Genel olarak tiyatroda herhangi bir oyunu oynayan oyuncu. Kadın olanlarına da aktris denir. Aktörler, oynadıkları eserlere göre ya konuşurlar, ya şarkı söylerler veya fikirleri hareketleriyle gösterirler.

Sahnenin ilk yurdu sayılan Yunanistan’da aktörlük, şerefli bir meslekti. Eski Yunan sahnelerinde kadınlar sahneye çıkmaz, erkekler maske takarak kadın rollerinde oynarlardı. Eski Yunanistan, da aktörlüğe verilen değer yüzünden piyes yazan şairler, Atina'nın en önemli kişileri arasında yer alır, en gözde yurttaşlar bile sahnede rol alırlardı. Fakat zaman geçtikçe bu önemlerini, haklarını kaybettiler. Küçük Asya ve Afrika’da gezici tiyatrolarda oynamağa başladılar.

Aktörlük, Yunanlılarda şerefli bir meslek olmasına rağmen, Romalılarda körlere mahsus bir olarak ve aşağılık bir meslek şeklinde görülmeğe başlandı. En ünlü aktörün bile yurttaşlık hakkı yoktu.

Orta çağda, Hristiyanlığın ilerlemesi ile aktörlük daha zor bir duruma düştü. Aktörler aforozla cezalandırıldığı gibi, çeşitli baskılar altında ezildiler. Yalnız zaman geçtikçe aktörleri koruyan bazı krallar yüzünden aktörlük saygı gören bir meslek olmaya başladı. Fransa'da Louis XIV. ün aktörleri koruması ve büyük Fransız yazarlarının e-serleri desteklemesi, modern tiyatro anlayışının doğmasına ve aktörlerin şerefli insanlar sayılmasına sebep oldu. İngiltere'de de kilisenin baskısı giderilerek ünlü aktörler yetiştirmiş oldu. Bugün medenî dünyada aktörlük şerefli, büyük kazanç getiren ve herkes tarafından iyi olarak kabul edilen bir meslektir.

Bizdeki aktörlüğe gelince, normal tiyatro anlayışının yerleşmesinden önce bir çeşit tiyatro sayılan Karagöz ve orta oyununa çıkanlar, din adamları tarafından iyi karşılanmamıştır. Avrupa’nın etkisi altında bizde tiyatro başladığı zaman ise, sahneye ilkin Ermeniler çıkmıştır. Türk ve müslüman olanlardan sahneye çıkanlar adlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hattâ bu baskılar yüzünden aktörün mahkemelerde şahitlikleri tanınmazdı. Fakat, zaman ilerledikçe Güllü Agop Fasülyeciyan, Kara kaş, kız kardeşler gibi Ermeni aktörler, den sonra Necip, Fehim, Hamdi gibi Türk ve müslüman aktörlerin sayesinde sahnemiz yavaş yavaş gelişmiş Birinci Dünya Savaşından sonra Afife, Bedia gibi ilk kadın sanatçıların da sahneye çıkmaları sonucu medenî bir meslek olarak kabul edilmeğe başlanmış, Naşit ve Hazım gibi sanatkârlarla büyük geliş, meler kazanmıştır.

Cumhuriyetin kurulmasıyla da tiyatro sanatına önem verilmiş, aktörlük şerefli bir meslek olarak kabul edilmiş ve aktörler devlet eliyle yetiştirilmeye başlanmıştır.

Aktörler sahnede oynadıkları rollere göre çeşitli adlar alırlar:

Sahnede konuşarak rol yapanlara aktör ve komedyen denmektedir. Oyunlarda kuru kalabalığı meydana getirenlere figüran denir. Şarkılı oyunlarda oynayanlar, seslerin kalınlığına ve erkek veya kadın olmalarına göre: Tenor, bas bariton, meza soprano, soprano, kontralto adlarını alırlar. Küme halinde şarkı söylemeye de koro denir.