Mekânda, milyonlarca ışık yılı her yana..
Neyi görüp neyi bileceksin bu boşlukda..!
Bildiklerinle O'nu bilmek düşüyor sana;
Yoksa yarım ilminle kalacaksın çoklukda
Mekânda, milyonlarca ışık yılı her yana...

Hepsi aynı ana-baba’dan gelip, hepsi aynı insan modeline sahip oldukları halde farklı deri rengine, farklı sima şekillerine bürünmüşlerdir. Aynılıkta farklılık… Ve bunun altında yatan,deri, göz, burun şekline, boya vs.’ye tesir eden genlerin düzenlenmeleri..
Tesadüfün yer almadığı topyekün yaratılış hadisesinin insan organizmasında ve ırklarında cereyan etmesi kendisini devamlı olarak hissettiren bir “yaratıcı el”in varlığını gösterir. Kabile kabile, ırk ırk yaratmayı dilemiş, o kadar. Gerisi, O’nun memurları olan atomlar ve genlerin vazife başına geçmeleri…


İnsanlar farklıdır, fakat insanlık aynıdır.

Irk tabiri daha çok fizikî bir mefhumu ifade edip “fiziki karakterler bakımından ortak ve benzer gruplarını” ihtiva eder. Irklar temsil ettikleri nev’in bütün hususiyetlerini taşımakla beraber, umumiyetle belirli bir çevrede sınırlı bir popülasyon teşkil ederler. Yani fenotipte (x) belirli genlerin nesiller boyunca hakim olması, benzer fenotipte birçok fertten meydana gelen bir topluluğun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Son yıllarda yapılan genetik çalışmalar boya, göz ve deri rengi gibi fiziki karekterlere tesir eden birçok genin olduğunu ortaya koymuştur. Tavşanların kürk rengini belirlemek üzere 12'den fazla gen çifti çeşitli yollardan tesirleşirken, meyve sineklerinde göz rengi ve göz şekli olarak 100'den fazla genin tesirleştiği tesbit edilmiştir. İnsandaki boy uzunluğunun veraseti belki 10 veya daha fazla gen çifti ile alakalıdır. (1) Bunun yanında genotipin fenotipte tezahür etmesi çevre şartlan (beslenme, sıcaklık, nem, iklim vs.) ile de alâkalıdır. Dolayısiyle bir nev içerisinde çok fazla varyasyonlar olabilmektedir.

Ekseriyetle cinsiyet hücrelerinin mayoz bölünmesindeki Krosingover (x) ile ortaya çıkan rekombinasyonlar yeni gen kombinasyonlarına sebep olur. Bu şekilde rekombinasyonlardan ortaya çıkan yeni tiplerin değişik yerlerde kapalı topluluklar oluşturması ile aynı nev'in çeşitli popülasyonları meydana gelir. Popülasyondaki her fert kendine has bir genotipe (x) sahiptir. Fakat bir popülasyon içerisinde genlerin dağılımı hemen hemen sabittir. Nesilden nesile gen frekanslarının değişmemesi hadisesine de biyolojide ' 'Hardy-Weinberg'' prensibi denir. Mutasyon veya popülasyonlar arasında karışım olmadıkça bir popülasyonda genlerin dağılımı ve ortaya çıkış nisbeti hemen hemen değişmez. İşte bu sebepledir ki, ırklar bazı karekterlerle tebarüz eder. Ancak insan toplulukları arasında mutlak bir irtibatsızlık olmadığından insan ırklarını kesin kalıplarla birbirinden ayırmak imkânsızdır.

Çok eski yıllardan bu yana insan nevi çeşitli ırk gruplarında sınıflanmak istenmiştir. Değişik yazarlara göre değişik ırk sınıflamaları mevcuttur. Meselâ:

E. Berner'e göre (1672): Avrupa beyazları, Asya sanları, Afrika siyahlan, Kuzey Laponları.

Cari Von Linne'ye göre (1735): Afrika siyahlan, Amerikalı Kızılderililer, Asyalı kahverengiler, Avrupalı beyazlar.

Cuvier'e göre (1860): Beyazlar veya Kafkasyalılar, Mongoloidler, Zenciler.

Huxley'e göre (1870): Zenciler, Ostraloidler, Mongoloidler, İkzanto Kroidler, Melan Kroidler. (2) .

Antropolog Carleton Coon ise insanları, iskeleti esas alarak beş büyük ırk grubuna ayırmıştır: Caucasoid, Mongoloid, Concoid, Capoid, Australoid (3) .

1900'lerde Joseph Deniker insanoğlunu 29 ırka ayınrken 1961'de Amerikalı Antropolog S. M. Garn 9 ırkı yeterli görür. Bunlar: Amerikalı Kızılderililer, Melanezyalı - Papüalar (Yeni Gine'den Fiji adalanna kadar), Mikronezyalı (Pasifik adalarının çoğu, Ekvatorun Kuzeyi), Polinezyalı (Yeni Zelanda, geri kalan Pasifik adaları, Paskalya adası), Avustralyalı, Asyalı (Filipinleri, Japonlan, Eskimoları, Tibetlileri ihtiva eder), Hintli, Avrupalı (Ortadoğu ve Kuzey Avrupa'nın Güneyi). Bununla beraber Garn, grupların kesinlik arzetmediğini, bu sayının 35'e kadar çıkabilmesinin mümkün olduğunu belirtir. İmmuno - Kimya profesörü olan V.C. Boyd da kan gruplarını kullanarak 13 ırk sınıflamıştır (4) .

İnsan ırklarının ayırd edilmesinde; saç ve gözlerin rengi, saçın yapı ve dalgalılık derecesi, başın şekli ve görünümü, parmak izleri ve vücudun çeşitli kısımlarının birbirine nisbeti esas alınmış tır. Antrologlar başın genişliği ve uzunluğu arasındaki nisbete bilhassa dikkat gösterirler. Herşeye rağmen ırkları birbirinden kesin çizgilerle ayırmanın imkânı yoktur. Ne deri rengi, ne boylan, ne saç yapılan, ne yüz ifadeleri ne de kafatası şekilleri bu iş için yetmemektedir. Afrika pigmeleri cüce ve siyah ırktır. Afrika Watusileri de uzun boylu siyah ırktır. İskandinavyalı beyazlar da uzun boyludur. Siyah derili insanlarda hem kıvırcık, hem düz hem de dalgalı saça rastlanabilir. Geniş burunlu, kalın dudaklı insanlara hem siyah hem de beyazlarda rastlanmaktadır. Irklar, fiziki hususiyetler bakımından o kadar birbirine karışmıştır ki, saf bir ırk bulmaya imkân yoktur. Günümüz biyologları "saf ırk" diye birşeyin olmadığına inanmaktadırlar. Gerçekten bir kişi ayrı bir gruba sokulacak kadar dış görünüşü (fenotip) bakımından ana ve babasına benzemeyebilir. Bundan başka deri rengi gibi herhangi bir hususiyet her ırk içinde olağanüstü değişiklik gösterir. Böylece beyaz ırkın bîr üyesi tipik bir zencininki gibi koyu deri rengine ve bir Çinli, bir Kafkaslı kadar beyaz deriye sahip olabilir (5) .

Prof. Montagu, Amerikalı beyazlarla zenciler arasında yaptığı bir mukayesede şunları ortaya koymuştur: "Zekâ bakımından ileri sürülen bütün üstünlük iddialarına rağmen beyazlarla zenciler arasında fark yoktur. Beyinlerinin görüntüsü aynıdır. Bıngıldağın kapanması, kafatası gelişmesinin durması iki ırkta da birbirine benzer. Zencilerin alınları arkaya doğru meyilli değildir. Bu görüntü çıkık çene kemiklerinin neticesi olarak ortaya çıkar. Elleri daha uzun değildir. Yalnız parmaklan daha uzundur. Irkçıların ileri sürdükleri iddiaya rağmen melez çocukların başı ana rahminde uyumsuzluk göstermez. Sonra beyin ağırlığıyla zekâ arasında tam bir ilginin olmadığı bugün bilinen bir gerçektir. Zekâ her zaman verasetten gelen kabiliyetlerle çevre faktörlerinin tesirleşmesinin bir mahsülüdür. Birçok araştırmalar, birçok insan tiplerinden meydana gelmiş değişik toplumlarda hemen hemen aynı zekâ ve mizaç seviyesinin bulunduğunu göstermiştir. Aynı ırktan insanlar arasındaki biyolojik farklar, ırklar arasındaki aynı biyolojik farklar kadar, hatta daha fazla olabilir (6) .

Bütün insan ırklarının aynı "ana-baba"dan gelmiş olup dünyanın her tarafına dağılmış ve kendi içlerinde meydana getirdikleri gen havuzlanyla bazı hususiyetler arzetmiş oldukları anlaşıldı. Amerika Kızılderililerinin Bering Boğazı bağlantısı yoluyla 40.000 yıl kadar önce başladığı tahmin edilen göçlerde Amerika'ya gelen Mongoloidlerin torunları olduğu anlaşılmıştır. Bu göçün ne zaman olduğu kesin değildir. Ancak bir buzul devrinde suların büyük bir kısmı buz halinde kutuplara ve karalara yığıldığından deniz su seviyesinin düşmesi (bugünkünden 185 m. kadar düştüğü fosil kalıntılarıyla anlaşılmaktadır) ile Sibirya ve Alaska'nın takımadalarla birbirine bağlanması zamanında olması mümkündür. Çin, Kore ve Japonya'da bulunan tipik Mongoloidler gibi Kızılderililer de yuvarlak, başa, çıkık elmacık kemiklerine, siyah düz ve kalın saça sahip olup, derileri san olmaktan çok kırmızıdır.

Irkların bazı hususiyetlerinin, belli bölgelerde kendilerine fayda sağladığı söylenebilir. Meselâ; deri renginin Avrupa'da kuzeyden güneye gidildikçe koyulaştığı görülür. İsveçlilerin beyaz, İspanyolların esmer oluşu gibi. Kuzeyde beyaz deri, kafi miktarda D vitamini meydana getirebilmesinde vücudun güneşten mümkün olduğunca çok kızıl-ötesi ışın massetmesi için gereklidir. Rengin koyuluğu ekvatora dek giderek artar. Ekvatorda daha tesirli olan güneş ışınlan deride melanosit hücrelerini aktive ederek melanin pigmenti yapımını artınr. Böylece yanıklardan ve deri kanserlerinden nisbeten korunmuş olur. Asya'da da kuzeyden güneye, sandan siyaha renk değişir. Eskimolann, Orta Asyalılann gözlerinin nisbeten kısık oluşu da, kardan veya kum yığınlanndan yansıyan güneş ışınlarının insanların kör etmesi tehlikesine karşı koruyucudur.

Kimileri ırkları farklı çevre şartlarına adaptasyon olarak ele almış kimileri de üstünlük-aşağılık veya ilerilik-gerilik şeklinde hayallerindeki "evrim basamaklarına" yerleştirmişlerdir. Her iki görüş de bugünkü genetik bilgilerimizle zıdlaşmaktadır. Çevre şartlarının canlıda meydana gelen fizyolojik ve anatomik değişikliklere sebep olduğu, fakat bu durumun canlının genetik kapasitesiyle sınırlı bulunduğu (adaptasyon aralığı) ve meydana gelen değişikliğin (modifikasyon) irsi bir hususiyet kazanmadığı iki mühim genetik prensiptir. Yaratılışın çeşitliliğinin, canlıların kaderi programlarının, genlerinin düzenlenmesinde (rekombinasyon) yattığını biliyoruz. Kabile kabile veya ırk ırk yaratılmanın gerek çevreye uyum yönünden, gerekse psiko-sosyal yönden, bildiğimiz ve bilemediğimiz birçok faydalan vardır. Hiç şüphesiz yaratılış, kâinatta yeri olmayan, ancak insanların zihinlerinde bir mefhum olan tesadüflerle değil, Yaratıcı'nın dilemesiyle gerçekleşmektedir.

Çeşitli ırkların veya kabilelerin farklı sosyo-kültürel durumları dikkatlerini çeken bazı araştırmacılar, ırklar arasında üstünlük aşağılık seviye farkının olabileceği fikrine kapılmışlar ve bunlar arasından "ırkçı" zihniyeti taşıyanlar da hemen durumu değerlendirerek ırkların, farklı "evrim aşamasında "(!) bulunduklarını ileri sürmüşlerdir. Buradan çıkarak beyazların üstün ırk, siyahların ise daha geri "evrim aşamasında" (!) bulunan aşağı ırk olduğunu söylemişlerdir. Güya biyolojik temele dayandırılan bu ırkçılık zihniyeti, dünden bugüne hâlâ tesirini devam ettirmekte ve siyahlar çok yerlerde ikinci sınıf insan muamelesi görmektedirler. (Kölelik ve sömürgeler devam etmektedir. Hem de köle olmak ve sömürülmek istemeyen insanlar tarafından.) Bugün ırk ayırımının psiko-sosyal açıdan olduğu gibi, biyolojik açıdan da ilmi bir temelinin olmadığı anlaşılmış durumdadır. Siyahların, basık ve yayvan burunları ve kapkara derileriyle beyazlardan daha geri bir evrim aşamasında bulunduğunu iddia edenlere karşı, İsaac A. Asimov,santimetre kare başına daha fazla kıl taşımasından ve İnce dudaklarıyla atamız olduğu iddia edilen maymuna, kalın dudaklı siyahlardan daha fazla benzemesi dolayısiyle beyaz ırkın da maymuna yakın olma iddiasının ileri sürülebileceğini belirterek şöyle diyor: İnsan nev'inin değişik ırklarını evrim merdivenlerinin farklı basamaklarına oturtmaya kalkışmak kör testereyle "by-pass" ameliyatı yapmaya benzer. Ne yapsanız beceremezsiniz bunu. İnsanlık dediğimiz, bütün deri renkleri ne olursa olsun tek bir nev'iden ibarettir." (7) .

Albert Jacquard (Fransa Milli Medografi İncelemeleri Enstitüsü Genetik Bölümü Başkanı) da ırkların herhangi bir biyolojik üstünlük durumunun mevzubahis olmadığını şu sözleriyle ifade eder: "Belli bir gruba bağlı fertlerin veya belli grupların, tabii olarak seçkin ---fiyet taşıdığını biyolojik yönden öne sürmek biyolojinin özünü baştan aşağı yanlış anlamak demektir." (8)


_____________

KAYNAKLAR
1-) Genel Biyoloji, Sh. 637-634, Claude A. Vilîee. MEB.
2-) Bilim ve Teknik, Sayı 173, "Irklar"
3-) Yaşamın Temel Kuralları, Doç. Dr.Ali Demirsoy, 1979, Sh. 427.
4-) İnsan, Yapısı ve Yaşamı, Anthony Smith Sh. 27-28.
5-) Genel Biyoloji Sh. 764.
6-) İnsan. Yapısı ve Yaşamı, Sh. 29-30-34.
7-) Bilim Dergisi,Nisan 1984, "Irk, Ayrısı Gayrisi".
8-) Görüş, Kasım 1983, Sayı 11, Sh.25. "Irkçılık ve Bilim"


(x) Fenotip: Bir canlının genlerinde bulunan hayat programının tezahür ettiği dış görünüş.
(x) Genotip: Gen birimlerinin toplamı ve taşıdığı bilgi.
(x) Krosingover: Anne ve babadan gelen homolog(benzer) kromozomları arasında mayoz bölünmenin l.Profoz safhasında karşılıklı parça alışverişi yapma hadisesi.