1 den 2´e kadar. Toplam 2 Sayfa bulundu

Konu: Eski çin’de Bilim

  1. #1
    KatLiaM
    Guest

    Standart Eski çin’de Bilim



    ESKİ ÇİN’DE BİLİM

    Çin uygarlığının belirli bir kesinlikle saptanabilen en eski dönemi, İ.Ö. 1500 civarında Sarı Nehir üzerinde Anyang’da hüküm süren Shang hanedanı devridir. Anyang’daki kazılar, o devir Çinlilerinin bronz işlediğini, çömlekçi tekerleği ve atla çekilen savaş arabası kullandığını, fakat batıdaki arpa yerine pirinç ektiğini ve keten yerine ipek dokuduğunu göstermektedir. Şimdiki
    Çin’de, ilk uygar toplumlara ait gelenekler başka yerlerdekine göre daha güçlü ve sürekli olmuş, ideografik yazı, sulu tarım, Eski Bronz Çağı uygarlıklar ı ile ilişkili gördüğümüz bilginler bürokrasi, modern zamanlara kadar yaşamıştır.
    Çin’de demir, İ.Ö.6 yy civarında geldi. Buna dair ilk kayıt, İ.Ö:513’dedir. Demir üretimine girişen ve en batıda bulunan Ch’in devleti, zamanla diğer devletleri yenerek İ.Ö. 221-207 arasında kendi hanedanı tarafından yönetildi. Çin’in sulama tesislerini genişletti, bir yol ağı kurdu ve Çin Seddi’ne önemli bazı eklemeler yaptı.
    Çin bilginleri, yazılarını önce bambu yaprakları, sonra ipek ve sonunda da kağıt üzerine yazdılar. Kağıdın icadı İ.S. 105’ Tshai Lun’a kadar geri gider ve korunun kağıt örnekleri, İ.Ö. 150’den kalmadır.
    Han devri, getirdiği teknik yenilikler nedeniyle önemlidir. Bu devir, sadece kağıdın icadını değil, aynı zamanda İ.S. 100’de, mıknatısın yok bulma aracı olarak keşfini ve demir dökümünü de ilk kaydını kapsamaktadır. İ.S. 31’ den kalan bir eserde betimlenen mekanizmada, yatay bir su değirmeni, makara ve kayışlarla bir körüğü çalıştırmakta, körük de tarım araçları döken bir demir ocağı için kullanılmaktadır. Daha sonrada İ.S.290’da, Çin’de dik su değirmeni kullanıma girdi, bununla, bir havan ve tokmak su ile çalıştırılarak, şahmerdan yapımı gerçekleştirildi. Han hanedanı sırasında, bilimsel ve felsefi karakterli sorular üzerinde çok durulmuştur. Savaşan devletler döneminde felsefenin “ Yüz Ekol” içerisinde sürdürüldüğü, söylenmektedir. Ancak bunlar arasında sadece, Hukukçular, Mantıkçılar, Mohistler ve daha da özellikle Taocular ve Konfüçyüsçüler önemliydiler.
    Bu ekoller, devletler arasındaki yok edici savaşların nasıl ortadan kaldırılacağı sorusu üzerinde birbirlerinden ayrılmaktaydılar. Hukukçular, kaosun ancak pozitif yasalarla, kendi sözleriyle “ Önceden belirlenmiş kanunlarla” düzene gireceğine inanıyorlardı.
    MOHİSTLE özellikle optikte, mekanikte ve tahkimat yapımındaki fiziksel problemleri araştırmaya yöneldiler. Işığın düzlem, içbü--- ve dışbü--- aynalardan yansımasının incelediler ve cisimlerle imgeleri ve aynanın eğrilikleri arasındaki yer ve büyüklük ilişkileri hakkında ampirik kurallar çıkardılar. Mekanikte, manivela ve makara sisemlerine ilgi duydular ve bunları gene ampirik olarak incelediler. Işık hakkında teorileri olmadığı gibi, alışmalarında geometrik çizimlerden de yararlanmadılar. Sonuçları deneysel olarak elde ediyor ve ampirik kurallar halinde belirtiyorlardı. Mohistler ve onlara akraba ekol olan Mantıkçılar, akıl yürütmek için bilimsel bir metod aradılar.
    TAOCULAR’ın İ.Ö. 6. ve 4. yy’lar arasında yaşadıkları söylenmektedir. Taoculara göre insan, uygar toplumu terk etmeli ve eski zamanların basit, eşitlikçi toplumlarına geri dönmeliydi. Mükemmel faziletler devri, “ insanların kuşlar ve yırtıcı hayvanlarla birlikte yaşadığı ve bütün yaratıklarla tek bir aile oluşturduğu” devirdi. Bu nedenle, eski Taocuların çoğu bakir doğa içine giderek, doğayı eski şaman büyücülerin sihirleri ile incelediler.
    DÖRDÜNCÜ yüzyıldan itibaren, Taocular gibi başkaları da, YİN ve YANG adı verilen iki ilkel madenini etkileşmeleri sonucu her şeyin ürediğini düşünmekteydiler. Yin, edilgen, koyu renkli ve dişi bir gücü, Yang ise etken, açık renkli ve erkek bir gücü simgeliyordu. Bu, iki ilkel madde, en başta varolan ve anaforla dönen, akışkan şeklindeki bir madde ve enerji karışımından çıkmıştı. Böyle bir hareket, ağır ve koyu renkli olanı, hafif ve açık renkli olandan ayırırken, ilk kısımdan dünya ve ilkel Yin maddesi çıkmış, ikinci kısımdan da, Gökyüzü ve ilkel Yang maddesi oluşmuştur. Bu iki ilkel maddenin etkileşimi, su, ateş, ağaç, aaaal ve toprak gibi beş elemanı meydana getirmişti. Önce ortaya çıkan su ve ateşten ilki, bileşimce geniş ölçüde Yin’den diğeri ise Yang’dan oluşmakta, daha sonra gelen ağaçta Yin biraz daha fazla bulunmakta, aaaalde ise Yang biraz ağır basamakta ve nihayet toprakta, iki ilkel madde de denge halinde yer almaktaydı.
    TAOCULAR, evrenini yolunu izleyerek, insan ölümlülüğünü kontrol etmek, yani insan ömrünü uzatmak ve gençliği sonsuz kılmak istediler. Bu amaçla embriyonun, rahim içindeki nefes alıp vermesi olarak düşündükleri şekli taklit eden, soluma teknikleri geliştirdiler. Erkeklerin güneş banyosu yapmasını, kadınların ise kendilerini ay ışığına açmalarını ve bu yolla Güneş ve Ay tarafından salınan Yang ve Yin özlerini massedeceklerini savundular. Jimnastik ve aaaaüel egzersizler geliştirerek, bunlarla erkeklerde hayat veren ilkel Yang maddesini, kadınlarda ise ilkel Yin maddesini arttırmak istediler. Fakat, hepsinden önemlisi, Yin ve Yang ilkel maddelerini kimyasal olarak izole etmek amacıyla yapılan çalışmalar sonucu, simya, beslenme bilgisi ve eczacılık bilimlerini geliştirdiler.
    BATI’da olduğu gibi, mineral ve aaaallerin yeraltında büyüdüğü düşünülmekteydi. Bu öğreti, Çin’de İ.Ö.2.yy kadar geriye gider. İ.Ö.5. yy da Ho Ting, zincifrenin toprak altında yeşil bir Yang tarafından döllendiğini ve böylece, iki yüz yıl sonra aaaallere gebe, yeşil bir madde verdiğini, söylemektedir. Bundan, önce kurşun, sonra gümüş ve en sonunda da altın doğuyordu. Bu nedenle altın, zincifrenin oğluydu. Ölüm ve dirilme konusunun ardından, Ho Ting’e göre, altının doğabilmesi için, Yang’ın ölmesi ve Yin’in yoğuşması gerekli idi.
    AVRUPA’da olduğu gibi, Çin’de de böyle doğal süreçlerin, laboratuarda kopya edilebeleceği düşünülüyordu. Isıtmanın Yang etkisi ile, soğutmanın Yin etkisini birleştirdikleri için boharlaşma ve damıtma süreçlerini en önemli süreçler olarak kabul ediyorlardı. İki ilkel madde, kimyasal olarak cıva ve kükürt şeklinde izole edilebilirdi. Cıva oldukça Yin, kükürt ise oldukça Yang özelliğindeydi. Bunların bileşimi Zincifreyi veriyordu ki, bu da aaaallerin gere doğal ve gerekse yapay oluşumu ve ölümsüzlük hapının hazırlanması için başlangıç noktasını teşkil etmekteydi.
    ÇİN TIBBI da ömür uzatmak ve hastalık iyileştirmek için benimsenen beslenme teknikleriyle, Taoizm tarafından şekillenmişti. Çin’de yılın ilk gününde, bütün yıl için insanı canlandırmaya yetecek bir öz taşıdığı düşünülen bir tavuk yumurtası yutmak adeti vardı. Besin maddeleri, kaplumbağa gibi, uzun ömürlü olan hayvanlardan hazırlanıyor ve canlılığı arttırmak amacıyla da, kükürt ve güherçile gibi yüksek Yang içeriği olduğuna inanılan, mineral maddeler yeniyordu. İnsan vücudunun bütün anatomik özellikler ive onun maruz kalabileceği bütün hastalıklar, Yin ve Yang karakterli idi. Ateşlenmeler Yang, ürpermeler ise Yin bozuklukları olarak kabul ediliyordu. Çin tıbbında nabza büyük önem verilmekteydi. Yang bozukluklarının nabzı kuvvetlendirdiği, Yin’inkilrden ise zayıflattığı düşünülüyordu. Nabızdan anlaşılan hastalıklar, Yin ve Yang fazlalığının düzeltici ilaçlarla tedavi ediliyordu. Uyarıcı, yakı ve sert ilaçlar Yang, temizleyici, acı ve kabızlık verici ilaçlar ise Yin kabul edilir.
    STANDARD ÇİN TIP KİTABI. Han zamanından kalma TIP KANUNU idi. Bunun içindeki anatomi ve fizyoloji teorileri, esas itibariyle, insan ile devlet, mikrokozmos olan insan ile makrokozmos olan evren arasındaki benzetmelere dayanıyordu. Gökler yuvarlak, dünya ise kare idi. Bu nedene, kafa yuvarlak ve ayakla da kare idi. Bir yılda dört mevsim ve on iki ay vardı ve bu sebeple insanını dört organı ve on iki eklemi mevcuttu. Kalp, vücudun prensi ve ciğerler onun bakanları idi. Bedenini generali karaciğerdi. Safra kesesi ise merkez bürosu idi. Dalak ve mide tahıl ambarı, bağırsaklar ulaşım ve kanalizasyon sistemi idi. TIP KANUNU’nun belirttiğine göre, kan, bir daire üzerinde durmadan akar. Fakat bu , kan dolaşımının buluşmuş oldu şeklinde anlaşılmamalıdır; çünkü Çinliler, atar ve toplardamarları ayırt etmemişlerdi. Bu sadece kan hareketi ile doğanını çevrimi, mevsimlerin birbirini izleyişi ile gök cisimlerinin hareketleri arasında, gerçek olup olmadığı deneysel olarak gösterilmeyen bir benzetmeydi.
    ÇİN DOKTORLARI ile Çin bürokrasisi arasındaki ilişki bir Tıp Bürosu yardımı ile düzenleniyordu. Simyacılar ise bunun dışında tutuluyordu. Resmi yönetim ile en yakından ilişki içinde olan bilim adamları ve teknisyenler, Mısır ve Babil’de de olduğu gibi, matematikçiler, astronomlar, kadastrocular ve takvim yapıcılarıydı. En eski Çin matematik çalışması ilk kez İ.Ö. 1000’de eski Chou imp devrinde yazılan, DOKUZ KISIMDA ARİTMETİK adlı eserdir. Ele alınan problemler ilkin yüzölçümleri, örneğin üçgenlerin, yamukların ve dairelerin alan ölçümleri ile ilgilidir. □ ‘nin değeri önceleri 3 alınmış, sonra İ.S. ilk yy da 10 olarak kabul edilmiştir. İkinci olarak, oranlarla, yüzdelerle ve ortaklıklarla ilgili ticari sorular ele alınmakta ve daha sonra da , şekillerin hacimlerinin, onların kenarlarından, kenar uzunlukların ise onların hacimlerinden belirleme ile ilgili, kare ve küp kök alma gerektiren metotlardan bahsediliyordu. Pythagoros’ın üçgenleri ve lineer denklem sistemleri inceleniyor ve yanlış konum kuralı veriliyordu. Bu kural, bir problemin sonucunu tahmin etmeye ve böyle tahminlerden ortaya çıkan hatalarda, doğru sonucu bulmaya dayanan bir yöntemdi.
    ASTRONOMİDE ÇİNLİLER, çok eski tarihlerde gözlemlere başlamakla ünlüdürler. 17.yy da Pekin’e gelen Cizvitler, Çin astronomisinin kendi zamanlarından 4 bin yıl daha eskiye uzandığını sanmışlardı. Fakat İ.Ö.1500 deki Anyang devri kahin kemiği yazıtları, Çin astronomisinin en eski kayıtlarıdır ve İ.Ö.400’den önceye ait elde güvenilebilir bilgi yoktur.en ünlü Çinli astronom olan Shihi Shen, İ.Ö.350’de 800’e yakın yıldızın yerini belirlemiş. Kendisi, tutulmaların, gökcisimlerinin konumları arasındaki ilişkilerden oluştuğunu biliyordu ve bunları önceden belirleyebilmek için, Güneş ve Ay’ın bulunacakları yerlere dayanan kurallar vermişti. Ayrıca bir yıldaki gün sayısına karşı gelecek şekilde, bir daireyi 365¼º ye bölmüştü ve 236 kameri aya eşdeğer olan 19 yıllık Meton çevrimini de biliyordu. Hu Hsi, ekinoksların presesyonunu fark ederek bunun değerini, 50 yılda 1º olarak tahmin etmişti.
    Kutup yıldızı ve onun çevresindeki, batmayan ve doğmaya n yıldızlar, Çinliler için en önemli gök cimsileriydi. Kutup yıldızı, göklerin imparatoru, onun çevresindekiler ise prensler ve diğer yıldızlar da resmi şahsiyetler olarak kabul edilirdi. Bu nedenle, Çinlilerin gökcisimlerinin yerleri hakkında yaptıkları gözlemler, modern devirlerden önce batıda yapılanlardan ayrılmaktaydı. Onlarınki, yerküre üzerinde duran gözlemciye göre değil, sabit kutuplu gök küreye göre yapılıyordu. Eksi astronomik gözlemlerde en güç şeylerden biri, gündüz vakti Güneş’in sabit yıldızlara göre konumunu belirlemektir. Çünkü Güneş’in aydınlığı, yıldızları örtmektedir. Babiller, Mısırlılar, ve sonrada Grekler bu problemi çözmek için, şafaktan hemen önce doğan yıldızları gözlemlerdi.
    Çinliler tarafından yapılan astronomi hesapları hemen tamamen cebirsel idi. Bu nedenle, onları astronomisi, kendilerine evrenin şekli hakkında bir resim vermemiştir.
    HAN DEVRİNDE üç temel dünya sistemi vardır:
    Bunlardan en eskisi, Ka Thien sistemi idi. Buna göre gökler, yarıküresel bir kubbe ve yerde kenarları doğrusal olan, ters dönmüş bir kase gibi olup, dışbü--- bir kare oluşturuyordu. Gökyüzü düzgün bir yarımküre değil. O, bir satranç tahtası üzerinde meyilli duran bir şemsiye gibi güneyde yükseltilmiş ve kuzeyde alçaltılmış bulunuyordu. Böylece yarıküre ile birlikte dönen Güneş, güneyde olduğu zaman görünüyor, kuzeyde olduğu zaman ise görünmüyordu. Güneş, Ay ve gezegenler gökyüzü ile birlikte dönmekte, fakat denildiğine göre, dönen “ bir değirmen taşı üzerindeki karıncalar gibi” aynı zamanda kendi öz hareketlerini de yapmaktaydılar. Dünyanın kenarları, gök kubbenin içine daldığı bir okyanusla çevreleniyordu. Gökler ve yer, kendi kaselerinin altında sıkışıp kalmış olan hava tarafından taşımaktaydı. Gökler 8 000 Li kadar yukarıdaydı.(üç Li, bir İngiliz miline eşittir)
    ÇİNLİLER, gök cisimlerini kutsal ve yeryüzündeki olayları belirleyen güçleri bireyler olarak görmediler. Bir astrolojileri olmakla birlikte, bunun kendine has olan tarafı, gökyüzünün ve dünyanın belirlenmesinde iki yönlü bir etkinin yer almasıydı. Bir kuyruklu yıldızın görülmesi, felaket haberi verebileceği gibi aynı zamanda alışılagelmişin dışındaki bir insani davranışın neden olduğu kozmik bir karışıklığın da işareti olabilirdi. Yani, evreni kontrol eden kutsal bir yasa koyucu yoktu ve kozmik olaylar, doğanın çeşitli nesnelerinin arasındaki ilişkilerden oluşan bir doku idi. Taocular için kozmik sürecin tüm unsurları aynı ağırlıkta olup, hiçbirinin diğerlerin göre bir üstünlüğü yoktu. Konfüçyüzcüler ise, kozmik olaylarda her şeyin aynı ağırlıkta olduğunu düşünmüyorlardı. Ancak her şeyin örflerin gücü ile birbirlerine bağlı ve kendi aralarında ilişkili idi. Konfüçyüzcü Hsun Ch’ing, Aristotele’in Dünya yaratıklar, bitki, hayvan ve akıllı varlıklar olarak sınıflandırmasının anımsatan, hiyerarşik bir doğa sınıflandırması yapmıştı.
    İNSANLARIN,yılların, dört mevsimin, adetlere uygun davranışı, kolayca gözlenip, doğrulanabiliyordu. Fakat, daha ayrıntılı bilgiler için, kehanet metotları geliştirildi. Shang devrinde, hayvanların omuz kemikleri sıcak bir çubukla kırılıyor ve çatlakların gidişine bakarak olayların eğilimi konusunda öngörü yapılıyordu.
    BURAYA KADAR ANLATILAN GELİŞMELER, KABACA İ.Ö.220’DE HAN HANEDANININ SONUNA KADAR ÇİN’İN ESKİ TARİHİ İÇİNDE OLMUŞTUR. ÇOĞUNLUKLA TAOİZİM VE DİĞER İNANÇLAR ETRAFINDA OLUŞMUŞTUR.
    HAN DEVRİNDE kaba ilkel porselen üretimiyle başlayan porselen yapımı; Thang devrinde yüksek bir mükemmelliğe ulaşmış ve 621’de üretim için bir imparatorluk bürosu kurulmuştu. 5.yy da el arabası icat edildiği gibi; 7.yy da ise ayakla döndürülen bir çarkla hareket ettirilen su geçirmez bölmelerle sahip ve kıçta geriye doğru uzanan bir dümenle kumanda edilen tekneler ortaya çıktı. İlk blok baskı, Thang devrinde Çin manastırlarında başladı. En eski basılmış kitap, İ.S.868 tarihi biçilen ve Kansu’daki Bin Buda Mağaralarında sumurkuy omar Elmas Sutra’dır. Alçıdan yapılmış tek harf kalıbı, çin’de 1040’larda Pi Sheng tarafından icad edildi. Daha sonra tahtadan yapılmış harf kalıpları ortaya çıkar ki, bunları 1300 tarihinden kalan örnekleri Bin Buda Mağaralarında bulunmuştur. Son olarak da dökme aaaal harf kalıpları geliştirilmiş olup, bu kalıpların 1403 tarihinden kalan örnekler Kore’de bulunmuşlardır. Bunlarla basılan kitaplar 1409 ‘ a aittir.
    BARUT ve ATEŞLİ SİLAHLAR
    Çin’de Thang devri sonunda, barutun yapıldığı ve ilk ateşli silahların Sung devri sondan önce ortaya çıktı anlaşılmaktadır. Adı ilk kez İ.Ö 1.yy a ait Çin metinerinde geçen güherçile, Çin ve Hint topraklarında doğal olarak bulunmaktaydı. İ.S 33yy da Çin simyacıları, güherçile ile kükürtü barut yapımı için uygun oranda karıştırdılar ve karışımı yüksek sıcaklığa kadar ısıttılar. Böyle deneyler, 7. asırda sözü edilen havai fişeklerin kaynağını oluşturabilir. Thang devri savaşlarında ateşli oklar kullanılmışsa da bunların ucuna yanan zift sürülmüş bir oktan ibaret olduğu anlaşılmaktadır. 1040’dan kalan bir kayıttı, yeni ateşli roketlerde barut kullanıldığı söylendiği gibi, barutun doğru formülü ve yapılışına ait açıklamalar da verilmektedir. 1067 tarihli bir Çin kararnamesi, kütürt ve güherçilenin yabancı ülkelere satışını yasaklamıştır. Bu, barutun o zamanki Çinliler tarafından ne kadar değerli görüldüğünün bir göstergesidir. İ .S.1237 de Çin kaynakları birkaç farklı cins baruttan söz eder. Mermi atan ateşli silaha ait ilk kayıt, 1259 tarihli olup, Sung ordularının Tatarları bambu tüpler kullanarak geri püstürttükleri yazılmaktadır. Tatarlar ise Moğollara karşı barutu 1231 de “ Göğü Sarsan Gürleme” adını verdikleri, mancınıkla fırlatılan, parça tesirli, fitille ateşlenen barut dolu demir bir kaptan oluşan, bir bomba şeklinde kullanmışlardır.
    PUSULA
    Sung devrinde diğer bir gelişme de, kara ve deniz yolculuklarında magnetik pusulanın kullanıma girmesidir. 1086 da su yapılar müdürü olan bilgin Shen Kua, kendi zamanında gördüğü, fosiller, kabartma haritalar, gerçek aaaal dönüşümler ve yön bulmak için sihirli araçlar gibi, çeşitli harikalardan söz eden bir eser yazmıştır. Bahsettiği dönüşüm, demirin, bir bakır sülfat çözeltisi aracılığıyla bakıra dönüşümü idi. Batıda bu çoktan beri bir aaaalin diğerine, gerçek bir dönüşümü olarak kabul edilmekteydi. Magnetik pusula hakkında dediğine göre, bir sihirbaz yön bulmak istediğinde bir iğneyi mıknatıs taşına sürtmekte ve sonra onu ince bir iplikle yukarıya asmaktaydı. İğne çoğu zaman güneye, fakat bazen de kuzeye yönelmekteydi.
    MATEMATİK
    Thang tarihinin kayıtların göre matematikçiler, alan ölçenler, fizikçiler ve sihirbazlar şarlatan olarak kabul edilmiş. Bilgeler, onları aydın olarak kabil etmemişler, bilginlerin çalışmaları ( alan ölçen, takvim yapan ve astronomik gözlemle uğraşan insanlar) düşünsel olarak kalmıştır. 1247 de Ch’in Kui Shoa tarafından yayınlanan, Matematiğin Dokuz Bölümü adlı eserde, Çin sayılarına, hane değerinin ve bir sıfır rakamının eklendiği görülmektedir.
    HİNT BİLİMİ
    Uygar toplum, Hindistan’da da, Mezopotamya, Mısır ve Çin’de olduğu gibi, bir nehir vadesindeki Tunç Çağı kültüründen ortaya çıkarak gelişmiştir. Fakat, İndüs’te, İ.Ö.- 3000’ de yeşermiş olan uygarlık hakkında bugüne kadar fazla bir şey bilinmemektedir. İndüs vadisi halkları, bir resim yazısına ve bir ondalık sayı sistemine sahiptiler. Onlar da Sümerler gibi hızlı dönen çömlekçi tekerleği kullanıyor, bakırı kalayla karıştırarak tunç alaşımı yapıyor ve doğudakiler gibi ipek veya batıdakiler gibi keten yahut yün yerine, pamuk dokuyorlardı. Bunlarla birlikte, İ.Ö.- 2000’de İndüs uygarlığı yok oldu.
    Hintlerde Sayı Sistemi
    Greklerin İ.Ö. 327-323’ de Hindistan’ı istila ettikten sonra Mauyra hanedanın 3. imparatoru Asoka, İ.Ö.-260, tarafından Budizm dini, İ.Ö. 6.yy da güçmenmiştir. Taş üzerine kazılmış yazıtlardan, Asoka’nın, Hindistan ‘ın ilk hastaneleri ile şifalı bitki bahçelerin kurduğu ve bunları Hindu Brahminlerine olan muhalefeti nedeniyle, Budist rahiplerin denetimine bıraktı anlaşılmaktadır. Ayrıca bu yazıtlar, o zamanlarda, modern Hindu Arap sayı sistemine bir ölçüde benzeyen bir sayı sisteminin kullanıldığını göstermektedir. Daha sonraki yazıtlar, hane değeri ve sıfır sembolünün de ortaya çıkması ile, bizim bugünkü rakam sistemimizin olası gelişimini göstermektedir. İ.S.595 tarihli bir levha, 346 tarihini, onlu taban sistemi ile vermektedir. Sıfırın en eski ve şüphe götürmeyen kullanımı, Gwalior’daki bir abide üzerinde görülmekte olup, İ.Ö. 876’da,270 sayısının orada bugün yazıldığı gibi kazıldığını görüyoruz. Hindistan dışında Hindu rakamlarına ait ilk kayıt, Fırat üzerinde Kenneshre’deki bir manastırda yaşayan ve cemaatsiz piskopos rütbesini taşıyan Severus Sebokht’un yazdığı bir eserde bulunmaktadır.
    Hintlerde Astronomi
    Varahamihira, Hindu astronomi eserleri olan Siddhantalar üzerinde ilk dikkate değer değerlendirmeyi yapan kişidir. Kendisinden önce yazılmış olan böyle beş Siddhantadan söz edilmektedir. Bunlardan dördü Grek astronomisine, diğeri ise, eski veda astrolojisine dayanmaktadır. Varahamihira da kendi astronomisinin kaynağı olarak, Yavanaları veya batı halklarını zikretmektedir.
    - O ve diğer Hindu astronomlar, Dünya’nın küresel olup, Güneş’in;Ay’ın ve gezegenlerin kendi dolanım süreleri ile orantılı uzaklıklarda bulunduğunu kabul ediyorlardı. Bu görüşün dayanağı, bütün gök cisimlerini Dünya etrafında dairesel yörüngelerde, aynı düzgün hızla döndüğü kabulü idi. Hindu astronomlarının çoğu, güneş sistemindeki her cismin, bir rüzgar etkisi ile oluşan bir öz hareketi olduğunu ve buna ek olarak da, daha büyük bir hava anaforunun bütün gök cisimlerini Dünya etrafında, her 24 saatte bir kez döndürdüğünü düşünüyorlardı. Genel olarak kabul edilmese de, Aryabhataların biri veya ikisi de, yeryüzünden yüz mil kadar yukarda esen bir rüzgar ektisiyle, Dünya’nın kendi ekseni etrafında günlük bir dönme yaptığını kabul ederek, büyük anafordan vazgeçmişlerdi. Hindular gezegen hareketlerinde görülen karmaşıklığı açıklamak için, Greklerin episikl denen matematiksel aracını kullanmış ve sonuçların daha da iyileştirmek amacıyla ovoid episikl’den de yararlanmışlardı. Fakat Ay’ın hareketlerini açıklamak için, Hindu astronomlarının kullandıkları metodlar, Babil etkilerinin açık izlerini taşır.

  2. #2
    Onursal
    destansı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    emeğine sağlık tatlım

Benzer Konular

  1. Anadolu’nun bilinen en eski yerleşim yeri Niğde Göllüdağ
    By RebelliouS in forum Turizm & Gezi & Tatil
    Cevaplar: 1
    Bölüm Listesi: 05-22-2012, 10:10 PM
  2. Cevaplar: 0
    Bölüm Listesi: 03-20-2007, 09:25 PM

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Beğenilen Sayfayı İşaretleyin

Yetkileriniz

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • Eklenti Ekleyemezsiniz
  • You may not edit your posts
  •  
[Gizlilik Politikası]-[UslanmaM Kuralları]-[UslanmaM İletişim/Contact]