Feza denizinin büyük varlıklarından ateş böceklerine, onlardan da tâ denizlerin derinliklerindeki küçük organizmalara kadar her şeyin simasında parıldayan ışık, ihtiva ettiği faydalar, yanıp-sönmesindeki nizamîlik ve hepsinin yerli yerince olması düşünce kabiliyeti olanlar için ne muhteşem bir tefekkür tablosudur.

Yeryüzü gibi okyanuslar da, binlerce bitki ve hayvandan ibaret bir hayat manzumesini içinde saklar. Okyanusların derin kısımları zifiri karanlıktır. Bu karanlık denizlerdeki canlılar, acaba nasıl yönlerini ta'yin edebiliyor ve yem bulabiliyorlar?

Bir sahilde geceleyin yüzen veya yürüyen bir kimse, zaman zaman denizin fosfor gibi parıldamasını müşahede eder. Çok sayıda organizma, ateş böcekleri ve bakteriler karanlıkta ışık verme kabiliyetine sahip olarak yaratılmıştır. Işık yayan canlıların birçoğu da denizde yaşar. Biyologlar ve deniz seyahati yapanlar "bioluminescence" olarak bilinen bu harika hadisenin biyokimyasını yeni yeni anlamaya başlıyorlar. Bu hadise aynı zamanda balıkçıların ve askeri savunma mütehassıslarının da alakasını çekmektedir. Zira denizaltılar bazan denizdeki ışık verici organizmaları rahatsız edince, ışıklarıyla denizaltıyı saran izler bırakırlar. Böylece denizaltının yeri ortaya çıkmış olur.

Omurgalılar arasında da yalnız balıklar fazla elektrik çıkarabilirler. Hatta birçok balık nev'i elektrik yayarak besin yakalar veya düşmanını kaçırır. Aynı şekilde bizde, göz kırpmak veya kaş oynatmak için sinirlerimizdeki elektrik akımını kullanmış olmaktayız.

IŞIK YAYAN ORGANİZMALAR
Dinoflagellat toplulukları, plankton olarak yaşayan tek hücreli organizmalardır. Bunlar deniz suyunun tahriş edici şekilde kimyevi değişmesine, ses hızının üzerindeki uyanlar ve lazer ışınlarına karşı reaksiyon olarak ışık verirler.

Geceleyin çok fazla ışık veren organizmalar gündüz ışık hasıl etmezler. 1974'de Basra Körfezinde yapılan bir tecrübede, kirli su akıtıldığında ışık hasıl olduğu açıkça görülebilmiştir.

Geminin dalgaları ve dümen suyu tarafından rahatsız edilen orgamema topluluklarının verdiği ışık bayağı farkedilebilir. Oyster Körfezi, Jamaica ve Puerto Rico'daki Baiba Fosforescence gibi ışıklı gösterilerin turist çektiği yerlerde, bu canlıların yaydığı ışık, dolunay ışığına yaklaşmaktadır (10-1MW/cm2). Böyle olmasına rağmen bu ışık yoğunluğu güneşinkinin ancak milyonda biridir. Bu ışımanın gün ışığında bir maksada hizmet etmediği zannedilmektedir. Acaba, karanlıkta hangi gayeye hizmet eder?

Dinoflagellatlar, küçük Hayvanlarla beslenen Copepor ve Crustacea'ler gibi birçok kabuklunun
Yukarıda ışık saçan bir dinoflagellatın mikroskop altında çekilmiş resmi görül¬mektedir. Bunlar, yaşadıkları bölgeyi, ge¬celeri pırıl pırıl parlatacak kadar ışık saça¬bilirler. Bu hususiyet yalnız estetik bir ehemmiyet taşımamakta, çoğu zaman on¬lar için hayat kurtarıcı bir vazife de icra etmektedir.
besinini teşkil eder. Copepodlar dinoflagellatların ışık neşreden populasyonlarıyla karşılaştıkları zaman hızlı bir yüzme ve yakalama hareketi gösterirler. Aynı anda dinoflagellatların ani ışık patlaması ile şaşırırlar ve onları yakalayamadıkları gibi aynı zamanda dağıtmış olurlar. Işık çıkarmayan dinoflagellatlarla beslenen copepodlar ise, bu hareketi göstermezler ve sessizce avlanırlar. Böylece ışık çıkaranlar hem korunmuş olurlar, hemde düşmanlarının kamuflajını bozup balıklarca yenmelerini sağlayarak kendilerini kurtarırlar.

Dinoflagellatların çıkardığı ışığın dalga boyu İle okyanusta yaşayan hayvanların görme pigmentlerinin absorbe ettiği ışığın dalga boyunun aynı olması maksimum bir görme berraklığı hasıl eder.


Bu hususta dinoflagellate toplulukları tek misal değilse de, ençok müşahade edilen deniz organizmalarıdır. Tecrübi olarak yedi defa toplanan karidesler içinden yüzde yetmişi ışık saçma kabiliyetine sahip çıkmıştır. Özellikle karideslerin ve küçük mürekkep balıklarının (kalamar) birçok nev'ileri renk filtreleri, reflektörü ve merceği olan ışık neşredici organlara sahiptir. Bir nev vücudunun muhtelif yerlerinde farklı yapılarda ışık organları taşıyabilir. Işık neşreden bu organların birçoğunun çalışması henüz bilinmemektedir.

DENİZİN FENERLERİ NASIL ÇALIŞIYOR ?
Şüphesiz bazı sistemler bir saldırganı şaşırtmak veya ürkütmek için yaratılmıştır. (Dinoflagellate'lerin parıldaması gibi.) Diğer bazı hayvanlar ışık neşretmezler. Bunun yerine suya "luciferin" ve "luciferase" maddelerini bırakırlar. Bu bileşikler reaksiyona girerek hayvanın kaçışını temin eden ışıklı bir bulut oluşturur. 700–800 m. derinlikde yaşayan mürekkep balıkları ve karidesler ise alt yüzeyleri boyunca takılmış fotofosfor-ışık üretici bataryalarıyla yenmekten korunurlar. Bu hayvanlar yukarıdan aşağaya gelen ışığa uydurmak için kendi ışıklarının yoğunluğunu, rengini ayarlayabilmektedir.

Aynı zamanda günlük hareketleri esnasında harika bir şekilde kamufle olabilmektedirler.

Florida Üniversitesi'nde (özellikle James L'oyal tarafından) ateş böcekleri üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde ışık neşretme sistemlerinin çok kompleks olduğu görülmüştür. Ateş böcekleri frekansı, ışık şiddetini ve yanıp sönme müddetini ayarlayarak (aynı zamanda uçuş yollarını değiştirerek) haberleşmektedirler.