Duygusal gelişimin içinde yer alan ve çocukluk çağında sıklıkla görülen bir ruhsal durum olan korku, canlı varlıkların görünen ve görünmeyen tehlikeler karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir. "Hem kaçınılmaz, hem de temel bir duygu" olarak nitelendirilen korku, canlıyı uyaran ve kendi savunmasını sağlayan yararlı bir mekanizma olarak kabul edilmektedir.

Doğduğu andan itibaren, çevresiyle çeşitli ilişkiler içine giren çocuk için herhangi bir korku objesi söz konusu değildir. Genellikle çocuklarda korkular, bilişsel gelişimin başladığı döneme rastlayan iki-üç yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Bu yaşlarda ortaya çıkan korkuların ne kadarının öğrenilmiş, ne kadarının içgüdüsel olduğu tartışılmaktadır. Nitekim yapılan araştırmalarda, küçük çocukların sadece kulaklarına yakın mesafede duydukları kuvvetli bir sesten ve dengelerini kaybederek düşmekten korktukları ortaya çıkmıştır.

Korkular genellikle yaşa paralel olarak artmaktadır. Ancak bir çocuğun ne zaman ve neden korkacağını tespit etmek oldukça zordur. Çünkü korkunun meydana gelişinde, çevre şartları, geçmiş yaşantılar ve o andaki psiko-fizyolojik durum rol oynamaktadır.
Korku tepkisi nasıl gelişir?
Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden biri, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. İşte bu kaçınma davranışına “korku” denilmektedir.
Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmak normaldir. Ancak bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarıda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir.
Kaçınma ve şartlanmanın yanı sıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla baş edebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle baş etmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir.
Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir.

Çocuklar nelerden korkar?

2 yaş; En çok seslerle ilgili korkular söz konusu: Özellikle tren, kamyon, gök gürültüsü, sifonun çekilmesi, elektrik süpürgesinin çıkardığı sesler. Karanlık, büyük eşyalar, koyu renk eşyalar ve şapkalar da korku unsuru bu yaştaki çocuklar için...

2.5 yaş ; Oyuncağın veya yatağın yer değiştirmesi, annenin uykuya geçişte yanından ayrılması, birinin yan kapıdan girmesi gibi alışagelmişin dışında yapılan hareketler çocuğu korkutabilir.

3 yaş; En çok görsel korkular; karanlık, hayvan, polis, anne babanın gece sokağa çıkması.

4 yaş; Gene seslerle ilgili korkular, özellikle motor gürültüsü. Ayrıca karanlık, yabani hayvanlar, annenin evden ayrılışı.

5 yaş; Fazla korkulu bir yaş değil. Daha çok görsel korkular var. Ayrıca daha somut korkular, düşme, bir yerini incitme gibi.


6 yaş; Hayalet, cadı korkusu, yatak altında birinin saklanabileceği korkusu. Su, ateş, fırtına, anneyi eve gelince bulamama korkusu.


7 yaş; Karanlık, bodrum, tavan arası korkusu. Gölgeleri hayalet, cadı gibi algılama. Okuduklarından, televizyondan, sinemada gördüklerinden fazlasıyla etkilenme, endişelenme.

8-9 yaş; Endişe ve korkular daha az. Sudan ve karanlıktan daha az korku. Daha gerçekçi korkular var. Örneğin; bir şeyi yapamamak, okulda başarısızlık vb. gibi kişisel endişeler.


Çocuklar korkuları yaşadıkça, korkuyla mücadele ve onunla başa çıkma becerilerini geliştirirler. Korku kelimesi Latince “angustus” (dar) kelimesinden türemiştir. Buna bağlı olarak, çocuklar yaşamları boyunca onları boğan, daraltan, aşırı korumacı yetiştirme tarzına maruz kaldıklarında, bu hissi duymaya başlarlar. Ayrıca, umursamazlık, duygusal boşluk da benzer bir duygu yaratabilir. Korku, çocuğun normal şekilde yaşamasına izin vermeyecek kadar arttığında, kişiyi koruyucu fonksiyonun kaybeder. Bir şekilde paniğe, fobiye dönüşür. Böylece, çocuğun gelişimi yavaşlar, zayıf düşer, çaresizlik ve teslimiyet duyguları yaşar.

Çocukların korku hissetmemelerini sağlamak, en az korkutarak baskı altında tutmak ve söz dinlemesini sağlamaya çalışmak kadar zararlıdır. Çünkü, çocuğun yeterlilik duygusu hissetmesini engeller. Korkularıyla başa çıkma becerisini kazanmak, çocukların özgüvenlerinin ve kişiliklerinin gelişmesi açısından çok önemlidir. Bu aşamada, çocuklar anne ve babalarının desteğine ihtiyaç duyarlar.

Korku çocuğu uyarır ve tehlikelerden uzaklaşmasını sağlar. Böylece çocuk birçok tehlikeden kendisini korur. Ancak korkunun çok olması ve yoğun yaşanması çocuğu rahatsız eder. Anne-babanın alacağı eğitsel önlemlerle çocukluk korkularının azalması beklenir. Ancak anne-baba ve öğretmenin hatalı yaklaşım ve davranışları çocukluk korkularının ergenlik hatta yetişkinlik dönemine kadar uzamasına neden olabilir. Korku çocuğun yaşamını engelleyecek düzeyde ise davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Bu durum uzman tedavisi gerektirir.

Anne ve baba, öncelikle çocuklarının hissettiği bu korkuyu kabul etmeli ve ciddiye almalıdır. “Korkacak bir şey yok. Sen büyüdün. Bebek gibi davranıyorsun” gibi sözler, çocuğun korkusunu gidermediği gibi çocuğun anne ve babasına olan güvenini yitirmesine neden olur. Çocuk zamanla anne ve babasıyla olan iletişimini kesmeye başlar. Her ne kadar anne ve babanın amacı çocuğu korkularından uzaklaştırmak olsa da çocuk bu duygusuna daha çok sarılır ve bu korkusunu başka durumlara da yansıtmaya başlar. Yani, çocuğun korku duygusu zamanla artar, derinleşir, ve köklenir. Panik haline döner ve bir alışkanlık olur. Yapılabilecek ilk şey çocuğunuzla empati kurmaktır. Onun korkularını paylaşmalı, unu anlamaya çalışmalı, küçük adımlarla ilerlemeli ve her adımda onu cesaretlendirilmelisiniz. Bir dakika için durun ve düşünün: korktuğunuzda diğer insanlar size nasıl davranırlarsa, kendinizi güvende hissedersiniz?

ÖNERİLER

  • Çocukta korkunun uzamasını ve olumsuz etkilerini önlemek için korkunun nedenleri araştırılmalı ve bu nedenler ortadan kaldırılmalıdır.
  • Anne-babalar çocukların korkularını yok saymamalı, asla küçümsememeli ve alay etmemelidirler.
  • Korkuları olan çocuğa sabırlı davranmalı, korkularını yenmesi için zaman tanınmalıdır.
  • Aşırı koruyucu bir tutum ile çocuğu her şeyden korkar hale getirmemelidir.
  • Çocuğa “Aman düşersin!”, “Sen tek başına karşıya geçemezsin” vb. sözlerle çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu duygusu aşılanmamalıdır.
  • Fiziksel temasın çocuğun korkusunu kontrol altına almasında yardımcı olacağı unutulmamalıdır.
  • Çocuğun arkadaş grubuna girmesine ve öz güven duygusunu geliştirmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuk korkuları konusunda, konuşmaya hazır olduğu zaman onunla açıkça konuşulmalıdır.
  • Çocuk korktuğu şeye yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Örneğin denizden korkan bir çocuğun önce uzaktan denizi ve deniz kenarında oynayan çocukları izlemesine imkân verilmelidir. Daha sonra çocuğun önce deniz kenarında oynaması, sonra ayaklarını ıslatması ve yavaş yavaş denize girmesi sağlanmalıdır.
  • Çocuklara korkulu masallar anlatılmamalı, korkulu filmler izletilmemelidir.
  • Korkuyu hafifletmek amacıyla “Erkek adam hiç korkar mı?”, “Sen artık kocaman oldun” gibi sözlerden kaçınılmalıdır.

KORKU ASLA BİR DİSİPLİN ARACI OLARAK KULLANILMAMALIDIR!


Ayşen Evliçoğlu
Psikolog