USLANMAM
USLANMAM öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin.
UslanmaM En Kaliteli Bilgi Adresiniz
Geri git   USLANMAM > GENEL KÜLTÜR > Tarih Bölümü > Cumhuriyet Tarihi
Google
 
UslanmaM Resim AlbümleriSosyal Gruplar
Kayıt ol Sosyal Gruplar Ajanda Konuları Okundu Kabul Et

Cumhuriyet Tarihi Cumhuriyetimizin geçmişi ve bugünü

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 01-13-2007, 04:48 PM   #1 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Geçmişten Günümüze TBMM

Kaynak : Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın

İLK ANAYASA


Türk tarihinin ilk yazılı anayasası 23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe girdi. "Kanun-i Esasi" (Temel Kanun) adını taşıyan bu anayasa halk iradesine dayalı bir hareketin sonucu olarak değil "Genç Osmanlılar" adı verilen aydınların padişah üzerinde yaptıkları oldukça güçlü bir etki yoluyla gerçekleşmişti.

1876 Anayasasına göre egemenlik kayıtsız şartsız Osmanlı Ailesine aitti. Padişahın kişiliği "kutsal"dı. Yasama ve yürütme yetkileri kesinlikle padişahındı. Yargı gücü bağımsız sayılabilirdi; fakat "af" hakkı kesinlikle padişaha aitti. Toplantı siyasî parti ve dernek kurma özgürlükleri dışında bütün temel haklar vatandaşlara tanınmıştı. Ancak bu hakların kanun yolu ile sınırlanması mümkün olduğundan ve bu konuda bir ölçü bulunmadığından temel hak ve özgürlüklerin hukukî güvencesi yoktu. Vatandaşların can mal ırz konut dokunulmazlıkları da "kanun dahilinde" güvence altına alınmıştı. Ama padişah bir polis soruşturması sonucunda devlete zararı dokunduğu gerekçesiyle kişileri yurtdışına sürebilirdi. Böylece yargı güvencesi de son derece zedelenmişti.

1876 Anayasası bütün eksikliklerine rağmen demokrasi geleneği olmayan Osmanlı Devletinde ilk yazılı hukuk belgesi ve "Meşrutiyet" yönetimini başlatmış olması dolayısıyla. çok önemli bir ilerleme sayılır.



İLK PARLAMENTO



(İlk Türk Parlamentosunun 20 Mart 1877'de Dolmabahçe Sarayı'ndaki açılış töreni.)

İIk Türk Parlamentosu "Meclis-i Umumi" (Genel Meclis) adı altında ve iki meclisli olarak 20 Mart 1877'de çalışmalarına başladı. İki dereceli seçimler sonucu oluşan "Heyet-i Mebusan" veya bazen ifade edildiği gibi "Meclis-i Mebusan" (Milletvekilleri Heyeti) 69'u Müslüman ve 46'sı Müslüman olmayan 115 üyeden oluşuyordu. Doğrudan doğruya padişahça atanan "Heyet-i Ayan" veya diğer adıyla "Meclis-i Ayan" (Seçkinler Heyeti) ise 26 üyeden kurulmuştu.

Genel Meclis'in çalışmaya başlamasından kısa süre sonra 23 Nisan 1877'de Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açtı. Savaş sırasında millet temsilcilerinin hükümeti eleştirmeleri ve sert çıkışları karşısında Heyet-i Mebusan 28 Haziran 1877'de padişahça dağıtıldı. Ardından yapılan seçimler sonucu 13 Aralık 1877'de Türk tarihinin ikinci millet temsilcileri meclisi toplandı. Ancak Rus savaşının kötü bir gelişme göstermesi sonucunda bu yeni Meclis de 14 Şubat 1878'de padişah tarafından tekrar dağıtıldı.

Zamanın padişahı II. Abdülhamit 1878'den 1908 yılına kadar Meclis'i toplamadan ülaaai idare etti. 1908 yılı başlarında giderek artan dış gelişmeler ve son derece şiddetlenen aydınlar muhalefeti nedeniyle Meclis'i Umumi yi 23 Temmuz 1908'de toplantıya çağırmak zorunda kaldı.

Böylece II. Meşrutiyet dönemi açılmış oluyordu. Aynı zamanda Anayasanın yeniden uygulamaya konduğu bu dönem Türk siyasî hayatında "özgürlük ilanı" olarak da anılır. Anayasa 1909 1912 1914 1916 yıllarında sekiz kez değiştirildi. Bu yolla 1876 Anayasasının yapısı çoğu kez önemli değişikliklere uğradı.

Değişiklikler sonucunda padişahın zararlı faaliyetleri iddiasıyla vatandaşları yurtdışına sürgün etme hakkı kaldırıldı. Basın özgürlüğü genişletildi ve sansür yasağı konuldu.

Vatandaşlara toplantı ve dernek kurma özgürlükleri tanındı. Artık siyasî partiler de kurulabilecekti. Ayrıca hükümet Meclis'e karşı sorumlu tutulmuştu. Padişahın dilediği zaman Meclis'i dağıtması hükmü sıkı kayıtlar altına alındı. Gensoru kurumu yerleşti. Padişahın yasama yetkisine belli sınırlar getirildi. Meclis üyelerine doğrudan doğruya kanun teklifi verme hakkı tanındı. Meclis Başkanını padişah müdahelesi olmadan Meclisin seçmesi kabul edildi. Bir padişah tahta çıktığı zaman Meclis-i Umumi önünde Anayasa hükümlerine uymaya ve millete sadakat yemini edecekti.

1909 yılında yapılan bu anayasal değişikliklerin getirdiği demokratik parlamenter sistem iç ve dış olaylar nedeniyle uzun süre yaşayamadı. Yıpratıcı bir siyasal mücadele ortamına 1911'deki Trablusgarp Savaşı ve Ekim 1912'de başlayan Balkan Savaşlarının acılı günleri de eklenince 1914 ve 1916 yıllarında Anayasada yapılan değişikliklerle padişahın Meclis'i dağıtma yetkisi aşama aşama artırıldı. Ayrıca en güçlü parti durumunda bulunan "İttihat ve Terakki'nin tek parti diktatörlüğü demokratik gelişmenin önünü tıkayan önemli nedenlerden birini oluşturdu.

Balkan Savaşlarının 1913 sonbaharında yapılan anlaşmalarla sona ermesinden bir yıl sonra Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşına katılmak durumunda kaldı. Savaşın bitim yılında 3 Temmuz 1918'de VI. Mehmet (Vahdettin) Osmanlı Devleti'nin son padişahı olarak tahta çıkmıştı. Birinci Dünya Savaşı yenilgiyle sonuçlandı: 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi'nden sonra da padişah VI. Mehmet 21 Aralık 1918'de Meclis-i Mebusan'ı dağıttı. Kamuoyunun bütün tepkisine rağmen Meclis-i Mebusan'ı Anayasanın açık hükmünü çiğneyerek ancak 12 Ocak 1920'de yeniden toplattı.

MİLLÎ EGEMENLİĞE GEÇİŞ


Birinci Dünya Savaşı'nın galibi olan İtilaf (Anlaşma) Devletleri Osmanlı ülkesini kağıt üzerinde paylaşmışlardı. Bu paylaşma planlarına göre Türk ulusunun siyasî varlığı bütünüyle yok ediliyor ve üzerinde yaşadığı bin yıllık vatanı da ufak bir bölge dışında elinden alınıyordu.

30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak1 Kasım 1918'den itibaren Türk vatanının bazı yerleri işgal edilmeye başlandı. Türk Ordusu dağıtılırken ülke içinde çeşitli ayrılıkçı örgütler ayaklanma hazırlıklarına girişmişti.

Bunun üzerine Anadolu ve Trakya'daki bazı vatanseverler 1918 yılı sonlarında "Müdafaa-i Hukuk" adı altında direniş örgütleri kurmaya başladılar. Bazı aydınlar kurtuluş çarelerini düşünmekle beraber; güçleri birleştirmek millî ve genel bir uyanış yaratacak mücadeleyi açmak kolay değildi. Farklı düşünceler nedeniyle ülkenin hemen her yerinde dağınıklık çaresizlik ve genel bir karamsarlık görülüyordu.

Bu karanlık içinde Türk ulusunun tarihsel karakterine ve yıllarca süren siyasal gelişmelere uygun bir ses yükseldi. Mustafa Kemal Paşa bu durumda millî egemenliğe dayalı bağımsız yeni bir Türk Devletinin kurulmasından başka bir kurtuluş yolunun olamayacağını ortaya koydu.

15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden bir gün sonra 9. Ordu Müfettişliği görevine atanan Mustafa Kemal Paşa karargâhına aldığı bazı arkadaşları ile birlikte İstanbul'dan Anadolu'ya hareket ettiler.

Mustafa Kemal'in (Atatürk) 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak basmasıyla birlikte Türk tarihinde kişisel egemenlikten millî egemenliğe geçiş süreci de başlıyordu.

Samsun'da ve daha sonra da Havza'da yapılan hazırlıklar ilk kurtuluş ışıklarını yaktı. Millî hareketin başladığını duyuran "...millî bağımsızlığımızın ve tarihimizin kurtuluşu ancak milletin tek vücut olarak savunması ile kabil olacaktır..." gibi bildiriler dağıtıldı. Her yerde protesto mitingleri düzenlenmesi için askerî ve sivil makamlara talimatlar verildi Mustafa Kemal Paşa bütün bu çalışmaları yaparken Mondros Ateşkesi'nden kısa bir süre sonra ülkenin çeşitli yerlerinde sayılan bugün dahi kesinlikle saptanamamış kongreler toplanıp vatanseverler kendi bölgelerini kurtarma çareleri arıyorlardı.

İşte Mustafa Kemal Paşa yavaş yavaş uyanmaya başlayan bu millî bilinci bir bütünsel kalıba döküp tam bir ulusal kurtuluş mücadelesi başlatmak çalışmalarına girişmişti.

Bu amaca ulaşmak için on gün süren ilk hazırlık çalışmaları 21/22 Haziran 1919 günü millî egemenliğe gidiş planı sayılacak ünlü "Amasya Tamimi" ile sonuçlandı. Bu kısa fakat anlamlı belgede "milletin bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararının kurtaracağı" kesin bir dille belirtiliyor bu amaçla Sivas'ta millet temsilcilerinin katılacağı büyük bir kongrenin toplanacağı duyuruluyordu.

Amasya Tamimi'nin temel noktaları şunlardı :

1. Vatanın bütünlüğü milletin bağımsızlığı tehlikededir.

2. Istanbul Hükümeti üzerine aldığı sorumluluğıın gereğini yerine getirememektediri. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.

3. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracakttr.

4. Milletin içinde bulunduğu durum ve şartların gereğini yerine getirmek ve haklarını gür sesle dünyaya duyurmak için türlü baskı ve kontroldan uzak millî bir heyetin varlığı zorunludur.

5. Anadolu'nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas'da millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

6. Bunun için bütün iller ve bağlı bir alt yerleşim yerlerinden milletin güvenini kazanmış üç temsilcinin mümkün olan enkısa zamanda yetişmek için yola çıkarılması gerekmektedir.

7. Her ihtimale karşı bu mesele millî bir sır olarak tutulmalı ve temsilciler gereğinde yolculuklarını kendilerini tanıtmadan yapmalıdırlar.

8. Doğu illeri adına 23 Temmuz'da Erzurum'da bir kongre toplanacaktır. O tarihe kadar öteki illerin temsilcileri de Sivas'a gelebilirlerse Erzurum Kongresi'nin üyeleri de Sivas genel Kongresi'ne katılmak üzere hareket ederler.

ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt 01-13-2007, 04:49 PM   #2 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

ERZURUM KONGRESİ

23 Temmuz 1919'da Erzurum Kongresi toplandı. Artık bütün vatanseverler Atatürk'ün etrafında kenetlenmişlerdi.

Erzurum kongresinde bir yandan vatanın ayrılmaz bir parçası olan Doğu illeri halkının düşmanla mücadele için elbirliği ile çalışacağı kararlaştırılmış bir yandan da milli bir istek olarak İstanbul'daki Meclis-i Mebusan'ın toplanıp gereken önlemleri alması gereği vurgulanmıştı.

Erzurum'da başlayan yerel kongre akımı Batıda Yunan tehdidi altında bunalan Marmara ve Ege bölgelerinde devam etti. 26 Temmuz 1919'da Balıkesir'de 6 Ağustos'ta Nazilli'de 16 Ağustos'ta Alaşehir'de kongreler toplandı. Bu kongreler sonucunda "Kuvayi Milliye" adı altında vatansever milis güçleri kuruldu.

SİVAS KONGRESİ



4 Eylül 1919'da ise millî egemenlik ilkesine dayalı yeni Türk Devleti'nin kuruluşuna temel olan Sivas Kongresi toplandı.

Kongrede "vatanın bölünmez bir bütün olduğu" konusunda millet temsilcileri ortak bir karara vardılar. Ülkedeki tüm yerel direniş örgütleri "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirildi. Başkanlığına da doğal olarak Mustafa Kemal Paşa seçildi. Kongre sonucunda oluşturulan "Heyet-i Temsiliye" milletin isteklerini yansıtan bir nitelik kazandı. Ancak İstanbul yönetiminin ruhsal ve duygusal ağırlığı henüz devam ediyordu.

Bundan dolayı Sivas Kongresi Mustafa Kemal Paşa'nın istediği "kuruculuk" niteliğini gösterememiş vatanın kurtuluşu için bir an önce Meclis'i Mebusan'ın toplanmasını padişaha bildirilmesine karar vermişti.

Ancak bu karar da önemli bir adımdı. Kurtuluş mücadelesi ve millî egemenliğe geçişin ikinci evresi de tamamlanmıştı. Üçüncü aşamada ise millî egemenliğin gerektirdiği tüm ilke ve değerlere sahip bir büyük Meclisin kurulması ve Kurtuluş Savaşı'nın millî güçlere dayalı olarak kazanılması süreci başladı.

MİSAK-I MİLLÎ (ULUSAL AND)

Sivas Kongresi sonuçları ülke çapında büyük coşkuyla karşılanmış millî hareketin her yerde egemen olduğu düşüncesi giderek güç kazanmıştı. Atatürk 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldi. Kurtuluş Savaşının ve yeni kurulacak millî Devletin merkezi yönetim yeri de belli olmuştu.

Sivas Kongresi kararına.uygun olarak son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı 12 Ocak 1920'de toplandı. Ancak Meclis içindeki vatanseverler bütün çabalarına rağmen padişahın egemenliğine dayalı sistemin ortam ve alışkanlıklarını yok edemediler. Bu durum Meclis-i Mebusan'a bağlanan son ümitleri de yıktı. Ama yine de anayasal nitelikte önemli bir karar alınabildi. 28 Ocak 1920 tarihli bu karar "ulusal and" anlamına gelen "Misak-ı Millî" idi.



Misak-ı Millî (ulusal and) daha Erzurum Kongresi sırasında biçimlenmeye başlanmış Sivas Kongresi'nde olgunlaşmış ve sonuçta esasları doğrudan doğruya Atatürk tarafından yazılmıştı. Temel ilke olarak "vatanın ve milletin bõlünmezliği" vurgulanıyordu.

Millet adına bu yeminin edilmesi için millî güçler yanlısı her Meclis-i Mebusan üyesi büyük çaba göstermiş ve sonunda bu kararın alınması gerçekleştirilmiştir

Millî And özetle şöyledir :

Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyeleri barışa kavuşmak için şu vazgeçilmez şartları ileri sürerler :

Dünya Savaşının bitiminde imzalanan Mütareke Andlaşmasının çizdiği sınırlar içinde din ırk ve asılca birlik oluşturan vatandaşların oturduğu yerler hiçbir biçimde yurttan kopartılamaz.

Osmanlı Saltanatının ve Halifeliğin merkezi Istanbul'un güvenlik içinde bulunması şartı ile Boğazlar açılabilir. Daha önce bizden ayrılan Batı Trakya'da Mütareke sınırları dışında tutulmak istenen Kars Ardahan ve Batum'da halk oyuna başvurulması gerektir.

Osmanlı Devletindeki Arapların çoğunlukta olduğu yerlerde de halk oyuna gidilmelidir.

Bağımsızlığımızı sınırlayacak siyasî ekonomik hiç bir andlaşma kabul edilemez.

Bu şartlar kabul edilmezse barış yapmak imkânsızdır.

Meclis-i Mebusan'da alınan ve ilan edilen Misak-ı Millî kararı Ayan Meclisinde görüşülmedi. Dolayısıyla onaylanmak üzere padişahın önüne de gelmedi.

İtilaf Devletleri bu karar karşısında İstanbul Hükümetini millî güçlere karşı harekete geçmeye zorladılar. 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edildi. Meclis-i Mebusan basıldı. Anadolu hareketi yandaşları ve bir kısım aydınlar tutuklandı. Resmi dairelere el kondu.16 Mart günü Osmanlı Devleti fiilen sona ermişti. İki gün sonra toplanan Meclis çalışmalarırıa ara vermek zorunda kaldı.11 Nisan 1920'de padişahça dağıtıldı. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı tarihe karışmıştı.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında yer alan "Türk vatanı ve milletin bölünmezliği" ilkesinin millî ve hukukî dayanağı hâlâ yaşayan "Misak-ı Millî" ruhudur.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2007, 04:49 PM   #3 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'NİN KURULUŞU

İstanbul'un işgalinden üç gün sonra Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri seçilerin engeç onbeş gün içinde yapılması gereği kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu.

Ayrıca dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak ilk yılların anılarını sergiliyor.

İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler.

Ankara'nın o günkü şartları içinde Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı.

Hazırlıklar tamamlanınca Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.

23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı.
Halk kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra Meclis binası girişinde gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı.

Parlamento geleneklerine göre en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845) Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı.

Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar
Istanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek milletimizin teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir.



Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum.
Bu açış konuşmasında millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı.

TBMM 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk) başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.

TBMM açılışından iki gün sonra sadece yasama değil yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı. Bu düzenlemeler TBMM'nin tam bir güçler birliği ilkesini benimsediğini göstermişti.

2 Mayıs 1920'de Bakanlar Kurulunun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı. 11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti" 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı.

TBMM'nin açılışı ile birlikte millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2007, 04:49 PM   #4 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

SAVAŞ VE BARIŞ

3 Aralık 1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Andlaşması TBMM'nin yaptığı ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu cephesi kapandı. 16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Andlaşması ile Rusya yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921'de Birinci İnönü 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Zaferleri sonucunda 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Andlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler. 1922 yılında Yunanistan ve İngiltere dışında TBMM tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydiTBMM Orduları 26 Ağustos 1922'de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül'de İzmir kurtarıldı.

18 Eylül'de ise Anadolu'da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Andlaşması 24 Ağustos 1923'de TBMM'de onaylandı. Yeni Türk Devleti askerî siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu

1921 ANAYASASI


TBMM'nin yaptığı ilk Anayasanın görüşmeleri 19 Kasım 1920'de başladı ve 20 Ocak 1921 günü yapılan
oylamayla kabul edildi. Böylece millî egemenlik ilkesine dayalı ilk Anayasa yürürlüğe girdi.

1921 Anayasası 23 maddeden oluşan oldukça kısa bir metindi. İlk dokuz maddesi devletin dayandığı temel
ilkeleri sayıyordu.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu yasama ve yürütme yetkilerinin milletin tek ve gerçek temsilcisi olan TBMM'de toplandığı esasları halka dayalı devlet ve güçler birliği ilkelerini en kesin ve açık biçimde ifade ediyordu Ancak 1921 Anayasasında Devlet başkanının bulunmayışı vatandaşların hak ve özgürlüklerinin
düzenlenmeyişi yargı ile ilgili hükümlerin olmayışı önemli eksikliklerdi.

CUMHURİYETİN İLANI

1921 Anayasası'nın getirdiği millî egemenlik ilkesi ile padişah iradesi ortaya bir çelişki çıkardı. Saltanat makamı boşlukta kalmıştı. 1 Kasım 1922'de TBMM aldığı kararla saltanatı kaldırdı. Padişahlık lağvedilmiş kişisel egemenlik hukuken tarihe karışmıştı. Bu kararın doğal sonucu Cumhuriyet rejiminin kurulması olacaktı.

13 Ekim 1923'de Ankara'nın başkent olması kararı alındı.

29 Ekim 1923'de Atatürk ve arkadaşlarının Anayasanın bazı maddelerini değiştiren teklifi TBMM'de alkışlarla ve oybirliği ile kabul edildi.

Anayasanın birinci maddesinde "Türkiye Devletinin hükümet biçimi Cumhuriyettir"
hükmü yer aldı. Aynı günün gecesi Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk
Cumhurbaşkanlığına seçildi.

Saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin. ilanı ile sistem içinde varlığını sürdüren "Halifelik" de gereksiz ve işlevsiz bir duruma gelmişti. 3 Mart 1924'de Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve arkadaşlarının verdikleri kanun teklifi TBMM'de kabul edilerek hilafet kaldırıldı halifelik de tarihe karıştı.

1924 ANAYASASI

TBMM'nin 1921 tarihli ilk anayasası sadece 3 yıl yürürlükte kalabildi. Gelişmelerin gerisinde kalmış ve önemli eksiklikleri vardı yetersizdi. Bütünüyle bir yeni anayasa hazırlıklarına girişildi. Cumhuriyet döneminin anayasası 20 Nisan 1924'de TBMM'de büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Yeni anayasa cumhuriyet rejimi içinde güçler birliği esasına dayandırıldı.105 maddeden oluşmuştu.1924 Anayasası Türk siyasî yaşamının gelişmesinde önemli rol oynadı. Siyasî partilerin kurulmasına ve dolayısıyla demokrasiye açıktı. Klasik hak ve özgürlüklere yer veriyordu. Ancak bunların korunmasına ilişkin düzenlemeler yine yoktu. Ayrıca ekonomik ve sosyal haklar da Anayasada bulunmuyordu. Bu konuda tek güvence egemenliğin sadece TBMM tarafından kullanılmasıydı. TBMM'nin üstünlüğü tıpkı 1921 Anayasasında olduğu gibi sarsılmaz bir durumdaydı.

Yasaların Anayasaya aykırılığını önleyecek denetleyecek mekanizmalar bulunmuyordu.

1928 1934 ve 1937 yıllarında yapılan değişikliklerle 1924 Anayasasına başka bazı temel ilkeler getirildi.10 Nisan 1928 değişikliği Devlete laik bir karakter verdi. 5 Aralık 1934 tarihli değişiklikle kadınlara seçme ve seçilme hakkı tam olarak tanındı. 5 Şubat 1937 değişikliği ise Devletin "cumhuriyetçi milliyetçi halkçı devletçi laik ve inkilapçı" niteliklerini belirliyordu.

1924 Anayasası eksiklik ve değişiklikleri ile Türk Anayasa tarihinin en uzun ömürlü metni oldu. Tam ve kesintisiz olarak 36 yıl yürürlükte kaldı
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2007, 04:49 PM   #5 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

ÇOK PARTİLİ DÖNEME GEÇİŞ

Cumhuriyetin ilanından önce yeni Türk Devletinin ilk siyasî partisi "Halk Partisi" adı altında (daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi adını aldı) 23 Ekim 1923'de resmen kurulmuştu. Başkanlığına da Mustafa Kemal Atatürk seçilmişti.1945 yılına kadar siyasî parti kurma denemeleri ne yazık ki başarılı olamadı.

İkinci Dünya Savaşının bitiminden sonra çok partili yaşama geçme eğilimi güç kazandı. Bu dönemin ilk siyasî partisi 18 Temmuz 1945'de "Millî Kalkınma Partisi" oldu. Daha sonra da 7 Ocak 1946'da "Demokrat Parti" kuruldu.

14 Mayıs 1950'de yapılan seçim sonucunda 487 milletvekilliğinin 397'sini kazanan Demokrat Parti 24 yıl kesintisiz iktidarda kalan Cumhuriyet Halk Partisinin yerine iktidara geldi. Demokrat Parti iktidarı 27 Mayıs 1960'da yapılan askerî darbe ile sona erdi.



Türkiye Cumhuriyeti tarihinde birden fazla partinin katıldığı ilk seçim ise 21 Temmuz 1946 tarihinde yapıldı. Bu seçimle birlikte çok partili hayat kısa sürede benimsendi.1950 yılına kadar ülkede 25 siyasî parti daha kuruldu.

1961 ANAYASASI

27 Mayıs ihtilali ile ülke yönetimine el koyan askerî güç yeni bir anayasa yapmak için "Kurucu Meclis" oluşturdu. Bir yıl içinde hazırlanan yeni anayasa 9 Temmuz 1961'de halk oyuna sunuldu. Seçmenlerin yüzde 81'inin katıldığı oylamada yeni anayasa yüzde 615 "Evet" oyu ile kabul edildi.

Böylece Türk tarihinde ilk kez bir kurucu meclis anayasa hazırlamış ve bu anayasa halkoyu ile kabul edilmişti.

1961 Anayasası uzun ve ayrıntılı bir metindi. Önemli yenilikler getiriyordu. Millet egemenliğinin "yetkili organlar eliyle kullanılacağı" hükmü ile ılımlı bir kuvvetler ayrılığı prensibi yer aldı.

Yasama ve denetim yetkisi TBMM; yürütme Meclisin içinden çıkmakla birlikte ayrı bir organ olarak Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu; yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelerce yerine getirilecekti.

Önemli değişikliklerden biri de TBMM'nin "Millet Meclisi" ve "Cumhuriyet Senatosu"ndan oluşan "çift meclisli" bir yapıdan kurulması idi. Ayrıca yasaların Anayasaya aykırı olup olmadığını tespit etmek üzere "Anayasa Mahkemesi" kurularak yargısal denetime ağırlık verildi.

Temel hak ve özgürlükler o güne kadar hiç bir Türk anayasasında görülmemiş biçimde ayrıntılı olarak düzenleniyordu. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmalarına da sınırlar konuluyordu. Anayasa ayrıca Devlete pek çok sosyal ödevler yüklüyordu.

1961 Anayasası 1971 yılındaki değişiklikleriyle birlikte 1980'de yapılan ikinci bir askerî darbeye kadar yürürlükte kaldı.

1982 ANAYASASI

1961 Anayasasının uzun ve ayrıntılı hükümleriyle kurulan mekanizmalar iyi işleyemedi. Egemenliğin çeşitli organlar arasında bölünmesi nedeniyle kurumlar arasında uyumlu çalışma ortamı sağlanamıyordu. Siyasî ve sosyal istikrarsızlık bunalımlara yol açtı. Sonuçta ülke 12 Eylül 1980'de ikinci bir askerî darbeyle karşılaştı. Anayasa askıya alındı siyasî partiler kapatıldı. Siyaset adamlarının büyük bir bölümüne siyasî yasaklar getirildi.

Yönetime el koyan askerî güç1960'da olduğu gibi yeni bir anayasa için "Kurucu Meclis" oluşturdu. İki yıl içinde yeni anayasa hazırlandı ve 7 Kasım 1982'de halk oyuna sunuldu. Oylamaya katılma oranı yüzde 91.27 idi. Sonuçta1982 Anayasası geçerli oyların yüzde 91.37 "Evet" oyu ile kabul edildi.

Böylece Türk tarihinde bir anayasa ikinci kez doğrudan doğruya halkın oyu ile kabul edilmişti.

1982 Anayasası ile getirilen en büyük yenilik tek Meclis sistemine yani Cumhuriyet geleneğine geri dönülmesiydi. Yürütme biraz daha güçlendirildi. Özgürlüklerin sınırlandırılması konusunda yeni ve daha keskin ölçüler getirildi. Özerk kuruluşlara yeni statüler verildi. Bunlar dışında1982 Anayasası büyük bölümüyle 1961 Anayasasına benzemektedir.

1982 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra ilk milletvekili seçimi daha önce kapatılmış bulunan siyasî partilerin dışında yeni kurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi Halkçı Parti ve Anavatan Partisinin katılmasıyla 6 Kasım 1983'de yapıldı. Demokratik süreç yeniden başlamıştı.

20 Ekim 1991'de yapılan Milletvekili Genel Seçimleri ise serbestçe kurulmuş çok sayıda siyasî parti ve daha önce siyaset yapma hakları ellerinden alınmış tüm siyaset adamlarının yeniden özgürlüklerine kavuşmalarıyla gerçekleşti. Parlamenter demokrasi tüm gerekleriyle işlerliğe kavuştu.
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2007, 04:49 PM   #6 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

Anayasanın Genel Esasları


DEĞİŞTİRİLEMEZ TEMEL HÜKÜMLER

Anayasa'nın 4 üncü maddesine göre; Devletin şekli Cumhuriyetin nitelikleri Devletin bütünlüğü resmi dili
bayrağı millî marşı ve başkenti ile ilgili 1 2 ve 3 üncü maddelerindeki hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi
teklif edilemez.

Anayasa ile kesin güvence altına alınan bu temel hükümler şöyle sıralanıyor :

Madde 1- Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.


Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına
saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik laik ve sosyal
bir hukuk Devletidir.

Madde 3 - Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.
Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı "İstiklâl Marşı"dır.
Başkenti Ankara'dır.

DEVLETİN GÖREVLERİ

Anayasaya göre Devlet "Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü ülkenin bölünmezliğini Cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumak kişilerin ve toplumun refah huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmak"la görevlidir.

EGEMENLİĞİN KULLANILMASI


Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili
organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması hiçbir surette hiçbir kişiye zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ
kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz. (Md.6)

Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. (Md. 7)

Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve kanunlara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir. (Md. 8)

Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. (Md. 9)

KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK

Herkes dil ırk renk cinsiyet siyasî düşünce felsefi inanç din mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye aileye zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket
etmek zorundadırlar. (Md.10)
ABYSS isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-13-2007, 04:50 PM   #7 (permalink)
Administrator
 
ABYSS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart

KURULUŞ SEÇME VE SEÇİLME

Anayasanın 7 nci Maddesine göre yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)'nindir.

Anayasanın 75 inci maddesinden 100 üncü maddesine kadar olan bölüm içinde TBMM'nin kuruluş ve işleyişine
ilişkin hükümler yer almıştır.

TBMM milletçe genel oyla seçilen 550 milletvekilinden kurulur. Milletvekili genel seçimleri beş yılda bir
serbest eşit tek dereceli genel oy esaslarına göre yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

18 yaşına giren her Türk vatandaşı seçme ve halk oyuna katılma hakkına sahiptir. 30 yaşını dolduran her Türk
vatandaşı milletvekili seçilebilir.

Milletvekili seçilebilmek için en az ilkokul mezunu olmak ve ayrıca Anayasada yazılı diğer seçilme
yeterliliklerine sahip olmak gerekir.

TBMM beş yıllık süre dolmadan seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Anayasada belirtilen şartlar altında Cumhurbaşkanınca verilecek karara göre de yeni seçime gidilebilir.

Üyeliklerde boşalma olması halinde ise ara seçime gidilir. Ara seçim o seçim döneminde bir defa yapılır.
Bunun için genel seçimden otuz ay geçmesi gerekir. Ancak boşalan üye sayısı üye tamsayısının yüzde beşini
bulduğu takdirde ve genel seçimlere bir yıldan fazla bir süre varsa 90 gün içinde ara seçim yapılmasına karar verilir.

Milletvekilleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil bütün Türk Milletini temsil ederler.

TBMM'deki görevlerine başlarken Anayasa'da yazılı metni kürsüden okuyarak millet önünde andiçerler.

Milletvekili Andı şöyledir :

Devletin varlığı ve bağımsızlığını vatanın ve mill