türkülü oyunu orada dikkati çeker. Bu oyun, yurdun nice yerlerinde "Karahisar Horanı" diye tanınıyor. Gayet ince ayak değiştirmeleri arz eder. Ağır figürlerinde intizamlı inhinalar dikkati çeker. Şu sözlerinde bir kardeş kavgasının dili yaşar:

    Efeler'den bir su içtim kanmadım
    Kardeş bana düşman imiş bilmedim.

  2. #2
    Diyetisyen
    Superman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    aa bn Şebinkarahisar'Lıyım saoL EXiR..

Benzer Konular

  1. Halk oyunları / Samsun'da Oyun
    By EXiR in forum Dans
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 06-29-2009, 05:39 PM
  2. Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 06-29-2009, 05:38 PM
  3. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-30-2007, 11:27 PM
  4. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-30-2007, 11:21 PM
  5. Halk oyunları/ Balkanlarda Oyun
    By EXiR in forum Dans
    Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 04-21-2007, 12:11 AM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]