![]() |
![]()
|
![]()
|
||||||
| Bilgi Deposu Gerekli, Gereksiz.... Merak Ettiğimiz, Neden diye sorduğumuz bütün soruların cevaplarını bu başlık altında bulacağız. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#11 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
MACİD / MACİT: (AR) Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.
MAHFİ: (AR) Gizli, saklı. MAHFUZ: (AR) Korunmuş, gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış. MAHİR: (AR) Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli. MAHMUD / MAHMUT: (AR) Hamd olunmuş, sena edilmiş, övülmeye değer. MAHŞER: (AR) Huy, tabiat. MAHSUN: (AR) Güçlendirilmiş, güçlü. MAHSUT: (AR) Hasat edilmiş, ekini biçilmiş. Biçilmiş ekin. MAKAL: (AR) Söz, lakırdı. Söyleme, söyleyiş. MAKBUL: (AR) Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer. MAKSUD / MAKSUT: (AR) Kasdolunan, istenilen şey, istek. Maksat, niyet, murat. Varılmak istenen yer. MAKSUM: (AR) Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet. MAKSUR: (AR) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış. MAKUL: (AR) Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın. MÂLİK: (AR) Sahip, bir şeye sahip olan, bir şeyi olan. MALKOÇ: (TR) Akıncı ocağı reisi. MANSUR: (AR) Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. Türk müziğinde bir düzen. Bir ney çeşidi. MANZUR: (AR) Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen. MARUF: (AR) Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. MASUM: (AR) Suçsuz, kabahatsiz, günahsız, ismet sahibi. Saf, temiz. MAŞUK: (AR) Sevilen, sevilmiş. MAZHAR: (AR) Bir şeyin göründüğü çıktığı yer. Nail olma, şereflenme. Bir çeşit tef. MAZLUM: (AR) Zulüm görmüş. Halim, selim, sakin, sessiz. MAZMUN: (AR) Borçluluk, kefalet. Ödenmesi gereken şey. MECİD / MECİT: (AR) Çok ulu, yüce, şan ve şeref sahibi. Allah'ın sıfatlarından. MECNUN: (AR) Cin tutmuş, cinlenmiş. Delice seven, tutkun. Leyla ile Mecnun hikayesinin erkek kahramanı. MEFTUN: (AR) Büyülenmiş. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış. MEHDİ: (AR) Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. Doğru yolu tutan. Şiilere göre 12 imamın sonu. MEHİB: (AR) Heybetli, azametli, korkunç . Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir). MEHMET: (TR) Muhammed isminin türkçesi. (bkz. Muhammed). MEKİN: (AR) Temekkün eden, oturan yerleşen. Vakarlı, temkinli, vakar, iktidar sahibi. MELİH: (AR) Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli. MELİK: (AR) Padişah, hakan, hükümdar. Mal sahibi. Allah'ın isimlerinden. MEMDUH: (AR) Övülmüş, övülecek. MENDERES: (YUN) Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı. MENGÜ: (TR) Ebedi ölümsüz, bengi. MENGÜALP: (TR) Ölümsüz, güçlü, kuvvetli, yiğit. MENGÜBAY: (TR) Varlıklı kimse. MENGÜBERT: (TR) Allah verdi. MENGÜCEK: (TR) Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar'ı içine alan bölgeyi fethederek XII. yy.'ın ilk yansına kadar elinde tutan Türk sülalesi. MENGÜÇ: (TR) Yaşlı. MENGÜER: (TR) (bkz. Mengü . MENGÜTAY: (TR) (bkz. Mengüer). MENNAN: (AR) Çok ihsan eden, verici, ihsanı bol. MENSUR: (AR) Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz. MERD / MERT: (FAR) Adam, insan. Özü sözü doğru kabadayı, yiğit. MERDAN: (FAR) Mertler, insanlar, erkekler, yiğitler. MERİH: (AR) Dünya'dan sonra güneşe en yakın olan gezegen. MERT: (FAR) Özü, sözü doğru yiğit. Erkek insan. MERTEL: (FAR-TR) (bkz. Mert). MERTER: (FAR-TR) (bkz. Mert). MERTKAL: (FAR-TR) Her zaman doğru kal. MERTKAN: (FAR-TR) Mert soydan gelen. MERTOL: (FAR-TR) Her zaman sözünün eri ol. MERVAN: (AR) Emevi sülalesinin Mervan kolu. MERZUK: (AR) Rızıklandırılmış, rızık verilmiş. MESİH: (AR) Üzerine yağ sürülmüş. Mesholunmuş, başka bir şekle girmiş olan. Acaip, tuhaf. Mesih: Hz. İsa'nın elini sürdüğü hastaların derhal iyileşmesi dolayısıyla kendisine isim olarak verilmiştir. MESUD / MESUT: (AR) Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. METE: (TR) Büyük Türk-Hun İmparatoru (M.Ö. 209-174). METEHAN: (TR) (bkz. Mete) METİN: (AR) :-):-):-):-)netli, sağlam, dayanıklı. Özü, sözü doğru, sebatkar, itimat edilir. METİNER: (TR) (bkz. Metin) MEVLUD / MEVLİT: (AR) Yeni doğmuş çocuk. Doğulan zaman. Hz. Muhammed'in doğumunu anlatan manzum eser. MİDHAT / MİTHAT: (AR) Övme. MİKAİL: (AR) Dört büyük melekten rızıkların dağıtımıyla görevli olan melek. MİRAT: (AR) Ayna. MİRAÇ: (AR) Merdiven. Göğe çıkan. Hz. Muhammed'in göğe çıktığı gece. MİRAN: (FAR) Beyler. MİRKELAM: (FAR) Güzel, nazik konuşan kimse. MİRZA: (FAR) Emiroğlu beyi, hükümdar soyundan gelen. Doğu Türk devletlerinde asalet unvanı. MİZAN: (AR) Terazi. Sağlama. MUAMMER: (AR) Ömür süren, yaşayan, yaşamış. MUCİB / MUCİP: (AR) İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teşkil eden. MUHAMMED / MUHAMMET: (AR) Tekrar tekrar övülmüş. Birçok güzel huylara sahip. Hz. Peygamber 'in isimlerindendir. Dedesi Abdülmuttalib tarafından, gökte hak yerde halk övsün niyetiyle bu ad konulmuştur. MUHARREM: (AR) Tahrim olunmuş, haram kılınmış. Kamer takviminin birinci ayı aşura ayı. Müslümanlıktan önce bu ayda savaşmak yasak olduğu için bu ad verilmiştir. Bu ayın ilk 10 gününde Kerbela vakasının yıldönümünde matem yapılır. 10. gününde aşure pişirilir. MUHİB / MUHİP: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost. MUHİDDİN / MUHİTTİN: (AR) Dini saran, çevreleyen. MUHLİS: (AR) Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan. MUHSİN: (AR) İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan. MUHTAR: (AR) İhtiyar eden, seçilmiş, seçkin. Hareketinde serbest olan, istediği gibi davranan, dilediğini yapan. Köy veya mahalle işlerine bakmak üzere halkın seçtiği kimse. MUHTEŞEM: (AR) İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. MUHYİ: (AR) İhya eden, dirilten, canlandıran, hayat veren. MUİD: (AR) Öğretmen yardımcısı. Asistan. MUİN: (AR) Yardımcı. Çırak. MUİZ: (AR) Ağırlayıcı, izzet ve ikram edici. MUKADDER: (AR) Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan. MUKADDES: (AR) Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz. MUKBİL: (AR) İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mes'ud. MUKİM: (AR) İkamet eden, oturan. MUKMİR: (AR) Ay ışıklı, mehtaplı. MUNGAR: (TR) Eli açık, cömert. MUNİS: (AR) Ünsiyetli alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan. MURAD / MURAT: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram. MURATHAN: (AR) (bkz. Murat). MURTAZA: (AR) İrtiza edilmiş, beğenilmiş seçilmiş. Güzide. MUSA: (AR) Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah'ın lütfuna mazhar olarak, kavmine "on emir" adı altında Allah'ın şeriatını bildiren peygamber. Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir. MUSTAFA: (AR) Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. Hz. Peygamberin isimlerinden. MUTA: (AR) İtaat olunan, boyun eğilen, başkalarının kendisine itaat ettikleri. Hz. Peygamberin isimlerinden. MUTİ: (AR) İtaat eden, baş eğen, veren. Tabi, bağlı. Rahat ve uslu. MUTLAY: (TR) Mutlu, sevinçli ay. MUTLU: (TR) Talihli, uğurlu. Bahtiyar. MUTLUALP: (TR) (bkz. Mutlu). MUTLUGÜN: (TR) (bkz. Mutlu). MUTLUHAN: (TR) (bkz. Mutlay). MUTLUTEKİN: (TR) (bkz. Mutlay). MUTTALİB: (AR) Talepte bulunan, isteyen. MUTLUER: (TR) (bkz. Mutlu). MUVAFFAK: (AR) Başaran beceren. MUVAHHİD / MUVAHHİT: (AR) Allah'ın birliğine inanan. Allah'tan başka hiçbir ilah ve kanun koyucu tanımayan, yalnız Allah'tan gelen emirleri kabul eden. MUVAKKAR: (AR) Tevkir edilmiş, ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan. Vakarlı, ağırbaşlı. MUZAFFER: (AR) Zafer, üstünlük kazanmış, üstün. MUZİ: (AR) Işık veren parlayan parlak. MÜMİN: (AR) İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman. MÜBAREK: (AR) Bereketli, feyizli. Uğurlu, hayırlı, kutlu, mutlu. Beğenilen, sevilen, kızılan şaşılan kimse. Bir şey hakkında sözleşme. MÜCAB / MÜCAP: (AR) Duası kabul edilen. MÜCAHİD / MÜCAHİT: (AR) Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. Gayret eden, çok çalışan. Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş. MÜFİD / MÜFİT: (AR) İfade eden, anlatan, manalı. Faydalı. MÜHİB / MÜHİP: (AR) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygı uyandıran. MÜJDAT: (FAR) Müjdeler, sevinçli haberler. MÜKERREM: (AR) Muhterem, aziz sayın, saygıdeğer, sayılan, onurlandıran, hürmet ve tazime erişmiş. MÜKREM: (AR) Kerem ve şeref ile nitelenmiş olan. MÜKREMİN: (AR) İkram olunmuş, ağırlanmış. MÜKRİM: (AR) İkramcı, ikram eden, ağırlayan-ağırlayıcı, misafirperver. MÜLAYİM: (AR) Uygun, muvafık. Yumuşak huylu, yavaş kimse. Pekliği olmayan. MÜLHİM: (AR) İlham veren, içe doğduran, esinlendiren MÜMTAZ: (AR) İmtiyaz tanınmış, ayrı tutulmuş, üstün tutulmuş. Seçkin. MÜNİB / MÜNİP: (AR) İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. Güzel yağan, faydalı yağmur. Taze ve verimli bahar. MÜNİF: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler. MÜNİM: (AR) Nimet veren, yedirip içiren. MÜNİR: (AR) Nurlandıran, ışık veren, parlak, ziyalar. MÜREN: (TR) Akarsu, dere, ırmak. MÜREVVA: (AR) Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam. MÜRİD / MÜRİT: (AR) İdare eden, emreden buyuran. Bir şeyhe bağlı olan kimse. MÜRSEL: (AR) Gönderilmiş yollanılmış. Şeriat sahibi peygamberler. Salıverilmiş suç. Bir yazı sitili. Hz. Peygamberin isimlerinden. MÜRŞİD / MÜRŞİT: (AR) İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. Tarikat şeyhi. MÜSLİM: (AR) İslam dininde olan. MÜSTAKİM: (AR) Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu. MÜSTECAB / MÜSTECAP: (AR) İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz. Mücab). MÜŞFİK: (AR) Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. MÜŞİR: (AR) Haber veren, bildiren. Emir ve işaret eden. Mareşal. MÜŞTAK: (AR) İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan. |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
NABİ: (AR) Haberci, haber veren. Yüksek, yüce.
NACİ: (AR) Necat bulan, kurtulan, selamete kavuşan. Cennetlik. NACİL: (AR) Soyu sopu temiz olan kimse. NADİM: (AR) Pişmanlık duyan, pişman. Tevbe eden. NADİR: (AR) Seyrek, az, ender bulunur. NADİ: (AR) Nida eden, haykıran, çağıran. Toplantı, meclis, (bkz. Nida). NAFERİZ: (FAR) Göbek düşüren. Koku saçan. NAFİ: (AR) Yararlı, kârlı. NAFİH: (AR) Üfleyen, üfleyici. NAFİZ: (AR) Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. Tesir eden, sözü geçen. NAHİD / NAHİT: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (AR) Yeni yetişen kız. NAİB / NAİP: (AR) Vekil, birinin yerine geçen, kadı vekili, hakim. Nöbet bekleyen, nöbetle gelen. NAİM: (AR) Bollukta yaşayış. Cennetin bir kısmı. NAKİB / NAKİP: (Ar.) Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. NAMAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan. NAMDAR: (FAR) Namlı, ünlü. NAMİ: (FAR) Namlı, şöhretli ünlü. NAMIK: (AR) Yazıcı, katip, yazar NASIH: (AR) Nasihat eden, öğüt veren. NASIR: (AR) Yardımcı, yardım eden. NASİB / NASİP: (AR) Pay hisse. Birinin elde ettiği şey. Allah'ın kısmet ettiği şey. NASR: (AR) Yardım. Üstünlük (zafer). NASRUDDİN: (AR) Dine yardımı dokunan. Dilimizde "Nasreddin" şeklinde kullanılır. NASRULLAH: (AR) Allah'ın nusreti, yardımı. NASUH: (AR) Nasihatçı, öğütçü. Halis, temiz. NASUHİ: (AR) Bozulmaz şekilde tövbe edici. NAŞİD / NAŞİT: (AR) Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan. NAŞİR: (AR) (Neşreden) Dağıtan, yayan, yayınlayan. NATIK / NATUK: (AR) Söyleyen konuşan. Düşünen. Bildiren, bildirici. NAYMAN: (MOG) Sekiz. Batı Moğolistan'da yaşayan sekiz kabileden oluşan Türk topluluğu. NAZIM: (AR) (Tanzim eden) Düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey. NAZIR: (AR) Nazar eden, nezaret eden, bakan, gözeten. Vekil bakan. Bir yüzü bir tarafa yönelik olan. NAZİF: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli. NAZİL: (AR) Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan. NAZİR: (AR) Taze. Altın. Benzer eş. NAZMİ: (AR) Dizme, sıraya koyma. Sıra, tertip. Vezinli, kafiyeli söz. NEBA: (AR) Haber. NEBAHADDİN / NEBAHATTİN: (AR) Dinin şanı ve şerefi. NEBİ: (AR) Haberci. Peygamber. NEBİH: (AR) Namlı, şerefli. NEBİL: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli. NECABET: (AR) Soyluluk, soy temizliği. NECAETTİN: (AR) Dine girip hidayete eren, kurtulan. NECAH: (AR) İsteğine ulaşma. Kurtulma. İhtiyaçlarını temin edebilmek. NECAT: (AR) Kurtulma, kurtuluş. Selamet. NECATİ: (AR) Kurtulmaya mensup, kurtuluşla ilgili. NECCAR: (ARR) Dülger. Marangoz. NECDET: (AR) Kahramanllık yiğitlik, efelik. Korkusuz olmak. NECİB / NECİP: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kıymetli, üstün.Güzel ahlak sahibi. NECİD: (AR) Yüksek yayla. Arabistan'ın sahil ovasına ve çukur sahaya zıt olan yüksek kısım. NECİL: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl. NECİY: (AR) Sırdaş. NECİYULLAH: (AR) Allah'ın kurtuluş verdiği kişi. NECMİ: (AR) Yıldızla ilgili.( Necmüddin: Dinin yıldızı. Dilimizde "Necmettin" şeklinde kullanılmaktadır.) NEDA: (AR) Çiğ, nem rutubet. NEDİM: (AR) Meclis arkadaşı, sohbet arkadaşı. Büyükleri fıkra ve hikayeleri ile eğlendiren. Güzel hikayeler anlatan, tatlı konuşan. NEDRET: (AR)Azlık, seyreklik, az bulunurluk. NEDVE: (AR) Görüşme konuşma. NEFER: (AR) Bir adam, tek kişi. Er, asker. NEFİ: (AR) Çıkar ile ilgili faydacı, menfaat, kâr. NEHİB / NEHİP: (AR) Dehşet, korku. Yağmacı, çapulcu. NEHRİ: (AR) Nehirle ilgili, nehire ait. NEJAD / NEJAT: (FAR) Soy, nesil. NERHAN: (FAR-TR) Yiğit Han, Yiğit Sultan. NERİM: (FAR) Pehlivan, yiğit, bahadır. NERMİ: (FAR) Yumuşak, gevşeklik. NESEFİ: (AR) Yapı ustası. NESİB / NESİP: (AR) Soylu, soyu temiz baba. NESİF: (AR) İki kişi arasında olan sır. NESİL: (AR) Aynı çağda, aynı yaşta bulunan kimselerin tümü, kuşak. NESİM: (AR) Hafif rüzgar. Hoş, mülayim insan. NEŞAT: (AR) Sevinç, neşe, şenlik, aaaif. İran şairlerinden birisinin adı. NEŞET: (AR) Meydana gelme, gelişme. Kaynak olma, bir mecradan çıkış. NEŞİD / NEŞİT: (AR) Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra. NEVAL: (AR) Talih, kısmet. Bahşiş, bağış. NEVAZ: (FAR) Okşayan, okşayıcı. NEVCİ: (FAR) Makam, ahenk ve nasip ile ilgili. NEVCİVAN: (FAR) Genç, delikanlı. NEVFEL: (AR) Deniz. (bkz. Derya). NEVHİZ: (FAR) Genç. Yeni yetişmiş, yeni çıkmış. NEVİT: (FAR) İyi, sevinçli haber, müjde. NEVRED: (FAR) Gezen, dolaşan, yol alan. NEVREDDİN: (AR) Dinin ışığı, aydınlığı. NEVRES: (FAR) Yeni yetişen, yeni biten. NEVSAL: (FAR) Yeni yıl. NEVZAD / NEVZAT: (FAR) Yeni doğmuş. Yeni doğan. NEVZAR: (FAR) Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan. NEYYİR: (AR) Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş. NEYZEN: (FAR) Ney çalan kimse. NEZİH: (AR) Temiz, pak. NEZİHİ: (AR) Temizlik, saflık, incelikle ilgili. NEZİR: (AR) Birini doğru yola yöneltmek için gözdağı vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kişi. NEZZAM: (AR) (Nizam veren) Düzenleyen. NİHAD / NİHAT: (FAR) Tabiat huy, yaratılış, kişilik, bünye. NİJAD / NİJAT: (FAR) Soy, nesil, neseb. Tabiat, cibilliyet, (bkz. Nejad). NİKAN: (FAR) İyiler, hoşlar. NİYAZ: (FAR) Yalvarma, yakarma. Dua. Bazı tarikatlarda küçüğün büyüğe karşı olan selam, saygı ve duası. İhtiyaç, muhtaçlık. NİYAZİ: (FAR) (bkz. Niyaz). Yalvarıcı, niyaz edici. Sevgili. NİZAM: (AR) Dizi, sıra. Düzen, usul, tertip, yol, kaide. Kanunlar. NİZAMİ: (AR) Kurallara uygun, düzenli. Kanun ve nizama ait, onunla ilgili. NUH: (AR) Nuh peygamber. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 25 peygamberden biri. Zamanında Nuh tufanı olmuştur. NUMAN: (AR) Kan.Gelincik. NURALP: (AR-TR) Nurlu, yiğit. NURATAY: (AR-TR) (bkz. Nuralp). NURBAKİ: (AR) Sürekli aydınlık olan, nurlu sabah. NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydınlık kimse. NURDAĞ: (AR-TR) Nurdağı, Nurdan dağ. NUREDDİN: (AR) Dinin nuru, ışığı. NURER: (AR-TR) Nurlu insan. NURERSİN: (AR-TR) (bkz. Nurer). NURİ: (AR) Nura ait, nurla ilgili. NURKAN: (AR-TR) Temiz, berrak soydan gelen. NURKUT: (AR-TR) (bkz. Nurkan). NURSAL: (AR-TR) Işık saç, aydınlat. NURTAÇ: (AR-TR) Nurdan taç. NURTAN: (AR-TR) Işıklı tan. NURTEKİN: (AR-TR) Aydın ve güvenilir, emin. NURULLAH: (AR) Allah'ın nuru. NURZAT: (TR) Nurlu, aydınlık kişi. NUSRET: (AR) Yardım. Allah'ın yardımı. Zafer, muzafferiyet. Başarı, üstünlük. NUSRETTİN: (AR) Dinin yardım ettiği. Dinin başarılı temsilcisi. NUŞAT: (FAR) İçkiden sarhoş olmuş, mest olmuş. NUŞİN: (FAR) Tatlı, hoş, güzel. NUTKİ: (AR) Söz, lakırdı, konuşma. Nutuk, söylev, söyleyen. NUYAN: (FAR) Şehzade, prens. NÜVİD / NÜVİT: (FAR) Müjde, muştu. Hayırlı haber. NÜZHET: (AR) Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlık. |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
OBA: (TR) Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. Genellikle bölmeli göçebe cadın. Yabancı. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. Ova.
OBUZ: (TR) Su kaynağı. Akarsulardan oluşan küçük derecik. İki derenin birleştiği dar yer. Karların erimesiyle oluşan ufak dere. ODHAN: (TR) Atak, hareketli ve canlı lider. Ateş gibi han. ODKAN: (TR) Canlı, coşkulu kimse. Ateş kanlı. Atak. Delidolu ODMAN: (TR) Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse. OFLAS: (TR) (bkz. Oflaz). OFLAZ: (TR) İyi, güzel, eksiksiz, tam. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. Becerikli.Eflatun rengi.İşe yarar uygun. Cesur kabadayı. OFLAZER: (TR) Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit. OGAN: (TR) (bkz. Okan). OGANER: (TR) Oğan er. OGÜN: (TR) Anımsanan belirli bir günde doğan. OĞANER: (TR) Oğan er. OĞANSOY: (TR) Oğan soy. OĞUÇ: (TR) Oymak. Hısım, akraba.Bereket. OĞUR: (TR) Uğur. Samimi, içten dost. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum. OĞURALP: (TR) Samimi, içten yiğit. OĞURATA: (TR) Uğurlu ata. OĞUŞ: (TR) Erkek çocuk. OĞUZ: (TR) Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. Genç, sağlam, güçlü. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu. OĞUZALP: (TR) Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı. OĞUZATA: (TR) Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. Oğuz kahramanı. OĞUZBALA: (TR) Oğuz çocuğu. Yiğit gürbüz çocuk. OĞUZBAY: (TR) Oğuz bay. OĞUZCAN: (TR) Oğuz can. OĞUZER: (TR) Oğuz er. OĞUZHAN: (TR) Yiğit han, hakan. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı. OĞUZKAN: (TR) Damarlarında Oğuz kanı taşıyan. OĞUZMAN: (TR) Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse. OĞUZTAN: (TR) Görkemli, aydınlık. OĞUZTÜZÜN: (TR) Sağlam, yiğit. Yumuşak huylu, sakin. OKAN: (TR) Anlayışlı. Anlama, öğrenme. OKANALP: (TR) Anlayışlı yiğit.Tanrısal gücü olan yiğit. OKANAY: (TR) Okan ay. OKANDAN: (TR) Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği. OKANER: (TR) (bkz. Okanalp). OKATAN: (TR.) Ok atan. OKATAY: (TR) Ok atay. OKAY: (TR) Baht, talih, şans. Bahtlı, talihli. Beğenme. Satürn gezegeni. OKBAŞ: (TR) Ok baş. OKBOĞA: (TR) Hızlı ve boğa gibi güçlü. OKBUDUN: (TR) Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup. OKCAN: (TR) Canlı, hareketli canı aaa. OKÇUN: (TR) Uzak, öte, uzakta bulunan. OKDAĞ: (TR) Ok dağ. OKDEMİR: (TR) Demir gibi sağlam ve atak. Demirden yapılmış ok. OKER: (TR) Hızlı, canlı, hareketli kimse. OKERGÜN: (TR) Ok ergin. OKGÜÇ: (TR) Ok gibi güçlü ve hızlı. OKHAN: (TR) Hızlı, atak ve güçlü lider, han. OKKAN: (TR) Ok kan. OKMAN: (TR) Ok gibi hızlı, güçlü kimse. Okçu. OKSAL: (TR) Ok sal. OKSALMIŞ: (TR) Ok atmakla meşhur. OKSAR: (TR) Ok atışına hazırlan. OKSAY: (TR) Ok ve Say'dan birleşik isim. OKSEV: (TR) Ok ve Sev'den birleşik isim. OKSEVEN: (TR) Ok seven. OKSU: (TR) Hızlı ve düzenli akan su. OKŞAK: (TR) Benzeyiş. Benzeyen, andıran. OKTAN: (TR) Ok tan. OKTAR: (TR) Ok tar. OKTAY: (TR) Öfkeli, sinirli, kızgın. OKTUĞ: (TR) Ok tuğ. OKTUNA: (TR) Ok tuna. OKTÜRE: (TR) Ok türe. OKTÜREMİŞ: (TR) Ok türemış. OKUŞ: (TR) Zeka, akıl, anlayışlılık. Çağrı, davet. OKUŞLU: (TR) Zeki, akıllı, anlayışlı. OKUTAN: (TR) Eğitici, öğretmen. OKUTMAN: (TR) Okutan, öğreten, öğretmen. OKUYAN: (TR) Okumayı seven. Çağıran, davet eden. OKYALAZ: (TR) Ateş gibi canlı ve çabuk. OKYAN: (TR) Ok yan. OKYANUS: (YUN) Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. OKYAR: (TR) Ok yar. OKYAY: (TR) Ok yay. OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal. OLCAYTU: (TR) Bahtlı, şanslı, talihli. OLCAYTUĞ: (TR) (bkz. Olcaytu). OLCUM: (TR) Eli işe yatkın, becerikli, usta. Kendini olduğundan üstün gösteren. OLDAÇ: (TR) Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan. OLGAÇ: (TR) Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş. OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay. OLGUNER: (TR) Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse. OLGUNSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen. OLGUNSU: (TR) Olgunsu OLSAR: (TR) Adın duyulsun. OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç. OMAY: (TR) Seçkin, seçilmiş. Özet, öz. ONAR: (TR) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. ONARAN: (TR) Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. Başaran, bitiren. ONAT: (TR) İyi, güzel, düzgün. İyi yaratılışlı. Doğru, dürüst nitelikli. Kolay. ONATKAN: (TR) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen. ONATSÜ: (TR) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker. ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.R ONBULAK: (TR) On bulak. ONGAR: (TR) Kurtuluş. ONGAY: (TR) Kolay. ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik. ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş.Gelişmiş, gürbüz. ONGUNALP: (TR) Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit. ONGUNER: (TR) Gelişmiş, gürbüz genç. ONGUNSU: (TR) Bol ve gür akan su. ONGÜNER: (TR) Ongün-er. ONGÜNEŞ: (TR) Ongün-eş. ONUK: (TR) Sevgili, aziz. ONUKER: (TR) Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer. ONUKTEKİN: (TR) Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan. ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. ONULTAN: (TR) İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan. ONUR: (TüR) İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref. ONURAD: (TR) Onuruyla tanınmış ad. ONURAL: (TR) Şan, şeref kazan. ONURALP: (TR) Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu. ONURHAN: (TR) Onurlu han, hükümdar. ONURKAN: (TR) Onurlu, soylu kandan gelen. ONURSAL: (TR) Onurla ilgili. Saygı için verilen san. ONURSAN: (TR) Onuruyla tanınmış, şerefli. ONURSAY: (TR) Onur say. ONURSEV: (TR) Onur sev. ONURSOY: (TR) Onurlu soydan gelen. ONURSU: (TR) Onur su. ONURSÜ: (TR) Onurlu asker. ORAK: (TR) Ekin biçme zamanı, hasat. Ekin biçme aracı. ORAL: (TR) Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet. ORALMIŞ: (TR) Kale, şehir almış. ORAN: (TR) Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. Tahmin. Anlayışlı. ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan. ORBAY: (TR) Ordu komutanı. Ordu beyi. ORBEK: (TR) Şehir beyi. ORBEY: (TüR) Bekçi muhafız. ORCAN: (TR) Bey can. Üstün, kıdemli kişi. ORCANER: (TR) (bkz. Orcan). ORÇUN: (TR) Ardıllar, halefler. ORGUN: (TR) Gizli saklı. ORGUNALP: (TR) Orgun alp. ORGUNTAY: (TR) Orgun tay. ÖRGÜN: (TR) Sıcak gün. ORGUNALP: (TR) Örgün alp. ORHAN: (TR) Şehrin yöneticisi, hakimi. ORHON: (TR) (bkz. Orhun). ORHUN: (TR) Orta Asya'da bir ırmak. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. Yüksek, yüce Hun anlamında. ORKAN: (TR) Or kan. ORKUN: (TR) (bkz. Orhun). ORKUT: (TR) Kutlu, uğurlu şehir. ORKUTAY: (TR) Or kut ay. ORTAÇ: (TR) Tepe, ozanların bulunduğu. Mirasçı. Veliaht. ORTAN: (TR) Ateş renginde kızıl tan. ORTANCA: (TR) Pek çok türü bulunan süs bitkisi. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. ÖRTÜN: (TR) Ortanca kardeş. ORTUNÇ: (TR) Ateş renginde tunç. ORUÇ: (TR) İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet. ORUK: (TR) Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. Yol, çare, imkan. ORUN: (TR) Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam.Gizli, habersiz. Huy, yaratılış. ORUS: (TR) Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anlamındadır. ORUZ: (TR) Düşün, düşünce. OSKAN: (TR) Akıllı. OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu. OSMAN: (AR) Bir tür kuş ya da ejderha. ( Toy denilen, kazdan büyük bir kuşun yavrusu). Ateş gibi adam (Odman= Od +Man) OTAC: (TR) Hekim, doktor. OTARAN: (TR) Hayvanları otlatan çoban. OTAY: (TR) Ateş renginde ay. OYAL: (TR) Oy al. OYALP: (TR) Oy alp. OYANALP: (TR) E Oğan alp. Güçlü yiğit. OYHAN: (TR) Oy han. OYKAN: (TR) Oy kan. OYKUT: (TR) Oy kut. OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. OYMAN: (TR) Görüş, düşünce sahibi. OYTUN: (TR) Kutsal, mübarek. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. OYTUNÇ: (TR) Oy tunç. OYUM: (TR) Oymak işi. OZAN: (TR) Şiir yazan, şair. Halk şairi. Şakacı, tatlı, güzel konuşan. OZANALP: (TR) Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit. OZANER: (TR) Ozan er. OZANSOY: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen. OZANSÜ: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan asker. OZGAN: (TR) Öne geçen, kazanan, başarılı. ÖCAL: (TR) Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al. ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda kazanana verilen hediye, mükafat. ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret. ÖGEDAY: (TR) Çok akıllı, bilgili. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu. ÖGER: (TR) Akıllı, bilgili kimse. ÖGET: (TR) Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. ÖGETÜRK: (TR) Akıllı, bilgili Türk. ÖĞÜN: (TR) Kendini yücelt, gurur duy. Zaman vakit. Kez, defa. Önde, ileride olan. ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. ÖKE: (TR) (bkz. Öge). ÖKER: (TR) Akıllı kimse. ÖKKEŞ: (AR) Erkek örümcek. Bir dağ adı. ÖKLÜ: (TR) Akıllı. ÖKMEN: (TR) Akıllı, zeki, bilgili kimse. ÖKMENER: (TR) Akıllı, bilgili kimse. ÖKTEM: (TR) Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz. ÖKTEMER: (TR) (bkz. Öktem). ÖKTEN: (TR) Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur. ÖKTÜRK: (TR) Akıllı, güçlü Türk. ÖMER: (AR) Halife Hz Ömer'den. Adaletiyle ünlüdür. ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik. ÖMÜRAL: (AR-TR) Uzun ömürlü ol. ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür-Can. ÖNAL: (TR) İleri git, lider ol anlamında. ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar. ÖNCÜBAY: (TR) Klavuz, rehber, önder kişi. ÖNDER: (TR) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. ÖNEN: (TR) Hak, adalet. ÖNER: (TR) Önde gelen, başta gelen. Yön. Sıra. ÖNGAY: (TR) Jüpiter gezegeni. ÖNGEL: (TR) Ağır başlı. ONGEN: (TR) Başarı, zafer. ÖNGÜ: (TR) İlk, önce, önceki. Direnme, inat. ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. . Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz. ÖNGÜT: (TR) Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. Hücum etmek için elverişli yer. ÖNKAL: (TR) Ön kal. ÖNSAL: (TR) Ön sal. ÖNSOY: (TR) İlk soy. ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. ÖREN: (TR) Eski yapı ya da kent kalıntısı. Şehir kent. Köy. Bitek ova. Ormanlık yer. ÖRENEL: (TR) Cömert ve geniş el. ÖRENER: (TR) Geniş, güven veren yiğit. ÖRENGÜL: (TR) Yaban gülü. ÖRGEN: (TR) Organ. İnce halat, urgan. ORSAN: (TR) Yüce adı olan. ÖRSEL: (TR) Ör sel. ÖTÜKEN: (TR) Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. Moğolca'da yer Tanrıçası. ÖVEÇ: (TR) 2, 3 yaşındaki erkek koyun. ÖVÜNÇ: (TR) Övünmeye yol açan, övünülecek şey. ÖYMEN: (TR) Evcimen, evine bağlı. ÖZ: (TR) Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. Bir şeyin temel öğesi. Kan bağı ile bağlı olan. ÖZAK: (TR) Öz ak. Özü temiz, doğru kimse. ÖZAKAN: (TR) Öz akan. ÖZAKAY: (TR) Öz akay. Özü temiz kimse. ÖZAKIN: (TR) Öz akın. ÖZAKINCI: (TR) Öz akıncı. ÖZAKTUĞ: (TR) Beyaz tuğ. ÖZAL: (TR) Öz al. ÖZALP: (TR) Özünde yiğit olan kimse. ÖZALPMAN: (TR) Özünde yiğit olan kimse. ÖZALPSAN: (TR) Yiğitliğiyle tanınan kimse. ÖZALTAN: (TR) Sabah seher vaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. ÖZALTAY: (TR) Altaylara mensup. Öztürk. ÖZALTIN: (TR) Özü altın gibi değerli olan kimse. ÖZALTUĞ: (TR) Kırmızı tuğ. ÖZAN: (TR) Öz an. ÖZARI: (TR) Arı gibi çalışkan kimse. ÖZARKIN: (TR) Öz arkın. ÖZASLAN: (TR) Aslan gibi güçlü, soylu kimse. ÖZATA: (TR) Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim. ÖZATAY: (TR) Özü herkesçe tanınan kimse. ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse. ÖZAYDIN: (TR) Özü temiz, aydınlık kimse. ÖZBAL: (TR) Balın özü. ÖZBALA: (TR) Öz çocuk. ÖZBAŞ: (TR) Öz baş. ÖZBATU: (TR) Öz batu. ÖZBAY: (TR) Yiğit, Türk Alpi. ÖZBEK: (TR) Yiğit, cesur, özü güçlü. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. ÖZBEKKAN: (TR) Özbek soyundan gelen. ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel. ÖZBERK: (AR-FAR) Özü güçlü kimse. ÖZBEY: (TR) (bkz. Özbay). ÖZBİL: (TR) Öz- Bil ÖZBİLEK: (TR) Güçlü bilek. ÖZBİLEN: (TR) Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. ÖZBİLGE: (TR) Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. ÖZBİLGİN: (TR) Öz bilgin. ÖZBİLİR: (TR) Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. ÖZBİR: (TR) Soy, temel, asıl birliği. ÖZBOĞA: (TR) Öz boğa. ÖZCAN: (TR) Candan, samimi, içten. ÖZCEBE: (TR) Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan. ÖZÇAM: (TR) Öz çam. ÖZÇELİK: (TR) Özü çelik gibi sert ve güçlü. ÖZÇEVİK: (TR) Canlı, çevik, hareketli kimse. ÖZÇIN: (TR) Özü doğru, saf, temiz kimse. ÖZÇINAR: (TR) Öz çınar. ÖZDAĞ: (TR) Öz dağ. ÖZDAL: (TR) Öz dal. ÖZDAMAR: (TR) Öz damar. ÖZDEĞER: (TR) Bir şeyin gerçek değeri. ÖZDEK: (TR) Temel, esas, kök. İç, öz, çekirdek. Madde. ÖZDEL: (TR) Hediye. Armağan. ÖZDEMİR: (TR) Özü demir gibi güçlü. ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. Özle, özvarlıkla, gerçekle ilgili.Suların geçtiği yer, su geçidi. Özsu. ÖZDENER: (TR) Özden er. ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. ÖZDİL: (TR) Gönülden, içten. ÖZDİLEK: (TR) Candan dilenen dilek. ÖZDİLMAÇ: (TR) Tercüman, çevirmen. ÖZDİNÇ: (TR) Özlü, canlı, dinç olan kimse. ÖZDİNÇER: (TR) Özü canlı, dinç olan kimse. ÖZDOĞA: (TR) Gerçek, bozulmamış tabiat. ÖZDOĞAL: (TR) Öz doğal. ÖZDOĞAN: (TR) Öz doğan. ÖZDOĞRU: (TR) Özünden temiz, dürüst kimse. ÖZDORU: (TR) Öz doru. ÖZDORUK: (TR) Zirve. Yüksek şahsiyet. ÖZDURAN: (TR) Öz duran. ÖZDURDU: (TR) Öz durdu. ÖZDURU: (TR) Özü duru, katıksız olan. ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. Bir şeyin ortası. ÖZEKAN: (TR) Öze kan. ÖZEL: (TR) Öz el. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. İçerlek, tam orta, en içeride olan. İlk söz. 4 Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. ÖZENDER: (TR) Ender bulunan yaratılışta olan, değerli. ÖZENGİN: (TR) Özü engin, geniş ve derin. ÖZENLİ: (TR) Özenle çalışan kimse. ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse. ÖZERCAN: (TR) Özer can. ÖZERDAL: (TR) Öz er dal. ÖZERDEM: (TR) Bütün erdemleri özünde toplayan. ÖZERDİM: (TR) Özüne erdim, ulaştım. ÖZERDİNÇ: (TR) Özünde canlı, dinç olan erkek. ÖZEREK: (TR) Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey. ÖZERHAN: (TR) Yiğit, cesur han. ÖZERK: (TR) Kendi kendini yönetme yetkisi olan. ÖZERKİN: (TR) Özgür, güçlü kimse. ÖZERKMEN: (TR) Özünde güçlü olan. ÖZERMAN: (TR) Bir şeyi çok isteyen. Pişmanlık duyan. ÖZEROL: (TR) Gerçek yiğit ol. ÖZERTAN: (TR) Öz ertan. ÖZERTEM: (TR) Özünde erdemli olan. ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Şakacı. Cana yakın, sıcakkanlı.Yürekli, gözü pek. ÖZGEBAY: (TR) İyi, güzel, yürekli erkek. ÖZGEER: (TR) İyi güzel erkek. ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse. ÖZGENALP: (TR) Sakin, ağırbaşlı yiğit. ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgenalp). ÖZGENÇ: (TR) Öz genç. ÖZGENER: (TR) (bkz. Özgenalp). ÖZGER: (TR) İyi, güzel kimse. ÖZGİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden. ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. ÖZGÜÇ: (TR) Temel güç. Ana kuvvet. ÖZGÜLEÇ: (TR) Güler yüzlü, içten gülen kimse. ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. ÖZGÜNAY: (TR) Özgün ay. ÖZGÜNER: (TR) Öz güner. ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı. ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. ÖZGÜRCAN: (TR) Özgürlüğüne düşkün kimse. ÖZGÜREL: (TR) Özgür davranan kimse. ÖZGÜVEN: (TR) Kendine güvenen. ÖZHAKAN: (TR) Hakan soyundan gelen. ÖZHAN: (TR) Hükümdar soyundan gelen. ÖZİL: (TR) Gerçek ülke. ÖZİLHAN: (TR) Ülkenin hanı, yöneticisi. ÖZİLTER: (TR) Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu. ÖZİNAL: (TR) Gerçek arkadaş, dost. ÖZİNAN: (TR) Özden gelen inanç. ÖZKAN: (TR) Temiz kan, soylu kimse. ÖZKAR: (TR) Öz kar. ÖZKAYA: (TR) Öz kaya. ÖZKAYRA: (TR) İçten gelen bağış, iyilik. ÖZKE: (TR) Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. ÖZKENT: (TR) Öz kent. ÖZKER: (TR) Sağlam, temiz yürekli er. ÖZKOÇ: (TR) Cesur, savaşkan yapılı.. ÖZKÖK: (TR) Esas, temel, kaynak. Neslin geldiği soy ağacı. ÖZKUL: (TR) Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul. ÖZKURT: (TR) Öz kurt. ÖZKUT: (TR) Kutsanmış, kadr sahibi. ÖZKUTAL: (TR) Gerçek mutluluk senin olsun. ÖZKUTAY: (TR) Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan. ÖZKUTLU: (TR) Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan. ÖZKUTSAL: (TR) Öz kutsal. ÖZLEK: (TR) Toprağın özlü, verimli yeri. Zaman. Doğa üstü güç, felek. ÖZLÜ: (TR) Özü benliği olan. İçten gerçek. Verimli. ÖZLÜER: (TR) Kişilikli, olgun kişi. ÖZMEN: (TR) Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. ÖZMERT: (TR) Mert yapılı. ÖZMUT: (TR) Yapısında mutluluk olan. ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse. ÖZOĞUL: (TR) Öz oğul. ÖZOĞUZ: (TR) Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait. ÖZOK: (TR) Özü ok gibi güçlü olan. ÖZOL: (TR) Özün değişmesin, göründüğün gibi ol. ÖZOZAN: (TR) Gerçek şair. ÖZÖĞE: (TR) Bir şeyin aslı, özü. ÖZÖNDER: (TR) Gerçek önder. ÖZPINAR: (TR) Öz pınar. ÖZPOLAT: (TR) Özü çelik gibi sağlam olan. ÖZPULAT: (TR) (bkz. Özpolat). ÖZSAN: (TR) Adı duyulmuş ünlü. ÖZSEL: (TR) Özle ilgili, öze ilişkin. ÖZSELEN: (TR) Gerçek haber. ÖZSEVİ: (TR) İçten gelen sevgi. ÖZSU: (TR) Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. ÖZSUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı yapısı olan. ÖZSÜ: (TR) Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi. ÖZSÜER: (TR) (bkz. Özsü . ÖZŞAHİN: (TR) Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı. ÖZŞAN: (TR) Öz şan. ÖZŞEN: (TR) Şen yapılı. ÖZTAN: (TR) Karanlığı bitiren, aydın başlangıç. ÖZTANIR: (TR) Gerçeği ayırabilen. ÖZTARHAN: (TR) Büyük nüfuz sahibi. Komutan, han. Toprak zengini. ÖZTAŞ: (TR) Öz taş. ÖZTAY: (TR) Öz tay. ÖZTAYLAN: (TR) (bkz. Taylan). ÖZTEK: (TR) Öz tek. ÖZTEKİN: (TR) Yapısında emniyet ve güven taşıyan. ÖZTİMUR: (TR) Özü demir gibi güçlü. ÖZTUNA: (TR) (bkz. Tuna). ÖZTUNÇ: (TR) Özü tunç gibi güçlü olan. ÖZÜAK: (TR) Özü tertemiz olan kişi ÖZÜDOĞRU: (TR) Dürüst ve doğruluğu ilke edinen. ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen. ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir. ÖZÜPEK: (TR) Ruhen güçlü. ÖZVER: (TR) Öz ver. ÖZVERDİ: (TR) Öz verdi. ÖZVEREN: (TR) Özveride bulunan, fedakar. ÖZVERİ: (TR) Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. ÖZYAY: (TR) Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. ÖZYURT: (TR) Anavatan, anayurt. ÖZYUVA: (TR) Ata evi, dönülecek asıl yer. ÖZYÜREK: (TR) Güçlü korkusuz. |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
PAKALIN: (FAR-TR) Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.
PAKAN: (FAR) Temizler, anlar. Veliler, ermişler, evliya. PAKEL: (FAR-TR) İyi işler yapan, doğru kimse. PAKER: (FAR-TR) Temiz, dürüst, iyi kimse. PAKKAN: (FAR-TR) Temiz soydan gelen kimse. PAKSAN: (FAR-TR) Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse. PAKSOY: (FAR-TR) Temiz soydan gelen. PAKSU: (FAR-TR) Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli. PAKSÜT: (FAR-TR) Sütü temiz. PALA: (TR) Kısa ve geniş kılıç. PALATEKİN: (TR) Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi. PALATİMUR: (TR) Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü. PALAY: (FAR) Yedek at. PALAZ: (TR) Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. Güzel, canlı, gürbüz. PAMİR: (TR) Orta Asya'da yüksek dağlık kütle. (FAR) Dünyanın çatısı. PAMİRHAN: (TR) Pamir han. PARSBAY: (FAR-TR) Pars gibi güçlü ve çevik. PARSHAN: (FAR-TR) (bkz. Parsbay). PARSKAN: ( FAR-TR) Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan. PAŞA: (TR) Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. Uslu, ağırbaşlı. PAYAM: (TR) Badem. PAYAN: (FAR) Son nihayet. Uç, kenar. PAYE: (FAR) Aşama, rütbe, derece. Basamak, merdiven basamağı. İkizlerin bir yıldızı. PAYİDAR: (FAR) Saygın, rütbeli. Sağlam, sürekli. PAYİZ: (FAR) Güz, sonbahar. Yaşlılık. PAYZEN: (FAR) Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. Rençber. PEHLİVAN: (FAR) Güreşçi. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit. PEKAL: (TR) Pek al. PEKALP: (TR) Güçlü, sert, kahraman yiğit. PEKANT: (TR) Sağlam dönülmez yemin. Pek ant. PEKDEĞER: (TR) Çok değerli, çok kıymetli. PEKDEMİR: (TR) Sert, sağlam, demir gibi. PEKEL: (TR) Güçlü el. Pek el. PEKER: (TR) Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı. PEKERGİN: (TR) Olgun kimse. PEKGÖZ: (TR) Cesur, yiğit. PEKİN: (TR) Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin. PEKİNER: (TR) (bkz. Pekin). PEKİNTÜRK: (TR) Pekin Türk. PEKOL: (TR) Sert, sağlam, dayanıklı ol. PEKÖZ: (TR) Özü sağlam kimse. PEKŞEN: (TR) Neşeli, şen şakrak, mutlu kimse. PEKTAŞI: (TR) Güçlü, sert taş. PEKTAY: (TR) Güçlü, sağlam tay. PEKTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk. PEKÜN: (TR) Tanınmış güçlü isim. PEKÜSTÜN: (TR) Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan. PERİNÇEK: (TR) Özverili, fedakar, sadık. PERİZ: (FAR) Bağırma, haykırma. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot. PERK: (TR) Katı, sert, güçlü berk. PERKEL: (TR) Güçlü er. PERKER: (TR) Güçlü kimse. PERKİN: (TR) Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse. PERTEV: (FAR) Işık. Parlaklık. PERVA: (FAR) Korku. Çekingenlik. İlgi, bağ. PERVER: (FAR) Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden. PERVİZ: (FAR) Üstün. Elek. Süzgeç. Balık. Güzellik. PESEN: (TR) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. PESİN: (FAR) Sonraki, en son. PEŞREV: (FAR) Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri. PEYAM: (FAR) Haber, başkasından alınan bilgi. PEYAMİ: (FAR) Haberle, bilgi ile ilgili. PEYKAN: (FAR) Temren, başak, okun ucundaki sivri demir. PİRANE: (FAR) Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır. PİRUZ: (FAR) Kutlu, hayırlı, uğurlu. POLAT: (FAR) Çelik. Güç, kuvvet. POLATALP: (TR) Çelik gibi güçlü yiğit. POLATHAN: (TR) (bkz. Polatalp). POLATKAN: (TR) Çelik gibi güçlü soydan gelen. POLATKILIÇ: (TR) İyi cins çelikten yapılma kılıç. POYRAZ: (YUN) Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. Kuzey. POZAN: (TR) Üzüm bağı. |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
RACİ: (AR) Rica eden, yalvaran, dileyen. Dönen, geri gelen.
RADİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. RAFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. RAFEDDİN / RAFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. RAFIZ: (AR) Bırakan, salıveren. RAFİ: (AR) Kaldıran, yücelten, yükselten. RAFİH: (AR) Rahat ve huzurlu yaşayan. RAGIB / RAGIP: (AR) Arzulu, isteyen, rağbet eden. RAHİM: (AR) Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. RAHMET: (AR) Acıma, esirgeme, koruma. RAHMİ. (AR) Acımayla ilgili. RAİD: (AR) Gürleyen, gürüldeyen. RAİF: (AR) Acıması olan, merhametli. RAKIM: (AR) Yazan, çizen. Yükselti. RAMAZAN: (AR) Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. RAMİ: (AR) Atan, atıcı RAMİZ: (AR) Akıllı, zeki.İşaretlerle simgelerle gösteren. RASİ: (AR) Kımıldamayan, oynamayan, sabit. RASİF: (AR) Sağlam dayanıklı. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. Taş, temel, rıhtım. RASİH: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan. RASİM: (AR) Resim yapan. RAŞİD / RAŞİT: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan. RAUF: (AR) Esirgeyen acıyan, çok merhametli. RAZİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. REBİ: (AR) Bahar, ilkyaz. RECA: (AR) Umut, umma. İstek, dilek. RECAİ: (AR) İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. RECEP: (AR) Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. Gösterişli, haybetli. REFAH: (AR) KBolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak. REFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme. REFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. REFİ: (AR) Yüksek, yüce, saygın. REFİG: (AR) Bolluk ve rahat içinde geçinen. REFİK: (AR) Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. Koca. Ortak. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. REGAİP: (AR) Çok istek gören, beğenilen. Armağanlar. REHA: (FAR) Kurtulma, kurtuluş. (AR) Bolluk, genişlik, varlık. REHBER: (FAR) Yol gösteren, kılavuz. REİS: (AR) Başkan, baş. REKİN: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek. REMİZ: (AR) İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. Alamet, amblem. REMZİ: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel. RENAN: (AR) İnleyen, çınlayan. RESAİ: (AR) Süsler, süs. RESAN: (FAR) Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. REŞAT: (FAR) Layık, değer, yakışır. RESUL: (AR) Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. RESULHAN: (AR-FAR) Hükümdarların elçisi. REŞAD / REŞAT: (AR) Doğru yolda, hak yolda yürüme. REŞİD / REŞİT: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. Akıllı hareket eden doğru yolda giden. REVAN: (FAR) Akan, su gibi akıp giden. Ruh, can. REVHA: (AR) Rahatlık. Gönül rahatlığı. REVİŞ: (FAR) Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol. REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs. REYYAN: (AR) - Suya kanmış, suya doymuş. REZAN: (AR) Ağırbaşlı, gururlu. REZZAK: (AR) Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden. RIDVAN: (AR) Rıza, razılık, razı olma. Cennet kapısında bekleyen melek. RIFAT: (AR) Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe. RIFKI: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık. RIZA: (AR) Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, onaylama, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere boyun eğme. RIZKULLAH: (AR) Nimetler veren Allah'ın kulu. RİAYET: (AR) Gütme, gözetme. Sayma, saygı, itibar. Ağırlama. RİCAL: (AR) Erkekler. Onur sahibi kimseler. RİKAB / RİKAP: (AR) Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. RİVA: (AR) Suya kanmışlar. RUHİ: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili. RUHİDDİN / RUHİTTİN: (AR) Dinin ruhu, özü. RUHSAT: (AR) İzin, müsaade. RUHŞAN: (AR) Yüce, üstün, şanlı, ruh. RUŞEN: (FAR) Aydın, parlak. Belli, aşikar. RUŞENİ: (FAR) Aydınlık, açıklık. Belli olma. RUZİ: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili. Rızık, azık, kısmet, nasip. RÜÇHAN: (AR) Üstünlük, üstün olma. RÜKNEDDİN / RÜKNETTİN: (AR) Dinin temel direği. RÜKNİ: (AR) Bir şeyin en sağlam yanı. Saygın, güçlü, önemli kimse RÜSTEM: (FAR) Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı. RÜSTİ: (FAR) Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet. RÜSUHİ: (AR) Sağlam, güçlü. Becerikli, yetenekli. RÜŞTÜ: (AR) Doğru yolda olan. Akıllı, ergin. |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
SAADEDDİN / SAADETTİN : (AR) Dinin uğurlu ve kutlu kişisi.
SABAHADDİN / SABAHATTİN : (AR) Dinin güzelliği. SABİ: (AR) Yedinci. SABİH: (AR) Güzel, şirin. SABİR: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen. SABİT: (AR) Değişmeyen, kımıldamayan. Kanıtlanmış, anlaşılmış. SABRİ: (AR) Sabırla ilgili, sabra ilişkin. SACİD: (AR) Secde eden, alnını yere koyan. SADAK: (TR) Ok koymaya yarayan meşin torba. Sabah yeli. SADIK: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı. SADIR: (AR) Hayrette kalan, şaşıran. SADIRAY: (AR) (bkz. Sadır). SADİ: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu. SADREDDİN / SADRETTİN : (AR) Dinin önderi, başı, ileri kişisi. SADRİ: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye nisbetle çocuk. SADULLAH: (AR) Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse. SADUN: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. SAFA: (AR) Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. Eğlence. Saflık, berraklık. SAFER: (AR) Hicri takvimde ikinci ay, sefer. Temiz yürekli, dürüst kimse. SAFFET: (AR) Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet). SAFİ: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Yalnız, sadece, sırf. Kesintilerden sonra kalan kısım, net. SAFİH: (AR) Gökyüzü. Yassı ve düz halde bulunan şey. SAFİR: (İBR) Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. SAFVET: (AR) Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik. SAFVETULLAH: (AR) Hz. Muhammed'in isimlerinden. SAĞAN: (TR) Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş. SAĞANALP: (TR) (bkz. Sağan). SAĞBİLGE: (TR) Hekim, doktor. SAĞCAN: (TR) Sağlıklı kimse. SAĞINÇ: (TR) Emel, istek, amaç, düşünce. SAĞIT: (TR) Silah. SAĞLAM: (TR) Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. Doğru, gerçek, sahih. Güvenilir, emin. Mutlaka, muhakkak, herhalde. SAĞLAMER: (TR) (bkz. Sağlam). SAĞMAN: (TR) Sağlıklı kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir. SAĞUN: (TR) Saygın, kutsal. ŞAHİN: (AR) Kadın. Sık. Katı, pek. SAHİR: (AR) Gece uyumayan, uykusuz. SAİB / SAİP : (AR) Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen. SAİD / SAİT : (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. SAİK: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü. SAİM: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu. SAİR: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen. SAKIB / SAKIP : (AR) Delen, delik açan. Çok parlak. SAKİ: (AR) Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan. SAKMAN: (TR) Uyanık, akıllı kimse. Sessiz sakin kimse. SALAH: (AR) Düzelme, iyileşme, iyilik. Barış. Dine olan bağlılık. SALAHADDİN / SELAHATTİN: (AR) Dinine bağlı kimse. SALAR: (FAR) Baş, kumandan, başbuğ, önder. SALAT: (AR) Namaz. SALCAN: (TR) (bkz. Salar). SALİH: (AR) Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. SALIK: (TR) Haber, bilgi. Haberci. SALIKBEY: (TR) (bkz. Salık). SALİM: (AR) Hasta veya sakat olmayan, sağlam.Ayıpsız, kusursuz, noksansız. Korkusuz, endişesiz, emin. SALMAN: (TR) Başıboş, serbest, özgür. SALTAR: (TR) Tek, yalnız. Yalnız başına giden. Temiz, saf. SALTI: (TR) Gezgin, yolculuk eden. SALTIK: (TR) Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak.Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür. SALTUK: (TR) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072). SALTUKALP: (TR) (bkz. Saltık). SALUR: (TR) Kılıç. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi. SAMED / SAMET : (AR) Hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan. SAMİ: (AR) İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici.Yüksek, yüce. SAMİH: (AR) Cömert, eli açık. SAMİM: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı. SAMİN: (AR) Sekizinci. SAMİR: (AR) Meyveli, meyva veren. SANAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan. SANALP: (TR) (bkz. Sanal). SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet. SANAY: (TR) Ay san. SANBAY: (TR) Ünlü kimse. SANBERK: (TR) Gücüyle tanınmış, ün yapmış. SANCAKTAR: (TR) Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi. SANCAR: (TR) Kısa kama. Saplar, batırır, yener. Selçuklu sultanlarından birisinin adı. SANİ: (AR) İkinci. Yapan, işleyen, meydana getiren. SANİH: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan. SANVER: (TR) (bkz. Sanal). SARAÇ: (AR) Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse. SARDUÇ: (TR) Bülbül. SARGAN: (TR) Çorak yerlerde biten bir ot. Bir tür balık. SARGIN: (TR) Candan, içten, yürekten. Çekici cazibeli. SARGINAL: (TR) (bkz. Sargın). SARGUT: (TR) İhsan, bağış, ödül. SARIALP: (TR) Sarışın yiğit. SARICABAY: (TR) (bkz. Sarıalp). SARİF: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren. SARİH: (AR) Açık, meydanda. Belli, hüveyda. Saf, halis. SARİM: (AR) Keskin, kesici. SARP: (TR) Çetin, sert, şiddetli. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor. SARPER: (TR) Sert, güçlü erkek. SARPHAN: (TR) (bkz. Sarper). SARPKAN: (TR) Sert, güçlü soydan gelen. SARTIK: (TR) Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür. SARU: (TR) Sarı benizli, tenli insan. SARUCA: (TR) Sarı benizli, tenli insan. SARUHAN: (TR) Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu. SARVAN: (TR) Deve süren, deveci. SATI: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk. SATIBEY: (TR) (bkz. Satı). SATIKBUĞRA: (TR) (bkz. Satılmış, Buğra). SATILMIŞ: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı. SATUK: (TR) (bkz. Satılmış). SATVET: (AR) Ezici kuvvet, zorluluk. SAV: (TR) Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. Sağlam. Şöhret, ün. SAVAŞ: (TR) İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş. SAVAŞER: (TR) Savaşan asker, insan, savaşçı. SAVAT: (TR) Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler. SAVER: (TR) Sağlam, zinde, güçlü erkek. SAVGAT: (TR) Hediye, armağan, bahşiş, ihsan. SAVLET: (AR) Şiddetli saldırı, hücum. SAVNİ: (AR) Koruma, gözetme ile ilgili. SAVTEKİN: (TR) (bkz. Sav). SAVTUNA: (TR) Sözünde duran kimse. SAVTUR: (TR) Sağlıklı kal, hoşça kal. SAYAR: (TR) Saygılı, hürmet eden. SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım. SAYFİ: (AR) Yaza ait, yazla ilgili. SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı. SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın). SAYHAN: (TR) Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü. SAYIL: (Tür.) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer. SAYILGAN: (TR) Kendini saydıran, saygın kimse. SAYKAL: (TR) Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli. SAYKUT: (TR) Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse. SAYMAN: (TR) Hesap işleriyle uğraşan kimse. SAYRAÇ: (TR) Öten, cıvıldayan, şakıyan. SAYRAK: (TR) (bkz. Sayraç . SAYYAD / SAYYAT : (AR) Avcı. SAZAK: (TR) Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. Küçük pınar, kaynak. SEBAT: (AR) (bkz. Sabit). SEBATI: (AR) Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran. SEBİH: (AR) Yüzme, yüzüş. SEBİL: (AR) Yol, büyük cadde. Su dağıtılan yer. Hayır için parasız dağıtılan su. SEBÜK: (TR) Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. Sevgili, aziz. SEBÜKALP: (TR) Hızlı, atak, yiğit. SEBÜKTEKİN: (TR) (bkz. Sebük). SECAHAT: (AR) Yumuşak huyluluk. SECAVEND: (FAR) Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri. SECCAC: (AR) Çağlayan. Küçük şelale. SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy. SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide. SEÇKİNER: (TR) (bkz. Seçkin). SEDAD / SEDAT : (AR) Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. SEFA: (AR) Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. Eğlence, zevk, neşe. SEFER: (AR) Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Harp, savaş. Gemilerin kalktıkları limana tekrar dönünceye kadar yaptıkları fiil. Defa, kere. SEFİR: (AR) El içi. Yabancı diplomat SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik. SEHHAR: (AR) Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici. SELAHADDİN / SELAHATTİN : (AR) Dinine bağlı kimse. SELAMİ: (AR) İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili. SELÇUK: (TR) Güzel konuşma yeteneği olan. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı. SELİL: (AR) Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker. SELİM: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Temiz, samimi. SELMAN: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç. SELMİ: (AR) Barışla ilgili, barışçıl. SEMAVİ: (AR) Semaya mensup, sema ile ilgili. SEMİ: (AR) İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden. SEMİH: (AR) Eli açık, cömert. SEMİN: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli. SEMİR: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi. SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı. SENİH: (AR) Süs, bezek. İnci. SERALP: (TR) Baş yiğit. SERBÜLEND / SERBÜLENT : (FAR) Başta gelen, yüce üstün. Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur. SERDAR: (FAR) Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan. SERDENGEÇTİ: (TR) Fedai, akıncı, yiğit. SERDİNÇ: (FAR-TR) Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu. SERGEN: (TR) Raf. Vitrin. Tepelerdeki düzlük yer. Yorgun, perişan. SERHAD / SERHAT: (FAR-AR) Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu. SERHAN: (AR) Hanların başı. Kurt, canavar. Baş okuyucu, şarkıcı başı. SERHENK: (FAR) Çavuş. Türk müziğinde çok eski birleşik makam. SERHUN: (FAR) Asil kan, soylu kan. SERİ: (AR) Çabuk, hızlı. SERİM: (TR) Serme işi. Sabırlı. Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad. SERİMER: (TR) Sabırlı kimse. ŞERİR: (AR) Taht. Yatacak yer. SERKAN: (FAR-TR) Soylu kan, başkan. SERKUT: (FAR) Mutlu, talihli, kutlu insan. SERMED / SERMET: (AR) Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk. SEROL: (FAR-TR) Önder ol, baş ol. SERTAÇ: (FAR) Baştacı, çok sevilen, sayılan. SERTEL: (TR) Sert, katı, acımasız el. SERTER: (TR) Katı, sırt, acımasız. SERTUĞ: (TR) Baş tuğ. SERVER: (FAR) Baş, başkan, reis, ulu. SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. SETTAR: (AR) Örten. Günahları, ayıpları gizleyen. SEVGEN: (TR) E Sevmiş, seven. SEYFEDDİN / SEYFETTİN : (AR) Dini koruyan, dinin kılıcı. SEYFİ: (AR) Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. Askerlikle ilgili. Askeri. SEYaaaaAH: (AR) Allah'ın kılıcı. SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. SEYHUN: (TR) (bkz. Seyhan). SEYİDHAN / SEYİTHAN : (AR) Hanların başı, önderi. SEYLAB / SEYLAP : (FAR) Sel, sel suyu. SEYLAN: (AR) Akma, akış. SEYRAN: (AR) Gezme, bakıp seyretme. SEYYİD / SEYYİT / SEYİT : (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse. SEZA: (FAR) Münasip, uygun, yaraşır. SEZAİ: (FAR) Uygun yaraşan, münasip. SEZAL: (TR) Sezgili. SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili. SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar. SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan. SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama. SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı. SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin). SEZMEN: (TR) Sezen, anlayan kimse. SIBGATULLAH / SEBGATULLAH : (AR) Yaratıcı gücü, kuvveti olan Allah'ın kulu. SIDAL: (TR) Güç, kuvvet, dayanıklılık. Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. Öfkeli, sinirli. SIDAM: (TR) Sade, yalın, düz, süssüz. SIDAR: (TR) Dayanıklı. SIDDIK: (AR) Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. SIDKI / SITKI : (AR) İç, yürek temizliğiyle, doğrulukla ilgili. SIRALP: (TR) Sır saklayan yiğit. SIRAT: (AR) Yol, yön. SIRATULLAH: (AR) Dosdoğru yol. Allah'ın yolu. SIRRI: (Ar.) Sırla ilgili, sırra ait. Mistik. SİYAMİ: (AR) Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan. SİNA: (AR) Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. Bu yarımadada bulunan dağ. SİNAN: (AR) Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu. SİPAHİ: (FAR) Osmanlı İmparatorluğu'nda tımar sahibi atlı asker. SİRAC: (FAR) Işık meşale, kandil, çerağ. SİRACEDDİN / SİRACETTİN: (AR) Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. ŞİRAN: (AR) Kaleler, hisarlar. SİRER (FAR) Tok, doymuş. Eli açık. SİRET: (AR) Bir kimsenin hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. SOMEL: (TR) Doğru, katışıksız, güçlü el. SOMER: (TR) Doğru, katışıksız güçlü kimse. SONALP: (TR) Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk. SONAT: (TR) Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı. SONAY: (TR) Ay'ın son günleri. SONER: (TR) (bkz. Sonalp). SONGUR: (TR) Şahin. Ağır, hantal. SONGURHAN: (TR) (bkz.Songur). SONGÜN: (TR) Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek. SORGUN: (TR) Bir tür söğüt ağacı. Sıtkı, sert. Çok uzun ve güzel saç. SOYSAL: (TR) Uygar, medeni. SOYSALDI: (TR) Soyu genişledi, tanındı. SOYSALTÜRK: (TR) Uygar Türk. SOYSAN: (TR) Tanınmış soy. SOYSELÇUK: (TR) Selçuklu soyundan. SOYTEKİN: (TR) Cesur, yiğit. (bkz. Tekin). SOYUER: (TR) Yiğit soydan gelen. SOYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hediye, armağan. SÖKMEN: (TR) Yiğitlere verilen san. SÖKMENER: (TR) Yiğit kimse. SÖKMENSU: (TR) Yiğit asker, yiğit subay. SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı. SÖNMEZALP: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen yiğit. SÖZEN: (TR) Söylev veren, güzel konuşan hatib. SÖZER: (TR) Sözünde duran. SÖZMEN: (TR) Güzel, etkili konuşan kimse. SUAD / SUAT: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu. SUAVİ: (AR) Herkesin işine koşan, yardım eden. SUAY: (TR) Suya düşen ay. SUBAHİ: (AR) (bkz. Subhi). SUBHİ / SUPHİ : (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili. SUBUTAY: (TR) Cengiz Han'ın ünlü Moğol generalinin adı. SUDİ: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı. SUFİ: (AR) Tasavvuf erbabı, mutasavvıf. SUHAN: (TR) Suyun hakimi, su kaynaklarının yönetimini elinde bulunduran. SULHİ: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı. SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim. SUNER: (TR) Sunucu, sunan. SUNGU: (TR) Armağan, bağış, ihsan. SUNGUN: (TR) Yetenek. Bağış, ihsan. SUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı (kimse). Akdoğan. SUNGURALP: (TR) Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit. SUNGURBAY: (TR) (bkz. Sunguralp). SUNGURTEKİN: (TR) (bkz. Sunguralp). SUaaaaAH: (AR) Allah'ın yarattığı. SUYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hükümdarca bağışlanan dirlik. SUALP: (TR) Güçlü, yiğit asker. SÜEL: (TR) Asker eli. SÜER: (TR) Yiğit asker. SÜERDEM: (TR) Erdemli asker. SUERGİN: (TR) Olgun asker. SÜERKAN: (TR) Soylu kandan gelen asker. SÜERSAN: (TR) Yiğitliğiyle ünlü asker. SÜHA: (AR) Büyükayı takım yıldızının en küçük yıldızı. SÜHAN: (FAR) Söz, lakırdı. Şiir. SÜHEYL: (AR) E Sema'nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı. SÜLASİ: (AR) Üçlü, üç şeyden meydana gelen. SÜLEYMAN: (AR) İbranice "huzur, sükun". Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberden biri. SÜMER: (TR) Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim. SÜMRE: (AR) Esmerlik, karayağızlık. SÜPHAN: (TR) Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan. SÜREHA: (AR) Saf ırklar. SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin. SÜRURİ: (AR) Sevinçle, neşeyle ilgili. ŞABAN: (AR) Aralık, fasıla. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı. ŞABEDDİN / ŞABETTİN: (AR) Din topluluğu, cemaati. ŞADAN: (FAR) aaaifli, neşeli, sevinçli. ŞADİ: (FAR) Sevinç, mutluluk. ŞAFAK: (AR) Güneş doğmadan az önce ufukta beliren aydınlık. ŞAFAKGÜN: (AR-TR) Şafak renkli, kızıl. ŞAHABEDDİN / ŞAHABETTİN: (AR) Dinin yıldızı. ŞAHADEDDİN / ŞAHADETTİN: (AR) Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti. ŞAHAN: (FAR) Şahlar. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin). ŞAHAP: (AR) Alev, ateş parçası. Kayan yıldız, akan yıldız. Cesur yürekli kimse. ŞAHAT: (FAR-TR) Güçlü, güzel cins at, atların şahı. ŞAHBAZ: (FAR) Beyaz ve iri doğan. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. Kabadayı. Cömert.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel. ŞAHBENDER: (FAR) Konsolos. ŞAHBEY: (FAR-TR) Üstün nitelikli, saygın, yüce. ŞAHDAR: (FAR) Dallı, budaklı ağaç. ŞAHİD / ŞAHİT: (AR) Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. Bir sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. Doğrulayan, isbat eden. ŞAHİN: (FAR-TR) Büyük boylu, kanca gagalı, yırtıcı bir kuş. ŞAHİNALP: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü yiğit, cesur. ŞAHİNER: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü, yiğit er. ŞAHİNHAN: (FAR-TR) Güçlü, yiğit kimse. ŞAHİNKAN: (FAR-TR) Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman. ŞAHİNTER: (FAR) Çok yiğit, kahraman, şahin gibi. ŞAHİSTAN: (FAR) Şah ülkesi. ŞAHKAR: (FAR) Baş eser, en güzel eser. ŞAHRUH: (FAR-AR) Yüce ruhlu, görkemli, üstün kişilikli kimse. ŞAHSAR: (FAR) Dallık, ağaçlık, koruluk. ŞAHSUVAR: (FAR) İyi ata binen yiğit kimse. ŞAHVAR: (FAR) Şaha, hükümdara yakışacak surette. İri ve iyi cins inci. ŞAİK: (AR) İstekli, hevesli. ŞAKİR: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden. ŞAMİH: (AR) Yüksek, görkemli. ŞAMİL: (AR) Şümulü bulunan, içine alan, kaplayan, kapsayan. ŞANAL: (TR) Ünün yayılsın, tanınmış şanlı bir insan ol. ŞANALP: (TR) Ünlü, şanlı, tanınmış kimse. ŞANER: (TR) Ünlü kimse. ŞANLI: (TR) Ün, şöhret. Hal durum. Debdebe, gösteriş, haşmet. Yüksek makam rütbe. ŞARA: (TR) Kente ait, şehire ait. ŞARBAY: (TR) Kentli, şehirli kimse. ŞARIK: (AR) Doğup parlayan, parlak. ŞATİ: (AR) Kıyı, kenar. ŞATIR: (AR) Neşeli, şen. Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa. ŞAYLAN: (TR) Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli. ŞECAAT: (AR) Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk. ŞECAADDİN / ŞECAATTİN : (AR) Dinin kahramanı, dinin yiğidi. ŞECİ: (AR) Cesur, yürekli, yiğit. ŞEFAADDİN / ŞEFAATTİN: (AR) Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati. ŞEFİK: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici. ŞEHİM: (AR) Akıllı ve kurnaz yiğit. ŞEHRİYAR: (FAR) Padişah, hükümdar. ŞEHRUD: (FAR) Büyük çay, nehir. ŞEHZAT: (FAR) (bkz. Şahzat). ŞEKİB / ŞEKİP: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı. ŞEMAİL: (AR) Huylar, davranışlar, alışkılar. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri. ŞEMDİN: (AR) Dinin mumu, dinin aydınlığı. ŞEMİ: (AR) Mumla, ışıkla ilgili, ışıklı. Mum yapan ya da satan kimse. ŞEMİM: (AR) Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku. ŞEMS: (AR) Güneş. ŞEMSEDDİN / ŞEMSETTİN: (AR) Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık. ŞEMSİ: (AR) Güneşe ait, güneşle ilgili. ŞEMSİFER: (AR-FAR) Güneşin aydınlığı, parlaklığı. ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen). ŞENALP: (FAR-TR) Neşeli, canlı yiğit. ŞENALTAN: (FAR-TR) (bkz. Altan). ŞENBAY: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse. ŞENCAN: (FAR-TR) Canlı, neşeli, hareketli yapısı olan kimse. ŞENDOĞAN: (FAR-TR) Sevinçli, neşeli ol. ŞENDUR: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü. ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il. ŞENER: (FAR-TR) - Mutlu, neşeli kimse. ŞENGİL: (FAR-TR) İyi yürekli, hoş sohbet kimse. ŞENNUR: (FAR-AR) Neşeli ve nurlu insan. ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol. (bkz. Şenel). ŞENSAL: (FAR-TR) Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin. ŞENSOY: (FAR-TR) Neşeli soydan gelen kimse. ŞENTÜRK: (FAR-TR) Neşeli, canlı, mutlu türk. ŞENYAŞAR: (FAR-TR) Yaşamı, neşeli mutlu geçen kimse. ŞENYURT: (FAR-TR) Neşeli, mutlu insanların yurdu; ülkesinde yaşayan. ŞERAFEDDİN / ŞERAFETTİN: (AR) Dinin şereflisi, büyüğü. ŞERAFET: (AR) Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet. ŞEREF: (AR) Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ün. Övünç duyulacak şey. ŞEREFHAN: (AR-TR) Büyük, yüce hükümdar. ŞERİF: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz. ŞEVKET: (AR) Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, haşmet. ŞEVKİ: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli. ŞEYBAN: (AR) Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi. ŞİMŞEK: (TR) Yağmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik boşalırken oluşan, geçici ve şiddetli elektrik akımı. Canlı, hızlı, coşkulu, hareketli kimse. ŞİNAS: (FAR) Anlayan, tanıyan, bilen. ŞİNASİ: (FAR) Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili. ŞİRAZ: (FAR) Türk müziğinde eski bir makam. ŞİRVAN: (FAR) İran'da bir kent adı. Aslan barınağı. ŞİRZAT: (AR-FAR) Aslan gibi güçlü, kişilikli kimse. ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen,yemek, ziyafet. ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. ŞÜKRÜ: (AR) Şükretme, minnettarlıkla ilgili. |
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
TACAL: (TR) Üstün ol, taçlan.
TACEDDİN / TACETTİN : (AR) Dinin tacı. TACİ: (AR) Taçla ilgili. TACİK: (FAR) İran ve Türkistan'da yaşayan İran asıllı, Farsça konuşan halktan olan kimse. TACİM: (AR) Noktalama, noktalatma. TACİR: (AR) Ticareti meslek edinmiş olan TAÇKIN: (TR) Gurur. TAHA: (AR) Kuranı Kerim'in 20. suresi. Hz. Ömer'e müslüman olmadan önce okunan ilk sure. Hz. Ömer bu sureden etkilenmiş ve müslüman olmuştur. TAHİR: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam. TAHSİN: (AR) Güzel bulma, beğenme. Aferin deme alkışlama. TAİB / TAİP: (AR) Tövbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen. TAİF: (AR) Tavaf eden. Dönen, dolaşan. TAKİ: (AR) Günahtan haramdan kaçınan, dinine bağlı. TALAT: (AR) Yüz, çehre. Yüz güzelliği. TALAY: (TR) Deniz, büyük nehir, taloy. Çok fazla. TALAYER: (TR) Deniz eri, denizci. TALAYHAN: (TR) Denizlerin hakanı, hükümdarı. TALAYKAN: (TR) Denizci kanı taşıyan. TALAYKUT: (TR) Kutsal deniz. TALAYMAN: (TR) Deniz adamı, denizci. TALAS / TALAZ : (TR) Kasırga, fırtına. TALHA: (AR) Zamk ağacı. TALİB / TALİP : (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alıcı müşteri. Talebe, öğrenci. TALİK: (AR) Güleryüzlü. Düzgün söz söyleyen. TALU: (TR) Seçkin, seçilmiş, güzel. İki kürek kemiği arası. TALUY: (TR) Deniz, okyanus, talay. TALUT: (İBR) Bakara suresinde İsrailoğulları hükümdarlığına Allah tarafından tayin edilen ve az bir askerle Calut'un ordularını yok eden komutan. TAMAY: (TR) Dolunay, ayın ondördü. TAMER: (TR) Nitelikli, saygın kişi. TAMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli kimse. TAMERKİN: (TR) (bkz. Tamerk). TAMKOÇ: (TR) Koç gibi güçlü. TAMKUT: (TR) Çok mutlu, talihli kimse. TAN: (Tür.) Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti. TANAÇAN: (TR) Sabah alacakaranlık. TANAK: (TR) Garip, tuhaf, şaşırtıcı. TANALP: (TR) Aydın, bilge yiğit. TANALTAN: (TR) Tan - altan. TANALTAY: (TR) Tan - altay. TANAY: (TR) Şafak ve ay. TANAYDIN: (TR) Aydınlık şafak. TANBAY: (TR) Tan - bay. TANBEK: (TR) Aydın bey. TANBERK: (TR) Şafak çizgisi. Parlayan şimşek. TANBEY: (TR) Şafak gibi aydınlık kimse. TANBOLAT: (TR) Tan renginde çelik. TANCAN: (TR) Önü aydınlık kimse. TANDAN: (TR) Tan vaktinde doğan. TANDOĞAN: (TR) Ağaran şafak. TANDOĞDU: (TR) Tan vakti doğan kimseye verilen isim. TANDORUK: (TR) Dorukların ilk ışıklarla aydınlanması. TANER: (TR) (bkz. Tan). TANFER: (TR-FAR) Tan vaktinin yan aydınlığı. TANGÜN: (TR) Şafakla başlayan aydınlık gün. TANIN: (TR) Herkesçe adın duyulsun, ünlen. TANIR: (TR) Anımsar, bilir. Bilip ayıran, seçen. TANIRCAN: (TR) Cana yakın. Çabuk tanışıp yaklaşan. TANIRER: (TR) (bkz. Tanır-can). TANJU: (TR) Türk hükümdarlarına Çinliler tarafından verilen unvan. TANKAN: (TR) Şafak gibi aydınlık, temiz soydan gelen. TANKOÇ: (TR) Tan koç. TANKUT: (TR) Kutlu, uğurlu sabah. TANÖREN: (TR) Şafakta çalışan. TANPINAR: (TR) Tan pınar. TANSAN: (TR) Tan gibi aydınlık, temiz adı olan. . TANSIK: (TR) Şaşırtıcı, olağanüstü olay, mucize. Özlem, hasret. Değerli, kıymetli. TANSOY: (TR) Şafak gibi aydınlık soyu olan TANSU: (TR) Şafağın aydınlattığı su. TANUĞUR: (TR) Uğurlu, mübarek sabah vakti. TANVER: (TR) Şafak gibi ışık saç, aydınlat. TANYEL: (TR) Şafak vakti esen rüzgar. TANYERİ: (TR) Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer. TANYILDIZ: (TR) Çoban yıldızı. TANYOL: (TR) Şafak yolu, aydınlık yol. TANYOLAÇ: (TR) Aydınlığa götüren, yol açan. TANZER: (TR) Altın renginde tanyeri. TAPGAÇ: (TR) Ünlü. Aziz. TAPIK: (TR) Saygı, hürmet. İkram, hizmet. TARA: (FAR) Yıldız, necim. TARAB: (AR) Sevinç, şenlik. TARAN: (TR) Geniş alan. İn. Kuş ya da balık kümeleri. TARANCI: (TR) Rençber, çiftçi. TARDU: (TR) Armağan, hediye. TARHAN: (TR) Oğuzlarda demirci ve zanaatçı ustaları. Büyük toprak sahipleri, büyük tüccarlar. Han ve komutan unvanı. TARHUN: (AR) Hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. TARIK: (AR) Sabah yıldızı, zühre, venüs, yol. TARKAN: (TR) Türklerin kullandığı, vekil, vezir, bey gibi unvan. Ayrıcalıklı, saygın kişi. TAŞAN: (TR) Coşkulu, taşkın. TAŞBOĞA: (TR) Taş gibi sert, boğa gibi güçlü kimse. TAŞCAN: (TR) Taş gibi sağlam kimse. TAŞDEMİR: (TR) Taş ve demir gibi güçlü, sağlıklı. TAŞEL: (TR) Sağlam güçlü el. TAŞER: (TR) Sağlam güçlü kimse. TAŞGAN: (TR) Pınar, kaynak. TAŞKAN: (TR) Sağlam, güçlü soydan gelen. TAŞKIN: (TR) Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı. TAŞKINAY: (TR) (bkz. Taşkın). TAŞKINER: (TR) Coşkulu, coşkun kimse. TAŞTEKİN: (TR) Emin, güvenilir, sağlam kişi. TATAR: (TR) Bir Türk kavmi. Posta sürücüsü. Gül zambak gibi çiçeklerin açılmamış goncaları. TATU: (TR) Barış, sulh. TAVGAÇ: (TR) Çekicilik, cazibe. TAVİL: (AR) Uzun. Çok süren. Aruzda bir ölçek. TAYBARS: (TR) Pars gibi güçlü tay (çocuk). TAYCAN: (TR) Genç ve güçlü kimse. TAYFUN: (TR) Büyük okyanus ve Çin Denizi'nde görülen şiddetli fırtına. TAYFUR: (AR) Küçük bir kuş türü. TAYGAR: (AR) Uçan uçucu. Gaza dönüşen. TAYGUN: (TR) Çocuk, torun. TAYGUNER: (TR) Erkek torun TAYI: (AR) Bir işi kendi isteğiyle yapan. TAYKARA: (TR) Esmer, karayağız çocuk. TAYKOÇ: (TR) Tay - koç. TAYKURT: (TR) Tay - kurt. TAYKUT: (TR) Kutlu uğurlu çocuk. TAYLAK: (TR) Yeni doğmuş at yavrusu. Biniye gelmiş iki yaşında at yavrusu. Deve yavrusu. Yaramaz çocuk. TAYLAN: (TR) İnce, kibar, güzel, boylu boslu kimse. Çok yağmur yağdığı halde işlenebilir toprak. TAYMAN: (TR) Genç, taze, toy kimse. TAYMAZ: (TR) Düşmeyen, kaymayan, dengeli kimse. TAYUK: (TR) İnce, kibar genç. TAYYİB / TAYYİP: (AR) İyi, hoş, güzel ala. Helal, çok temiz. TEBER: (FAR) Küçük balta. Dervişlerin kullandıkları uzun saplı küçük balta. TECEN: (TR) Mağrur, gururlu. TECER: (TR) Becerikli. İç Anadolu'da sıradağ. TECİK: (TR) Tutumlu, idareli tasarruflu. TECİMEN: (TR) Ticaret adamı, tüccar. Tutumlu, idareli. TECİMER: (TR) Tüccar. TECMİL: (AR) Süs, aaayin. TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayışlı kimse. TEFHİM: (AR) Anlatma, bildirme. TEKALP: (TR) Eşsiz, benzersiz yiğit. TEKAY: (TR) Eşsiz ay. TEKCAN: (TR) Çok değerli, eşsiz kimse. TEKDOĞAN: (TR) Eşsiz, benzersiz doğmuş olan. TEKECAN: (TR) Mert, sözünde duran. Özü sağlam kimse. Çayırlarda biten bir bitki. TEKİN: (TR) Boş, ıssız. Sakin, rahat, uslu. İçinde kötülük bulunmayan. Tek, eşsiz. Uyanık, tetikte. Şehzade, prens. Uğurlu. TEKİNALP: (TR) Tek ve eşsiz yiğit. TEKİNAY: (TR) Biricik ve hayırlı ay. TEKİNDAĞ: (TR) Uğurlu dağ. TEKİNEL: (TR) Hayırlı el. TEKİNER: (TR) Tek, eşsiz ve hayırlı kimse. TEKİNSOY: (TR) İyi soydan gelen kimse. TEKMİL: (AR) Kemale erdirme. Bitirme, bitirilme, tamamlanma, tamamlama. Tam, eksiksizce, bütün, hep. TEKRİM: (AR) Ululama, saygı gösterme. TEKSEN: (TR) Sen teksin, eşsizsin anlamında. TEKSOY: (TR) Eşsiz bir soydan gelen. TEMCİT: (AR) Ululama, ağırlama. Sabah ezanından sonra okunan, Allah'ın ululuğunu anlatan dua. TEMEL: (YUN) Yapılardan toprak içinde kalan ve yapıya dayanak teşkil eden duvar ve taban kısımları, koyuk. Bu kısımların yapılması için açılan çukur. Asıl, esas. Dayanak. Belli, başlı en önemli. TEMİRCAN: (TR) Demir gibi sağlam kimse. TEMİRHAN: (TR) Demir gibi sağlam güçlü hükümdar. Timur han. TEMİRKUT: (TR) Demir gibi güçlü ve uğurlu. TEMİZALP: (TR) İyi ahlaklı kimse. Temiz yapılı ve yiğit. TEMİZCAN: (TR) İçi temiz olan kimse. TEMİZEL: (TR) Dürüst kimse. TEMİZER: (TR) Dürüst kimse. TEMİZHAN: (TR) İyi vasıflı lider. TEMİZKAL: (TR) Her zaman doğru ve dürüst kal. TEMİZKAN: (TR) Temiz soydan gelen. TEMİZÖZ: (TR) Özü temiz, dürüst olan. TEMİZSAN: (TR) Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse. TEMİZSOY: (TR) Temiz ve dürüst soydan gelen. TEMREN: (TR) Ok, kargı gibi delici silahların ucundaki sivri demir. TEMÜR: (TR) Demir. TENDÜ: (Moğolca) Yiğit, cesur. TENGİZ: (TR) Deniz. TENGİZALP: (TR) Denizci yiğit. TEOMAN: (TR) Hun imparatoru Mete'nin babası. TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanlı. Kırmızı buğday. TERİM: (TR) Bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan sözcük. TETİKER: (Tür.) Uyanık, çevik, becerikli kimse. TEVFİK: (AR) Uydurma, uygun düşürme. Başarıya ulaştırma. Allah'ın yardımına kavuşma. aaaAL: (TR) Çabuk ol. aaaALP: (TR) Çabuk, hızlı yiğit. aaaAY: (TR) (bkz. aaaal). aaaCAN: (TR) Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. aaaEL: (TR) Çabuk iş gören, becerikli. aaaER: (TR) Çabuk hızlı, çevik kimse. aaaEREN: (TR) Çabuk ulaşan, erişen. aaaKAN: (TR) Kanı kaynayan, heyecanlı kimse. aaaVEREN: (TR) Duyarlı, reaksiyoner. TINAL: (TR) Soluk al, yaşamını sürdür. TINAZ: (TR) Ot ya da saman yığını. TİBET: (TR) Çin'in batısında bağımsız bir bölge. TİGİN: (TR) (bkz. Tekin). TİMUR: (TR) Demir. Türk- Moğol imparatoru. TİMURCAN: (TR) Demir gibi sağlam ve güçlü. TİMURHAN: (TR) (bkz. Timur). TİMURKAN: (TR) Demir gibi güçlü soydan gelen. TİMURÖZ: (TR) Özü demir gibi güçlü ve sağlam olan. TİMURTAŞ: (TR) Demir ve taş gibi güçlü ve sert olan. TİTİZ: (TR) Çok dikkatli ve özenli davranan. Prensiplerine düşkün. Huysuz, öfkeli. TOĞAN: (TR) Doğan, şahin. TOĞAY: (TR) Fundalık. TOKALP: (TR) Doymuş aç olmayan kimse. Kalın ve gür sese sahip. Kibirli. TOKCAN: (TR) Gönlü tok olan. TOKDEMİR: (TR) Sağlam demir. TOKER: (TR) Tok er. TOKGÖZ: (TR) Aç gözlü olmayan. TOKHAN: (TR) Tok han. TOKKAN: (TR) Cömert soylu. TOKÖZ: (TR) Cömert ve kerem sahibi. TOKTAHAN: (TR) Yerleşik yaşayan han. TOKTAMIŞ: (TR) Bir yere yerleşmiş, oturmuş (kimse). Dinmiş, sakinleşmiş. TOKTAŞ: (TR) Tok taş. TOKTİMUR: (TR) Tok timur. TOKTUĞ: (TR) Tok tuğ. TOKUR: (TR) Eski Türk erkek adlarından. TOKUŞ: (TR) Savaş. TOKUŞHAN: (TR) Savaşçı lider, hakan. TOKUZ: (TR) Dokuz. Kalın ve sık dokunmuş kumaş. TOKUZER: (TR) Dokuz er. Dayanışmacı, tutkun yiğit. TOKUZTUĞ: (TR) Dokuz tuğ. TOKYAY: (TR) Tok yay. TOKYÜREK: (TR) Yürekli, cesur. TOKYÜZ: (TR) Tok yüz. TOLA: (TR) Dolu, boş olmayan. aaaif, neşe. Güçlü korkusuz. TOLAY: (TR) Topluluk, cemiyet. TOLGA: (TR) Demir harp başlığı. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık. Miğfer. TOLGAHAN: (TR) Güçlü ve çevreli lider, han. TOLGAN: (TR) Dolanma, dolaşma. TOLGAY: (TR) Çevre, dolay. TOLGUNAY: (TR) Dolunay. TOLUN: (TR) Dolun, bedir, ayın ondördü. TOLUNAY: (TR) Ayın ondördü, mehtap, dolunay. TOLUNBAY: (TR) Birikimli, kişiliği gelişmiş. TONAY *) Ay gibi parlak, ışıklı giysi. TONGAL: (TR) Zengin kimse. Yaşlı erkek. TONGAR: (TR) Büyük, güçlü. Yaşlı. TONGUÇ: (TR) En büyük çocuk. Bir tür kuş, baykuş. TOPAY: (TR) Dolunay. TOPÇAM: (TR) Top çam. TOPÇAY: (TR) Topçay. TOPDEMİR: (TR) Top demir. TOPEL: (TR) Top el. TOPER: (TR) Top er. TOPRAK: (TR) Yerkabuğunun canlılara yaşama ortamı sağlayan yüzey bölümü. Ülke, memleket. İşlenmiş arazi. TOPUZ: (TR) Bir ucu top gibi olan silah. Kısa boylu kimse. Balyoz. TOR: (TR) Toy, deneyimsiz. Ürkek, çekingen, utangaç. Mağrur, gururlu. Fidan. Toksöz. TORALP: (TR) Gururlu, yiğit. TORAMAN: (TR) Güçlü kuvvetli. TORAN: (TR) Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. Yiğit, kahraman. TORCAN: (TR) Çekingen, utangaç. TORGAY: (TR) Serçe, tarla kuşu. TORHAN: (TR) Gururlu hükümdar. TORKAL: (TR) Hep utangaç ve çekingen ol. TORKAN: (TR) Gururlu ve tok sözlü soydan gelen. TORLAK: (TR) Güzel, genç, yakışıklı. İyi gelişmiş ağaç fidanı. TORUMTAY: (TR) Yırtıcı bir kuş türü. TOTUK: (TR) Eski Türkler'de askeri vali. TOYBOĞA: (TR) Genç boğa. TOYCAN: (TR) Çok genç ve tecrübesiz. TOYDEMİR: (TR) Toy - demir. TOYDENİZ: (TR) Toy - deniz. TOYGAR: (TR) Tarla kuşu, turgay. TOYGUN: (TR) Genç, delikanlı. Çakırdoğan. TOYKA: (TR) Büyük, kalın sopa. TOZAN: (TR) İnce toz tanesi. Tozu çok olan yer. Kar fırtınası. TOZUN: (TR) Soylu, asil. TÖKEL: (TR) Çok. TÖRE: (TR) Eğitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel. Geline verilen armağan. TÖREGÜN: (TR) Geleneksel, geleneğe uygun, gündemde. TÖREHAN: (TR) Görgülü er. TÖREL: (TR) Töreye uygun olan, töre ile ilgili. TORUM: (TR) Yaratılış. TÖZ: (TR) Kök, asıl, cevher. TÖZÜM: (TR) Sabırlı, alçak gönüllü. TUFAN: (AR) Hz. Nuh zamanında Allah'ın kötülüğe sapmış insanları cezalandırmak için gönderdiği bütün dünyayı su ile kaplayan yağmur. Şiddetli yağmur ve sel. TUGAY: (TR) İki alaydan oluşan askeri birlik, liva. TUĞ: (TR) Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç. TUĞAL: (TR) Sancaktar. Tuğ taşıyan. TUĞALP: (TR) Milli lider. TUĞALTAN: (TR) Tuğ - altan. TUĞALTAY: (TR) Altay'a özgü, Altay simgesi. TUĞBAY: (TR) Eskiden tugay komutanlığı yapan albay. TUĞCU: (TR) At kılından yapılmış tuğları taşıyan kimse. TUĞKAN: (TR) Tuğ kan. TUĞKUN: (TR) İzinsiz yanına varılmayan varlıklı, saygın. TUĞLU: (TR) Bayraklı, sancaklı. Şımarık. TUĞRA: (TR) Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel biçimi olan simge. Mühür. TUĞRUL: (TR) Ak doğan, çakırdoğan, yırtıcı kuşlardan bir kuş. TUĞSAN: (TR) Tuğ san. TUĞSAV: (TR) Tuğ sav. TUĞSAVAN: (TR) Tuğ savan. TUĞSAVAŞ: (TR) Tuğ savaş. TUĞSEL: (TR) Tuğ sel. TUĞSER: (TR) Baştuğ. TUĞTAŞI: (TR) Tuğ taş. TUĞTEKİN: (TR) Biricik, uğurlu tuğ. TUĞYAN: (AR) Coşma, taşma. İsyan. TULÜ: (AR) Doğma, doğuş. TULÜN: (TR) Dolun. TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterişli. Karaormanlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı. TUNCA: (TR) Balkan Yarımadası'nda Meriç ırmağının kolu. TUNCAL: (TR) Al renginde tunç. TUNCALP: (TR) Tunç gibi güçlü, kuvvetli yiğit. TUNCAY: (TR) Tunç renginde ay. TUNCEL: (TR) Tunç gibi güçlü el. TUNCER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse. TUNÇ: (TR) Bakır, çinko, kalay karışımı. TUNÇAL: (TR) Tunç al. TUNÇALP: (TR) Güçlü yiğit. TUNÇARAL: (TR) Tunç aral. TUNÇASLAN: (TR) Tunçaslan. TUNCAY: (TR) Tunç ay. TUNÇBAY: (TR) Tunç bay. TUNÇBİLEK: (TR) Tunç bilek. UNÇBOĞA: (TR) Tunç gibi sağlam, boğa kadar güçlü. TUNÇBÖRÜ: (TR) Tunç gibi sağlam, kurt kadar güçlü. TUNÇÇAĞ: (TR) Tunç dönemi. TUNÇDAĞ: (TR) Tunçtan oluşan, dağ gibi güçlü. TUNÇEL: (TR) Tunç gibi güçlü el. TUNÇER: (TR) Tunç gibi güçlü kimse. TUNÇHAN: (TR) Tunç han. TUNÇKAN: (TR) Güçlü soydan gelen. Tunç kanından. TUNÇKAYA: (TR) Tunç kaya. TUNÇKILIÇ: (TR) Tunç kılıç. TUNÇKOL: (TR) Güçlü kuvvetli kimse. TUNÇKURT: (TR) Tunç kurt. TUNÇÖVEN: (TR) Tunç öven. TUNÇSOY: (TR) Kökü güçlü soydan gelen kimse. TUNÇTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk. TUR: (AR) Dağ. Delikanlı genç. Gelir, kazanç, verim. Devir, dolaşma. TURA: (TR) Tuğra. Kalkan, siper. TURAÇ: (TR) Keklik cinsinden eti yenir bir av kuşu. TURALP: (TR) Genç, delikanlı yiğit. TURAN: (TR) Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler'in ve Turan kavimlerinin birleşmesiyle meydana gelecek devlet. TURATEKİN: (TR) Emin, zararsız ve koruyucu yiğit. TURAY: (TR) Tur ay. TURBAY: (TR) Tur bay. TURCAN: (TR) Genç, delikanlı. TURGAY: (TR) Boz renkli, küçük ötücü, tarlalarda yuva yapan bir tür serçe, torgay. TURGUT: (TR) Konut, oturulacak yer. TURHAN: (TR) Soylu ve seçkin kimse. Eski Türklerde vergi ödemeyen, hükümdar huzuruna izinsiz girebilen, saygın kimse. Turahan. TUTKUN: (TR) Bir şey ya da birine düşkün bağlı. Bol, verimli. Esir, tutsak. TUYAN: (TR) Semiz, şişman. Zengin. Kibirli, gururlu. TUYGUN: (TR) Genç, güçlü. Çılgın, şımarık. Duygulu, hassas. TUYUĞ: (TR) Şiir, şarkı, türkü. TUZ: (TR) Güzellik, şirinlik. TUZER: (TR) Şirin delikanlı. TÜBLEK: (TR) Soylu, asil. TÜKEL: (TR) Tam, bütün, mükemmel. TÜKELALP: (TR) Kusursuz yiğit. TÜKELAY: (TR) Dolunay. TÜLEK: (TR) Kurnaz, açıkgöz, düzenci. Efe. Çok genç, delikanlı. Zengin. Saygın kimse. Sakin, gururlu. TÜMAY: (TR) Dolunay. TÜMBAY: (TR) Tüm bay. TÜMCAN: (TR) Tüm - can. TÜMEL: (TR) Temel. TÜMEN: (TR) On bin. Pek çok. Yığın, küme, sürü. TÜMENBAY: (TR) Tümen komutanı onbin kişilik grubun lideri. TÜMER: (TR) Tam erkek, yiğit. TÜMERDEM: (TR) Çok erdemli. TÜMERK: (TR) Güçlü, kuvvetli. TÜMERKAN: (TR) Yiğit kandan gelen. TÜMERKİN: (TR) Olgun. TÜMKAN: (TR) Kanlı, canlı, sağlıklı. TÜMKURT: (TR) Tüm - kurt. TÜMKUT: (TR) Çok talihli, kutlu. TÜN: (TR) Gece. TÜNAK: (TR) Işıklı, mehtaplı gece. TÜNAL: (TR) Tün - al. TÜNAY: (TR) Tün - ay. TÜNER: (TR) Tün - er. TÜNEY: (TR) Öğle güneşi alan yer. Güneş battıktan sonraki zaman. Güneşli yer. TÜRABI: (AR) Toprakla ilgili. Topraktan. TÜRE: (TR) Görenek, gelenek, töre. Subay, komutan. Hak ve hukuka uygunluk, adalet. TÜREGÜN: (TR) Türe - gün. TÜREHAN: (TR) Türe - han. TÜREK: (TR) Tepelerin ortasındaki çıkıntı. TÜREL: (TR) Hukuksal, hukukla ilgili. TÜRELİ: (TR) Güzel. TÜREMEN: (TR) Yasa adamı, hukukçu. TÜREV: (TR) Oluşan, ortaya çıkan, türeyen. TÜRKAY: (TüR) Ay gibi parlak, aydınlık Türk. TÜRKCAN: (TR) Sevilen Türk. TÜRKDOĞAN: (TR) Türk soyuna mensup. TÜRKER: (TR) Türk er. TÜRKEŞ: (TR) Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı. TÜRKMEN: (TR) Oğuzların bir kolu. Bu koldan olan. Tam göçebe olmayan fakat mevsiminde yaylaya veya yazıya çıkan. TÜRKOĞLU: (TR) Türk oğlu. TÜRKOL: (TR) Türk ol. TÜRKÖZ: (TR) Özü, aslı Türk olan. TÜRKSAN: (TR) Adı duyulmuş, Türk gibi ünlü. TÜRKŞEN: (TR) Şen ve mutlu Türk anlamında. TÜRKYILMAZ: (TR) Direnişçi, sebat eden. TÜRÜNK: (TR) Çalışan, etkin. TÜVÂN: (FAR) Güç, kuvvet. TÜVANGER: (FAR) Zengin, mülk sahibi, varsıl. TÜZEL: (TR) Adalet, hukuk. TÜZEMAN: (TR) Adaletli kimse. Yasa adamı, hukukçu. TÜZMEN: (TR) Doğru, adil, güvenilir kimse. TUZUN: (TR) Yumuşak huylu, sakin kimse, soylu, asil. TÜZÜNALP: (TR) Yumuşak başlı, sakin, asil yiğit. TÜZÜNER: (TR) Tüzün er. |
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
UCA: (TR) Yüksek, yüce.
UCATEKİN: (TR) Yücelikte eşsiz kimse. UÇANAY: (TR) Ay gibi yüksek anlamında. UÇANOK: (TR) Hızlı, atak, yiğit. UÇAR: (TR) Uçan, uçucu. UÇARER: (TR) Uçar er. UÇBAY: (TR) Sınır beyi. UÇBEYİ: (TR) Selçuklu ve Osmanlılar'da sınırlardaki askeri güçlerin kumandanlarına verilen ad. UÇHAN: (TR) Sınır şehir hanı. UÇKAN: (TR) Deli dolu, havai, toy. UÇKUN: (TR) Kıvılcım. Pahalı, yüksek. Uçan, çapkın. Becerikli, eli aaa. UÇMA: (TR) Dağın karlarla örtülmüş dik yamacı. UÇMAN: (TR) Uçan uçucu. UÇUK: (TR) Uçmuş, soluk renk. Çökmüş yer, toprak. İyi. Sivri dağ tepesi. UÇUR: (TR) Vakit, an, fırsat. Mevsim. UFKİ: (AR) Ufka ait, ufukla ilgili. UFUK: (AR) Düz arazide ya da açık denizde gökle yerin birleşir gibi göründüğü yer. Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü. Çevre, dolay. UĞAN: (TR) Yüce, yüksek, güçlü. UĞRAŞ: (TR) Güçlük ve kötülükle uğraşma, mücadele. UĞUR: (TR) İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, tesadüf. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı. UĞURAL: (TR) Uğur + al. UĞURALP: (TR) Hayırlı yiğit. UĞURATA: (TR) Hayırlı ata. UĞURAY: (TR) Uğurlu ay. UĞURCAN: (TR) İyilikçi ve candan. UĞUREL: (TR) Eli uğurlu olan. UĞURHAN: (TR) Hayırlı lider. UĞURLU: (TR) Uğurlu olan, iyilik getirdiğine inanılan, kutsal kutlu. UĞURLUBAY: (TR) Uğurlu -bay. UĞURLUBEY: (TR) Uğurlu -bey. UĞURSAL: (TR) Uğurla ilgili, uğurlu. UĞURSAN: (TR) Uğuruyla tanınmış olan. UĞURSAY: (TR) Uğur say. UĞURSEL: (TR) Uğur sel. UĞURSOY: (TR) Uğurlu soydan gelen. UĞURTAN: (TR) Uğur tan. UĞURTAY: (TR) Uğurlu genç. UĞUŞ: (TR) Anlayış, zeka, bekleyiş. Benzeyiş. Soy, kabile, soysop. UĞUZ: (TR) Kutsal, mübarek. Saf, temiz. ULA: (AR) Birinci. Şan ve şeref sahibi kimse ULAÇ: (TR) Bağlayan, bağlayıcı. Sınır. ULAÇHAN: (TR) Sınır hanı. ULAĞ: (TR) Ulak. ULAŞ: (TR) Amacına eriş, isteğine kavuş. ULU: (TR) Erdemleri bakımından çok büyük, yüce. Zengin, saygın. ULUALP: (TR) Çok erdemli, yüce yiğit. ULUANT: (TR) Kutsal, büyük yemin. ULUBAŞ: (TR) Yüce, saygın kimse. ULUBAY: (TR) Yüce, saygın, erdemli kişi. ULUBEK: (TR) Saygınlığı olan bey. ULUBERK: (TR) Saygın kişilikli yiğit.. ULUCAN: (TR) Erdemli, saygın, yüce kişi. ULUÇ: (TR) Selçuklular döneminde Türk beylerine verilen unvan. ULUÇAĞ: (TR) Hayırlı, uğurlu dönem. ULUÇAM: (TR) Ulu - çam. ULUÇKAN: (TR) Uluç - kan. ULUDAĞ: (TR) Çok büyük, yüce dağ. ULUDOĞAN: (TR) Doğuştan yüce, uğurlu kimse. ULUER: (TR) Saygın, uğurlu, yüce kimse. ULUERKAN: (TR) Saygın, yüce, soylu kimse. ULUĞ: (TR) Ulu, büyük, saygın. ULUHAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar. ULUKAAN: (TR) Büyük, saygın hükümdar. ULUKAN: (TR) Soylu yüce kandan gelen. ULUKUT: (TR) Çok uğurlu, kutlu kimse. ULUM: (TR) Ululuk, haşmet, büyük gösteriş. ULUMAN: (TR) Ulu, yüksek, saygın kimse. ULUMERİÇ: (TR) Ulu meriç. ULUN: (TR) Büyük, ulu. Temrensiz ok. Buğday, arpa kökü. ULUNAY: (TR) Büyük, ulu ay. ULUÖZ: (TR) Özü yüce, saygın kimse. ULUS: (TR) Millet, halk, insan topluluğu. ULUSAN: (TR) Adı yüce tanınmış kimse. ULUSOY: (TR) Ulu, yüce, soylu. ULUSU: (TR) Yüce, kutlu su. ULUŞAHİN: (TR) Ulu şahin. ULUSAN: (TR) Yüce şanlı kimse. ULUTAN: (TR) Ulu tan. ULUTAŞ: (TR) Ulu taş. ULUTAY: (TR) Ulu tay. ULUTEKİN: (TR) Yüksek şahsiyetli ve sakin kişilikli. ULVİ: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen. UMA: (TR) Hediye, armağan. Konuk, misafir. UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu. UMAR: (TR) Çare, çıkar yol. UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus. UMRAN: (AR) Bayındırlık, ma murluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim. UMURAL: (TR) Görgü, bilgi, deneyim kazan. UMURALP: (TR) Görgülü, bilgili, yiğit. UMURBAY: (TR) Görgülü, bilgili, saygın kişi. UMURBEY: (TR) Görgülü, bilgili, kişi. UMUT: (TR) Ummaktan doğan, güven duygusu, ümit. UNAN: (TR) Sadakat, bağlılık. Hak. UNAT: (TR) Doğru yolu tutan. Akıllı. Ergin. UNGAN: (TR) Onmuş kişi, mutlu. Yürekli, yiğit kişi. UNSUR: (AR) Öğe, ilke, eleman. URAL: (TR) Hazar denizine dökülen, ırmak ve sıradağ. URALP: (TR) Kentli yiğit. URALTAN: (TR) Ur - altan. URALTAY: (TR) Ur - altay. URAM: (TR) Büyük, geniş yol. URAN: (TR) Yetenekli, usta, becerikli. URANDU: (TR) Seçkin, seçilmiş. Hayırlı. URANGU: (TR) Savaşçı, savaşkan. URAZ: (TR) Şans, talih. URAZA: (AR) Hediye, armağan. Konuğa çıkarılan yiyecek. URGUN: (TR) Vurulan, vurulmuş. Vurgun, aşık. Gizli. URHAN: (TR) Yüksek rütbeli han. URKAN: (TR) Kale hendeği. Şehir, kent. Yüksek ve korunaklı yer. URLUK: (TR) Aile, soy sop. Tohum. URUÇ: (AR) Yukarı çıkma, yükselme, ağma. URUK: (TR) Tane, tohum. Nesil, kuşak, soy. URUZ: (TR) Hedef, amaç, gaye. USAL: (TR) Gamsız, kedersiz, aaafine düşkün. Önemsiz. USALAN: (TR) Akıl alan, akıllı. USALP: (TR) Akıllı yiğit. USBAY: (TR) Akıllı, saygın kişi. USBERK: (TR) Şimşek gibi parlak akıllı kimse. USBEY: (TR) Akıllı kişi. USER: (TR) Akıllı kişi. USHAN: (TR) Akıllı hükümdar. USKAN: (TR) Akıllı soydan gelen. USLU: (TR) Akıllı, zeki, uysal, sakin kimse. USLUER: (TR) Akıllı, olgun kişi. USMAN: (TR) Akıllı, zeki kimse. USUM: (TR) Akıllı. USUN: (TR) Hüzün. UTKAN: (TR) Zafer kazanmış, muzaffer. Şerefli, onurlu soydan gelen. UTKU: (TR) Birçok emek ve tehlikelerden sonra ulaşılan, mutlu sonuç, zafer. UTMAN: (TRR) Şerefli, edepli, terbiyeli kimse. UYAR: (TR) Uygun yerinde. Boyun eğen, uysal, nazik kimse. UYARALP: (TR) Uysal, nazik yiğit. UYAREL: (TR) Uyar el. UYGAN: (TR) Uyumlu, uyan. UYGAR: (TR) Kültürlü, eğilimli, görgülü, medeni. UYGU: (TR) Uyum, uygunluk. UYGUN: (TR) Yakışır, yaraşır, elverişli, yararlı. Oranlı. UYGUNEL: (TR) Uygun el. UYGUNER: (TR) Uygun uyumlu, olumlu. UYGUR: (TR) Orta Asya'da büyük devlet ve uygarlık kurmuş, yazılı anıtlarla sanat yapıtları bırakmış olan bir Türk ulusu. Uygar, medeni. UYGURALP: (TR) Uygar yiğit. Uygur'a mensup kişi. UYSAL: (TR) Yumuşak başlı, uyumlu, boyun eğen. Terbiyeli. UYUN: (AR) Gözler. Pınarlar, kaynaklar. UZ: (TR) İyi, güzel. Uygun, doğru. Usta. Temiz, dikkatli. Becerikli, akıllı, anlayışlı. Yakın, içten. UZALP: (TR) İyi, temiz, akıllı, anlayışlı yiğit. UZAY: (TR) Bütün varlıkların içinde bulunduğu sonsuz boşluk. UZBAY: (TR) İyi, becerikli, temiz, akıllı ve saygın kişi. UZCAN: (TR) Uysal, uyumlu, iyi insan. UZEL: (TR) Usta, becerikli kişi. UZER: (TR) Becerikli, akıllı kişi. UZGÖREN: (TR) Gerçeği önceden görebilen. UZHAN: (TR) Ülke ve halkına faydalı olan. UZKAN: (TR) Erdemli soydan gelen. UZLET: (AR) Bir kenara çekilip toplum yaşayışından ayrı kalma. UZMA: (AR) Büyük, en büyük. UZMAN: (TR) Belli bir iş ya da konuda bilgi, görüş ve becerisi olan kimse. UZSAN: (TR) Becerisi ve diğer iyi nitelikleriyle tanınan. UZSOY: (TR) İyi nitelikli soydan gelen. UZTAN: (TR) Uz - tan. UZTAŞ: (TR) Uz - taş. UZTAV: (TR) Uz - tav. UZTAY: (TR) Uz - tay. UZTEKİN: (TR) Uz - tekin ÜBEYDULLAH: (AR) Allah'ın kulu. ÜBEYD / ÜBEYT: (AR) Köle, kölecik, kul. ÜÇEL: (TR) Yüce, yüksek. Arka. ÜÇER: (TR) Üç er. ÜÇOK: (TR) Oğuz destanına göre sol kolda bulunan 12 Oğuz boyuna verilen ad. ÜKE: (TR) Onur, şeref. ÜLFER: (AR) Büyük su, ırmak. ÜLGEN: (TR) Yüce, yüksek, ulu. İyilik tanrısına verilen ad. ÜLGENALP: (TR) Yüce, ulu, yiğit. Ülgen - alp. ÜLGENER: (TR) Yüce, ulu kimse. Ülgen - er. ÜLGER: (TR) Kumaş vb. şeylerdeki ince tüy. ÜLGÜ: (TR) Yakışıklı kimse. Pay, hisse. Tutum, tavır. ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan. ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanım. ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanın. ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydınlatan ışık. ÜLKER: (TR) Boğa burcunda yedi yıldızdan biri. ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey. ÜLKÜM (TR) Amacım, ulaşmak istediğim şey. ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse. ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde. ÜLMEN: (TR) Denizci, deniz adamı. ÜMİT: (FAR) (bkz. Umut). ÜNAL: (TR) Adın duyulsun, tanın, ün kazan. Ün al. ÜNALAN: (TR) Adı duyulmuş, ün kazanmış. ÜNALDI: (TR) Ün aldı. ÜNALMIŞ: (TR) Ün ve şan kazanmış. ÜNALP: (TR) Tanınmış, ünlü, yiğit. ÜNAY: (TR) Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli. ÜNEK: (TR) Kahraman, yiğit. Ünlü tanınmış. ÜNER: (TR) Tanınmış, ünlü yiğit. ÜNGÖRMÜŞ: (TR) Ün görmüş. ÜNGÜN: (TR) Ün gün. ÜNGÜR: (TR) Mağara. ÜNKAN: (TR) Tanınmış soydan gelen, soylu kan. ÜNLEM: (TR) Ses, seda, çağrı. ÜNLÜ: (TR) Tanınmış, adı duyulmuş şöhretli, şanlı. ÜNLÜER: (TR) Tanınmış, ünlü kimse. ÜNLÜOL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan. ÜNLÜSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen. ÜNSAÇ: (TR) Adın duyulsun, ünlen. ÜNSAL: (TR) Adın duyulsun. ÜNSAN: (TR) (bkz. Ünsal). ÜNSEV: (TR) Adını ününü sev. ÜNSEVEN: (TR) Ün seven. ÜNSEVER: (TR) Ün sever. ÜNSEVİN: (TR) Ün sevin. ÜNSİ: (AR) Alışmış, sokulgan. Arkadaş, dost. ÜNÜVAR: (TR) Ünü var. Ünlü tanınmış. ÜNVER: (TR) Ünlen, tanınmış ol, insan ol. ÜNVERDİ: (TR) Ün verdi. ÜNVEREN: (TR) Ün veren. ÜNZİL: (AR) Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş. ÜRÜNDÜ: (TR) Seçilmiş, seçkin. ÜRÜNDÜBAY: (TR) Seçkin insan. ÜSGEN: (TR) Yüksek. Gelişmiş. ÜSTAM: (AR) Altın veya gümüşten yapılmış at eyeri. Emin, güvenilir. ÜSTAY: (TR) Ay gibi yüksek yüce. ÜSTEK: (TR) Yüksek, yüce. ÜSTEL: (TR) (bkz. Üstek). ÜSTER: (TR) Çok değerli kimse. ÜSTÜN: (TR) Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Yenen, galip gelen. ÜSTÜNBAY: (TR) Üstün bay. Seçkin, başarılı kimse. ÜSTÜNDAĞ: (TR) Üstün dağ. ÜSTÜNER: (TR) Üsten - er. ÜVEYS: (AR) İsteyen, arzu eden. ÜZER: (TR) Üst. Kaymak. Faiz. Can sıkıcı, üzücü. ÜZEYİR: (AR) Kur'an-ı Kerim'de adı geçen, peygamber olup olmadığı konusunda ihtilaflı görüşler bulunan kişi. |
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
VACİB/ VACİP : (AR) Dini bakımdan terkedilmesi doğru ve uygun olmayan, kesinlik bakımından farzdan sonra gelen.Çok lüzumlu, bırakılması mümkün olmayan zaruri.
VACİD/ VACİT : (AR) Yaratan, meydana çıkaran. VAFİ: (AR) Yeter, tam. Sözünde duran, sözünün eri. VAFİD: (AR) Elçi, temsilci. VAHA: (AR) Çöllerin su bulunan kesimlerinde oluşan bitkili alan. VAHAB/ VAHAP : (AR) Bağışlayan, ihsan eden. VAHAT: (AR) Çölde suyu ve yeşilliği olan yerler. Vahalar. VAHDEDDİN/ VAHDETTİN : (AR) Dinin tekliği, birliği. VAHDET: (AR) Yalnızlık, teklik, birlik. VAHİB / VAHİP : (AR) Bağışlayan, bağışlayıcı. VAHİD / VAHİT: (AR) Bir, tek, yalnız. Allah'ın sıfatlarındandır. VAHİDDİN / VAHİTTİN : (AR) Tek din, dinin tekliği. VAKKAS: (AR) Okçu, savaşçı. VALA: (FAR) Yüksek, yüce. VARGIN: (TR) Ulaşan, isteğine kavuşan. VASIF: (AR) Vasfeden, vasıflandıran. Bir kimse veya şeyi başkalarından ayıran kendine has özellik, nitelik. VARLIK: (TR) Yaşam, hayat. Var olan herşey. VAROL: (TR) Yaşa, uzun ve sağlıklı bir yaşamın olsun. VASFİ: (AR) Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli. VECDET: (AR) Zenginlik, varsallık. VECDİ: (AR) Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan. VECHİ: (AR) Yüzle ilgili, yüze ait. VECİD: (AR) Bir şeyin güzelliği karşısında kendini kaybedecek dereceye gelmek, coşkulanmak. VECİH: (AR) Yüz, çehre. Tarz, üslup. Neden. VECİHİ: (AR) Güzellik, hoşluk, uygunlukla ilgili. VEDAT: (AR) Sevgi, dostluk. VEDİ: (AR) Başkasının malını saklamakla görevli kimse. VEFA: (AR) Sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme. Sevgi, dostluk ve bağlılıkta kararlılık, sebat. VEFAİ: (TR) Vefa ile ilgili. VEFAKAR: (AR+FAR) Sevgisi geçici olmayan, vefası olan. VEFİ: (AR) Vefalı, bağlı. Tam, mükemmel, eksiksiz. VEFİK: (AR) Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. VEHBİ: (AR) Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi. VELİ: (AR) Çocuğun bakımı ve idaresi üzerinde olan, hal ve hareketlerinden sorumlu bulunan kimse. Dost, yakın. Allah'ın sevgili kulu, ermiş evliya. VELİCAN: (AR) Candan, dost, yakın. VELİD: (AR) Yeni doğmuş çocuk. VERİM: (TR) Ortaya çıkan, beklenilen, istenilen sonuç. VESİM: (AR) Güzel yüzlü. VEYİS: (TR) Yoksulluk, muhtaçlık. VEYSEL: (AR) Aslı Üveys'tir. Kurt anlamında. VEYSİ: (AR) Yoksul, muhtaç. VEZİR: (AR) Osmanlı devletinde, askeri ve idari en yüksek derece olan vezirlik rütbesinde olan kimse. VİSALİ: (AR) Kavuşma, ulaşma ile ilgili. VİSAM: (AR) Damgalı, nişanlı. VOLKAN: (FR) Yanardağ, burkan. VURAL: (TR) Vur al. VURALHAN: (TR) Vural +han. VURGUN: (TR) Birine aşık, tutkun. |
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Administrator
![]() |
YABGU: (TR) Eski Türk devletlerinde "hükümdar" anlamında kullanılan bir unvan. YADİGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı.
YAFES: (AR) Hz. Nuh'un üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar denizinin kuzeyine yerleşmiştir. Türk soyunun atası olduğu söylenir. YAĞAN: (TR). Yağmur, kar. YAĞIN: (TR) Yağmur. Yiğit. Arka, sırt. YAĞINALP: (TR) (bkz. Yağın). YAĞIZ: (TR) Esmer. Doru. Yiğit. YAĞIZALP: (TR) Esmer, güçlü yiğit. YAĞIZBAY: (TR) Esmer kimse. YAĞIZER: (TR) Esmer kimse. YAĞIZHAN: (TR) Esmer hükümdar. Yeğni, katı, cesur han. YAĞIZKAN: (TR) Asil, soylu kan. YAĞIZKURT: (TR) Esmer, güçlü, kuvvetli kimse. YAĞIZTEKİN: (TR) Esmer, güçlü, erkek. YAHYA: (İBR) 'Allah lütufkardır" anlamında. Zekeriyya'nın oğlu olan peygamber. YAKUB / YAKUP : (AR) Erkek keklik. İbranice, "Takib eden, izleyen". YALAP: (TR) Parıltı. İvedi, hızlı, çabuk. Sarı renkli bir kuş. Şimşek. YALAVAC: (TR) Peygamber, elçi. YALAZ: (TR) Alev. Bayrak. YALAZA: (TR) Alev. YALAZABEY: (TR) Ateş gibi. YALAZALP: (TR) Alev gibi parlak yiğit. YALAZAN: (TR) Berk, şimşek. YALAZAY: (TR) Ayın kırmızı ışıklar açar hali. YALÇIN: (TR) Sarp. Düz kaygan. Parlak, cilalı. YALÇINER: (TR) (bkz. Yalçın). Çetin, sert ve yiğit. YALÇINKAYA: (TR) (bkz. Yalçın) YALÇUK: (TR) Parlak, parlayan. Elçi. YALDIRAK: (TR) Ak, parlak, ışıltılı. YALGIN: (TR) Serap, ılgın. Alev. YALIM: (TR) Alev, ateş. Kılıç, bıçak vb. kesici yüzü. Kaya. Sarp yer, uçurum. Şimşek. Kuvvet, kudret. Onur, derece. YALIN: (TR) Gösterişsiz, sessiz, sade. Alev, ateş. Taş, büyük kaya. Çıplak, örtüsüz. YALINALP: (TR) (bkz. Yalın). YALINAY: (TR) Ayın en görkemli ve sade görüntüsü. YALINÇ: (TR) Karışık olmayan, sade, yalın, yapılması ve anlaşılması kolay olan. YALKI: (TR) Yalın, tek. Işın. YALKIN: (TR) (bkz. Yalgın). YALMAN: (TR) Kılıç, kama, bıçak, mızrak'ın ağzı veya ucu. Sarp, dik. Eğik, eğinik. YALTIR: (TR) Parlak, parlayan. YALTIRAK: (TR) Işık, parıltı. Kuyruklu yıldız. YALTIRAY: (TR) Ayın ışıltısı. YALVAÇ: (TR) (bkz. Yalavaç . YAMAÇ: (TR) Dağın ya da tepenin herhangi bir yanı. Karşı. Yan. Yakın. Bedel, karşılık. YAMAN: (TR) Kötü, korkulan, şiddetli. Cesur, güçlü. İşbilir, kurnaz, becerikli. YAMANER: (TR) Güçlü, cesur erkek. YAMANÖZ: (TR) Özü güçlü olan. YANAÇ: (TR) Yön, taraf. YANAL: (TR) Yanda olan, yana düşen. Alaca, değişik renkli. Kırmızı pembe. Nehir yatağı. YANAR: (TR) Parlayan, parıldayan. Kaplıca. Aralık ve Ocak ayı. YANIK: (TR) Yanmış olan, esmer. Duygulu, dokunaklı. Kavruk, gelişmemiş. Aşık. YANIKER: (TR) Aşık, vurgun kimse. YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması. YAREN: (FAR) Arkadaş, dost, yakın dost. YARKIN: (TR) Şimşek, ışık, ışıklı. YARLIK: (TR) Buyruk, ferman. Yasa, kanun. Yoksul, acınan. Bağış, lütuf. YARUK: (TR) Işık, aydınlık, parlaklık, parıltı. YASER: (AR) Bolluk, varlık, zenginlik, varlıklılık. YASİN: (AR) Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin başlangıcı. Asıl manası bilinmemekle birlikte, "Ey insan, Ey Seyyid" gibi muhtelif anlamlar çıkarılmıştır. YASUN: (TR) Tarz, üslup, töre. Doğa, tabiat. YAŞAM: (TR) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat. YAŞANUR: (TR) (bkz. Yaşa). YAŞAR: (TR) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır. YAŞIK: (TR) Işık, parıltı, parlaklık. YAŞIL: (TR) Yeşil. Erkek ördek. YAŞIN: (TR) Işık, parlaklık. Gizli. Şimşek. YATMAN: (TR) Boyun eğen, uysal, yumuşak başlı kimse. YATUK: (Tür.) Kanun, santur vb. sazların genel adı. Saklanan kullanılmayan şey. YAVER: (FAR) Yardımcı. YAVEŞ: (TR) Ağırbaşlı, yumuşak huylu, sakin. Şefkatli, sevecen. YAVUZ: (TR) Yaman güçlü, güzel. Sert, şiddetli, çetin, keskin. YAVUZALP: (TR) Çetin ve mücadeleci yiğit. YAVUZAY: (TR) Ayın en güzel hali. YAVUZCAN: (TR) Güçlü kişiliği olan, kimse. YAVUZER: (TR) Cesur, güçlü erkek. YAVUZHAN: (TR) Güçlü hükümdar, hakan. YAY: (TR) Ok atmaya yarayan, eğri ağaç ya da :-):-):-):-)l çubuk. Burç. YAYALP: (TR) (bkz. Yay). Sportmen. YAYBÜKE: (TR) (bkz. Yay). YAYGIR: (TR) Gökkuşağı. YAZGAN: (TR) Yazan, yazar. YAZGANALP: (TR) (bkz. Yazgan). YAZGI: (TR) Kader, alın yazısı. YAZIR: (TR) Oğuzların, Bozok kolunun Ayhan soyundan gelen bir Türkmen boyunun adı. YEĞİN: (TR) Zorlu, katı, şiddetli. Baskın, üstün. Yiğit, güçlü, çalışkan. Bereketli, bol. İyiliği seven. Yakışıklı, güzel, ince. Uygun yerinde. YEĞİNER: (TR) (bkz. Yeğin). YEĞREK: (TR) İyilik sever. Güzel. Fazla, çok. YEKTA: (FAR) Tek, yalnız.Eşsiz, benzersiz. YELER: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk kimse. YELESEN: (TR) Yel gibi hızlı, çabuk. YELMEN: (TR) Aceleci, hızlı davranan, canı aaa kimse. YELTEKİN: (TR) (bkz.Yeler). YENAL: (TR) Galip gelmek, zafer kazanmaktan emir. YENAY: (TR) Yeni ay, hilal. YENBU: (AR) Pınar, çeşme, kaynak. YENER: (TR) Üstün gelen, kazanan. YENGİ: (TR) Zafer, utku, yenme, alt etme. YENİSEY: (TR) Eski SSCB'de 3800 km uzunluğundaki ırmak. YEREL: (TR) Belirli bir yer ile ilgili olan, örf. YERGİN: (TR) Hüzünlü, tasalı, kaygılı. YERHUM: (AR) Erkek kartal. YERSEL: (TR) Yere ait, yerle ilgili. YERTAN: (TR) Güneşin ilk ışıklan. YESAR: (AR) Varlık, zenginlik. Sol, sol tarafı. YESARİ: (AR) Sol, solla ilgili, sol tarafa ait. Zenginlikle ilgili. YETEN: (TR) Yetişen, ulaşan. Olgun, olgunlaşan. Süresi dolan, günü gelen. Tüm canlılar, herkes. YETENER: (TR) Olgun erkek. YETİK: (TR) Yetişmiş, erişmiş, büyümüş. Bilgili, olgun. YETİŞ: (TR) Amacına ulaş, isteğine kavuş. YETİŞEN: (TR) Ulaşan, kavuşan. YETKİN: (TR) Gerekli olgunluğa erişmiş olan, ergin. YETKİNER: (TR) Olgun, kişilikli bilge. YEZİD: (AR) Emevi halifesi Muaviye'nin 3. oğlu. YİĞİT: (TR) Güçlü, yürekli, kahraman, alp. Delikanlı, genç, erkek. YİĞİTCAN: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman. YİĞİTER: (TR) Güçlü, korkusuz, kahraman. YİĞİTHAN: (TR) Yiğit, cesur hakan. YİĞİTKAN: (TR) Güçlü, cesur soydan gelen. YILDIRALP: (TR) Parlayan, ışıldayan, yiğit YILDIRAN: (TR) Parlayan, ışıldayan, ışık saçan. YILDIRAY: (TR) Parlak, ışık saçan ay. YILDIRIM: (TR) Büyük ışık parlaması ve gök gürültüsüyle ortaya çıkan bulutlar arasında veya buluttan yere elektrik boşalması. Şiddetli, süratli, çabuk! YILDIZHAN: (TR) Yıldızların hakanı. YILHAN: (TR) Yıl - han. YILKAN: (TR) Yıl - kan. YILMA: (TR) Vazgeçme, korkma, doğru yoldan yürümekten ayrılma, yılma. YILMAZ: (TR) Yılmayan, bıkmayan, azimli, sebatlı. YOLAÇ: (TR) Yol gösteren, kılavuz. YORDAM: (TR) Kılavuz, rehber. Beceri, yatkınlık. Gelenek, görenek. Anlayış, yerinde davranış. YORUÇ: (TR) Komutan, kumandan. YÖNAL: (TR) Yönünü, cepheni al. YÖNER: (TR) (bkz. Yönal). YÖNET: (TR) Uygun, doğru. İyi, güzel. Becerikli, yatkın. Biçim, tarz, usul. YÖNTEM: (TR) Yol, tarz, metod. Yetenek. Uygun, kolay. YÖRÜK: (TR) Göçebe. Çabuk yürüyen, hızlı. Hayvancılıkla geçinen göçebe Oğuz Türkleri. YULA: (TR) Meşale. Kandil. YULUĞ: (TR) Mutlu, mesut. Hak, adalet. YUMLU: (TR) Uğurlu, kutlu. Kutsal, mübarek. YUMUŞ: (TR) İş, güç çalışma. YUNUS: (AR) Ilık ve sıcak denizlerde yaşayan, memeli hayvan. Bir takım yıldızın adı.Uzun müddet bir balığın karnında kaldığı rivayet edilen peygamber (Yunus). YURA: (TR) Dağ sırtı. YURDAER: (TR) Yurdu için doğmuş kimse. YURDAŞEN: (TR) Yurdu şenlendiren. YURDAY: (TR) Yurdu aydınlatan. YURDCAN: (TR) Yurda canlılık veren. YURTSEVEN: (TR) Yurdunu milletini seven. YURTSEVER: (TR) (bkz. Yurtseven). YUSUF: (AR) Yakub'un oğlu olan peygamber Yusuf. İbranice; inleyen, ah eden, inilti. YÜCE: (TR) Yüksek, büyük, ulu. YÜCEALP: (TR) Büyük, ulu yiğit. YÜCEL: (TR) Yüksel, yüce bir duruma gel, başarı kazan, ilerle. YÜCELAY: (TR) (bkz. Yücel). YÜCELEN: (TR) Yükselen, yüce bir duruma gelen, ilerleyen. YÜCESAN: (TR) Saygın bir adı olan. YÜCESOY: (TR) Saygın, ulu, soylu. YÜCETEKİN: (TR) (bkz. Yüce). YÜKSEL: (TR) Yükseklere çık, yücel, basan kazan, ilerle. YÜRÜK: (TR) (bkz. Yörük). Çabuk ve hızlı yürüyen. Tarihte yeniçerilere katılan yaya asker. Hızlı koşan at. YÜRÜKER: (TR) (bkz. Yürük). |
|
|
|
![]() |
| Beğenilen Sayfayı İşaretleyin |
İsimlerin Anlamı konusu, Bilgi Deposu alanında tartışılıyor.
Konu ile alakalı etiketler:
devlet idare edenler ellerinde terazi tutmuş kimseye benzer sözünün anlamı, yumuşak huylu zıt anlamı, seyran yılhan ile ilgili fotograflar, iki dağın arası vedi, yağız sözmen fan club, alpay özdoğan divriği cami süslemeleri üzerine yazılar, devleti idare edenler ellerinde terazi tutmuş kimseye benzer, tokyürek sülale, seyithan isminin anlamı, devleti idare edenlerellerinde terazi tutulmuş kimseye benzer, olgun zıt anlam, devleti idare edenlerellerinde terazi tutmuş kimseye benzer sözünün anlamı, canlıdınçturz san tes ısı tıc ltd, süleyman öngüner soy ağacı, rüstem isminin anlamı, devleti idare edenler ellerinde terazi tutmuş kimseye benzer anlamı, özkul sülalesi soy ağacı, toksöz sülalesi kemah, nesip toycan, nijad yaruk biyografisi, taha emir pekdemir soy ağaci, rasih şafak tok, talip uluşansülalem kitabı, tancan, mukerrem tanyildiz,
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | UslanmaM | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hayatın Anlamı | EXiR | Aşk Hikayeleri | 0 | 04-30-2007 12:44 AM |
| İsimlerin Baş Harflerine Göre Astroloji-Burçlar-Karakterler | ByemonaR | Burçlar ve Fal | 7 | 03-08-2007 12:39 PM |
| @ Sembolünün Anlamı | ByemonaR | Bilgi Deposu | 3 | 01-23-2007 10:04 PM |
