Gençlik her yerde ve her zaman coşkulu ve çalkantılı bir çağ olarak görülmüştür. Bol iniş-çıkış ve fırtınalar nedeniyle gençlik çağı denince bazılarının aklına kötü alışkanlıklar, haylazlık, serserilik, kavgacılık ve şiddet gelir. Ancak yaşanan tüm güçlüklere ve sorunlara karşın gençlik yalnız olumsuzlukların toplandığı bir çağ değildir. Aynı zamanda tatlı hayallerin, tutkuların, ideallerin filizlendiği, sıkı arkadaşlıkların ve ilk sevgilerin yaşandığı bir dönemdir.
Ergenliğin başlangıcının en belirgin habercisi boy uzamasıdır. Kızlarda ergenlik öncesinde hızlı başlayan gelişim ergenlik döneminde yavaşlar. Erkekler ise 10 yaş dolaylarında kaybettiği boy avantajını, ergenlik sonlarına doğru yeniden kazanır.
Gençler hızlı beden değişimlerine karşı farklı tepkiler gösterirler. Bu değişikliklerin bir bölümü sevinç, bir bölümü üzüntü kaynağı olabilir. Göğüslerinin birden büyümesinden utanan, sıkılan genç kızlar olabileceği gibi göğüslerin yeterince gelişmemesi de sorun olarak yaşanabilir. Kimisi çok toplu oluşuna, kimisi sıskalığına üzülür. Sonuç olarak nasıl görünürse görünsün, her gencin beğenmediği, utandığı ve eleştirdiği bir fiziksel özelliği vardır.
Hızlı bedensel büyümenin bir sonucu olarak ergenlikte sık rastlanan bir özellik sakarlıktır. Ergen hızlı büyümesine bağlı olarak el ve kollarının hızlı uzamaktadır. Kas koordinasyonunun bu sebeple daha zor olmaktadır. Daha önceki yıllarda ve bedene uygun olarak kazanılmış olan beceriler ve denge duygusu, hızlı gelişen bu yeni beden için henüz uygun değildir. Yeni bedene uygun bir denge ve beceri geliştirmek için büyümenin sonlaması ve zaman gereklidir. Sakarlığın ikinci bir sebebi ise ergenin utangaçlığıdır. Ergen yeni yeni girmeye başladığı topluluklarda ve ilişkilerde sıkılgan davranır. Herkesin kendisini gözlediğini sanır. Bu rahatsızlık onun yanlışlar yapmasına, tökezlemesine ve bazı şeyleri döküp devirmesine yol açabilir.
Ergenlik aynı zamanda bedenin cinsel olarak da geliştiği bir dönemdir. Genç cinsel gelişimi doğrultusunda “cinsel kimlik” geliştirir ve buna uygun rolleri benimsemeye başlar. Kendi cinsel kimliğine uygun davranışları geliştirirken, karşı cinsi de tanımaya ve onlarla ilişkilerini geliştirmeye başlarlar. Kızlar ve erkekler bu dönemden itibaren karşı cinsten hoşlanma, onların ilgisini çekme ve beğenisini kazanma eğilimleri ortaya çıkmaya başlar. Bu doğrultuda genç erkek giyimine özen göstermeye, jöle sürmeye ve kızlarla şakalaşmaya başlar. Kızlar da kendi aralarında erkeklerden söz edip fısıldaşarak gülüşürler. Erkekler kızlarla açıktan, kızlar ise erkeklerle gizliden ilgilenmeye başlar. Cep telefonuyla ve arkadaşlar aracılığıyla mesajlaşmalar ve buluşmalar başlar. Bu yetişkin hayattaki daha kalıcı ve uzun sürecek romantik ilişkilerin provalarının yapıldığı bir dönemdir. Bu doğrultuda ergenin cinselliği korkulacak, utanılacak bir olaya olarak değil; doğal bir gelişim süreci olarak algılaması daha sağlıklıdır.
Bu dönem zihinsel gelişimin de çok hızlı olduğu bir dönemdir. Ergenliğin başlangıcıyla birlikte gençlerin soyut düşünme kapasiteleri artar. Sosyal sisteme ve hayatın farklı boyutlarına ilginin artması sonucu genç topluma karşı eleşt irici bir tavır takınır. Toplumsal olaylara ilginin artmasıyla birlikte politika ve siyasetle ilgili görüşleri de belirmeye başlar. Başlangıçta derme, çatma olan bu görüşler okuyup tartıştıkça daha tutarlı olmaya başlar. Kendini ve başkalarını gözleme yeteneği gelişmektedir. Genç coşkuludur ve idealisttir. Duygu ve düşüncelerini inançla savunur. Haksızlıklara karşı acımasız bir tutum takınır. Toplum düzeni birden değişsin, eşitsizlikler ortadan kalksın ister. Hakça bir düzenden, doğruluktan, eşitlikten yanadır. Başlangıçtaki hiçbir şeyi beğenmeyen tutumu giderek yerinde eleştirilere ve yorumlara dönüşür.
Ergenlik döneminde mantıklı ve soyut düşüncenin başlamasıyla ahlak anlayışı da oluşmaya başlar. Ahlak değerlerinin yere, zamana ve koşullara göre değişebildiğini, yani bunların göreceli olduğunu kavramaya başlar. Gencin ahlaki değerlerinin gelecekte seçeceği meslekle sıkı bir ilişkisi vardır. Zira seçeceği meslek onun için sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda nasıl bir insan ve kişi olmak istediğiyle, yani idealleriyle ilgilidir.
Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte dengeli ve uyumlu okul çocuğu gider; yerine tedirgin, kaygılı, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir ergen gelir. Hızlı ve belirgin değişikliklerin yer aldığı bu dönemde ergenin duygusal dünyasında da bazı çelişkiler dikkati çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra, bir gruba katılma özlemi; yetişkini hor görme, ama ona bağlı olma ve ondan destek alma; endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yönelme bu evrenin belirgin çelişkili duyguları arasında sayılabilir. Bu dönemde gencin duygusal dünyasında dengesizlikler görülebilir. Örneğin, bir gün önce çok neşeli bir görünümde olan genç, bir gün üzüntülü ve içinne kapanık olarak görülebilir. Çabuk sevinir, çabuk üzülür, birden sinirlenir, olur olmaz şeyleri sorun yapar. Genç bir yandan büyümek için sabırsızlanır, ancak çocuksu davranışlarında birden sıyrılamaz. Bu nedenle tepkileri önceden kestirilemez. Derslere ilgisi azalır, çalışma düzeni bozulur. İlgileri artmış, gel geç hevesleri çoğalmıştır. Genç kendisine koyulan kuralları ve yasakları saçma bulur; kendisine tanınan hakları yetersiz bulur. Anne-babasının uyarılarına sert tepki gösterir, ters yanıtlar verir. Odasına kapanıp kendi başına kalmak ister. Kardeşlerini yanına sokmaz, duvarlara hayran olduğu kişilerin posterlerini asra, uzun uzun hayaller kurar. Günlük tutmaya başlar, şiir ve öyküler yazmaya özenir. Telefon tutkusu başlar ve arkadaşlarıyla uzun, gizli konuşmalar yaparlar.
Bu dönemin başka bir özelliği de güvensizliktir. Bu evrede ergen başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı duyarlıdır. Güvensizlik duygusu ve çevrenin takdirini kazanma arzusu, gencin başarısızlıklarını incelemesine sebep olur. Bunun sonucunda da genç kendi içine çekilebilir.
Bu dönem ergeninin kişiliğinin toplumsal boyut kazandığı bir arayış dönemidir. Bu arayış içinde ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını ve amacını bulmaya çalışır. Çocukluk döneminde çocuğa anne-baba model olarak yetmekte ve onlara benzemeye çalışarak kişiliğini geliştirmektedir. Çocuğun gözünde en akıllı, en sevimli, en güçlü ve yanılmaz varlıklar anne-babalarıdır. İlkokul çağında öğretmen de bu gruba katılır ve en üstün örnek olmaya başlar. Oysa ergenlik döneminde işler değişir. Anne-baba artık kusursuz örnekler olmaktan çıkar. Genç eleştirici gözle baktıkça beğenmediği, kendine aykırı gelen pek çok özellikler bulmaya başlar.
Bu nedenle genç kendisine yeni özdeşim modelleri bulur. Bunlar yaşıtı arkadaşları, sporcu, ünlü bir yıldız, bir yazar veya politikacı olabilir. Genç beğendiği bu kişilere benzemeye çalışır. Onların davranışlarını, giyim tarzlarını benimser. Bir süre sonra başka bir örnek seçer ve aynı işlemi onunla da yapar. Bu özdeşim denemeleri gencin üstüne en yakışacak elbiseyi bulana kadar elbise çıkarıp giymesine benzer. Deneye deneye kendine en uygun benliği bulmaya çalışır. Kişilikten kişiliğe girer ki, bu geçici kişiliklere “sanki ben” adı verilir. Bu çağda, bu nedenle benlik kavramı bir dalgalanma gösterir, çünkü genç kendisine yakışacak bir kimlik aramaktadır. Kendisini ve çevresindekileri sürekli tartmakta, değerlendirmekte ve eleştirmektedir. Bu dönemde “gömlek değiştirircesine” yeni benlik kavramları oluşturmak, bir uçtan öbür uca gitmek ve deneylerde bulunmak döneme özgü gelişim özellikleridir.
Bu denemeler sonunda genç kendine yeni bir benlik oluşturur. Ünlü psikolog Erikson’ın da dediği gibi “kimlik oluşumu özdeşimlerin bittiği yerden başlar”. Bu yeni benlik, özdeşimlerin birbirine yamanmasından oluşan parçaların toplamından öte, gence uygun kısımların kendi bireyselliğine bütünleşmiş bir bileşimidir.
Genç anne-babanın öğütlerinden, eleştirilerinden ve karışmalarından usanarak kendini dışarı atmaya başlar. Kendini özgür ve bağımsız hissedebileceği ortamları arar ve kendi gibi bağımsızlık arayan, aynı kaygıları yaşayan, benzer bocalamayı yaşayan yaşıtlarına katılır. Bu nedenle yaşıtlarının davranışlarını, giyim ve beğeni tarzını benimsemeye başlar. Gençler kendilerine özgü bir argo dil geliştirirler, şifreli konuşurlar, sırdaş ve dert ortağı seçerler. Genç evde arkadaşlarının eleştirilmesini tepkiyle karşılar, onlara söz söyletmez.
En sağlıklı bir ailenin bile çocuğuna veremeyeceği tek şey arkadaşlıktır. Arkadaşlarca aranmak, beğenilmek ve benimsenmek benlik saygısını ve özgüveni geliştirerek gencin kişiliğinin sosyal boyutunu oluşturur. Arkadaşlar, gence kendi kişiliğini yansıtan ayna yerine geçer. Böylece kendini tanır ve tanıtır. Sosyal becerileri gelişir, insanlarla geçinmeyi öğrenir, işbirliğine girer. Kendini tanıyıp tanıttığı gibi, diğer insanları değerlendirmeyi ve tanımayı da öğrenir. Sosyal rekabetle, dedikodu ve alaylarla baş etmeyi öğrenirken yetişkin hayat için çok gerekli olan bir repertuar oluşturur. Bu dönemde arkadaşlık kurabilmek ve sürdürebilmek sağlıklı gelişimin önemli bir ölçütüdür.
Ergenlikle birlikte çocuklarının tepkilerinde ve davranışlarında beliren değişmeler pek çok anne-babayı hazırlıksız yakalar. Eve dilediği gibi girip çıkan, hiçbir şeyi beğenmeyen, en ılımlı uyarılara bile sert tepkiler veren genç karşısında soğukkanlı kalamazlar. Çünkü ergendeki değişimleri ergenlik dönemine bağlamak istemezler. Bu nedenle onların da tepkileri sert olur. Çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını, hatta kendilerine düşman gözüyle baktığını anlayınca artık sevilmediklerini, çocuklarını bir anda kaybettiklerini düşünüp üzüntüye ve paniğe kapılırlar. Öğütleri batar, iyi niyetli sözleri geri teper. Böylece iletişim kopar, ilişkiler karşılıklı bağrışmaya çağrışmaya ve meydan okumaya dönüşür. Karşılıklı hakaretler edilir, kapılar çarpılır.
Genç kendisi hiç eleştiriye gelemediği halde, anne-babasını eleştirmeye başlar. Onların düşüncelerini eskimiş bulur, inançlarını sorgular, giyim tarzıyla alay eder. Öğütleriyle davranışları arasındaki tutarsızlığı yüzlerine vurur. Onları eleştirme fırsatını hiç kaçırmaz.. Ailesinin politik, dini görüşlerini tam tersini savunarak ateşli tartışmalara girişir. Tutmadığı partiyi tutar görünür, sevmediği politikacıyı göklere çıkarır. Burada genelde ailelerin yaptığı hata, gencin söylediği her söze “değişmez, mutlak” kararlar ve kişilik özellikleri olarak görmek ve yanlışlar yapmaya açık bir çocuk yetiştirdikleri için üzüntüye ve telaşa kapılmaktır. Gencin amacı aslında kavga çıkarmak veya söylediği doğrultuda eylemler yapmak değil; bağımsız bir birey olabileceğini ve kendine ait düşünceleri olabileceği göstermektir. Bu farklılıklara rağmen ailesinde ve toplumda kabul edilip edilmeyeceğinin sınamalarını yapmak tır. Yani genç kişiliğini ve bağımsızlığını denemek amacıyla, karşı çıkmak için karşı çıkmaktadır.
Gencin ailesiyle çatışmasının büyüdüğü oranda arkadaş grubuna bağlanması artar. Hatta gençler sırf anne-babalarından intikam almak için kendilerini riske atmaktan çekinmeyip tehlikeli kişilerle arkadaşlık yapabilirler. Anne-babasına başkaldıran, onların uydusu olmamak için direnen genç bu sefer arkadaş grubunun uydusu olup çıkar. Evde kendi kişiliğini kanıtlamak için karşı çıkan, isyan eden genç; grupta aşırı uyumcu olur. Öyle ki bazen inanmadığı ve onaylamadığı davranışları bile yaparken bulabilir kendini.
Bu dönemde yoğun çatışmaya yol açan faktörlerden biri de anne-babanın çocuklarının büyümesine uyumda güçlük yaşamalarıdır. Ergenin en hızlı gelişim dönemi, maalesef çoğu zaman anne-babanın gelişiminin yavaşladığı dönemlerdir. Yaşları ilerlemiş, yaşa bağlı duygusal sorunlar yaşamaya başlamış, yorulmuş oldukları bir dönem çocuklarının en hızlı geliştiği ve değiştiği döneme denk gelir. Zaten yaşlanma, işe yaramama ve değersiz olma kaygıları yaşayan orta yaş ebeveyni bir de kendi yetiştirdiği çocuk tarafından eleştirildikçe ve karşı çıkıldıkça iyice zor bir dönem yaşayabilir. Evlilik veya iş hayatındaki zorluklar, maddi güçlükler de buna eşlik ediyorsa yetişkinin problem çözme gücü azalır ve sert tepkiler verdiği ergenle yoğun ilişki problemleri yaşamaya başlar.
Sorun bu kadar büyümeden ailelerin uygulaması gereken en kolay ve yine en zor çözüm “iletişim”dir. Bu bir yandan kolaydır, çünkü konuşmak insanın 2-3 yaşlarında kazandığı ve kolayca yapabildiği bir beceridir. Ancak dinlemek, anlamaya çalışmak, karşındakine söz hakkı vermek, kendini onun yerine koymak gibi iletişimin daha zor becerileri de işin içine girmelidir. Bu süreçler devreye girmeden başlanılan her konuşma bağrışmaya, hakarete ve kavgaya yol açacaktır. Bu nedenle, kişisel çabaların sonuçsuz kaldığı durumlarda, doğru iletişim yöntemlerini öğrenmek amacıyla bir uzmandan yardım almak faydalı olabilir…