İnsanlar eski devirlerde düşünme ve araştırma gibi bazı insani özelliklerini kullanmadan; sadece şartlanmaların ve adetlerin emrettiği bir biçimde çeşitli putlara gök tanrılarına yıldızlara güneşe tapınırlar ve böylece de dini sorumluluklarını yerine getirdiklerini zan ederlerlerdi.
Bunun böyle olmadığını o zamanın imkanları içinde insanların çoğunluğuna anlatabilmek mümkün olmadığı için; onların burçlar ve yıldızlardan gelen tesirleri fark edip yıldızları tanrı kabullerini engellemek amacı ile astroloji ilmi ve doğal sonuçları din adamları tarafından kapatılma yoluna gidilmiştir.
Daha sonraları ve hatta günümüzde dahi bu gerekçeye dayalı olarak "din" ve "astroloji" birlikte ele alınırsa günah olur gibi tuhaf bir düşünce tarzı yer etmiştir.
Halbuki hakikat ehli zatlar her zaman yıldız ilminden bahsetmişlerdir. Kutsal kitabımız Kur'ân'da da bu konu ile ilgili âyetler olduğunu daha evvel belirttik.
Bu konuyla ilgilenenler kazanmış; inkar edenler ise ne olmuş bilemem..!
Oysa; her şeyi dilediği gibi ve bir sebep ile meydana getiren Allah daha henüz hiç birşey mevcut değilken yokluk ve kendi özünde gizlilik halinde iken "Esma-ül Hüsna" diye bilinen isimlerinin işaret ettiği manalardan oluşan sayısız oluşumu seyretmeği dilemiş; ve “yok”tan bu âlemleri yaratmıştır.
O'nun yaratması kendi esmasının işaret ettiği sayısız özellik ve bunların meydana getirdiği oluşumları seyretme gayesi ile dilediği sonsuz manalarını aşikar etmesidir.
Alemler ve varlıklar "yok"ken de varolan yalnızca ALLAH idi... "El an" var olan da gerçekte yalnızca kendisidir!.
Mevcut kabul edilen şeylerin “var”lığı ise "birbirine GÖRE"dir!... Hayâldir!...
Bir açıklamas›nda Hz. Muhammed s.a.v. şöyle buyurmuştur.
- Allah var idi.... Ve O'nunla beraber hiçbir şey yok idi..!
Ve varlıkta mutlak tasarruf eden Allah her şeyi kendi esmasından yok iken var etmek anlamına gelen bir şekilde meydana getirmiştir.
Bir başka ifade ile var olanlar dinde ESMA-ÜL HÜSNA diye bilinen Allah'ın Güzel İsimlerinin manalarının açığa çıkması neticesinde oluşmuş şeylerdir.
Sadece maddenin değil fiillerin olayların düşüncelerin de oluşması bu esasa dayalıdır.
“Allah bilinmekliğini istedi alemi; bilmekliğini istedi ademi yarattı.”
İfadesi ile de yukarıdaki konu anlatılmak istenmektedir.
Yani O yüce Zat kendi esmasının işaret ettiği manaların seyredilmesi için kainatı ve içindekileri varetmiştir.
Bunları en iyi şekilde değerlendirecek ve kendine yeryüzünde HALİFE olabilecek kapasitede insanı yaratmıştır.
Kur'ân’da Bakara sûresinin 30.cu âyetinde şöyle der:
“BEN YERYÜZÜNDE BİR HALİFE MEYDANA GETİRECEĞİM.”
Burada insanın "halife"liğinden murad; insan beyninin Allah'ın tüm isimlerini ortaya çıkarabilecek kapasitede yaratılmış olmasıdır. Bu hususa ilerde tekrar geleceğim için şimdi kaldığım yere dönüyorum.
Esasen varlıkta Allah'ın esmasının varlığı dışında birşey yoktur!.
Konumuz olan yıldızlar da Allah'ın isimlerinin manalarının çeşitli terkipler halinde yoğunlaşmış halidir; yani Din içindeki adıyla meleklerdir!.
Allah Esma-ül Hüsna denilen güzel isimlerinin anlamlarını dilediği şekilde değişik formüllerle terkiplendirerek bâtını melek olan yıldızları meydana getirmiştir!. Burçlar da yine bu şekilde oluşmuş takım yıldızlardır. Her bir burçta yüzmilyondan yüzlerce milyara kadar bir araya gelmiş yıldızlar mevcuttur.
Bu yıldızlardan veya burçlardan bahsederken aslında onların özündeki manalardan bahsadiyoruz farkında olmadan. Yani Allah'ın "Esmâ"sından!...
Daha evvelde bahsettiğim İslam Alimi İmam Aziz bin Muhammed Nesefi hazretleri “ZÜBTEDİL HAKAİK“ isimli eserinde "Cisimler Aleminin Mertebeleri" bölümünde bakın neler anlatıyor.
" Malum olsun ki Cenab-ı Hak Hazretleri cisimler alemini halketmek diledi. Önce dört zulmaniye nazar etti. Hemen bunlar eriyip cuşa geldi. Öz ve hülasasından Arş-ı Alayı yarattı kalandan Kürsiyi yarattı. Kalandan yedinci göğü yarattı kalandan altıncı göğü kalandan beşinci ğöğü kalandan dördüncü göğü kalandan üçüncü göğü kalandan ikinci göğü kalandan hava unsurlarını (ay yıldızlar gezegenler v.s ) daha sonra su unsurlarını ve toprak unsurlarını yaratmıştır. Sonra maden nebat hayvan ve son olarak da insan meydana gelmiştir. "
Burada anlatılan yedi semayı "boyut" olarak anlamak suretiyle bu ifadeyi değerlendirelim. Zira Kur`ân-ı Kerim’de "sema" kelimesi bir çok yerde mekansal "gök" anlamında değil boyutsal anlamda yani varlığın özüne dönük bir şekilde kullanılmaktadır.
?imdi de bizi gene aynı başlangıç noktasına götürecek bir başka yoldan gidelim.
Bilim adamları maddenin özüne boyutsal olarak inerek sırasıyla hücre yapısı moleküler yapı atomsal yapı proton netron elektron mezon kuarkları kuantları ve daha da özlere inerek elektromanyetik dalgaları bulmuşlardır.
Böylece kainatın gerçekte bu dalgalardan ibaret salt bir enerji kütlesi olduğu gerçeğine gelinmiştir!.
Ki o boyutta hiç bir varlıkdan söz edilemez!.
Kur`ân-ı Kerimdeki
“İnsan üzerinden öyle bir zaman geçti ki o devirde insan hiç anılmazdı.”
ifadesi de yukarıdaki anlatmaya çalıştığımız bu boyuta işarettir!.
Nitekim bütün bunlara işaret etmek isteyen hakikat ehli zatlar da
"ALEMLERİN TÜMÜ HAYALDEN İBARETTİR"
diyerek insanları bu konuda uyandırmağa ve bir gerçeği mecaz yollu anlatmağa çalışmışlardır.
Bu varlığın aslı salt bir enerji yani Allah`ın "KUDRET" sıfatının açığa çıkışı ve onun aslı olan boyut da "İLİM"dir!.. Buna Allah'ın İLMİ’nin açığa çıkışı da diyebiliriz.
Bu ilmin aşikare çıkmasını sağlayan "evrensel enerji" boyutu da ALLAH`IN KUDRET sıfatının açığa çıkışıdır!.
Netice olarak...
Allah isimlerinin işaret ettiği sonsuz manalar önce enerjiye dönüştü; sonra enerji kütlesi belli yoğunlaşmalardan geçerek atomu oluşturdu atomlar bir araya gelerek yıldızları gezegenleri meydana getirdi. Yıldızlar bir araya toplanarak takım yıldızları burçları meydana getirdi... Yani sayısız boyut ve katmanda sayısız bilinçli varlıklar!...
Ama geldiğimiz yoldan geri gidersek bütün bu yapılar Allah'ın belli isimlerinin anlamlarından başka birşey değil!.
Kökeni Allah'ın Esmasına dayanan yıldızlardan sürekli olarak dağılan kozmik ışınımlar dünyaya ve beyinlerimize ulaşmakta; daha anne karnında iken; beyin DNA yapısını etkileyerek yaşam programını meydana getirmektedir.
İşte alnımızın arkasındaki beynimizde oluşan bu programlama bizim "alınyazımız"dır...
Bu yazıyı okuyabilmek için kozmik alfebeyi çözmek gerekir. Bu alfabenin harfleri ise yıldızlar ve burçlardır!....
Kendimizi 5 duyu verilerinin kaydı altında şartlanmalarla yaşamaktan kurtarabilirsek bize göre var olan suretleri ayrı ayrı görmezsek bütün bunları meydana getiren mutlak varlığın manalarını şuur gözü ile seyredebiliriz...
Böylece her şey gibi yıldızlar ve burçların da O'nun ilmi ve kudret ile bir mekanizmayı oluşturduğunu; ve sistemin böylece işlediğini anlayabiliriz.
Kur’anda ilgili âyetlerde de Yıldızların Allah’ın emri ile birtakım görevler yapmak üzere varedildiği anlatılmaktadır.

* * *
O halde bu sistem nasıl çalışmaktadır...?
Biz bu sistemi öğrenmekle kendimize yeni ufuklar açabiliriz. Çünkü yaşam düzeni sonsuza dek Burçlar sistemi içinde devamede gitmektedir.
Alın yazımız burçlar ve gezegenler tarafından beynimize yazılacak bir biçimde Allah tarafından oluşturulmuştur.
Eğer kainatı bir kozmik fabrika olarak kabul edersek bu kozmik etkilerle meydana gelen insanın o fabrikada amaçlanan özellikleri yansıtması çok normaldir.
"İnsan"dan esas gaye insan "beyni"dir. Evet insan beyni burçlar tarafından programlanan bir tür bilgisayardır..... Bu nasıl olmaktadır?